Özgür Billur |
Tayyip’in İsrail aşkı Tayyip’in fırçası AKP’lileri hizaya soktu Yazıya “Tayyip, yeni bir 1 Mart krizi ile karşı karşıya kalacak mı?”diye başlamayı düşünüyorduk. Ancak 3 Haziran gecesi geç saatlerde TBMM’den gelen haber, bu sorunun cevabını verdi. “Türkiye ile Suriye Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ve İhaleleri İşlemleri Hakkındaki Kanun” Meclis tarafından kabul etti. AKP içinde, ihalenin İsrailli bir firmaya verileceği söylentisi yüzünden ciddi bir rahatsızlık olduğu biliniyordu. Bu yüzden kamuoyunda, Tayyip’e rağmen AKP’liler bu yasayı reddedebilirler mi, düşüncesi vardı. Muhalefetin sert tepkisi de Tayyip’i zor duruma sokmuş ve yasa yeniden görüşülmek üzere geri çekilmişti. Yasa tasarısında ne gibi değişiklik yapılacaktı? Acaba bu ihalenin yabancı bir firmaya verilmesi ya da temizleme işlemi karşılığında organik tarım yaptırılması önergeden çıkarılacak mıydı? Geceyarısı kabul edilen yasaya baktığımızda hiç de umulduğu gibi bir değişikliğin olmadığını görüyoruz. Yapılan değişiklik sadece şundan ibaret: Mayın temizleme işini Maliye Bakanlığı değil, Milli Savunma Bakanlığı yaptıracak; bu usulle gerçekleşmezse Maliye Bakanlığı devreye girecek ve “hizmet” satın alınarak yaptıracak. Ne mi olacak şimdi? İki seçenek var. Birincisi şu: İngiliz vatandaşı olan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu işi yapacak İsrailli firmayı Milli Savunma Bakanlığı’na adres gösterecek. Şimşek’in konuyla ilgili açıklamasını hatırlatalım: “Şu anda Türkiye’de hem tarımsal faaliyette hem de mayın temizleme de uzmanlaşmış firma belki yoktur, bilemiyorum.” İkincisi seçenek ise, Milli Savunma Bakanlığı’nın bu meseleyi çözemeyip bu işi tekrar Maliye Bakanlığı’na devretmesi olacak. Böyle olursa mesele Tayyip açısından daha sorunsuz halledilecek. Ancak ihale bir süre gecikecek. Yasa tasarısının kabul edilmesinde en önemli etken Tayyip’in Salı günü parti grup toplantısındaki konuşması oldu. Tayyip, konuşmasında bir taraftan muhalefete yüklenirken bir taraftan da kendi milletvekillerine çattı. Tayyip’i sinirlendiren milletvekillerinin mayın tasarısı konusunda kendisine yeterli desteği vermemesiydi. Tasarı ile ilgili milletvekilleri içinden birkaç farklı ses de çıkmıştı. Tasarı ilk görüşmelerde AKP oyları ile kabul edilmişti, ama hiçbir maddede kabul oyu 200’ü geçmedi. Halbuki AKP’nin 338 milletvekili bulunmaktadır. AKP milletvekilleri “hayır” oyu vermiyorlardı, ama Meclis’e gelmemeleri olumsuz bir tavrın göstergesiydi. İşte bu tavır Tayyip’i çıldırttı ve grup toplantısında adeta bağırarak kendi partililerine şöyle seslendi: “Meclise gelmeyen arkadaşlarımızın ne işi var? Söylesinler de bilelim! Herkes Anadolu’ya gitsin, il il dolaşsın bu tasarıyı anlatsın.” Tayyip, üstüne basa basa “Bu yasa geçecek.” dedi ve yasa geçti. AKP’lilerin Tayyip’in kapıkulu oldukları bir kez daha ortaya çıktı. Sınırlarımızın güvenliği ve İsrail’in topraklarımız üzerindeki hedefleri gibi gerekçelerle tasarıya şüphe ile yaklaşanlar Tayyip’in fırçasından sonra hizaya