Yunus Yılmaz |
PKK muhatap alınarak
Yerel seçimler öncesinde “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” diyen Abdullah Gül, son olarak Mayıs ayı içinde de “Hamasi söylemler her şeyi esir alıyor. Bu noktada, adına ister Güneydoğu Anadolu sorunu, ister terör sorunu, ister Kürt sorunu deyin, bu Türkiye’nin en önemli meselesidir. Ülke olarak enerjimizi alan bu mesele en büyük meselemizdir. Birinci meselemizdir.” şeklindeki açıklamasıyla yine sözde Kürt sorununun çözümünden yana olduğunu vurgulama gereği duymuştur. Uzun süredir Kürt-İslamcı çevre, sözde Kürt sorunun çözülmesi konusunu, sürekli olarak gündemde tutmaya çalışmıştır ve bu sözde sorun çözülmeden de Türkiye’de demokratikleşme konusunda bir aşama kaydedilemeyeceği mesajı verilmektedir. Bu mesaj kaygısı, özellikle Fethullahçılar tarafından düzenlenen Abant Platformu toplantılarında verilerek, kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını biliyoruz. Fethullahçı kesimin Kürtçülük faaliyetleri aslında bilinen bir şey ve TÜRKSOLU olarak sürekli bu bölücü faaliyetlere karşı Türk milletini uyarmayı görev bildik. Ayrıca bu bölücü faaliyetlerin başta iktidardaki AKP denilen parti ve onun içinden gelen ve Türkiye’nin en başındaki Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden kişi tarafından da yapılmaya çalışıldığını sürekli yazıyoruz. 5. Dünya Su Forumu için Türkiye’ye gelen Irak Cumhurbaşkanı Talabani’nin Türkiye’de Abdullah Gül ile görüşmesi ve hemen sonrasında Abdullah Gül’ün Irak’a gitmesi ve tüm yalanlamalara rağmen burada “Kürdistan” sözünü sarfetmesi herkesin dikkatini çekmişti. Tabii bu “Kürdistan” söyleminin öncesinde “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” söylemi gelmişti. Aradan yaklaşık 2 ay geçtikten sonra benzer söylemleri Abdullah Gül’den tekrar duymaya başladık. Peki, neden? Kürtlerin Cumhurbaşkanı Aslına bakılırsa ABD’de Obama’nın başkan seçilmesiyle birlikte Amerika’nın PKK’ya bakışı konusunda bir değişim olmadığı ortaya çıkmıştı. Böyle biliniyor olmasına kaşın bir değişim varmış gibi aksettirilmeye çalışıldı. Sanki, Obama, Türkiye’nin Ermenistan’la, Irak Kürt yönetimi ve PKK ile yaşamış olduğu sorunları çözecek. Böyle olmamasına karşın bu havayı en fazla verenlerden biri de Abdullah Gül oldu. Mart ayı içinde İran’a ziyarette bulunan Abdullah Gül, “Herkes şunu takip ediyor ki, yeni bir dünya içerisindeyiz. Yeni ABD yönetiminin verdiği mesajla, dünyaya bakışıyla yeni bir dönem başladı.” diyordu. Obama’nın sözde değişim rüzgarıyla Tayyip ve Abdullah Gül’ün yapmak istedikleri şeyin Türkiye’de Şeriatçı bir devlet kurmaktan ziyade Kürt-İslamcı bir devlet kurmak olduğunu, aynı zamanda Ortadoğu’da Amerika’nın planı çerçevesinde bir Kürt devleti kurulmasına hizmet ettiğini en başından beri söylüyoruz. Yani bu konuda ne Amerika’da ne de Tayyip ve Gül’de bir değişim söz konusu. Böyle bir değişim beklemek de ahmaklık olur. Ama maalesef buna inanan insanlar var, daha doğrusu inandırılan insanlar var. Tabii bu inandırma işini Türkiye’de en çok oy alan partinin içinden gelen biri yapınca ve özellikle de bu oyların büyük bir çoğunluğunun Doğu ve Güneydoğu’dan aldığının farkında olan biri, 29 Mart seçimlerinden sonra doğudaki hezimetle birlikte AKP’nin sözde milliyetçi çıkışlarıyla kaybettiği Kürt oylarını, sanki tekrar AKP’ye kazandırmak istiyor gibi. Tabii bu görüntü, AKP’nin gerçek amacı olan Kürt-İslam devletini kurduktan sonra planın ikinci aşamasında kalıyor gözükse de, Kürtlerin gönlünü kazanamayan bir iktidarın böyle bir amaca ulaşması da oldukça zordur. Tayyip seçim öncesindeki çıkışlarıyla Kürtleri kendine küstürmüştür. AKP’nin tekrar eski havayı yakalaması için Kürtlerin sevgisini ilk andan itibaren kazanmayı başarabilen, devletin en başındaki isim ön plana çıkmıştır veya çıkarılmıştır. O da Kürtlerin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dür. Sözde bölücülüğe karşı olanlar PKK’yı