08.06.2009/Sayı:239
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Ekin Akkol

Irak’a barışı
Karamehmet mi getirecek?

Kürt petrolü dünyaya aksın diye iki Kürt başına geçmiş vanayı açmıştır. Ne diyelim, Kürt vanası Karamehmet sayesinde dünyaya açılmıştır, hayırlı olsun.

Amerikan planı gereği “bölge” etnik bir temizliği tabii tutularak Kürt bölgesi haline getirildi. Yönetimi Kürt olan “bölge” halkının çoğunluğu da Kürtlerden oluşuyor. Böyle olunca yerin derinliklerinden çıkartılan petrolün adı da “Kürt Petrolü” olacaktır elbet. Şimdi bu Kürt petrolü dünyaya aksın diye iki Kürt başına geçmiş vanayı açmıştır. Ne diyelim, Kürt vanası Karamehmet sayesinde dünyaya açılmıştır, hayırlı olsun.

Kürt vanası açıldı!

Abdullah Gül’ün “Kürt meselesi birinci meselemiz olacaktır” demesinin ardından Türkiye’deki gelişmeler hep Türkiye’nin aleyhine gerçekleşti. En son yaşanan olay ise Türkiye sınırları içerisinde gerçekleşmemiş olsa da Türkiye’yi fazlasıyla ilgilendiriyor.

Mehmet Emin Karamehmet’in sahibi olduğu Çukurova Grubu, Irak’ın işgal edilip Saddam’ın devrilmesinden bu yana petrol araştırmalarını sürdürüyordu. Bu araştırmalar daha sonradan adına “Irak Bölgesel Yönetimi” denilen kukla bir yönetim tarafından kontrol altına alındı. Bu yönetim altında iş gören Karamehmet petrol araştırmalarını hızlandırdı. Yanına aldığı Kanadalı ortağı Addax şirketiyle en son olarak Irak’ın Erbil şehrinin kuzeydoğusunda Tak Tak denilen bölgede değeri yüksek bir petrol kuyusu buldu.

İki şirket birlikte çıkarttıkları petrolü dünyaya ihraç etmek için karar aldılar. Günde ortalama altmış varil petrol dünyaya Irak’tan ihraç edilecek. Buraya kadar baktığınızda her şey normal gözükmektedir. Sıradan bir ticaret anlaşmasından farkı yok. Ancak bu petrol ihraç etme olayının aktörlerine, bu olayın nerede gerçekleştiğine baktığınızda, hiçbir şeyin o kadar sıradan olmadığı anlaşılıyor. Olayı şöyle bir analiz edecek olursak;

-Değeri yüksek olan petrol, Irak’ın kuzeyinde çıkartıldı. Burası, ABD’nin 2003 yılından beri işgal ettiği topraklardır. Yani tüm sokakları ABD’li askerlerin kontrolündedir.

-Irak’ın bölünmesinden sonra oluşturulan “bölgesel yönetim” Talabani ve Barzani’nin kontrolündedir. Yani ABD, Kürt peşmergelerle birlikte güvenlik sağlarken, bölgenin yönetimini de iki Kürde teslim etmiştir.

-Ayrıca petrolün çıkarıldığı yerin Erbil olması da önemlidir. Erbil’de uzun bir süredir ayrı bir parlamento görev yapmaktadır. Bu parlamento Kürtlerin hâkimiyetindedir. Ve her karar Kürtler lehine çıkartılmaktadır.

İşte tüm bunları gözümüzün önüne getirince neden Talabani ve Barzani’nin petrol vanası başında gülücükler dağıttığını daha iyi anlayabiliriz.

En başından beri söylediğimiz Sevr planı yine önümüze gelmiştir. Amerika planı yüzyıl öncesinden çizmiştir. Kürtler bugünkü Sevr’de Amerika’yla işbirliği halindedir. Bu işbirlikçi, hain kuvvet şu an kendi aralarında “bölge” dedikleri Irak’ın kuzeyini yönetiyor.

Amerikan planı gereği “bölge” etnik bir temizliğe tabi tutularak Kürt bölgesi haline getirildi. Yönetimi Kürt olan “bölge” halkının çoğunluğu da Kürtlerden oluşuyor. Böyle olunca yerin derinliklerinden çıkartılan petrolün adı da “Kürt Petrolü” olacaktır elbet.

Şimdi bu Kürt petrolü dünyaya aksın diye iki Kürt başına geçmiş vanayı açmıştır.

Ne diyelim, Kürt vanası Karamehmet sayesinde dünyaya açılmıştır, hayırlı olsun.

Faşizme boyun eğen Karamehmet’e petrol yolu açıldı!

AKP faşizminin medya üzerinde kurduğu baskıyı uzun bir süre önce yazmıştık. Faşist bir rejimde diktatörün medyasından başka bir sese yer olmayacaktı. Bundan dolayı Tayyip, iktidara geldiğinden bu yana medya gücünü tek sesliliğe indirmek için çalıştı. Önce Uzan grubunu bitirdi, daha sonra Ciner’leri susturdu ve kendi yanına çekti. Arada ise Aydın Doğan’a gözdağı vererek sesini çok çıkarmamasını sağladı. En son sıra Karamehmet’e gelmişti.

Tayyip, Karamehmet’i de aradan çıkarmak için en sadık yandaşı Fehmi Koru’yu devreye soktu. Koru ile Karamehmet’in yakınlaşmaları sayesinde Akşam gazetesinde dönüşüm başladı.

Akşam, muhalif olmayı bırakıp, Tayyip’in diktatörlüğüne ses çıkarmayan, adeta faşizmle uzlaşan bir çizgiye geçti. Tabii faşizmle uzlaşmanın sonu yoktur. Önce AKP’yle uzlaşırsınız daha sonra da onun Kürtçü politikalarıyla. Karamehmet ve ekibi de böyle yaptı ve AKP’nin tüm Kürtçü açılımları karşısında sustu.

Tabii Tayyip, bu “olumlu” havayı görmezden gelemezdi. Turgay Ciner’e yaptığı kıyağı, Çukurova Grubu’na da yaptı. Kürt petrolünün dünyaya açılması için Karamehmet’e yol verdi. Karamehmet, aldığı icazet sayesinde Fehmi Koru ile Erbil’e gezi düzenledi, Kanadalı ortağı ile anlaşarak da Kürt petrolünü Türkiye üzerinden dünyaya satmaya karar verdi.

İşte faşizmle uzlaşmak böylesi bir işbirliğini gerektirir. Eğer varlığınızı işbirliği yaparak, ihanet ederek sürdürürseniz sonunuz satranç tahtasındaki piyon olmaktan öteye gitmez. Baktığınızda tahta üzerinde piyonun diğer taşlara göre pek bir değeri yoktur. İki tarafta piyonu bir sonraki hamleyi yapabilmek için atlar geçer. Hatta ileri bir satranç ustası, piyonu bir yem olarak kullanır.

Şimdi Karamehmet’in düştüğü durum bir piyondan farklı değildir. Ondan dolayı Tayyip için de, Talabani ve Barzani için de Karamehmet harcanacak bir satranç taşından ibarettir.

Bir ufak figüransın Irak topraklarında…

Hal böyleyken Akşam gazetesinin kimi yazarları Karamehmet’in Kürt petrolü açılımının Irak’a barışı getireceğinden bahsetmektedir. İsmail Küçükkaya iki gün üst üste yazdığı yazılarda Karamehmet’i adeta bir arabulucu ilan etti. Talabani ve Barzani arasındaki sözde küskünlüğü ortadan kaldıracak bir aktör olarak gördü; “Kuzey Iraklı liderler petrolün onlarca yıldır bu bölgede nasıl bir bela olduğunun farkında olduklarını söylediler. Yerin binlerce metre altından çıkartılan bu petrolün bir nimete dönüşmesinin yollarını aradıklarını ifade etiler. Bölge halklarının kötü tecrübeleri var petrolle ilgili. İşte bir nedenle bir Türk şirketinin Kuzey Irak’tan petrol çıkartmasını ve bunu ilk kez Türkiye’ye ihraç eden grubun Türkler olmasını çok değerli buluyorlar.”

Tabii medyanın genelinde böyle bir olumlu hava estirildi. Gazete manşetleri hep bir “barış” sözcüğünden bahsetti. Barışın Kürt petrolü sayesinde geleceğinden bahsettiler. Ancak tahmin edildiği gibi Irak’a barışın önümüzdeki süreçte gelmesi çok zor görünüyor. Bunun pek çok nedeni vardır.

İlk olarak 2003 yılından bu yana Amerikan işgali orada varlığını sürdürmektedir. Obama ile yeni dönemde de işgal politikası sürecektir. Eğer bir barış ortamı yaratılacaksa ABD’nin Irak topraklarından bir an önce çıkması gerekir. Kısa vadede de bu çok zor görünüyor açıkçası.

İkincisi, Irak’ın kuzeyi olarak adlandırılan bölge tekrardan merkezi bir yönetime bağlanmalıdır. Orada hem Irak hem de “bölgesel yönetim’in bayrağı” dalgalanmamalıdır. Yani Saddam döneminde olduğu gibi tek bir Irak bayrağı ve tek bir Arap ulusu olmalıdır.

Ayrı bir federe yapı devam ettiği sürece kuzeydeki topraklar sadece savaş bölgesi olarak anılacaktır.