girdiler. Tayyip’in İsrail aşkı Meclis, ne zaman geceyarılarına kadar çalışsa Türkiye için hep kötü şeyler olur. Hatırlayalım, AB Uyum Yasaları ve idamın kaldırılması gibi kararlar da hep geceyarısı alınmıştı. Meclis, uzunca bir süredir böyle geceyarısı mesaisi yapmıyordu. Tayyip için bu yasa o kadar önemli olacak ki, Meclis mesai programını değiştirdi ve üç haftadır tartışılan yasa önerisini Meclis’ten geçirmeyi başardı. Tayyip, kendi cephesinden bile tepki toplayan bu yasa tasarısını Meclis’ten geçirerek ABD’de kendisine verilen Yahudi Cesaret ödülünü hakkediğini bir kez daha göstermiştir. Tayyip’in asıl mesleği pazarlamacılıktır. Bisküvi pazarlamaktan, sınırları pazarlamaya kadar uzanır onun işi. Yaptığı iş ticarettir ve ticarettin kurallarını iyi bilir. Yahudi sevgisi de belki ticareti çok sevmesindendir! Bakın partisinin Düzce Kongresi’nde ne söylüyor tüccar başbakanımız: “Küresel sermaye, şu dinden bu dinden diye, eyvah Türkiye elden gidiyor, demek de ne oluyor? Paranın dini, milleti, ırkı olmaz. Şimdi, ülkemizde küresel sermaye yapmak istiyor. Bakıyorsunuz birileri çıkıyor ‘O Yahudi sermayesi olmaz. İstemezük’... Bak kardeşim o George olsun, gelsin yatırım yapsın. Burada fabrika kurduğu zaman, buradan gitse fabrikayı alıp da mı gidecek?” Tayyip’in Yahudi sevgisi o kadar depreşmişti ki, Türk tarihine saldırmaktan geri durmadı. Tarihimizde farklı etnik kökenden insanların ülkemizden kovulduğunu ve bunun faşizm olduğunu söyledi. Tayyip’e en güzel cevabı geçen sayımızda Özgür Erdem vermişti. Tayyip, yasa tasarısında ihalenin İsrailli bir firmaya ihale verilmesi gibi bir şeyin söz konusu olmadığını söylüyor. Peki niçin geçen hafta “İzak gelecek yatırım yapacak, Mehmet, Ahmet, Ayşe, Fatma çalışacak.” dedi acaba? İnsan sormadan edemiyor: Bu mayın temizleme işinde bir Rus, Çin ya da İran firması öne çıksaydı Tayyip bu kadar ateşli bir şekilde davranır mıydı? İsrail firması için yaptığı cengaverliği onlar için de yapar mıydı? Tayyip, İsrail’le ilgili tepkiler üzerine çark etti. Ama bu manevrasıyla ancak Şeriatçı basını ve kendi partisini kandırabilir. Tayyip’in bu yasayla sınırlarımızı İsrail’e peşkeş çektiği yakında anlaşılacaktır. Mayın temizleme anlaşıldı, peki organik tarım neyin nesi? Tasarıya göre yap-işlet-devret modeliyle ihaleyi alan şirket, 5 yıllık temizleme işleminin ardından 44 yıl o topraklarda organik tarım yapacak. Böylece toprağın kullanım hakkı o şirkette olacak. Dünyada daha önce uygulanmamış bir yöntemle karşı karşıyayız. Bizden önce Ottawa Mayın Temizleme Antlaşmasına imza atan pek çok ülke mayınlarını kendi ordularına temizletti. Para yerine toprak kiralama yöntemiyle de uluslararası ilişkilerde ilk defa karşılaşıyoruz. Tayyip, ihalede sadece İsrailli firmaların olmadığını söylüyor. Ama hem mayın temizleme hem de organik tarım yapılması kıstasına uyan (Maliye Bakanının da vurguladığı gibi) pek fazla şirket yok. Örneğin, İsrail TAHAL firması hem mayın temizleme işi yaparken hem de tarım ile uğraşıyor. Güneydoğudaki Yaylak Ovası’nın sulama projesini bu firma yürütüyor. İsrail Büyükelçisi Gaby Levy’nin Şanlıurfa’da yaptığı “Her Yahudi için bu topraklara, atalarımızın dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli, özellikle Şanlıurfa ve Harran’a gelmek çok önemli. Biz tarım ve sulamada teknolojik imkânlar ve kullanımı noktasında çok ilerideyiz” açıklamasını ABD Büyük Ortadoğu Projesi’yle birleştirince Türkiye’nin ne büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu anlayabiliriz. Genelkurmay niye suskun? Söz konusu olan 215 bin dekarlık bir arazi. 38 ülkeden büyük ve İsrail’in üçte ikisi kadar bir toprak parçasından bahsediyoruz. Peki bu araziyi Türk Silahlı Kuvvetleri temizleyemez mi? Bu sorunun cevabı çok net: Evet temizleyebilir! Çünkü iki yıl önce TSK, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde 7 dekarlık alanı temizledi. TSK Mayın Temizleme Bölüğü’nde görevli uzman ekipler üç aylık bir çalışma sonucunda, özel dedektörler yardımıyla mayınları tespit ederek topraktan çıkarttı. Bu çalışmanın ikinci bölümünü ise yerli bir firma “Mayın Faresi” adı verilen bir yöntemle gerçekleştirdi. Hal böyle iken Genelkurmay niçin susmaktadır? Yoksa hükümetin önerisini mi desteklemektedir? Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, mayın temizleme işinin NATO İkmal ve Bakım Teşkilatı (NAMSA) tarafından yapılmasını uygun gördüklerini bildiren bir açıklama yaptı. Ancak bu da bir çözüm değildir. Çünkü NAMSA, bir ikmal ve bakım kuruluşudur, mayın temizlemek işi değildir. Siz NAMSA’ya bu işi havale ederseniz onun yapacağı size bir mayın şirketi bulmaktır. Bu da muhtemelen piyasayı parsellemiş Amerikan ya da İsrailli şirketlerden biri olacaktır. Kısacası, Genelkurmay bu konuyla ilgili AKP’nin önerisine alternatif bir çözüm üretememiştir. Meclis’te ateşli tartışmaların yapıldığı, askerin sustuğu bir dönemde en dikkat çekici açıklamayı ise Emekli Albay Kemal Güner yaptı. 1956 yılında bu bölgeye ilk mayınları yerleştiren 7. Kolordu İstihkam Taburunun komutanı olan Güner şunları söyledi: “Döşenen her mayının krokisi muntazam şekilde tutulur. Krokiler 7. Kolordu’nun arşivinde var. Ordumuz buna muktedirdir. Topuzlu bir tankla bile bölge mayından arındırılabilir. 80 yaşındayım. Bana beş-altı tabur verseler bir mevsimde temizler, teslim ederim. Yabancıya temizletmek yazıktır.” Tayyip, 80 yaşına gelmiş ve ülkesi için bir şeyler yapmaya çalışan emekli bir askerin sözlerini saygıyla dinleyeceğine kabadayılık tasladı. “Sen bir defa haddini bil, artık emekli oldun, git bir kenarda otur. Bu ülkenin bir Genelkurmay Başkanı var, kuvvet komutanları var. Sana ne oluyor ya, otur oturduğun yerde.” diyerek her zamanki saygısız üslubuyla hakaret etti. Anlaşılan Emekli Albay Güner’in söyledikleri boş şeyler değil ki, Tayyip bu kadar rahatsız oldu. Tayyip’in hakaretlerine Güner’in verdiği yanıt ise oldukça manidar: “Vatanı için görev yapan herkesin emekli olduktan sonra da konuşmaya hakkı vardır. Başbakan ulemaya danışmayı sever, bu işin uleması da benim.” Kemal Güner’in açıklamaları, meselenin hiç de çetrefilli olmadığını göstermektedir. Mayın temizlemek bahanesiyle topraklarımızı İsrailli bir firmaya peşkeş çekmek açıktan bir ihanettir. Bu ihale eğer İsrailli bir şirkete verilirse –ki öyle olacak gibi görünüyor- İsrail Türkiye toprakları için kendine özerk bir alan elde edecektir. Bu konunun diğer “ulema”larının da seslerini yükseltmeleri bekliyoruz. CHP’nin önerisi ne anlama geliyor? Peki bu meselede CHP ulusal bir tavır alıyor mu? “Silahla yapamadıklarını parayla satın almaya çalışıyorlar.” diyen Baykal’ın çıkışları özellikle Yeni Şafak gazetesince alkışlandı. Baykal, referandum istedi, halkı “sivil itaatsizliğe” çağırarak yasa geçse bile uygulatmama çağrısında bulundu. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde bile CHP bu kadar radikal değildi. Deniz Baykal, geçen hafta Apo’nun memleketi olan Halfeti’yi de içine alan bir Güneydoğu gezisi yaptı. Bu gezi CHP’nin Kürt açılımı politikası bakımından oldukça önemli oldu. Baykal’ın burada yaptığı açıklamalar DTP’liler tarafından alkışlandı. Baykal, mayın temizleme konusunda yaptığı açıklamada bile Kürtçülük yaptı. “Mayınlı arazileri kim temizlerse temizlesin ama nasıl kullanacağımıza biz karar verelim. Burası Kürt ve Arap vatandaşlarımızla kaynaşmayı sağlayacak bir barış ve modern tarım projesinin merkezi olmalıdır.” diyerek ağzındaki baklayı çıkardı. Mayın temizleme işini kimin yaptığını önemsemeyen Baykal’ın asıl yaptığı ise bölücülük. PKK’nın etkin olduğu bir bölgede ve seçimlerde PKK’nın partisinin en güçlü çıktığı bir bölgede o toprakların elinizden çıkması demek, PKK’nın sınıra egemen olması demektir. Biz, meseleye ulusal güvenlik meselesi olarak bakıyoruz. Bir karış toprağımızın bile yabancılara peşkeş çekilmesine izin veremeyiz. Hangi gerekçeyle olursa olsun... Ülkemiz Kürt açılımıyla yatıp kalkarken birden bire mayın temizleme işi çıkıverdi. Böylece biraz daha oyalanıverdik. Ama bu meselede bile CHP’nin nasıl Kürtçülük yaptığını gördük. Gazetelerden öğrendiğimize göre Kuzey Irak’takiler kendi mayınlarını temizlemişler. Bakarsınız ihaleyi İsrailliler değil, Kürtler alırlar. Ne de olsa onlar da ABD Büyük Ortadoğu Projesi’nde İsraillilerle işbirliği içinde değiller mi? Tayyip, yakında Kürtler için de lobi faaliyeti yürütürse şaşırmamak lazım. ABD, Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirmektedir. Bu planı uygularken kullandığı iki piyon vardır: Bir İsrail, iki Kürtler. Ortadoğu bu iki uşak eliyle parçalanmak istenmektedir. Türkiye’nin Ortadoğu politikasını bu gerçek üzerinden şekillendirmesi gerekmektedir. İsrail, Kuzey Irak Kürtleri ve PKK birlikte hareket etmektedir. Mayınlı arazinin temizlenip bölge halkına dağıtılması, bugünkü koşullarda PKK’nın ekmeğine yağ sürmek demektir. İhalenin İsrailli bir firmaya verilmesi ne kadar tehlikeli ise bu da o kadar tehlikelidir. Bu mesele PKK ile mücadele ekseninde çözülmelidir. Türk devletinin zayıf düşeceği, PKK’nın ve İsrail’in güçleneceği herhangi bir kararın altına imza atanlar tarihe hain olarak geçecektir.
|