Ekin Akkol |
Komutanlarımız tutuklanabilir ama Abdulllah Gül yargılanamaz mı?
Yargı bağımsızlığına müdahale etmek Geçtiğimiz hafta TÜRKSOLU’nun Yurttan sayfasında Okan İşbecer arkadaşımızın yer verdiği Abdullah Gül’ün “Kayıp Trilyon” davasından yargılanması olayı hâlâ Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesidir. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Osman Kaçmaz’ın Abdullah Gül hakkında verdiği “Yargılanmalıdır” kararının ardından Şeriatçı-Kürtçü-liberal blok hemen harekete geçti. Bu işbirlikçi kesimin sözde aydınları ve hukuk profesörleri ağız birliği etmişçesine saldırıya geçtiler. Bu kesim her konuda yaptığı faşist söylemlerini yineledi. Ama bu sefer her zamanki pervasızlıklarını ifrada vardırdılar. Önüne gelen konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda veya kaleme aldıkları yazılarda sanki Anayasa profesörüymüş gibi sürekli Anayasa’ya gönderme yaptılar. Yok efendim Abdullah Gül Cumhurbaşkanıymış, Anayasa’nın bilmem kaçıncı maddelerinden yargılanamazmış ancak “vatan hainliği” suçundan yargılanabilirmiş de. Daha bunun gibi birçok söyleme rastlayabilirsiniz. Zaten dava ile ilgili bütün haberlere şöyle bir göz attığınızda bu ülkede ne kadar çok hukukçu varmış diyorsunuz adeta. Her biri birer anayasa profesörü veya hukuk profesörüymüş gibi konuşmakta. Tabii “Kayıp Trilyon” davasının tekrardan gündeme gelip bu kesimleri bu kadar endişelendirmesinin temel sebebi sanık sandalyesine oturtulacak kişinin Abdullah Gül olmasıdır. Abdullah Gül sıradan bir kişi değildir, ondan dolayı bu davada sıradan bir yolsuzluk davası değildir. Gül, bu ülkede Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve Türklüğe düşman bir cephenin temsilcisidir. Bu anlamıyla Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmaktan çok, Amerikancı bir siyasetin doğrudan yönlendiricisidir. Onun için “Kayıp Trilyon” davası da bu anlamıyla sadece hukuki değil aynı zamanda siyasi bir davadır. Zaten Tayyip’in de söylediği gibi “bu dava siyasi bir içerik kokuyor.” Bununla birlikte Kürtçü-Şeriatçı-liberal kesimin bu dava hakkında bu kadar görüş belirtmesinin temel sebebi de aynıdır. Kürt-İslamcı faşist ideolojilerini Türkiye’ye, Türk halkına dayatmak istemeleridir. Asıl amaçları Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak, yerine Kürt-İslam diktatörlüğünü kurmaktır. Tabii bu amaçlarını gerçekleştirmek için epey bir yol katetmeleri gerekmektedir. Bunu bildiklerinden olsa gerek Kürt-İslamcı AKP, Türk devletini yıkmak için Amerika’nın açtığı yoldan ilerlerken sadece taban desteği ile yetinmedi. Türk Devleti’ni yıkmak için devletin kendi aygıtlarını kullanmaya başladı. Bu aygıtlardan en önemlisi de yargı kurumu oldu. Her ne kadar iktidarları boyunca yargı içerisinde tam bir kadrolaşma sağlayamasalar da Ferhat Sarıkaya gibi kendi savcılarını yarattılar. Bu savcılar ile birlikte görevdeki astsubayları, emekli orgeneralleri, gazetecileri sorgulayacak gücü buldular. AKP, birkaç savcı ve hâkimle bu işi götürdüğünden yargı kurumu onlar için hep bir araç olarak kaldı. Gerçi yargıyı bir araç olarak görmeleri sadece kadrolaşamama meselesinden kaynaklanmamaktadır. İşin temelinde devlet düşmanlığı vardır. Ama sonuçta aynı demokrasi gibi yargı da faşist bir zihniyetin elinde sadece kullanılacak bir araçtır. Böyle bir bakış açısıyla olaylara yaklaşan faşist zihniyetin sözcüsü Tayyip’in yargı hakkında yaptığı açıklamalar birbirini tutmamaktadır. Gerçi faşist kişiliklerin tutarsızlıkları normaldir ama Tayyip’inki tam bir ikiyüzlülük örneğidir. Yerel seçim öncesinde Ergenekon davası hakkında yaptığı açıklamada; “Milli iradenin aydınlığından, hukuk devletinin ışıltısından, karanlık hesapları bozulanlar kaygı duyuyorlar. Demokrasi güçlendikçe, geliştikçe, istismar zeminlerini kaybediyorlar. Hukuk işledikçe, ülkenin savcısı hâkimi her türlü baskıdan, tehditten uzak bir şekilde özgür, bağımsız hür vicdanıyla hareket ettikçe, yasaları uyguladıkça bazıları rahatsız oluyorlar. (…) Kirli ilişkilerin açığa çıkartılmasından mı korkuyorsunuz, karanlık olayların aydınlatılması girişimlerinden mi korkuyorsunuz? Türkiye’ye demokrasinin, hukukun, millet iradesinin egemen olmasından mı korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Nedir bu telaşınız? Bu öfkeniz, bu saldırganlığınız, bu pervasızlığınız neden?” demişti. Hâkim ve savcıları rahat bırakın diyen Tayyip şimdi çıkıp Sincan’daki hâkime saldırıya geçmektedir. Çünkü bu hâkim Tayyip’in hâkimi değildir. Zaten Tayyip gibi bir faşistin kafasında benim savcım, sizin savcınız ve benim hâkimim, sizin hâkiminiz düşüncesi vardır. Onun için Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz, Ergenekon’un değil “Kayıp Trilyon” davasının hâkimidir ve derhal susturulmalıdır.
Siz, hukukun üstünlüğüne inananlar nerdesiniz? İşte bu faşist zihniyetin yargı hakkındaki gerçek düşüncesi bu kadar düşmancadır. Ancak bu düşmanlıklarını saklamak için ikiyüzlü söylemlerini devam ettirmektedirler. Bu gerici faşist zevat için bir kavram vardır adeta dillerine pelesenk olmuştur. Özellikle Ergenekon davası hakkında oturup kalkıp tek bir ağızdan hep bu kavramı kullanmışlardır, “hukukun üstünlüğü ilkesi”. Nerede Ergenekon davası ile ilgili bir açıklama gerekirse, orada AKP’den kim varsa, hep hukukun üstünlüğü ilkesinden bahsetmiştir. Bu söylem Gül’den Tayyip’e tüm kabinede aynı şekilde devam etmiştir. Ama dava Ergenekon değil “Kayıp Trilyon” olunca, sanık koltuğuna da emekli bir orgeneral yerine Abdullah Gül’ün oturtulacağı düşünülünce her şey tersine dönmüştür. Bütün Türk hukuk sistemi için sarf ettikleri demokrasi söylemleri son bulmuştur. Hatta Tayyip, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ü sahiplenirken hukukun üstünlüğü ilkesinin fazlasıyla üstüne çıkmıştır. Yaptığı açıklamada Ergenekon operasyonunu İtalya’daki temiz eller operasyonuna benzeterek şöyle demiştir; “İtalya’yı Türkiye’ye örnek gösterenler Türkiye’de Temiz Eller Operasyonu’nu yapanlara saygı duysunlar. Rahat bırakın, savcı işini yapsın. Nereye kadar giderse gitsin, üzerine gideceğiz.” Evet Tayyip, yaptığı bu açıklamayla Ergenekon’dan taraf olduğunu daha en başından göstermiştir. Şimdi “Kayıp Trilyon” davasında da karşı tarafın yanındadır. Ancak Tayyip’i bir korku almıştır. Bu sefer davayı ve dava arkadaşı Gül’ü kaybetme korkusu sarmıştır etrafını. Kendinden emin bir şekilde bugüne kadar attığı adımlarda hiç geri durmayan Tayyip, bu sefer kaybetme olasılığını hissetmiş olsa gerek saldırganlığını kesintisiz sürdürmektedir. Ne olmuştu? Pek demokrat Tayyip acaba korkularının esiri mi olmuştu? O halde Ergenekon savcısını sonuna kadar savunacağını söyleyen Tayyip’e sormak gerekir… Peki şimdi nedir bu telaşınız? Yoksa milli iradenin aydınlığından, hukuk devletinin ışıltısından, karanlık hesaplarınızın bozulmasından mı korkuyorsunuz? Veya demokrasinin işlemesinden, Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz’ın özgür ve bağımsız bir şekilde yasaları uygulamasından mı korkuyorsunuz? Ya da korkularınızın sebebi, Abdullah Gül’ün kirli işlerinin, ilişkilerinin ortaya çıkarılacak olması mıdır? Neden korkuyorsunuz? Bu öfkeniz, bu saldırganlığınız, bu pervasızlığınız neden? Bırakın, yargıya müdahale etmeyin lütfen. Bunun suç olduğunu siz de iyi biliyorsunuz. Hâkimleri ve savcıları rahat bırakın. Bırakın Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz görevini yerine getirsin. Azıcık saygı gösterin Türk devletinin onurlu bir hakimine. Bugüne kadar “temiz eller operasyonu” dediğiniz Ergenekon tertibinin savcısına herkes saygı gösterdi. “Hukukun üstünlüğü ilkesine saygı gösterin” dediniz, “Tamam” dediler. Sabah saat 04.00’de evlerinden alındılar. Gazetecisinden, üniversite rektörüne, en üst düzey orgeneraline kadar herkesi toparladınız. Bu kişilerin toplumdaki saygınlıkları, statüleri hiç önemli değildi sizin için. Çünkü saygı duyulması gereken bir savcı emri vermişti ve herkes boyun eğmeliydi. Anayasa’ya uygun mudur, yargılanabilir mi veya yargılanamaz mı tartışmalarının esamesi bile okunmadı. Sadece savcı kararı verdi ve gerekli görülen kişiler dalga dalga toplandı. Savcının siyasi kimliği hiç konuşulmadı bile. Siyasi bir karar verebilir mi veremez mi diye düşünülmedi. Bir savcının bu kadar rahat insanları sorgulayabilmesini ise kimse sorgulamadı. İşte böyle bir demokratlık örneğini şimdi biz sizden bekliyoruz. Her şey Tayyip’in “demokrat” tavrına kalmıştır! Tayyip Bey, şimdi size sesleniyoruz… Sizi birazcık demokrat olmaya davet ediyoruz. En azından Abdullah Gül’ün yargılanabilmesinin önünü tıkamayın. Şimdi görev Sincan 1. Ağır Ceza Hâkimi Osman Kaçmaz’da. “Abdullah Gül yargılanmalıdır” diyen hâkime ve bu görevi yerine getirecek savcıya saygı duymanızı istiyoruz. Savcı kararı verirken o savcının özgür iradesine, hukukun üstünlüğü ilkesine saygı duymanızı istiyoruz. Sakın endişelenmeyin! Zaten Abdullah Gül kardeşiniz de yargılanmaktan endişelenmiyor. Sakın telaşlanmayın! Polis teşkilatınızın çok iyi çalıştığını siz de biz de iyi biliyoruz. Bütün asli görevlerini yerine getirirler, bundan şüphemiz yok. Şimdi “Abdullah Gül gözaltına alınacak” kararı veren bir savcının verdiği görevi de sonuna kadar yerine getirirler. Çünkü bu ülkenin polisi de en az sizin kadar demokrattır! Tüm gücüyle polis teşkilatı Çankaya Köşkü’ne dayandığında, kapıdaki Muhafız Alayı da kesinlikle engel olmayacaktır. Çünkü onlar da demokratik bir Türkiye isteyeceklerdir. Aynı sizin gibi, bizim gibi! Köşk’ten alınan Abdullah Gül, eski hocası gibi yargılanacak ve ceza alabilecektir. Kendisi hakkında siyasi bir yasak gelip ömür boyu herhangi bir siyasi partiye üye olamayacak veya siyasetin içine giremeyecektir. Ve Türkiye, Abdullah Gül’ün yargılanması ile ilk defa bir Cumhurbaşkanı yargılamış olacaktır. Evet Abdullah Gül’ün yargılanmasının önü açılırsa bunların hepsi gerçekleşebilir. İşte Tayyip Bey, siz, kardeşiniz Abdullah hakkında demokratik bir tavır sergilerseniz Türkiye’nin önünün açılmasını sağlayabilirsiniz. Böylesi bir tarihi görev sizi beklemektedir. Evet Tayyip Bey size sesleniyoruz… Bu tarihi görevi yerine getirecek ender kişilerden biri olabilirsiniz. Önemli olan demokratik Türkiye ise Abdullah kardeşinizi feda etmekten geri durmamalısınız. Yargının bağımsızlığına olan inancınız gereği Abdullah Gül’ün “Kayıp Trilyon” davasından yargılanmasını sonuna kadar desteklemelisiniz. Türk mahkemelerine, Türk yargıçlarına güveninizin tam olduğundan eminiz. Her ne koşulda olursa olsun mahkemenin vereceğe karara sonuna kadar bağlı kalacaksınız. Bundan on yıl önce okuduğunuz bir şiirden dolayı yargılanmış ve ceza almıştınız. Anayasa’nın 312. Maddesi gereği yargılanmıştınız. Bu maddenin içeriği kısaca şöyleydi; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet cezası verilir.” Bu maddeden ceza almış biri olarak şimdi Abdullah kardeşiniz için de aynı duyarlılığı göstereceğinizden eminiz. Birileri “Abdullah Gül Cumhurbaşkanı’dır yargılanamaz, yargılanması ancak vatan hainliği suçundan olabilir.” dese bile sizin tavrınız Türk mahkemelerinden yana olacaktır. Çünkü bu demokratlığın gereğidir. Demelisiniz ki, “Ben Türk mahkemelerine sonuna kadar güveniyorum. Benim Abdullah kardeşim demokrat bir ülkenin yasaları gereği yargılanabilir.” Eğer vatana ihanet ettiyse şüphesiz onun da cezası neyse çekmelidir. Evet, sizin bu demokrat tavrı göstermeniz gerekmektedir. Tarih sizin önünüze böylesi bir fırsat çıkarmıştır. Bunu laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir görev olarak yerine getirmelisiniz. Bakın Nâzım Hikmet’in ölüm yıldönümü geldi çattı. Onun vatanperver bir şair olduğunu artık siz de kabul ettiniz. Nâzım, vatanperverlik ve vatan hainliği üzerine ne yazmıştı hatırlayalım; Evet, vatan hainiyim, Evet sıra sizde şimdi Tayyip Bey… Tüm demokratlığınızı gösterme zamanınız geldi. Vatanperverliği ve vatan hainliğini sınayacağınız günler geldi. Eğer ki ben demokrat bir insanım diyorsanız; “Abdullah Gül yargılanabilmelidir.” demelisiniz… Eğer ben demokratik bir Türkiye istiyorum diyorsanız; “Abdullah Gül yargılanabilmelidir.” demelisiniz... Eğer ben Türk hâkim ve savcılarına güveniyorum diyorsanız; “Abdullah Gül yargılanabilmelidir.” demelisiniz… Ve eğer diyorsanız ki, Türk mahkemeleri dünyanın en adaletli mahkemesidir; o halde “Abdullah Gül yargılanabilmelidir.” demelisinizdir.
|