Bu iki maddenin gerçekleşmediği bir ortamda barıştan bahsetmek mümkün değildir. Bu iki maddenin gerçekleşmesi ise oldukça zor görünüyor.

Şimdi dönüp sormak lazım…

Karamehmet’in Erbil çıkartması Türk tarafına mı yarar yoksa Kürt tarafına mı?

Cevabı “bölgesel yönetimin” Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Havrami’den alalım; “Bu petrolden elde edeceğimiz gelir Irak halkına kalacak. (…) Bu Irak’ın ihracat kapasitesini arttıracak ve bütün gelirler devlet hazinesine kalacak.”

Tabii bu açıklamayı şöyle okumak gerekir. Irak halkı dediği kuzeydeki Kürt halkıdır. İhracat kapasitesi ise “bölgesel yönetimin” ihracat kapasitesidir. Devlet hazinesi de malum Amerika’nın kurdurduğu kukla Kürt devletidir. İşte Irak’a bütünlük ve barış getirecek proje. Karamehmet istediği kadar manşetten “Türk vanası” propagandası yapsın bu Türk değil Kürt tarafını memnun edecek bir projedir. Karamehmet’e düşen rol ise barışın aktörü olmak değil, savaşın, vahşetin ve zulmün figüranı olmaktır.

Taraf: Kürtlerin küfür yayın organı

Çukurova grubunun medya organı Akşam’da durumlar böyleydi. Diğer yandan Amerikan istihbarat servisinin Türkiye temsilcisi olan Taraf ise PKK ile aynı sözlerle manşet attı. 1 Haziran 2009’daki manşetleri şöyledir: “Kürdistan petrolü yolda.”

Taraf için yayın hayatını sürdürmek Kürtler hakkındaki olaylara bağlıdır. Kürt petrolü meselesinde de durum aynıdır. Taraf için petrolden daha önemli olan petrolcüdür. Eğer ki bu petrolcü Kürt ise işte Taraf’a malzeme çıkmış demektir.

Yayın hayatını Türk devletinin aygıtları olan Ordu’ya ve yargıya küfür etmekle geçiren Taraf, Türk halkının da sürekli nefretini kazanmaktadır. Bundan dolayı Kürt petrolünde aldıkları tavır bizi şaşırtmadı. İlerde de şaşırtacağını zannetmiyoruz.

Onun için birkaç önerimiz olacaktır Taraf’a. İsterlerse çok istedikleri Irak’ın kuzeyine yerleşebilirler. Zaten tüm yazarları PKK’lılarla sık sık görüşmektedir. Bundan dolayı oradaki yapıya yabancılık çekmezler. Hatta bu girişimlerinden dolayı yönetim tarafından ödüllendirilirler bile.

Yönetimin iki kilit ismi Talabani ve Barzani, Taraf’ın iki önemli ismi Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’a kucak açacaklardır. Oturdukları yerden yazı yazmaları için tüm peşmergeler seferber olacaktır. Bunların yaşanacağından hiç şüphemiz yok. Belki Türkiye’de bulamadıkları kadir kıymeti peşmerge kucağında bulabilirler.

“Milli” burjuvaziye elveda “etnik” burjuvaziye merhaba!

Kürt petrolünün önümüzdeki süreçte BOP kapsamında rolü önemli olacaktır. Bu rol Türk tarafına hiçbir zaman yaramayacaktır. Kısaca “Büyük Kürdistan” için atılmış bir adım olarak da söyleyebiliriz.

Ama daha önemlisi faşizmle uzlaşmanın bedelini Karamehmet, Tayyip’e ve Kürtlere gebe kalmakla ödedi. Bu gebeliğin bedelini elbette cebine indirecektir. Karamehmet gibi medya patronları böyle zengin oldular hep.

Bir zamanlar “milli” burjuvazi yaratmanın peşine düşen kimi solcularımız kapitalizmin geldiği noktayı şimdi daha iyi değerlendirmelidir.

Eskiden Koç, Sabancı gibi dev sermayedarları “milli” kategorisine koyup sahiplenirlerdi.

Teorik açıdan bunun mümkün olamayacağı ortadaydı ancak bir açmazdan dolayı buna gerek duyuldu. TÜRKSOLU bu teorik açmazın içine hapsolmadan mücadelesini sürdürürken, burjuvazinin artık daha etnikçi olduğunu söylememiz gerekir.

Kürt petrolü olayı durumu özetlemektedir. Önümüzde ki dönemde bu tür açılımlar sermaye çevresinden gelebilir. Hep birilerinin yatırım olarak söyledikleri işlerde sermayenin etnik kimliğe bürünmesidir. Buradan solcularımıza söyleyeceğimiz tek şey; “milli” burjuvaziye elveda, “etnik” burjuvaziye merhaba!


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: