08.06.2009/Sayı:239
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Eser Özaltındere

Türkiye eli kanlı ABD’ye
dur demelidir!

Terörün ve şehitlerin sorumlusu ABD’dir

Yıllardır gencecik evlatlarımız, yaşamlarının en güzel yıllarında, aşağılık PKK terörü yüzünden mayınlarla ve kahpe kurşunlarla yok ediliyorlar.

Bütün bu ölümlerin ve akan kanların tek sorumlusu ABD’dir.

Irak onların işgali altındadır. Onlara sorulmadan Irak’ta tek yaprak oynayamaz. Orada 164 bin askeri bulunmaktadır. Geçenlerde yine yetkili bir generalleri, on yıl daha Irak ve Afganistan’da kalmaya devam edeceklerini söyledi. Irak’a bu derece egemen olmalarına karşın o topraklardan Türkiye’ye yönelen ve gençlerimizin canına mal olan terör konusunda tek bir ciddi adım atmamakta kararlılar. Taşeronları olan aşiret reislerini ürkütmemek adına Türkiye’deki ana babaların yüreklerine ateş düşmesiyle hiç ilgilenmiyorlar. İnanılmaz bir umursamazlık içerisindeler. Yıllardan beri olduğu gibi bugünlerde de insanlıktan nasibini almamış PKK militanları ellerini kollarını sallayarak Türkiye topraklarına girerek gelişmiş Batı menşeili mayınları döşeyebiliyor ve 9’ar, 6’şar kişilik büyük gruplar halinde vatan evlatlarının şehit olmasına neden olabiliyorlar. Bütün bunlar karşısında ABD denen gözlerini kan bürümüş sömürgeci, kılını dahi kıpırdatmıyor. Onca can göz göre göre, büyük bir kanıksama ve umursamazlık ortamının sessizliğinde yok edilip gidiyor. Bu canların feda oluşu artık sıradanlaşmaya ve değersizleşmeye başlıyor. TSK, kahreden bir edilgenlik içerisinde akan kanların başlıca sorumlusunu etkili şekilde uyaracak kararlı bir tavır ortaya koyamıyor. İşe yaramayan birkaç hava harekatının ve cenaze mangasına slogan attırmanın ötesine geçemiyor. Daha ne kadar bu ölümlere sessiz kalacak bilinmiyor.

Gençlerimizin can kayıplarına neden olan terörün ortadan kalkması için ABD’nin elini taşın altına sokması konusunda sert bir şekilde uyarılması artık şart olmuştur.

Tarihi fırsat dedikleri PKK’yı muhatap almaktır

Terörün varlığı, Irak’ta düzenin daha kurulamamasına ya da topun aşiret reislerinin üzerine atılarak veya coğrafyanın olumsuzluğuna bağlanarak geçiştirilemez. Tarihi fırsat kandırmacalarıyla da çözülemez.

Tarihi fırsat söylemleri, ABD’nin tiyatro oyununda sadece bir sahnedir.

Ortada tarihi fırsat mırsat yoktur. Bu lakırdılar terör örgütünü veya Kuzey Irak kabile reislerini muhatap kabul ettirmeye çalışan fesatın bir parçasıdır. Görmüyor musunuz, Karayılan ne diyor; “… Birinci muhatap İmralı’da Öcalan’dır. O kabul edilmezse biziz. Bizi kabul etmezlerse DTP’dir… Bu da olmuyorsa akil adamlar bir araya gelir..” Yine aynı Karayılan “…İskoç sistemindeki gibi bir parlamento…” istediklerini hiç utanmadan gündeme taşıyabiliyor. İşte bütün bunlar Kürtçü fanatiklere verilen tavizlerin onları getirdiği noktadır. Eğer bir devletin bir cumhurbaşkanı kalkıp da içeriğinin ne olduğu belli olmayan ve anlaşıldığı kadarıyla, öldürülen Jitemci Cem Ersever tarafından “siyaset fahişesi” deyimiyle adlandırılan, Talabani gibi bir oynağın danışman olduğu bir barış planını bir kurtuluş olarak sunuyorsa, Kürtçü taşeronların da bu derece şımarması son derece normaldir. İktidarın, iktidara geldikleri andan beri izledikleri tavizci politika, terörü önlemediği gibi işi içinden çıkılmaz duruma getirmiştir. Bu tavizci politikanın getirdiği nokta, Kuzey Irak kabile yönetimini tanımak veya PKK ile masaya oturulmasını sağlama üzerine kurulmuştur. Bu bütünüyle bir ABD tezgahıdır. Nitekim konsolosları Nevruz sırasında Kürtçülerle halay çekmekten hiç eksik kalmayan ABD, hiç utanmadan, ulusumuzla ve şehit olan evlatlarımızın aileleriyle alay edercesine PKK’nın hain mayınları sonucu hayatını kaybeden askerlerimizle ilgili taziye mesajı gönderme pişkinliğini gösterebildiği gibi bu mesajının sonunda da, “PKK terörüne karşı Türkiye ile işbirliğini sürdüreceğiz. Türk liderlerin şiddetin bitmesi için yaptıkları çağrıları ve farklılıkların barışçı yollarla çözümlenmesine olan bağlılıkları destekliyoruz..” şeklinde dile getirdiği açıklamalarındaki iğrenç bir iki yüzlülükle gerçek hesaplarının ne olduğunu da açık seçik ortaya koymuştur.

ABD, Türkiye’yi BOP’a yem etmek istiyor

Görüldüğü gibi ABD, taziye mesajında dahi “onursuz barış” planını övmeden edemiyor. Hem hainlere istedikleri gibi at oynatma imkanını sağlayacaksınız hem de şehitlerin arkasından taziye mesajları göndereceksiniz. Ayıp ayıp!.. Sonra size sormak lazım hangi “işbirliği”nden bahsediyorsunuz? PKK’nın etkisiz hale getirilmesi için ne yapıyorsunuzda işbirliği sözcüğünü ağzınıza alabiliyorsunuz? İşbirlikçi hükümetin sürekli “taviz” üzerine kurduğu politikalarından güç alarak ve Türk Milletini enayi yerine koyarak PKK’yı yok etme konusunda hiçbir çabanız olmadığı halde nasıl oluyor da “işbirliğinden” dem vurabiliyorsunuz? İsteseniz bu PKK terörüne bir dakikada çözüm bulabilirsiniz. Barzani’ye ve Talabani’ye söyleyeceğiniz tek bir kelime ile bu işi halledebilirsiniz. 164 bin askeriniz var. Irak’ta direnişe karşı da bir denge sağladığınız halde hâlâ askeri güçlerinizi PKK oluşumu üzerine yönlendirmiyorsunuz. Onlarla savaşa bile girmenize gerek yok. Çünkü ufak bir gövde gösterisi onların hizaya girmesine neden olacaktır. Hiçbir şey yapmasanız TSK ile bir işbirliği halinde sınır güvenliğini sağlamanız mümkündür. Ama oralı bile olmuyorsunuz. Çünkü hesaplarınız başka. Terörü bilerek el altından destekliyorsunuz. Türk Ulusu’nu bıktırıp, “lanet olsun, bu işi çözemiyoruz” deyip gelecekteki Büyük Kürdistan’ın zeminini oluşturma faaliyetlerinin başlangıcı olan PKK ve Kürtçü kabile reisleriyle masaya oturulmasını sağlamaya çalışıyorsunuz. Ve bu uğurda Türk ulusunun gencecik insanlarının kanlarını PKK’ya peşkeş çekmekten zerre kadar rahatsızlık duymuyorsunuz. Çok uzun zamandır sömürgeciliğin askeri gücü generalleriniz aracılığıyla dikte ettiğiniz “onursuz barış” mesajlarıyla PKK’yı yasallaştırmaya çalışıyorsunuz. Vatanları için canlarını feda eden kutsal şehitlerimizle ilgili taziye mesajlarınızı bile bu iğrenç hesapçılığınıza alet etmekten çekinmiyorsunuz. Cumhurbaşkanı Gül de sizin yürüdüğünüz yolda yürüyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olmasına karşın Amerikancı “Kürtçü barış” projesinin aracı olma konusundaki kararlılığını her defasında teyit ederek bundan kendisine böbürlenme payı çıkarıyor. Oysa, niyetiniz iyi olsa sürekli dayattığınız Büyük Kürdistan’ın kurulmasına zemin oluşturacak “yalancı barış” operasyonlarına hiç gerek olmayacak. PKK’yı yok etme konusunda Türkiye ile gerçekleştireceğiniz samimi bir dayanışma “gerçek barışı” daha kolay ve kalıcı bir şekilde sağlayacaktır. Ama siz, bu yol üzerinde çaba göstericeğinize, PKK’yı zararsız bir şekilde toplumsallıştırmaya çalışıyorsunuz. Neden? Çünkü, niyetiniz kötü!... Çünkü, Türkiye’yi BOP’a yem etmeye karar vermişsiniz…

PKK’nın ipleri ABD’nin elindedir

İnanılmaz bir paradigma daha! Bu nasıl duyarsızlıktır ki, Yüksekova’daki mayın patlamasında hayatını kaybeden 6 askerimiz daha toprağa verilmeden o gece ve geç vakit Meclisten vicdani redçilerin Türk vatandaşlığından çıkarılması konusu yasal bir yaptırım olmaktan çıkarılıyor? Sömürgeciler ne istemişse aynen o gerçekleştiriliyor. Bu, vatanı için hayatını seve seve veren bu ülke gençlerine hakaret ve ihanet değil midir? Onların hayatlarını, vicdani red adı altındaki kamuflajla askerlikten kaçan kaçaklara tercih etmek ne kadar dindarlıktır? Onların neden şehit oldukları konusunda bu yavrularımızın ailelerine nasıl cevap verilebilecektir?

AKP iktidarı, yıllar boyu demokrasi safsatalarıyla o bölgede terörü önleme konusunda gerekli önlemlerin alınmasını hep askıda bıraktı. Bunun da ötesinde yine “sömürge demokrasisi” adına emperyalistlerin gözü olan o bölgede terörün yoğunlaşması için gerekli dinamiklerin oluşmasına belli bir plan çerçevesinde bilerek izin verildi. ABD ve onların yanaşmaları, Kuzey Irak’ta katliam yapan PKK’yı kendi elleriyle beslerlerken Türkiye sınırları içerisinde de işbirlikçi güçler bu PKK denen cinayet şebekesinin milis güçlerinin ona destek verme konusunda rahat hareket edebilmesi için her türlü yasal olanağı onların emrine sundu. ABD denen vahşi sömürgeci güç, bu arada PKK’yı korumak için elinden gelen herşeyi ardına koymadı. Bir sürü alavere dalavere ve diplomasi kandırmacasıyla ya da metazori tutumlarla PKK’ya zarar verilmemesi için bütün gücünü devreye soktu. Örneğin, ABD Savunma Bakanı, Kuzey Irak operasyonu sırasında apar topar Türkiye’ye gelerek operasyonun bir an önce bitirilmesi konusunda emir verdikten sonra, TSK on saat geçmeden operasyonu bitirdiğini ilan etti ve operasyonun dostlar alışverişte görsün mantığıyla Türk milletinin gazının alınmasına yönelik olduğu ortaya çıkmış oldu. Zaten geçenlerde bir Amerikalı general emeklisi de PEJAK’ın İran’a karşı kullanıldığını itiraf ederek, PKK’nın yönetiminin kendi ellerinde olduğunu deşifre etmişti.

Dolayısıyla bu şekilde Türkiye içindeki ve dışındaki PKK’yı korumaya yönelik ortak eylem planının tek bir amacı vardı, o da terörün Türkiye’yi bıktırması ve böylelikle tek kurtuluş yolunun “onursuz barış” anlaşmasının olduğu yolunda kamuoyu ve yetkili çevrelerin bakış açısının tek seçeneğe indirilmesiydi.

Kürt açılımı ve mayın konusunda asker suskun

Nitekim son dönemde bu hedefe ulaşılmış gibi bir intiba bulunmaktadır. Herkesin terör konusunda karamsarlığı had safhaya getirilmiştir. Hatta TSK bile kırılma noktasındadır. Siyasi iktidardan destek alamadığından yalnız ve çaresiz bırakılmıştır. Neredeyse çıkış yolu bulamıyormuş gibi bir pozisyona girmiştir. Sanki her türlü çözüme açıkmış gibi bir görüntü sergilemektedir. Enteresandır, Cumhurbaşkanı Gül Şam’da tarihi fırsatı dile getirdiği açıklamalarında; “… hiçbir dönemde olmadığı kadar sivil asker bütün kesimler ortak anlayış, işbirliği ve koordinasyon içindeler… Biri bir şey yaparken diğeri bozmaya çalışmıyor şimdi…” derken İlker Başbuğ ile AKP iktidarı arasında bir uyum olduğu doğrultusunda bir izlenim doğmaktadır ve İlker Başbuğ ile birlikte TSK’nın her konudaki edilgenliğinin arkasında da sanki bu gizli anlaşmanın varlığı kendini hissettiriyor gibidir. Fakat bu sezgisel olarak tahmin edilen anlaşmanın mimaru ortağı ABD’dir. Dolayısıyla organizasyonun planlayıcısı ABD, onun çizgisinde yürüyen AKP iktidarıyla Cumhurbaşkanı Gül ve önlenemeyen terör sayesinde bıktırılan, sorunu çözemeyeceğine kanaat getirmesi sağlanmış TSK bir saç ayağı oluşturur noktada buluşturulmuştur.

İlker Başbuğ ve onun önderliğindeki Genelkurmay kolay yolu seçmiştir. Fakat bu kolay yol çok tehlikeli bir yoldur. Bunun sonu Türkiye Cumhuriyeti’ni bir daha geri dönüşü olmayan noktalara taşınmasına neden olabilir. Oysa, AKP iktidarı misyonu gereği her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazır gözükmektedir. Nitekim, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda AKP iktidarının inanılmayacak boyutlardaki aymazlığının göstergesi olan ve bir devletin varoluşunun olmazsa olmaz simgesi olan sınırlarının yabancı firmalara, dolayısıyla da yabancı ülkelere pazarlanması gibi inanılmaz derecede riskli bir icraatını Bakanlar Kurulu sözcüsü Çiçek Cemil Bey “biz her türlü icraatımızın arkasındayız” diyerek AKP adına üstlenebilmiştir. Ancak, TSK gibi Atatürk’ün ordusu konumundaki bir oluşumun, sömürgecilerin planları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanma ve yok edilme projelerinde tavırsız ve edilgen kalmasını tarih kesinlikle affetmez. O yüzden İlker Başbuğ büyük bir sorumluluğun altındadır ve gidişat hiç de onu haklı gösterecek sinyaller vermemektedir. Bir Genel Kurmay Başkanının Hilmi Özkök çerçevesinde ve hatta belkide ondan daha da teslimiyetçi bir çizgide değerlendirilmesi pek hoş olmasa gerektir.

Şimdiye kadar sürekli ABD sömürgecilerinin empoze ettiği politikalar evrensel doğrularmış gibi piyasaya sunuldu. Bunu da bir tarz haline getiren AKP iktidarıydı. AKP iktidarı devamlı taviz verdi ve sömürgecilere teslimiyetten yana bir politikanın vazgeçilmez savunucuları oldu. Çünkü, onlar bu politikaların hayata geçirilmesi için sömürgeciler tarafından palazlandırılmışlardı. Bu politikalar demokrasi adına uygulanması gereken tek geçerli politikalarmış gibi pazarlandı ama bunlar egemen ve bağımsız bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümranlığının göstergesi olan politikalar olamazlardı.

Türk milletine güvenmeliyiz

Atatürk’ün kurduğu “yedi düveli” dize getirmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin önündeki tek seçenek ABD hizmetkarlığı yapan onursuz ve sömürge devletlerine yakışan bu teslimiyetçi politikalar değildir. Türkiye elindeki güçlü kozlarını kullanarak ve cesaretli bir tavır sergileyerek PKK’yı da, Kuzey Irak aşiret ağalarını ve ABD’yi de hizaya getirebilir. Bunun tek yolu kendine güven ve cesarettir. Bu da Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin şanlı geçmişinde zaten var olan bir yetidir. Bu dik duruş beraberinde bazı sıkıntıları da getirecektir belki ama, din simsarlarının kölesi olmuş robotların dışındaki çok büyük bir halk kesimi bunları göğüslemeyi seve seve kabul edebilecek yürekliliktedir. Önlemlerin en başında Kuzey Irak ile ekonomik ilişkileri kesin bir şekilde askıya almak yada bunu bir koz olarak kullanma seçeneği gelebilir. Bunun Türk ekonomisi üzerine getireceği ek yükler ise insanlarımızı fedekarlıklarıyla aşılacaktır. Türk insanı, ülkesinin bütünlüğü ve evlatlarının kanı söz konusu olduğunda her zaman olduğu gibi bugün de bu tür özverilere katlanmaktan kesinlikle kaçınmayacaktır. Bu aynı zamanda ulusal birliğin ve onurun yeni baştan şahlanması için de bir vesile teşkil edecektir.

Ayrıca, PKK ya destek veren iç dinamiklerin denetim altına alınabilmesi için yeni güvenlik birimleri oluşturulabilir ve yasal düzenlemeler yapılabilir, hatta gerekirse geçici bir süre için esnek bir olağanüstü hal uygulamasına dahi gidilebilir. Tüm bunlar gerçekleştirilirken de sömürgeci ülkelerin “demokrasinin dışına çıkılıyor, faşist uygulamalara başvuruluyor” şeklindeki dayatmalarına kulak asmamak gerekir. Çünkü aynı sıkıntıları onlar yaşasalar çok daha demokrasi karşıtı önlemler almaktan zerre kadar çekinmeyeceklerdir. Nitekim Almanya “Baader-Meinhof” örgütünün yarattığı tedhiş hareketleri karşısında kendi iç güvenlik yasalarında önemli derecede demokrasi dışı kısıtlamalara gitmekten kaçınmamıştır. Ayrıca şu da unutulmamalıdır ki, Baader Meinhof örgütü hiçbir zaman PKK kadar bir devletin varlığını tehdit etmemiştir. Hem sonra sömürgeciler havlasalar ne ifade eder? Önemli olan ulusumuzun ve ailelerimizin en değerli varlıkları olan gençlerimizin kanları ve canları değilmidir? Sömürgeci bizim yüreğimize ateş düşüren bu kayıpların acısını ne kadar anlayabilir? Onlar başkalarının kanı üzerinde yükselen kendi çıkarlarını her şeyden yüksekte tutarlar. Ne yazık ki, son dönemde Türkiye’de sömürgecilerin “demokrasi ve insan hakları psikopatlığı” çerçevesindeki dayatma ve tehditleri hayatlarının baharındaki evlatlarımızın canlarının önüne geçirilmiştir.

Hem sonra, DTP’nin milletvekili dokunulmazlıklarının arkasına sığınarak yaptıkları Kürt ırkçılığına ve bölücülüğüne bu kadar duyarsız kalmak niyedir? Neden bir türlü son adım atılamamaktadır? Demokrasilerde gûya parti kapatılmazmış! İyi de neden kapatılmazmış? Eğer o parti Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına kasdetmiş bir terör örgütünün siyasi koluysa bal gibi kapatılmalıdır. Onlarında artık Türkiye’de Türkiye’nin milli bütünlüğü çerçevesinde siyaset yapılabilecek şekilde terbiye edilmeleri gerekmektedir. Sömürgecilere güvenerek yaptıkları şımarıklıklara “dur” denilmelidir.

Buna benzer paketlerin bir bütün halinde uygulanması ve ABD ne söylerse söylesin kaale alınmaması ABD’yi de yola getirecektir. Dik duruş her zaman kazanır. Bu arada ABD’ye belli zorunluluklarda dikte edilmelidir. Gerekirse, ABD ve Türk askerlerinin sınırda PKK’ya karşı ortak operasyon yapılmasını önermekten bile kaçınılmamalıdır. Kritik coğrafyalarda ve dış siyasette tek panzehir, güç ve kararlılıktır. Bunun karşısında ABD de dahil hiçbir devlet duramaz. Tıpkı Ulusal Kurtuluş Savaşında emperyalistlerin kuyruklarını kıstırıp kaçtıkları gibi…

PKK’nın ve Kürtçülüğün yok edilmesinin tek yolu cesaretli ve kararlı bir devlet olabilmeyi bilmekten geçer. Bu tür politikalar belli sıkıntıları beraberinde de getirseler, bunlar bir kez çekilecek ve sonu aydınlığa açılacaktır. “Sömürgeci barış” empozeleri bir kandırmacadır ve sorunu çözmeyecektir. Bu şekildeki tavizkar dış politikaların arkası, Türkiye’nin bölünmesi konusunda daha fazla içinden çıkılmaz sıkıntı ve kaostur. Ayrıca da bu tür “Kürtçü barış” projeleri sadece ve sadece sömürgecilerin çıkarlarına hizmet edecektir.

Zaman, ABD ve onun emrindeki sömürgecilere karşı Kuvayı Milliye ruhunun yeniden canlandırılması zamanıdır.

Bu ruhu sömürgeciler iyi bilirler…


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: