08.06.2009/Sayı:239
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

 

Halil Berktay Perinçek’in adamıydı da sen değil miydin?

Halil Berktay
Halil Berktay

Soner Yalçın
Soner Yalçın

Bu aralar odatv.com adlı internet sitesi ile Taraf yazarları arasında amansız bir savaş var. Odatv.com, bildiğiniz gibi derin haberler veren bir internet sitesi. Dışardan bakıldığında muhalif birileri tarafından idare edildiği şeklinde bir izlenim bırakıyor insanda. Sitenin kurucusu ise tanıdık bir isim. Kurtlar Vadisi dizisinin konsept danışmanı, “Efendi” ve “Bay Pipo” gibi derin kitapların yazarı olan Soner Yalçın.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu sitenin hedefinde bu aralar Taraf yazarları Murat Belge ve Halil Berktay var. Sitede son olarak Halil Berktay ile ilgili bir yazı yer aldı. Yazıda Berktay’ın geçmişini ayrıntılı olarak veriyor.

Olayın özü şu; Halil Berktay, Taraf yazılarını “Weimar Türkiyesi” adlı bir kitapta toplamış. Odatv’de imzasız olarak yayınlanan eleştiri yazısında, kitapta en dikkat çeken isimlerden birinin Doğu Perinçek olduğu belirtiliyor ve Doğu Perinçek’i eleştirirken kendisini işin içine katmayan Halil Berktay sert bir şekilde eleştiriliyor: “Halil Berktay, eski yol arkadaşı hakkında yazmadığını bırakmıyor. (s. 15, 45, 48, 49, 50, 51, 83, 101, 102, 103, 104, 107, 109, 110, 118, 121, 122, 127, 172) Diyebilirsiniz ki ‘eleştiremez mi’; tabii ki eleştirebilir. De... Doğu Perinçek’e ağır ithamlarda bulunurken sanki o dönemde yanında kendisi yokmuş gibi yazıyor. Örneğin, ‘bu zat’ dediği Doğu Perinçek’in ‘dergisinde’ 1980’lerin ikinci yarısından sonra PKK’ya övgüler dizildiğine dikkat çekerken (s. 15) sanki kendisinin 2000’e Doğru’nun yayın kurulu üyesi ve Ankara temsilcisi olduğunu unutmuşa benziyor!”

Yazıyı yazan vatandaş sonra başlıyor Halil Berktay’ın Aydınlıkçı geçmişini sayıp dökmeye ve Berktay’ı yerden yere vurmaya: “Akademi solculuğunu Aydınlık hareketine sokup, ABD’den (Yale Üniversitesi’nden) getirdiği ‘Sovyet sosyal emperyalizmi’ teorisiyle hareketi bölen Halil Berktay (ve düşünsel yoldaşı Şahin Alpay) değil miydi?

ABD’den Maocu Labour Party’nin ateşli ve dogmatik taraftarı olarak Türkiye’de dönen H. Berktay değil miydi? 1969 Çin Komünist Partisi 9. kongresinde Lin Biao tarafından sunulan raporu İngilizce’den Türkçe’ye çevirip Sovyetler Birliği’ne en ağır sözlerle saldıran H. Berktay değil miydi? (Türkiye sosyalistlerini bölen ABD destekli Maoculuk araştırma konusu olmalıdır.) Peking Review’i elinden düşürmeyen H. Berktay, bugün dünü unutmuş gibi yazıyor; sanki orada değilmiş gibi kalem kıvraklığı yapması da ayrı bir hüneri galiba.”

Bitti mi? Bitmedi:

“12 Mart 1971 askeri darbesi öncesi, H. Berktay Aydınlıkçılara bir el kitabı yazıp dağıttı: Bir devrimci işkencede nasıl tavır almalıdır? (Poliste ve İşkencede İhtilalci Tutum). ‘Gerekirse işkence de şerefiyle ölmesini bilmelidir’ diye yazdı.

Sonra darbe oldu; H Berktay gözaltına alındı ve örgüt hakkında polise en çok bilgiyi o verdi. H. Berktay’ı poliste çözüldüğü için Perinçek ve arkadaşları örgütten kovdular!

İnsan düşünmeden edemiyor; acaba H. Berktay bugün o günlerin intikamını mı alıyor?

H. Berktay bugün darbe düşmanı görülüyor. Ne güzel. Peki ya dün? Proleter Devrimci Aydınlık’ın 12 Mart darbesini doğru dürüst analiz edemeyip insanları yanıltan ve hata yapmasına yol açan yazılarını kim kaleme aldı?”

Yazının bundan sonrası da buna benzer ifşaatlarla dolu. Ama sanki yazan kişi Doğu Perinçek’e bu kadar laf edilmesine de biraz bozulmuş gibi. Her neyse bu konu yazarını ilgilendirir. Ama Odatv’de bu yazıyı görünce aklımıza sitenin kurucusu Soner Yalçın geldi. Malumunuz Soner Yalçın da eski Aydınlıkçılardandır ve 90’lı yıllarda Aydınlık hareketinin önemli isimlerinden biriydi. Sahi, bu imzasız yazı sakın Soner Yalçın’ın olmasın? o zaman Soner Yalçın’a söyleyecek tek bir şey var: “Sen yanında değil miydin?” diye soracağına önce “ben yanında değil miydim?” diye sor!


Yarası olan gocunur!

İhsan ArslanHaftalardır süren “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” tarzı açıklamaların sonunda iyi şeylerin ne olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bir AKP cephesinden yapılan açıklamalar, bir PKK’lıların açıklamaları derken kafalar allak bullak edilmiş ve kimse bu iyi şeylerin ne olduğu konusunda bir şey anlamışken TÜRKSOLU olarak önümüze getirilen planın Amerika’nın bölme planı olduğunu açıklamıştık. Bu arada sözde Kürt sorunu ile ilgili açıklamalara da her geçen gün bir yenisi ekleniyor.

Bu defa sazı eline alan ise AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan. Kamuoyu, İhsan Arslan’ı ilk olarak Zaman gazetesiyle tanıdı. Zaman ilk ortaya çıktığında üç sahibinden biri de İhsan Arslan’dı. Gel zaman git zaman gazetenin “entel” havasıyla pek uyuşamayan Arslan, ortaklarıyla girdiği çizgi mücadelesinde başarılı olamadı ve gazeteyi Fethullah kaptı. İhsan Arslan sonra karşımıza Kürtçü ve Şeriatçı Mazlum-Der Genel Başkanı olarak çıktı. 1995 yılında PKK’nın kaçırdığı askerleri almaya giden heyette Fethullah Erbaş ve Akın Birdal ile birlikte yer aldı. Sonrasında ise karşımıza AKP milletvekili olarak çıktı. Bu zat-ı muhterem, şu sıralarda Kürtçülük hususunda Tayyip’in sözüne güvendiği adamlarından biri haline geldi.

İşte bu İhsan Arslan, geçtiğimiz hafta Kürt meselesi ile ilgili birtakım açıklamalarda bulundu. Arslan, Barzani’ye yakınlığı ile tanınan Kürdistan Haber Ajansı’na yaptığı açıklamalarda Hükümetin yakın bir zamanda Kürdoloji bölümleri kurulması, yerleşim yerlerinin Kürtçe adlarının iade edilmesi, dağlardaki “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazılarının silinmesi gibi adımlar atacağını belirtti.

İhsan Arslan, yerel seçimler öncesinde Diyarbakır’da yayın yapan bir televizyon kanalında “Kürt sorununu çözmek için hiç kimse DTP’yi, PKK’yı ve Abdullah Öcalan’ı görmezden gelemez ve yok sayamaz.” demişti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da bu açıklamanın ardından İhsan Arslan hakkında “terör örgütünün propagandasını yaptığı” gerekçesiyle soruşturma başlatmıştı.

Bu ve benzeri açıklamalarıyla tanınan İhsan Arslan, 1992 Nisan ayında çıkan “Kürd Soruşturması” adlı kitapta yer alan röportajında “Bu vatan için kan dökülmez.” demiş, Türkiye’nin Barzani ile ittifak yapmasını önermişti.

“Ne mutlu Türk’üm diyene!” yazılarının kendisini rencide ettiğini söyleyen Arslan, bu yazıların en kısa sürede kaldırılacağını belirtmiş. İhsan Arslan’ın yaptığı bu son açıklama kelimenin tam anlamıyla “yarası olan gocunur” lafını hatırlattı.


Ergun Babahan Star’da “iş”e başladı

Ergun Babahan
Ergun Babahan

2009 yılının başında, Genel Yayın Yönetmenliğini yürüttüğü Sabah gazetesinden istifa eden Ergun Babahan, kendine akacak yeni bir mecra buldu. Babahan, geçtiğimiz Çarşamba itibariyle Star gazetesinde yeni işine başladı.

Tayyip’in damadının CEO’luk yaptığı Çalık Holding’in satın Sabah’ı almasından sonra dümeni AKP tarafına kırarak çizgiyi anında değiştiren Ergun Babahan, bundan sonra Tayyip hayranı olan Ethem Sancak ve Tayyip’in tatilcisi Fettah Tamince’nin ortaklaşa sahip oldukları Star’da “iş”e devam edecek.

Sabah’taki çizgisiyle gazeteyi “yandaş medya”ya çeviren Ergun Babahan, oradaki “iş”ini tamamlayıp ayrıldıktan tam beş ay sonra bu kez “yandaş medya”nın hası olan Star gazetesinde karşımıza çıktı. 3 Haziran tarihli Star’da yazdığı merhaba yazısıyla başlayan Babahan, ilk gün şerefine manifesto niteliğinde bir yazı döşenmiş. Yazısına genel bir medya eleştirisiyle başlıyor: “İtiraf etmek gerekir ki, tablo çok iç açıcı değil. Tek bir gazete 20-25 farklı isimle çıkıyor gibi. Neredeyse aynı mizanpaj, aynı haber, üç aşağı beş yukarı aynı fotoğraf. Kadrosu en zengin olan da ajans haberlerine dayanıyor, en fakir olan da. En yenilikçi iddiasıyla yola çıkanın yaptığı ise sadece boyutla oynamak. Yaratıcılık, özel işlenmiş haber ve özellikle insan unsuru sürgün edilmiş. Sonuçta herkes kupona, promosyona yükleniyor. Özetle tablo kötü.”

Aslında Babahan’ın eleştirisinde bir haklılık payı var. 20-25 gazete farklı isimle ama aynı içerikle çıkıyor ama bunun sebebi gazetelerin sırf ajanslara dayanarak çıkması değil. Bunun sebebi, kendisinin de aralarında bulunduğu gazete yöneticilerinin gazetecilikten çok AKP borazanlığı yapmaları. Bütün gazetelerde AKP propagandası olduğu ve açıktan AKP desteklendiği için de gazeteler neredeyse aynı tornadan çıkmış gibi birbirinin aynı oluyor.

Sonrasında ise kendini Star okuyucularına takdim ediyor: “Bugün büyük bir bölümünüzle ilk kez tanışıyoruz. İlk günden söyleyelim, ben gerçekten ‘yandaş’ım. Demokrasiden, insan hakkından, hukuka saygıdan, hoşgörüden, herkesin inancını veya inançsızlığını, etnik veya kültürel kimliğini özgürce yaşamasından yana bir yandaşım. Yandaş olduğum kadar ‘anti’yim. Laiklik veya muhafazakarlık adına baskıya karşıyım, bir şekilde bir gücü eline geçirmiş olanların halkı aşağılayıp küçümsemesine karşıyım, medya gücünün bir zenginlik, soygun kaynağı olarak kullanılmasına karşıyım. Laiklik adına halkın değerlerinin küçümsenmesine veya bu yolla soyulmasına da, muhafazakarlık adına insanların yaşam biçimine müdahale edilmesine de karşıyım. (...) Ben bu süreçte, değişimden, farklılıkların bir arada yaşaması gerçeğini kabulden yana tarafım. Ben bir yandaşım ve bu kimliğimle gurur duyuyorum.”

Babahan manifestosunda kendisiyle ilgili bir açılım yapacak sanıyorduk ama bizleri yanılttı. Sadece yandaş olduğunu söylemekle yetinmiş ki, onu zaten biliyorduk. Anlaşılan Babahan Star’da da AKP şakşakçılığına ve Kürtçülüğe devam edecek.

Babahan’ın Star’a gelişi henüz künyede bir değişiklik yapılmasına neden olmadı ama yakın bir zamanda gazetenin künyesinde de ismini göreceğimize şüphemiz yok.

Babahan’da bu yandaşlık varken onu kim tutabilir ki?


Edebi senden öğrenecek değiliz

Recep Tayyip ErdoğanTayyip, geçtiğimiz hafta yine esip gürledi. AKP’nin belde belediye başkanları toplantısında “ağır konuşacağım” diyerek kürsüye gelen Tayyip, yine çenesini tutamayarak gereksiz gerginlikler yaratmaya devam etti. Tayyip’in bu seferki mevzusu partisinin adının kısaltmasıydı. Tayyip toplantıda yaptığı konuşmada konu ile ilgili olarak şunları söyledi: “Partimin kısaltılmış adı AK Parti’dir. AKP değildir. AKP diyenler ne yazık ki, demokratik noktadaki etik kurallara uymadan, siyasi etiği hiçe sayarak, bunu edep dışı söylemektedirler. Bizim Yargıtay Başsavcılığı’ndaki kısa adımız AK Parti’dir. Herkes bunu böyle yazmaya mecburdur. Benim yasal olarak kısaltılmış adım neyse sen onu söylemelisin. Söylemiyorsan eğer, o zaman iftira atıyorsun. Bizi olmadığımız şekilde gösteriyorsun. Bizi olmadığımız bir şekilde anmaya çalışıyorsun. Şüphesiz bizim onlara saygımız olmaz. Oradaki AK temizliği, adalet ve kalkınmayı ifade etmektedir.”

Şimdi buna ne desek bilmem ki? Öncelikle şunu söylememiz lazım ki, kendisinin edep hususundaki sicili oldukça olumsuz. Yani edebi kendisinden öğrenecek değiliz. İkincisi partisinin adının baş harflerini yanyana getirdiğimizde (şekil 1-a: AKP) ortaya çıkan görüntü bu. Şimdi gözleri az buçuk gören ve Türkçe okuyup yazma kabiliyetine sahip olan biri bize yukarıdaki şekil 1-a’da “AK Parti” yazdığını iddia edebilir mi? Edemez ama Tayyip edebiliyor.

Çünkü kendisini o kadar büyük görüyor ki, olmayan bir şeyi varmış gibi bizlere dayatma hakkını kendinde bulabiliyor. Birinin ona şunu anlatması lazım. Nasıl Cumhuriyet Halk Partisi’nin kısaltması CH Parti değil CHP ise ya da ne bileyim Milliyetçi Hareket Partisi’nin kısaltması MH Parti değil MHP ise Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kısaltması da AK Parti değil AKP olur. En fazla A ve KP olsun.

Hem AKP, (örneğin o.ç. gibi) ayıp bir kelimenin kısaltılmışına falan da benzemiyor. AKP’nin nesi edepsizmiş de biz edepsizlik ediyormuşuz bir zahmet anlatsa da biz de engin bilgilerinden faydalanabilsek.

Ancak açıklamalarının sonunda Tayyip AKP’ye niye karşı çıktığını anlatıyor. Çünkü kendileri partisine “ak” denmesini istiyor. Hatta istemiyor, emrediyor. Bunu böyle söyleyeceksiniz! Oldu. Peki bunu neden böyle söylememiz gerekirmiş? Çünkü AKP dersen iftira atmış olurmuşsun. Sanki AKP’nin açılımı Türkçe’de “hırsız”, “sahtekar”, “dolandırıcı” imiş gibi bu üç harfin bir araya getirilip telafuz edilmesini yasaklamaya kalkıyor.

Tayyip bir de oradaki “AK”ın temizliği, adalet ve kalkınmayı ifade ettiğini belirtmiş. Yani partisi temizliğin, adaletin ve kalkınmanın partisiymiş. Kusura bakmasın ama partisinin iktidar olduğu yıllar boyunca Türkiye ne siyasette temizlik gördü ne adalete kavuştu ne de kalkınabildi. O yüzden siz AKP geldiniz, AKP gidersiniz!


Yeniçağ ve mandacılık

Manda oldular...Yandaki resim, ülkücülükle ulusalcılık arasında bocalayan Yeniçağ gazetesinin 3 Haziran tarihli nüshasının birinci sayfasında yer aldı. Yeniçağcılar akılları sıra Barzani ve Talabani’nin Amerikan mandası altına girdiğini vurgulayarak bu iki aşiret reisini aşağılayacaklardı. Ancak görünen o ki, bu iki Kürt ağasına vurayım derken acınacak hale düşmüşler. Niye derseniz, Yeniçağcılara sormak lazım, Barzani ve Talabani’nin kukla devleti önceden bağımsız mıydı da şimdi manda yönetimi altına girdi? Ayrıca Kuzey Irak bugünkü idaresiyle zaten bir manda yönetimidir. ABD işgalinin başladığı gün Kuzey Irak’ta manda yönetimi de başlamıştır. Gerçi kendileri de Amerikancılık mandası altında oldukları için bu tür ayrımları bilmemelerini gayet doğal karşılıyoruz. Bu gerçeği 6 yıl sonra farkettiği için Yeniçağ’ı tebrik etmek mi yoksa günaydın demek mi lazım bilemiyorum.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: