Kaya Ataberk |
Türkiye’ye biçilen kefen:
Murat Karayılan’dan The Times’a demeç Murat Karayılan’ın eli kanlı bir terör örgütünün elebaşı değil de meşru bir siyasi partinin lideri gibi muamele görmesi artık normal bir durum haline geldi. Neredeyse bu durumu eleştiren bizler demokrasi ve barış düşmanı ilan edileceğiz ve Karayılan’a hakaret ettiğimiz için kınanacağız! Önceki haftalarda Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın açtıkları yoldan giderek gazetecilik adına soluğu Kandil Dağı’nda alan Hasan Cemal, bir süreci başlatmış oldu. Bilindiği gibi bu röportajın yayınlandığı süre içinde Milliyet gazetesi PKK’ya bugüne kadar kimselerin vermediği bir propaganda imkanını vermişti. Tabii ki bu gelişmenin Abdullah Gül’ün çıkışlarından, planlarından bağımsız olmadığı da hemen anlaşılmıştı. Yapılmak istenen belliydi. Abdullah Gül, “çözüm için fırsatlar var” diyecek; bu fırsatların ne olduğunu da biz Türkler Karayılan’ın taleplerinden çıkaracaktık. Daha ne olduğu, Türkiye’nin nereye sürüklendiği tam anlaşılamadan bu sefer de Karayılan İngiliz emperyalizminin tarihi gazetesi The Times’ta kendini gösterdi. Demek ki, Milliyet gibi işbirlikçiler yetmiyordu. Artık Kürtler kendilerini bizzat sömürgeciliğin merkezinde ifade edeceklerdi… Aslında Karayılan, Hasan Cemal’e söylediklerinden çok da farklı bir şey söylemedi. Karayılan; “Türkler bize parlamento hakkı vermeli, iki taraf da birbirini affetmeli, PKK’nın çözümün parçası olduğu kabul edilmeli.” demişti. Yani; biz kendi parlamentomuzu ve devletimizi kuracağız ama siz de PKK’yı resmen tanıyıp Apo’ya affı çıkaracaksınız demiş oluyordu… Bu sefer Karayılan, İngiliz gazetesine çıktığı için olacak, araya bir de “İskoç Modeli” lafını sıkıştırıvermiş. Bilindiği gibi İskoçya, Büyük Britanya ya da Birleşik Krallık’ın parçalarından biri. Yarı özerk bir durumda, kendi parlamentosu, başkenti, bayrağı var. Fakat dış politika ve güvenlik meselelerinde Londra’ya bağlılar. Tabii ki doğal olarak İskoçların tarihsel durumuyla, Kürtlerin durumu arasında bir benzerlik yok. Fakat bu modeli Türkiye’ye önermenin tek anlamı varsa o da ayrı bayrak, başkent ve parlamentosu olan bir Kürt devletinin dayatılmasıdır. Fakat bunların PKK için gerçekten de yeterli olacağını düşünmek de büyük saflık olur. Onların kafasında İskoç modeli değil Irak modeli var… DTP, Karayılan’a karşı mı çıktı? Karayılan’ın açıklamalarının basına yansımasının hemen ardından DTP’liler de İskoç Modeli üzerine konuşmaya başladılar. Bizim basına kalırsa DTP bu modele karşı çıkmakla kalmıyor aynı zamanda Karayılan’ın da sözünü dinlememiş oluyordu. Basın bir kez daha sanki PKK’dan ayrı bir DTP varmış gibi göstererek, PKK’yı dolaylı olarak aklamanın ve meşrulaştırmanın yollarını arıyordu. DTP’liler gerçekten de çıkıp “Biz İskoç modeli istiyoruz” demediler. Fakat kendilerinin zaten “demokratik özerklik” projelerinin olduğunu belirttiler ve her modelin konuşulmasından yana olduklarını söylediler. DTP’li Hasip Kaplan: “Genel olarak bir anayasa taslağı çalışmamız var. Parti olarak nasıl bir çözüm istediğimizi, bütün konuları içeren bir çözüm projesiyle yakın zamanda kamuoyu önüne çıkaracağız.” diyerek bir anlamda DTP’nin daha da kapsamlı bir özerklik projesinin olduğunun altını çiziyordu. Akın Birdal ise; “Önemli olan sorunun çözümündeki niyet ve kararlılıktır. Barış içinde bir arada yaşama projesini gerçekleştirmektir. İskoçya modelinde eyalet sistemidir. Almanya’da, ABD’de örnekleri olan bir sistem. Çok dilli, çok kültürlü. Modeller elbette tartışılmalı. Geçtiğimiz haftalarda Hasan Cemal aracılığıyla gündeme getirilen yol haritası üzerinde durulabilir. Başbakan ve Cumhurbaşkanı Hasan Cemal’le görüşerek bu süreci kesintiye uğratmadan sonuca bağlamalı.” diyor. Yani açıkça Murat Karayılan’a ve PKK söylemine gönderme yapıyor. Kısacası bizim basındaki aklı evvellerin iddia ettiği gibi ne bir karşı çıkış var ne de DTP-PKK ikiliği. DTP’nin dönüp dolaşıp yaptığı da PKK’yı ve Karayılan’ı muhatap olunacak adres olarak göstermekten başka bir şey değil. Ne modeli olacağı çok da önemli değil onlar için. Bir planları var ve bu plan da PKK’dan da çok AKP, CHP ve MHP’nin yardımıyla yol alıyor. Daha ne olsun? DTP’nin özerklik planı DTP-PKK’nın planı aslında uzun zamandır ortada ve çok açık. Bu planın ilk aşamalarında PKK’nın nasıl siyasallaştırıldığını hep beraber izlemiştik. Bununla koşut olarak da Kürtçülük Türkiye’nin tüm siyasi akımlarına, partilerine ve maalesef daha da önemli kurumlarının yönetimine kadar kabullendirilmişti. Bu program o kadar başarıyla uygulandı ki, bugün gerçekten de sürecin karşısına dikilecek kimseyi bulamıyoruz. Siyasallaşan PKK’nın en önemli destekçisi Ergenekon operasyonu oldu. Ergenekon bir taraftan Ordu’yu ve ulusal kesimleri suçlu durumuna getirirken diğer taraftan da PKK’yı meşru ve mazlum konumuna yükseltti. PKK’nın yaptığı katliamlar ve otuz yıllık terör unutturuldu, Ordu “katliamcı”, PKK’yla savaşan Türk komutanları “terörist” yapıldı. Artık sıra bu komutanların Lahey’de savaş suçlusu olarak yargılanmasına kalmıştır. Bu noktada PKK’nın özerklik planı da devreye girer. Buna göre DTP soykırıma uğramış Kürtler adına BM ve NATO’ya başvuracaktır. Bu başvurunun sonucu da BM-NATO müdahalesiyle, Kürt özerkliği olacaktır. Aslında bunun ilk girişimini de Obama’nın Türkiye’ye gelişinde yaptılar. Sonrasında inkar edilse de Ahmet Türk’ün Obama’dan özerklik “dilediği” çuvala sığmayan bir mızrak gibi açıktır. PKK’nın nihai hedefinin özerklik olmadığı da aslında üzerinde söz söylemeyi gerektirmeyecek bir gerçek. Bu örgüt, kurulduğu günden beri kendi yöneteceği bağımsız bir Kürt devletini kurmanın peşindedir. Sonuçta özerklik denilen şey sadece bunun kılıfından ve ara aşamasından ibaret. Ama bugün Türkiye’de öyle bir hava estiriliyor ki, sanki ne PKK’nın böyle bir niyeti var ne de DTP, PKK’nın uzantısı… Siyasetçiler ve ABD ne kadar uğraşırsa uğraşsın bu planlarını bize kabul ettiremeyecekler. Fakat yine de bu planı biraz daha sorgulayalım ve Türkiye’ye nasıl bir geleceği reva gördüklerini anlayalım. Karşımıza getirilen modelin ne olduğunu bilelim. Tüm Kürtler “Kürdistan”a mı gidecek? 29 Mart yerel seçimlerinin hemen ardından DTP’li milletvekili Pervin Buldan yaptığı açıklamada “Seçimlerde Kürdistan’ın haritasını çizdik.” diyordu. Gerçekten de Türkiye’nin tüm güneydoğusunun ve sınır bölgelerinin PKK’nın eline geçtiği bir tablo vardı karşımızda. Bunu biz söylediğimiz zaman tepki gösterenler Pervin Buldan’ın yenilir yutulur olmayan sözlerinin ardından başlarını saklandıkları yerlerden çıkarıp ağızlarını açamamışlardı. DTP hedeflerini açıkça söylemekten çekinmiyordu. Nihai hedefleri olan Kürt devletine bir adım daha yaklaşmışlardı. Burada durup Türkiye’de özerklik ya da federasyonu savunanlara birkaç soru sormalıyız. Birincisi bu özerklik durumunda bir Türk rahatça “özerk Kürdistan”a gidip yerleşebilir mi? Bunun aslında bugün bile mümkün olmadığı açıktır. Güneydoğu’da PKK, sırf Türk oldukları için insanları öldüren ırkçı-faşist bir terör örgütü olarak duruma hakimdir. İkincisi bu özerk bölgeyi PKK dışında kimin yöneteceği düşünülmektedir? Sonuçta PKK’nın oy oranları ortadadır. Demek ki, özerkliği savunanlar, bu illerimizi PKK’ya terk etmeye kararlıdırlar. Şimdi de gelelim en önemli üçüncü soruya. Özerklik durumunda İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye’ye dağılmış ve PKK’ya oy veren Kürtler “Artık Kürdistan kuruldu, bizim burada işimiz kalmadı” diyerek istila ettikleri bölgeleri bırakıp, buralardaki DTP-PKK faaliyetlerini sonlandıracaklar mıdır? Yoksa “İstanbul Türkiye’de en çok Kürt’ün yaşadığı il” diyerek burada da mı özerklik talep edecekler? Kürtlerin ve PKK’nın bu imkanları, rantı, siyasi gücü bırakıp mutlu ve huzurlu evlerine dönmelerini beklemek kadar büyük bir aptallık olamaz herhalde. PKK’nın niyetinin tüm Türkiye’yi Kürt hakimiyetine sokmak olduğu açıktır. Aslında bizzat bir ABD planı olan bu planın gerçekleşmesi için bugün sadece PKK değil tüm siyaset kurumu ve basın çalışıyor. İktidarından “muhalifine” tüm kesimler Kürtçülükte birleşiyor. Bizim söylediklerimizin abartılı olduğu propagandasını yapanlar gözlerini öyle uzaklara İskoçya’ya değil, biraz daha yakınlara, Irak’a çevirseler Kürtlerin ve ABD’nin Irak modelini de anlayacaklar. İskoç değil Irak modeli! Bugünkü Irak, yarınki Türkiye’nin bir modelini oluşturuyor. Yıllar önce Irak’ta daha Baas iktidardayken ve ülkeyi Saddam Hüseyin yönetirken Kürtlere özerklik verildi. Böylece yıllardır emperyalizmin emirleriyle ayaklanan Kürtlerin bu durumuna bir son verileceği düşünülüyordu. Kürtler iyilikten anlayacak, Irak Cumhuriyeti’ne bağlı özerk Kürdistan’ın sınırları içinde iyi birer vatandaş olacaklardı… Fakat olmadı. Daha doğrusu beklenenin tam tersi oldu. Özerk Kürt bölgesine tamamen hakim olan Barzani ve Talabani, ABD ile işbirliğini geliştirerek güçlerini artırdılar. ABD’nin Irak işgaliyle beraber de aralarındaki kavgayı bırakıp birleştiler ve fiili olarak Kürt devletini kurdular. Bugün Irak’ta sıradan bir Iraklı Arap ya da Türkmen Kürt bölgesine giremez, hatta orada yaşıyorsa etnik temizliğin kurbanı olur. Ya öldürülür ya da evini, kentini bırakıp gitmek zorunda kalır. Kürt bölgesinde Kürtler hakimdir. Barzani artık aşiret reisi değil devlet başkanı gibidir. Ama Irak’ın geri kalanını da Araplar yönetmez. Bağdat’ta devlet başkanlığı koltuğunda da Talabani oturmaktadır. Yani Kürtler sadece “Kürdistan”ı değil Irak’ın tümünü yönetmektedirler. Peki Arapların durumu nedir? Onlar kendi aralarında Şii ve Sünni olarak ikiye bölünmüşlerdir. Uzun süredir uyuyan mezhep fitnesi gene ABD tarafından uyandırılmıştır ve Arap ulusu bu kavga yüzünden belini doğrultamamaktadır. BM müdahalesini, ABD’nin işgalini, katliamını, işkencelerini yaşayan Arap halkı, bugün ABD eliyle Kürtlere yönettirilmektedir. Bugün Irak Arap halkına biçilen kefenin aynısı Türkiye’ye ve Türklere biçilmek isteniyor. AKP ve CHP; Kürt ve Alevi açılımlarında yarışarak üç parçalı Irak gibi üç parçalı Türkiye’nin oluşmasına katkıda bulunuyorlar. Kürt bölücülüğü aynı Irak’ta olduğu gibi yolunda ilerlerken Türkler Alevi-Sünni olarak parçalanmaya çalışılıyor. Diğer taraftan da Abdullah Gül’ün Apo’yu affetme planları açığa çıkıyor. Bir de Fethullah’ı geri getirseler tamam olacak. Fakat zannetmeyelim ki bunları yaparlarsa her şey güllük gülistanlık olacak. Irak modeli Irak’a nasıl kabul ettirildiyse Türkiye’ye de öyle kabul ettirilecek. Türk için hazırlanan plan, işgali, etnik temizliği ve katliamı içeriyor. Hiç şüphemiz olmasın… CHP ne yapıyor? AKP’nin Kürt-İslam Faşizmi rejimi zaten bu planın bir parçası olarak yaratıldı ve sürecin başta gelen uygulayıcısı. Abdullah Gül, Apo’yu affetme yolunda ilerlerken, Tayyip’in Türk karşıtı açıklamaları tesadüf değil. Fakat Türkiye’nin düzeni sadece iktidardan ibaret değil. İşin bir de “muhalefet” kısmı var ki en az AKP kadar bu yolda hevesli… Bu gelişmeler yaşanırken Baykal da Güneydoğu gezisine çıktı. İlk işi de DTP’lilerin yargılanması tartışmasında onlara sahip çıkmak oldu: “Siyaset temizlenmeli, dokunulmazlıklar kalkmalı. Siyasetçi kürsüde istediği gibi konuşabilmeli, kanunlara aykırı da olsa ama yolsuzluk yaptıysa yargılanmalı. Bizde tersi oluyor, yolsuzluk yapana kimse karışmıyor”. Oh ne ala değil mi? Yolsuzluk yaptıysan yargılanmalısın, bölücülük yaptıysan rahat ol! Demek ki, bölücülük, işbirlikçilik yapmışsan ya da vatana ihanet etmişsen yolsuzluktan daha hafif bir suç işlemiş oluyorsun. Bunu da Baykal bize öğretmiş oldu. Baykal yolsuzluk düşmanlığıyla yüzeysel bir halkçılık yaptığını zannediyor ama asıl yaptığı açık bir Türk milliyetçiliği düşmanlığı. Baykal bu arada DTP’li Selahattin Demirtaş’tan da aferini aldı: “Baykal’ın konuşması olumlu yaklaşım. İfade özgürlüğüyle ilgili açıklama önemlidir. Sosyal demokrat bir partiden bu konularda öncü olması beklenir. Baykal eskiye kıyasla özgürlükçü ve esnek tutum takınıyor. Bu hükümetin tavrı kadar önemli.” Sanırım artık CHP’nin yerel seçimlerde bazı Kürt oylarını ne karşılığında aldığı da anlaşılmıştır. Artık Baykal PKK’lıların bölücülük yapmasını savunsun, Kılıçdaroğlu sağda solda poşulu pozlar versin, Onur Öymen KYB’li Bahroz Galali ile samimi olsun, gelsin PKK, gitsin KDP… Çok da önemi yok onlar için. Nasıl olsa bedelini Baykal değil, Türk milleti ödeyecek, değil mi ya? MHP’li kurt milliyetçilerimiz mi? Tüm bunlar olurken, orada rahat rahat oturduklarına göre onlar için de artık bir şey söylemeye gerek yok. Irak modeline karşı Türk’ü kim savunacak? Türk milleti için hazırlanan Amerikan-Kürt planının karşısında nasıl durulacak? Eskiden bu planın karşısında cılız da olsa ses çıkaranlar, bugün gayet güzel ikna edilmiş durumdalar. Hatta o kadar ikna olmuşlar ki, sadece olanlara sessiz kalmakla da yetinmeyip bu işin bir parçası olmanın çabası içindeler. Böylece artık AKP ve PKK yalnız değil. Yanlarına o sözde milliyetçi ve solcu partileri de aldılar, yollarına devam ediyorlar. Alan memnun satan memnun… Fakat satılan biziz, satılan Türk milleti… İşte Amerikancılık böyle bir şey. En Atatürkçüyü de en milliyetçiyi de ikna ediyor, hatta seferber ediyor. Yeter ki, bunlar gibi gardrop Atatürkçüsü, Amerikan milliyetçisi olsun. Birileri Amerika’nın her dediğine uymayı o kadar alışkanlık edinmiş ki, Türkiye’nin Irak olması için Kürt devletine son tuğlalar da yerleştirilirken bunlar inşa edilen ABD üssüne harç taşıyorlar. Türkiye’ye ve Türk’e sahip çıkmak için gerçekten milliyetçi ve Atatürkçü olmak gerek. Bunun için de ABD emperyalizmine karşı çıkabilmek, gerçekten solcu, gerçekten devrimci olmak gerek. Bugün Atatürksüz, Türksüz devrimciliğin de solsuz milliyetçiliğin de gelip oturduğu yer ABD’nin ve Kürtlerin kucağıdır. Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist senteze bugün bu nedenle ihtiyaç var. Türk direnişinin odağını oluşturmak, bize biçilen kefeni yırtıp atmak yine bizim görevimiz. Atatürkçü Parti bu nedenle acil ihtiyaçtır. Türk’ün kendi partisine kavuşmasına az kaldı. Irak modeli de, İskoç modeli de tarihin çöplüğüne gidecek. Yeter ki biz Türk modeli için bir araya gelelim.
|