muhatap alıyor Hatırlanırsa 22 Temmuz seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk ziyaretini Güneydoğu’ya giderek gerçekleştirmişti Abdullah Gül. Bu o günlerde bir teşekkür ziyareti olarak yorumlanmıştı. Yine bir seçim sonrasındayız, ama bu sefer AKP zor bir süreçten geçerken ön plana çıkmıştır Abdullah Gül. Ama bu sefer Obama rüzgarını da arkasına alarak. Tabii Türkiye’de bütün bu gelişmelerin dışında bir başka gelişme daha oldu. O da Hasan Cemal denilen zat-ı muhteremin Kuzey Irak’a geçerek orada PKK’nın lideri Murat Karayılan ile görüşmüş olmasıdır. Hasan Cemal’den Abdullah Gül’ün ve Başbakan Yardımcısı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı Cemil Çiçek’in görüşüp bilgi almak istemesi son derece dikkat çekicidir. Öyle ya, haydi Abdullah Gül’ün Hasan Cemal’den bilgi almasını normal karşılamaya çalışsak bile ortada PKK’nın muhatap alınması gibi bir şey söz konusudur. Kaldı ki PKK’ya gerekli tavrı almadığı için DTP ile arasına mesafe koymuş görünümü veren AKP’nin Başbakan yardımcısının da Hasan Cemal’den bilgi almak istemiş olması da aynı anlama geliyor. Yani DTP ile arasına terörü destekliyor diye sözde mesafe koyan AKP, PKK’yı muhatap alıyor. Bunun başka bir yorumu var mı? Ha PKK’nın lideri ile direk görüşmüşsün ha aracı koyarak görüşmüşsün... Ama tezgah iyi kurulmuştur. Çünkü PKK ile görüşen, devletin resmi bir görevlisi değildir. Yaptığı işe gazetecilik diyen, ama gazetecilikten başka her türlü gizli işi, gizli kapılar arkasında yapan bir kişi gerçekleştirmiştir bu görüşmeyi. Sonuçta PKK ile görüşülmemiş olunuyor. Ortada çok uyanık, bizim gibi saflar olunca böyle bir izlenim vermek de kolay oluyor! Hasan Cemal, röportajı ile artık silahlı mücadele yerine PKK’nın, siyasal yoldan hedefine ulaşması gerektiği bilgisini vermektedir herkese. Ayrıca PKK’lıların da dağdan inerek terörü bitirmesi gerektiği havası sözde verilmeye çalışılmaktadır. Ama bunlar yıllardır söylenen sözlerdir ve halkı uyutmaktan başka bir işe yaramamıştır. Farz edelim, PKK silahlı mücadeleyi bıraktı ve siyasallaştı. Silahlı mücadeleyi bırakıp, Kürt etnik kimliği ile siyaset yapınca bölücü olmuyor mu? unu PKK’nın siyasal kanadı olan DTP zaten yapıyor, o zaman ne demeye DTP’ye sözde tavır alıyorsunuz. Her türden Kürtçülüğün bizzat bölücülük olduğu gerçeğinin görmezlikten gelinmesi ve her Kürtçülük faaliyetinin de bölücü olmayan Kürtçülük faaliyetlerinin de olabileceği izleniminin verilmesi ile maalesef yanlışlıklar en baştan yapılmıştır. Onun için bazı Kürtçülük faaliyetlerine izin verilmesi veya hoş görülmesi bölücülük değildir anlayışı bizleri bugüne getirmiştir. Dikkat edilirse Kürtçülüğü hoş görenlerin, zamanla PKK’yı da hoş gördüğü veya onları da anlamaya çalıştığını görüyoruz. Bu da demektir ki, Kürtçülüğün azıda çoğu da kişiyi bölücülüğe sürüklemektedir. Özal’lı yıllara dönüş O nedenle gerek AKP gerekse diğer sağ parti ve siyasetçiler, Kürtçülük, bölücülük yapıyor derken boşuna demiyoruz. Aslına bakılırsa Türkiye devleti kurulduğundan beri tüm sağ partiler Kürtçülük yapmıştır. Özellikle 80 sonra Turgut Özal’ın Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaptığı yıllar da Kürtçülüğün başını alıp gittiği yıllar olmuştu. Hatta Özal’ın döneminde PKK’nın lider kadrosu ile devletin resmi görevlilerinin yanında, resmi sıfatı olmayanların da görüştüğünü biliyoruz! Ayrıca o yıllarda gerek Talabani ve Barzani’nin muhatap alınarak Amerikan politikaları doğrultusunda Kürt politikası güdülmeye çalışıldığını çok iyi biliyoruz. Hatta o dönemlerde Kuzey Irak’ın federatif bir yönetimle Türkiye’ye bırakılacağını düşünmüştü Özal, ama bunun hayal ve aldatmaca olduğunu bile bile Kürt yönetimine inanılmaz tavizler verilmişti. Dünün Kürt aşiret yöneticileri de bugün maalesef sözde devlet yöneticileri olmuştur. Peki, bugünkü durumumuz o günlerden farklı mı? Hayır. Bugün de o günlerde olduğu gibi Talabani, Barzani ve PKK muhatap alınıyor. Yani değişen bir şey yok. Daha doğrusu tam bağımsızlık ilkesinden kopmuş olan bir ülkenin dış politikasının bağımsız olmasına imkan yoktur. O nedenle o yıllarda da Amerikanın emirleri eksiksiz yerine getiriliyordu bugün de getirilmektedir. Yani Özallı yıllara geri dönüş yaptık. Doğal olarak Kürtçülük konusunda da geri dönüş yaparak, bölücülükle mücadelede bir arpa boyu yol alamayarak, düşmanımızın bile bize yapamadığını kendimize yaparak, kendi kendimize zarar vermeye devam ediyoruz. Yine 1 Mart tezkeresi olayında para karşılığı Amerika’nın yanında Irak’a girilmesinin düşünülmesi tam bir Özal düşüncesi ile hareket etmek olmuştu. Fakat bazı duyarlı siyasetçiler tarafından bu yanlışlıktan dönülmüştür. Bu sefer Amerika’nın istediğini yerine getirmedik de ne oldu? Başımıza bir iş mi geldi? Hayır. Demek ki, biraz dik durmaya çalışırsan sana kimse istediğini yaptıramıyor. Tabii bunun için de Özal ve Tayyip gibi Amerikancı olmamanız gerekiyor. Aslında Tayyip ve Abdullah Gül’ün Amerikancılık konusunda Özal’ı bile solladığı gerçeği ile karşı karşıyayız. En azından daha düne kadar Kuzey Irak’a girerek PKK ile mücadelede istediğimiz harekâtı yapabiliyorduk. Bugün ise orada bir yerel yönetim veya devlet olduğu gerçeği bahane edilerek kara harekâtına bile izin verilmemektedir. Bu aslında her geçen gün daha da kötüye gittiğimizi göstermektedir ama anlayana. PKK’nın muhatap alınması Amerika’nın emridir Yine hatırlanırsa bundan yaklaşık 1.5 yıl önce bazı Amerikan subay ve diplomatları PKK’nın muhatap alınması yönünde demeçler vermişlerdi. PKK ile masaya oturulmasından, aşırılığa kaçmayan PKK’lıların affedilmesine kadar tüm düşüncelerini açık açık söylemişlerdi. Bu sözler Amerika’da Bush yönetimi başta iken söylenmişti ama görüyoruz ki Bush gitti yerine Obama geldi. Fakat Amerika’nın Kürt politikasında bir değişiklik olmamıştır. Bu gerçeği halen görmek istemeyenler var. Son olarak AKP’nin bahsetmiş olduğu Kürt sorunun çözümüne yönelik açılımlar da Amerika’nın direktifleri doğrultusunda yerine getirilmektedir. Bu açılımların başında da PKK’ya af söz konusudur doğal olarak. Yine hatırlanırsa Abdullah Gül, son konuşmasında: “Herkes birbirini tamamlıyor. Asker, sivil, istihbarat… Aklınıza ne gelirse herkes uyum içindedir.” diyordu. Yani Asker de bu işin içinde demeye getiriyor. Aslına bakılırsa doğru söylüyor. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un basına verdiği malum demeçlerden bunu çıkarmak çok kolaydır. Yani bu sefer iktidar partisine Amerikanın emirlerinin uygulanması konusunda güçlük çıkartacak bir asker yoktur. AKP’de bunu bildiği için rahat davranmaktadır. Silah zoruyla Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalışan Amerika, bu sefer diplomasi ile Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalışıyor; hem de PKK’dan vazgeçmeden. Demek ki, PKK bugün de Amerika’nın işine yaramaktadır. PKK silah bırakacak terör bitecek diye düşünenler yanılmaktadır. Kaldı ki PKK’nın silah bırakıp siyasallaşması daha tehlikelidir! Sonuç olarak PKK Amerika’nın istediği kıvama girmek zorundadır. Bazıları ne kadar istek ve temennilerini dile getirse de gerçek budur. Ve Amerika’nın PKK’dan da kolay kolay vazgeçmek gibi bir niyeti de yoktur. Çünkü Talabani ve Barzani ile Kuzey Irak’ta bir oluşum kurabilir ama Türkiye ayağı olmadan daha doğrusu Türkiye’ye tam olarak kabul ettirilmedikten sonra bunun bir geçerliliği yoktur. Böyle bir sözde devletin hayatını ne kadar idame edeceği de sorgulanması gereken önemli bir noktadır. Bu da bilindiği için halen PKK’ya ihtiyaç vardır veya en azından siyasal kanadına. PKK işte bu üçüncü ayağı yani Türkiye ayağını oluşturmaktadır ve Ortadoğu’nun şekillenmesinde de önemli görevler üstlenecektir. Bunun gerçekleşmesi için de Türkiye’de PKK’yı bile muhatap alacak iktidarlara ihtiyaç vardır. AKP de bunun için iktidardadır. Başka bir açıklaması var mı?
|