Onur Yaman |
Mayın temizliği değil sınır ihalesi Mayın ihalesini doğru anlamakGüneydoğu sınırımızdaki mayınların temizlenme meselesi, AKP’nin hazırladığı yasa tasarısıyla yeniden gündeme geldi. Tasarının tam adı “Türkiye ile Suriye arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkındaki Kanun.” Mayınların temizleneceği alan 510 kilometre kare ve Türkiye için son derece stratejik bir alan. 1954 yılında kaçakçılık ve usulsüz sınır ihlallerini engellemek için döşenmiş mayınlar. Şimdi ise bu bölge PKK’nın en önemli geçiş alanı. Aynı zamanda PKK’nın en güçlü olduğu alan. Türkiye’nin bölücülüğe karşı en çok hakim olması gereken bölge çıplak bırakılacak. Altında imzamız olan Ottowa Sözleşmesi gereğince 2014 yılına kadar kara mayınları temizlenmek zorunda. Böyle bir durumda temizlenecek mayınların yerine nasıl bir önlem alınacağının tartışılması gerekirken AKP’nin yasa tasarısıyla, sınırın kime peşkeş çekileceği tartışılıyor. Mayın temizliği değil, Türkiye’nin sınırları ihaleye çıkarılıyor Normal şartlar altında her ülke kendi mayınlarını kendisi temizler. Türkiye’de de bunu yapacak kurum Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Nitekim bölgenin mayın haritası TSK’nın elindedir. Ancak ne hikmetse TSK’nın mayınları temizlemek için talep ettiği 50 milyon dolar bulunamadı. Kıyas açısından söyleyelim Tayyip Bey’in özel uçağı 61 milyon dolar! Bunun sonrasında geçtiğimiz yıllarda bu bölge yap-işlet-devret modeliyle İsrailli firmalara verilmeye çalışılmıştı. Buna göre 5 yılda mayınlar bölgeden temizlenecek 44 yıl süreyle de organik tarım yapılması için bölge ihaleyi alan şirkete bırakılacaktı. Ancak Danıştay, mayın temizleme işiyle organik tarım işinin aynı firmaya verilemeyeceği hükmüne vararak, ilgili ihaleyi iptal etmişti. One minute Tayyip! One minute! Beş ay geçmedi Tayyip’in Davos çığırmalarından. “One minute!” diye bağırıyordu Tayyip. “Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz…” Daha o gün yazmıştık bunun tiyatro olduğunu. Siz kim İsrail’e tavır almak kim diyorduk. Takke düştü kel göründü. Bizim Tayyip Bey’lerin ne kadar İsrail düşkünü oldukları bu tartışmalarla ortaya çıktı. İşte hazırlanan yeni yasa tasarısı Danıştay’ın daha önceki kararını bertaraf etmeye yönelik. Tayyip, İsrail şirketlerine yalnızca yasal zemini hazırlamakla kalmıyor cansiperane bir şekilde savunuyor da İsrail’i. AKP’nin Düzce il kongresinde konuyla ilgili açıklamada bulunuyor: “Hemen yakıştırmalar başladı: ‘Siz burayı İsrail’e peşkeş çekeceksiniz!’ On yıllardır ne söylendiyse bu zihniyet aynı yerde... Bu ülkenin vatan toprakları üstünde yatırım yapan küresel sermaye şu dinden bu dinden geldi diye ‘eyvah Türkiye elden gidiyor’ demek bu kadar kolay mı? Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu acaba kazandık mı? Düşünmek lazım. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi... Paranın dini, ırkı olmaz... Adam burada yatırım yapacak. Burada Ahmet-Mehmet çalışacak.” Şimdi, one minute, Tayyip Bey. Kimdir İsrail? Adam öldürmeyi iyi bilenler mi? Öyleyse neden sınırlarımızı kan dökmeyi iyi bilenlerin eline teslim etmekte sakınca görmüyorsunuz? Mecliste PKK var diyerek Meclise girmeyenler, Obama’nın gelişiyle Meclisten içeriye girmişlerdi. ABD istiyor diye PKK’nın partisiyle aynı ortamı paylaşanlar, doğal olarak Amerikancı siyasete boyun eğiyorlar. Geçtiğimiz haftalarda Abdullah Gül ‘Kürt meselesinde’ askerle ortak anlayışta olduklarını söylüyordu. Bu hafta da Tayyip açıklama yapıyor. “Genelkurmay’ın da bize bu konuda yazdığı yazılar var, ancak bunları kamuoyuna açıklayamayız, biz bu konuda Genelkurmay ile koordineli bir biçimde çalışıyoruz. Yap-işlet-devret yöntemiyle yapılacak. Ancak şu an kimseye verilmiş bir söz yok.” Genelkurmay’dan bir karşı açıklama var mı? Yok. Anladığımız sınırlarımızın 44 yıl İsrail’e teslim edilmesi gerçekleşirse sınırlarımızı korumakla görevli Ordu’nun da sesi çıkmayacak. Baykal muhalefeti: Bölücülüğe dikensiz gül bahçesi Açılım delisi haline gelen CHP bu konuda da müthiş açılımlar yapıyor. Baykal bu toprakların yabancı şirketlere değil bölge halkına verilmesi gerektiğini söylüyor. Eğer yasa çıkarılırsa da halkı uygulatmamaya çağırıyor. Baykal, bölgedeki halkımız dururken neden topraklarımızın hem de %70’i birinci sınıf tarım arazisi olan topraklarımızın yabancılara verileceğini soruyor. Sorunun bu bölgedeki toprakların verimliliği olmadığı herkesçe malumdur. Sorun Türkiye’nin güvenlik sorunudur. Sorun Türkiye’nin bölünmeye direnme sorunudur. Sınır güvenliğimizi kimin sağlayacağı sorunudur. Baykal’ın önerisi de bölücülüğün çanağına su taşıyor. Türkiye’nin sınırında bırakalım bölge halkı tarım yapsın diyor. Pekiyi Baykal’ın bölge halkı dediği kim? Örneğin Şırnak’ta DTP’nin %54 oyu var. Güneydoğu sınırının güvenliği kimlere teslim olacak? Yoksa Baykal bir nevi otonomi çağrısında mı bulunuyor? DTP’liler de gayet memnun Baykal’ın açıklamalarından. Çünkü bu açıklamalar ‘bölge halkına’ toprak değil bölücülüğe dikensiz gül bahçesi vaat ediyor. Muhalefet ve iktidar her ne kadar karşıt noktada gibi görünüyorsa da iki plana da karşı durmamız gerekiyor. Çünkü iki plan da Türkiye’yi sınırlarına hâkim olmamaya sürüklüyor.
|