Özgür Erdem |
Faşizm sizin geleneğinizde var...
Şeriatçı hareketin kökeninde var Tayyip, Türk milletine saldırılarına bir yenisini ekledi: “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman içerisinde biz de düştük.” “Biz” derken neyi kastediyor Tayyip acaba? Herhalde Türkleri değil. Sonuçta kendisini Türk olarak nitelendirmiyor ki. “Türkiyelilik” kavramını ısıtıp ısıtıp Türkiye’nin önüne getiren, Gürcistan’a gittiğinde “Ben de de Gürcülük var.” diyen, memleketi olan köyün asıl ismi “Potamya” olan Tayyip değil mi? Üstelik Türk’ün tarihinde soykırımcılık yoktur. Kimseyi etnik kimliklerinden dolayı yurdumuzdan kovmadık. Faşizanlık yok bizim tarihimizde. Ama Tayyip’lerin tarihinde var. Zaten kendisi de söylüyor: “Bu hatalara zaman içerisinde biz de düştük.” “Biz” derken Milli Görüş hareketini, Türkiye’deki Şeriatçı hareketi kastediyor. Tayyip’in de içinde yetiştiği, bir süre İstanbul İl Başkanlığını yürüttüğü Milli Görüş hareketinin tarihi, bırakın faşizan olmayı, faşist bir tarihtir. Faşizm, kendisi gibi olmayanları kadın-erkek, çoluk-çocuk dinlemeden katletmekse Şeriatçı hareketin tarihi bu tür katliamlarla doludur. Faşizm, kendisi gibi düşünmeyenleri, zorla, baskıyla, şiddetle sindirmekse, Şeriatçı hareketin tarihi bunun örnekleriyle doludur. Faşizm, mazlum bir milleti emperyalizmin de desteğiyle ezmekse, zulmetmekse, Şeriatçı hareket bunun âlâsını yapmıştır. Faşizm, ilerici aydınları sırf kendisini eleştirdi, ilerici düşüncelerin propagandasını yaptı diye öldürmekse, Şeriatçı hareket bu yola sık sık başvurmuştur. Faşizm, devrimci gençlere, öğretmenlere, işçilere, kısacası devrimci düşünce taşıyan herkese saldırmaksa, Şeriatçı hareket de adeta bunun için kurulmuştur... Nasıl mı? Buyurun hatırlayalım...
“Silahı olan silahıyla,
İlhan, karşısında toplanan kalabalığa seslendi:“Yarın savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin.” Savaşların göğüs göğüse yapıldığı, kılıcın baltanın kullanıldığı ilk çağlarda yapılmış bir konuşma değil bu. 40 yıl önce, 1969’da, üstelik Türkiye’nin “en gelişmiş” şehrinde, üstelik de üniversite öğrencilerinin katıldığı bir toplantıda yapıldı bu konuşma. İlhan, düşmana karşı asker toplayan bir Türk beyi değil, Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin Genel Başkanı: İlhan Darendelioğlu. Konuşmanın yapıldığı yer ise Şeriatçı öğrencilerin üye olduğu Milli Türk Talebe Birliği(MTTB). Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan gibi AKP’nin önde gelen isimlerinin de üyesi bulunduğu bu MTTB, Milli Görüş’ün temellerinin atıldığı öğrenci örgütlenmesiydi. İsminin “Milli” olmasına bakmayın, “milli”liği Türk milletinin gözünü boyamak için kullanırlardı. Yoksa “milli”likle alakaları yoktu. İlk büyük eylemlerini de ABD’yi destek için yapmışlardı: Kanlı Pazar... Bilindiği gibi Temmuz 68’de bütün dünyada yankı uyandıran bir eylem gerçekleşmiştir İstanbul’da. 6. Filo’nun gelişi protesto edilmiş ve Amerikan askerleri denize dökülmüştü. Şubat 69’da 6. Filo bir kez daha İstanbul’a gelince devrimci gençler ve işçi sendikaları ortak bir eylem düzenler. Taksim’deki bu antiemperyalist eyleme saldırı planlayan Şeriatçılar şöyle bir bildiri yayınlar: “Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekün bir savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tesbihimi çekerim, etliye sütlüye karşımam deyip de zulüm edenlerden olma, gözünü aç bak... Onlarda taş, sopa, demir, molotof kokteyli mi var? Biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz. Cihat eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur. Caınını veren şehitlik şerefini kazanır. Ezanlar susturulmasın, Müslümanlar komünizmle çarpışan devlet kuvvelerine yardımcı olsunlar.” Bu provokasyon bildirisinin altındaki imza Mehmet Şevket Eygi’dir. Şeriatçıların o dönemdeki gazetesi Bugün’de yayınlanmıştır. “Amerika zararsızdır” Şeriatçılar Dolmabahçe’de, altı ay önce Amerikan askerlerinin denize döküldüğü yerde, toplu namaz kılarlar. 6. Filo’yu kıble yaparlar. Bu sırada devrimciler Taksim’de 6. Filo’yu protesto etmektedir. “Silahını kapıp gelen, silahı yoksa baltasını alan” Şeriatçı güruh harekete geçer. Binlerce kişilik kalabalığın üzerine el bombaları atarlar. Sonra da sopayla, bıçakla, satırla saldırıya geçerler. Yüzlerce insan yaralanır. Duran Erdoğan ve Turgut Aytaç isimli iki devrimci hayatını yitirir. Hangisi daha vahim? İki Türk evladını sırf ABD’yi protesto ettiği için öldürmek mi? Yalnız Türkiye’de değil, tüm dünyada protesto edilen ABD’yi savunmak mı? Yoksa İslamın kurallarını bile hiçe sayıp 6. Filo’yu kıble yapıp namaz kılmak mı? Şeriatçılara göre bunların hiçbiri yanlış değildir. Nitekim Eygi, yaptıklarını Kanlı Pazar’dan sonra şöyle savunacaktır:“Rusya ve Çin Allah’ı inkar ediyor. Amerika ise Allah’a inanıyor, dini var. Amerika’da İslamiyeti yayabilmek hürriyeti var. Amerika inançlarımıza hürmet ediyor. Amerika ehvendir (zararsızdır), ehaftır (hafiftir). Rusya kızıl kafirdir. Amerika ehli kitaptır.” Obama karşısında el pençe divan duranların kimi örnek aldıkları ortada. Hareketlerine “Milli” Görüş dediler. Gençleri “Milli” Türk Talebe Birliği adı altında örgütlediler. Gazetelerinin ismi “Milli” Gazete’ydi. Ama milletle de milliyetçilikle de hiçbir alakaları yoktu. Hayatları emperyalizme selam çakmakla geçti. Bunda hiçbir abartı yok. İngiltere Kraliçesi Elizabeth geçen sene Türkiye’yi ziyarete geldiğinde bir gerçek Gül tarafından açıklanmıştı. 1971’deki ilk ziyaretinde kendisine el sallayan kalabalık içinde Gül’ün genç bir üniversiteli olarak yer aldığı açıklamıştı. Görüyor musunuz ne kadar “milli”lermiş. Kraliçe gelince meydanlara koşturup el sallama yarışına girecek kadar. Üstelik bütün dünyanın emperyalizme karşı eylemden eyleme koştuğu yıllarda... Gericierin klasik provokasyonu: “Din elden gidiyor” “Milli” Görüş’ün geçmişi tabii ki 60’lardan çok daha gerilere gidiyor. Bütün geçmişleri Türkiye’de ne kadar ilerici hareket varsa karşısında durmaktan başka bir şey değildir. 31 Mart’ı yaşattılar bu ülkeye. Toplanıp İstanbul’a baskın yaptılar, adeta bir iç savaş çıkardılar. Dillerinden düşürmedikleri slogan şuydu: “Din elden gidiyor.” Şeriatçı çılgınlık, aynı sloganlarla Atatürk döneminde de başını kaldırmaya çalıştı. Menemen’de, 1930’da yedek subay Kubilay’ı şehit ettiler. Menemen olayından 10 yıl önce ise uğursuz rollerini, Kurtuluş Savaşı döneminde oynamaktan çekinmemişlerdi. Bugün kendilerine “milli” diyorlar ama Kurtuluş Savaşı’na hiç katılmadılar, hatta her fırsatta Kuvayı Milliyecilere karşı ayaklandılar. Anzavur’u, Şeyh Eşref’i, Delibaş Mehmet’i, Çopur Musa’sı... Bolu’da, Düzce’de, Yozgat’ta, Denizli’de, Trabzon’da, Konya’da... Ülke Yunanın İngilizin Fransızın işgali altındadır ama onlar Türk evlatlarına yöneltirler silahlarını... Dillerinde yine aynı hezeyan: “Din elden gidiyor.” Yani Kanlı Pazar’daki o uğursuz rolü Kurtuluş Savaşı’nda da yerine getirmişlerdi. 70’lerden başlayarak günümüze kadar da devam ettirdiler. Kongre yapan öğretmenleri sinemada ateşe verdiler Kanlı Pazar’dan sonra ilk büyük provokasyonları Kayseri’de gerçekleşti. 7 Temmuz 1969’da Kayseri’de Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kongresi vardı. Kongre sürerken akşam 21 sularında şehrin elektriğini kestiler. İki camiye ve bir İmam Hatip Lisesine bomba atarak, “komünistler camilire bombaladı” söylentisi çıkardılar. Sabaha kadar gösteriler düzenlediler, kongrenin yapıldığı sinema salonunu kuşattılar. Sabaha karşı sinamaya girerek içerdekileri taş yağmuruna tuttular. Bu arada liderleri “Din elden gidiyor. Şeytanları taşlayın.” diye çığırıyordu. Sabaha karşı sinema salonunu ateşe verdiler. Ve şehrin bütün otellerinde öğretmen avına çıktılar. Şehrin merkezinde herkesin gözü önünde yaşanan bu katliam girişimi askeri birliklerin müdahalesiyle öğleye doğru durdurulabildi. Yüzlerce kişi yaralandı, ama şans eseri ölen olmamıştı. 24 yıl sonra, yine bir Temmuz günü, 2 Temmuz 1993’te aynı provokasyonu bu kez Sivas’ta yapacaklardı. Daha kalabalık bir şekilde. Ve daha “profesyonelce”... Sivas’ta Pir Sultan Abdal’ı Anma Şenlikleri düzenlemişti. Kanlı Pazar öncesine benzer bildiriler ortaya çıkıverdi. “Din elden gidiyor”du, “Müslümanlar görev başına”ydı... Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu yüzlerce ilerici insan Madımak Oteli’nde kıstırıldı. Saatlerce süren bir gösteri düzenledi. Güvenlik güçleri müdahalede bulunmadı. Ve otel, sonunda ateşe verildi. Aynen Kayseri’deki gibi... 37 kişiyi katledildi. Ve “Milli” Görüş’e bağlı Akıncılar Derneği’nin içinden çıkan İBDA-C “Yaşasın Sivas kıyımı” manşetiyle sevinç çığlıkları attı. Katliam sırasında orada bulunan Belediye Başkanı Karamollaoğlu ise AKP’den milletvekili oldu. Devrimci gençlere silah sıktılar 80 öncesi yaşanan kaos ortamında Şeriatçılar da “ellerinden gelen”i yapmıştı. O dönem gerçekleşen katliamların büyük çoğunluğu MHP tarafından örgütleniyordu. Ama Milli Görüş’ün tabanı da MHP’lilerle birlikte bu katliamlara katılmaktan geri kalmıyordu. Zaten dönemin Milliyetçi Cephe hükümetlerinde MSP ile MHP koalisyon ortağıydı. Maraş, Çorum ve Sivas’ta 80 öncesinde yaşanan ve yüzlerceTürk evladının katledildiği saldırılarda Şeriatçılar da yer aldı. Sonuçta atılan slogan aynıydı: “Din elden gidiyor.” MHP ile “Milli” Görüş’ün bu eylem kardeşliği 68’e kadar uzanıyordu. Kanlı Pazar’da da birlikteydiler. MHP’nin devrimci gençlere kurşun sıktığı günlerde ise MTTB’liler de “paylarına düşeni” yapmaktan kaçınmazdı. Eylül 1969’da özel okulların devletleştirilmesi için eylem yapan gençleri tarayan Şeriatçılardı. Mehmet Can Tekin isimli devrimci genç bu saldırıda hayatını yitirdi. Aralık 1969’da ise Yıldız Akademisi öğrencisi iki genci, Mehmet Büşüksevinç ve Battal Mehetoğlu’nu altı gün arayla yaptıkları iki saldırıda katlettiler. Şeriatçılar bu iki cinayetin amacını şöyle açıklayacaktı: “Cennet mekan Ulu Hakan Abdülhamit Han’ın köşkü, Yıldız Akademisi’ni deccal ordusunun elinden kurtarmak.” O günlerde Eygi ise şöyle yazıyordu: “Camiye gitmeyen herkes komünisttir, siyonisttir, dinsizdir. Mahallenizde ne kadar camiye gitmeyen varsa hepsini belleyin. Sizlere harekete geçme emri verilince bunları öldüreceksiniz. Bu köpekler öldürülünce hareket kolaylaşacak ve amacımıza daha rahat varabileceğiz.” Ve “Milli” Görüş zulmü, zaman içerisinde çığırından çıktı. 70’ler boyunca pek çok devrimci ilerici insan, bu zulmün kurbanı oldu. Bugün “mahalle baskısı” diye kimileri tarafından meşrulaştırılmak ve zararsız gösterilmek istenen bu zulüm, bazen sinemaya tıktığı ilericileri canlı canı ateşe veriyor, bazen mitinglere el bombası atıyor, bazen de kahvehane tarıyordu. Ama bunun dışında yüz binler, hatta milyonlar günlük şiddetin tedidi altında inim inim inledi. Örneğin 89’da Van’da bir üniversite öğrencisi sırf oruç tutmadığı için bu “mahalle baskısı” tarafından öldürüldü. O dönemde MTTB’de, MSP’nin gençlik kollarında ve Akıncılar gibi derneklerde örgütlenen “Milli” Görüşçü gençler, ülkeyi 12 Eylül’e götüren terör ortamının yaratıcılarındandı. Özellikle Akıncılar Derneği daha sonra Hizbullah, İBDA-C gibi Şeriatçı terör örgütlerini kuracak kadroların yetiştiği yer oldu. Şeriatçıların Ülkü Ocaklarıydı yani. Tayyip de gençliğinde hem Akıncılar Derneği’nde yer almış hem de MSP’nin İstanbul İl gençlik kolları başkanlığını yapmıştı. Atatürkçü aydınları katlettiler Faşizmin en klasik tanımı “muhalif görüşlerin tehdit ve baskı yoluyla sindirilmesi”dir. Bunun yöntemlerinden biri de ilerici görüşlerin önde gelen kalemlerinin öldürülmesidir. Bu “görev”i 80 öncesinde MHP gerçekleştiriyordu. Pek çok ilerici aydınımızı öldürdüler. 80’lerden sonra “aydın katletme görevi”ni Şeriatçılar aldı. Aslında bu konuda Şeriatçılar deneyimsiz sayılmazdı. 1952’de gazeteci Ahmet Emin Yalman Türkiye’deki gerici örgütlenmeyi ortaya çıkardığı için Şeriatçıların hedefi olmuştu. Silahlı saldırıdan şans eseri sağ kurtulan Yalman’ı vuran ise bugünün “14 yaşındaki kıza tecavüz sanığı” Hüseyin Üzmez’di. Üzmez o zamanlar “Din elden gidiyor” hezeyanına kapılmış bir lise öğrencisiydi... “Hezeyan”, 90’larda tekrar ortaya çıktı. İlk olarak Muammer Aksoy, ardından Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi Atatürkçülüğüyle tanınan ünlü kalemler bir bir ortadan kaldırıldı. Milli Görüş Faşizmi Kürt-İslam Faşizmi haline geldi Bütün bu katliamlar, şiddet, terör eylemleri, “Milli Görüş” tek başına iktidar değilken olmuş olaylar. “Milli” Görüş’ün bağrından çıkan hareketlerden biri olan AKP, bugün iktidarda. Bu zihniyetle yetişen insanların, bugünkü AKP faşizminden farklı bir rejim kurmasını beklemek hayalcilik olurdu. Peki Şeriatçı faşizm durdurulmazsa ne olur? İran’a ve Taliban dönemi Afganistan’a bir bakın. Eli değnekli görevliler namaza gitmeyenleri dövüyor... 40 yıldır Türk milletinin canını okuyan Şeriatçı terör, AKP iktidarıyla birlikte Kürt-İslam Faşizmine dönüştü. Ve böyle devam ederse, İran ve Afganistan’daki tabloyla karşılaşacağız. Biz Türkler hiçbir etnik grubu bu ülkeden zorla kovmadık. Bu, Tayyip’in iddiası. Ama Kürt-İslam Faşizmi, iktidarda kalmaya davem ederse, bir gün Atatürkçüleri bu ülkeden zorla ülkeden kovacaktır emin olun. Tayyip de itiraf etmedi mi: “Bu faşizan bir yaklaşımdı. Bu hataya bazen biz de düştük.” Faşizm bunların kanında var...
|