25.05.2009/Sayı:237
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

İlyas Salman

İlyas SalmanSon özür yazısı

Merhaba, bundan önceki sayılarda yazdıklarımı tenezzül edip okuyanlar bilirler ki, zaman zaman beynimle parmağım arasındaki bağlantı kesilir, kendime yakıştıramayacağım yazma tembelliği dediğim musibete maruz kalırım. Ve beni okuyanlar, sevenler, sevmeyenler arayıp neden yazmıyorsun diye şikâyette bulunurlar. Ben şu yazmadığım üç aylık süre içerisinde, seçimlerde halkımızın demokratik adaylara oy vermesi için, gecemi gündüzüme katarak çalıştım. Yazamayışımın nedenlerinden biri de budur diye düşünüyorum. Yazmadığım zamanlar sevenlerimin üzüldüğünü biliyorum. Sivri dilimden nasibini alan Türk ve Kürt-İslam Faşistleri de, “çok şükür” dediler, “İlyas Salman denen deli, TÜRKSOLU ile ideolojik ayrılık yaşıyor, artık koltukaltımıza ya da kıçımıza parmak atamayacak.” Yazımı bekleyip çıkmayınca üzülenler de, TÜRKSOLU’ndan bir solcu kalemi eksildi diye sevinenler de yanılgı içindeler.

Elbette ki TÜRKSOLU gazetesinin genel ideolojisiyle yer yer ters düşen, en azından taktik olarak çelişen yazılarım oldu, olacak da. Ama stratejide “Tam Bağımsız Türkiye” idealine bağlı kalan herkesle düşünsel akrabalığı, kandaşlığı ve kardaşlığı sürdüreceğim. TÜRKSOLU okuyucuları bağışlasınlar, onurum adına söz veriyorum, bundan sonra Kırmızı-Beyaz köşem boş kalmayacak. Yine gözümü budaktan, sözümü efendiden uşaktan esirgemeyeceğim. Nasıl beni sevenler için onurum adına söz verip içkiyi bıraktıysam, yazımı da inatla sürdüreceğim. Aslında Türkiye yerel seçimlerin girdabına gömüldüğünden bu yana yazmadım. Bu yerel seçim aşamasında tanıdığım kadarıyla bağımsızlıkçı, emperyalizme ve faşizme karşı samimi mücadele yürüten başkan adaylarını desteklemek için üç aya yakın bir zaman harcadım. Bu boşluktan sonra yazacak o kadar konu birikti ki... Bunların başında işçi sınıfı ve emekçi katmanların tek günü olan 1 Mayıs’ı, mevcut hükümetin de marifetiyle, sözde işçi sendikalarının nasıl soytarılığa dönüştürdüklerini yazacaktım. Ve aradan altı gün geçecek, 6 Mayıs’ta tam bağımsız ve sosyalist bir Türkiye kurmak amacıyla yola çıkan üç arkadaşımız, yani üç asılmışların, Hüseyin, Yusuf ve Deniz gibilerin onurlu yolunda leke aramaya çalışan postmodern sözde solcu sülüklerin ve cücüklerin ar damarlarının nasıl çatladığını dile getirecektim.

O gün mücadele içinde gözüken ve bugün paslı puslu hatıralar solculuğu yapıp geçimini sağlayan solcu eskilerinin 68 kuşağının ulusal mücadelesini nasıl inkârdan geldiklerini, işin ulusal yanını törpülemek için kıçlarındaki cop kızıllığını suratlarına yansımış halde gördüğümü dile getirecektim.

Bu yazı, neden yazmadığımın ya da yazamadığımın özürü ile geçti. Buradan sonraki TÜRKSOLU yazısında 68 kuşağı ne kadar ulusal ne kadar evrenseldi, bunu kısır birikimimle açıklamaya çalışacağım.

Mayıs ayında üç önemli şey vardı. Bunlara da kısaca değinmek zorundayım. Aslında 1 Mayıs bayram değildir. Tarihte işçi sınıfı ve yoksul köylü ve genel emek katmanlarının daha onurlu daha özgür yaşamaları için boynunu ipe uzatan aziz emekçi arkadaşlarımızı anma günüdür.

1 Mayıs’ı bayrama dönüştürecek gün de gelecek. O beklediğimiz 1 Mayıs, dünya emekçilerinin emperyalizmden ve vahşi kapitalizmden kurtuluş günü olacaktır!

1 Mayıs dedik, onlarca can verdiğimiz Taksim Meydanı’nda (1 Mayıs Meydanı’nda) olacak dedik, faşist güçler hayır dedi. Biz nerede izin verirsek bayramınızı orada kutlayın dediler. Bu arada parantez içinde şunu yazmak da mümkün: Yıllardır 1 Mayıs’ın Bahar Bayramı olarak kutlanmasını sağlayan vahşi kapitalizmin zorbalarına, kodamanlarına ve sözde güvenlik güçlerine 1 Mayıs’ın bir emekçi günü olduğunu kabul ettirdik. Evet, Taksim Meydanı artık 1 Mayıs alanıdır.

Mayıs’ın içinde bir gün daha var ki, o da Mustafa Kemal Paşa’nın emperyalistlerin işgal güçlerine karşı, halk savaşını başlatmak için, Samsun’a çıktığı gündür. Evet, bu 19 Mayıs bir bayram günüdür. Fakat bu yıl 19 Mayıs büyük bir acıyla belleklere kazındı. Mustafa Kemal’in tam bağımsız Türkiye idealine sıkı sıkıya sarılmış kadın önderlerimizden, sevgili Türkan Saylan, Nâzım’ın deyimiyle “Elveda dünya ve merhaba kainat” dedi. Bu alnı açık yüzü ak, yönü devrimlerden yana ve her zorluğa göğüs geren anayı, bağrımıza gömdük. Mustafa Kemal’in doğum gününde gene Kurtuluş Savaşı vermek üzere, ikinci kez Samsun’da buluştuklarına eminim.

Başta da dediğim gibi bu haftanın yazısı, bir özür yazısıdır. Bu borcun okura utana sıkıla ödenmesidir. Gelecek haftaki yazımın konusu, 68’lilerin ulusal mücadele konusunda Mustafa Kemal’le nerede buluşuyorlar sorusu olacak. Mustafa Kemal reformist bir küçük burjuva mıydı yoksa diğer mazlum uluslara da önder olacak sosyalist kurtuluş hareketinin fitilini ateşleyen gerçek bir devrimci miydi? Bu konunun kendimce değerlendirmesini yapacağım. Elbette ki belgelere dayanarak. Ne 1 Mayıs emek günü ne 6 Mayıs üç asılmışlar günü ne de 19 Mayıs günü belgelere başvurmadan üzerinde kalem oynatacak olgular, olaylar değildir. Bir dizi reformdan devrime gidilir anlayışının inatçı bir savunucusu olarak, karşınıza çıkaracağım belgeleri birçoğunuz biliyor ama kendi özündeki kurdun kuyruğunun altındaki realiteyi göremiyorsunuz.

Sevgili Özgür Erdem’le sözleştiğim gibi, her hafta yazacağım için artık özür yazılarıyla karşınıza gelmeyeceğim.

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!

TEK YOL DEVRİM!

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: