Hüseyin Adıgüzel |
Başbakan’ın Bakü’yü ikna çabaları Başbakan Azerbaycan’ın gönlünü almaya çalıştı Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin, Türkiye’nin Ermenistan ile olan yeni ilişkileri yüzünden yara aldığı şeklindeki görüşlerin medyada yaygın olarak yer aldığı bir dönemde, Başbakan’ın Bakü ziyareti bana göre son dönemin önemli gelişmelerinden biridir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan baş başa yaptıkları görüşmeden sonra basının önüne çıktılar. İlk dikkatimi çeken iki liderin de yüzlerinin asık olarak basın önüne çıkmaları oldu. Aliyev kısa bir açıklama yaptı ve sınırlar konusunda hiçbir şey söylemedi. Erdoğan ise, “iki devlet bir millet” anlayışını kesinlikle sürdürdüklerini söyledikten sonra “Azerbaycan’ın sınırların açılması konusundaki hassasiyetini aynen paylaşıyoruz. Sınır kapatılması, Karabağ işgalinin bir sonucudur. Sebep ortadan kalkmadan, yani işgal sona ermeden sınırlar kesin olarak açılmayacaktır” dedi. Aslında Başbakan bunu bir ay içinde kendi partisinin gurup toplantılarında ve Londra’da katıldığı bir toplantıda da dile getirmişti. Ama Azerbaycan, Başbakan’a pek güvenmedikleri için olacak ki, bu konunun Azerbaycan’da bir kere daha tekrar edilmesini bekliyorlardı. Başbakan bunu tekrarlayarak Azerbaycan’ın gönlünü almaya çalıştı. Bu durum bana iktidarın Türkiye’deki uygulamalarını hatırlattı. Hatırlarsanız, önemli bir konuda bazı çıkışlar yapılır, toplumun tepkisi ölçülür, ona göre tavır belirlenirdi. Bu olayda da durum aynı… Dedikoduların başladığı günlerde hükümetin sessiz kalmasının nedenini, kamuoyunun tepkisini ölçmek olarak değerlendirebiliriz. Kamuoyunda oluşan ciddi tepkiler, hükümetin geri adım atmasının temel gerekçesidir. Bu tepki görüldükten sonra, Başbakan ve Cumhurbaşkanı “Dağlık Karabağ sorunu çözülmedikçe, işgal sona ermedikçe sınırlar kesinlikle açılmayacaktır” demeye başladılar. Şimdi Erdoğan Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve her iki halkın gözü önünde açık bir taahütte bulundu. “Dağlık Karabağ işgali sona ermeden sınırlar açılmayacaktır” diye… Her halde Obama’ya verilen sözler unutuldu, ya da şimdilik böyle sözlerin olmadığı gösterilmeye çalışıldı. Başbakan, Azerbaycan Millet Meclisi’nde, herhalde Azerbaycan milletvekillerinin hükümetine yönelik suçlamalarından olacak, genel olarak kendisinin Ermeni tezleri karşısında devamlı Azerbaycan’ın yanında yer aldığını, uluslararası arenalarda hep Azerbaycan ile birlikte hareket ettiğini söyledi. Yani, bu olaydaki suçlamalar karşısında kendisini savunmak gereğini hissetti. Millet meclisindeki konuşmasında da aynı tahaddüdünü tekrarladı. Türkiye’nin her zaman Azerbaycan’ın yanında olacağını söyledi. Bu konuşma, tamamen suçluluk psikolojisi altında, kendini ve hükümetini aklamaya yönelik bir konuşmaydı. Konuşmasının bir yerinde de Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticaret hacmini genişleteceklerini ve Türk iş adamlarının Azerbaycan’a yeni yatırımlar yapacağını vurguladı. Azerbaycan gazına da piyasa fiyatı verileceğini belirtti. Bütün bunlar, Başbakanın baştan sona gönül almaya yönelik bir konuşma yaptığının açık göstergesidir. Keşke, işleri buraya kadar getirmeyip işin başında tavrını koyarak sorunu kökünden çözseydi de, bu durumlara düşmeseydi. Ama, ABD ile işbirliği yaparsanız bunları her zaman yaşayacaksınız. Tam bağımsız olmadıktan sonra, başınıza her türlü iş gelecek ve ülkemiz ve insanımız bundan zarar görecektir. Başbakanın konuşmasında bana göre en önemli husus; ABD’in BOP ile birlikte önerdiği Kafkasya İş Birliği Protokolü’ne yeniden vurgu yapmasıydı. Bir ABD planı olan bu proje hayata geçirildiği gün, Türkiye’nin Kafkasya’dan da kuşatılması tamamlanmış olacaktır. Başbakan’ın bu projenin kabulü için gösterdiği gayrete şaşmamak elde değil. Eğer bu gayreti ekonomik krizde gösterseydi, inanın işsiz sayısı bu kadar yükselmez, iflaslar bu kadar artmazdı. Herkes misyonunun ya da görevinin gereğini yerine getirir değil mi? Ermeni sorunu sadece Türkiye’nin bir sorunu değildir. Bunu bugüne kadar tüm iktidarlar anladığı halde, bu iktidar maalesef anlayamadı. Azerbaycan’ı bir kenara koyarak Ermeni sorununu çözemezsiniz! Ama bu seyahat, her halde Başbakana bu sorunun tüm Türklerin sorunu olduğunu göstermiştir. Bu bile büyük bir gelişmedir. Türk milletinin Azerbaycan ve Ermenistan’a bakışlarını bilmeden bu sorun çözülmez. Soruna bu gözle bakmazsanız, Ermenistan’ı sevindirmekten başka bir şey yapmazsınız. Azerbaycan’ın bizden başka güvencesi yok Maalesef 1915 yılından beri başımızı ağrıtan ve bizi zor durumlara düşürmeyi amaçlayan bir sorundur. Ermenistan, saldırgan terörist bir devlet olduğu halde, Batılılar ve ABD tarafından himaye ediliyor. Son dönemde Azerbaycan topraklarında işgal ettiği yerlerde öldürdüğü ve zoraki göçe tabi tuttuğu insanların sayısı bile bilinmiyor. Terörizmi devlet eliyle gerçekleştiren ve hatta son dönemdeki devlet başkanları birer terörist olan bu devletle nasıl masaya oturulur? Önce işgal ettiği yerlerden çıkacak, sonra öldürdüğü ve zoraki göçe tabi tuttuğu insanlar için tazminat ödeyecek sonra masaya oturulacak. Bunun başka bir yolu olmadığını hükümetten başka herkes anlıyor. Ama bu hükümet gizli kapılar ardında bazı pazarlıklar yapabiliyor. Halbuki bu konuda Azerbaycan’ın Türkiye’den başka hiçbir güvencesi yoktur. Orada yaşayan sekiz milyon insanı orta yerde bırakmak, hangi insanlık kuralı ile ölçülür? Bu anlayışın insanlığa sığan bir yönü olur mu? Ama, ne olursa olsun, şimdilik sınır kapıları kapalı kalacak. Görünen bu! Ama ne zamana kadar işte bunu bilemem! Bu sınır kapıları açılacak, fal bakmıyorum; çünkü büyük patron bu sorunun böyle çözülmesini istiyor. Bugüne kadar, mesela Kıbrıs sorununu nasıl çözdülerse, bunu da öyle çözeceklerdir. Tüm haklarından vazgeçerek çözüm olmaz. Ama bizim hükümet, komşularımızla iyi ilişkiler kurmak amacıyla, bugüne kadar tüm haklarımızdan vazgeçti. Ne kırmızı ne de siyah çizgi kaldı. Bu sorunun da öyle çözüleceğini düşünüyorum. İnşallah yanılırım. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sorunlar, şimdilik bu ziyaret ile buz dolabına kondu. Yani, ilişkiler eski seyrine dönmedi. Azerbaycan tarafındaki tedirginlik, hatta şüphe devam ediyor gibi… İlham Bey’in konuşması bunun açık bir göstergesidir. Hatta bir gazeteci bunu İlham Bey’e sordu. “Hala şüpheleriniz var mı?” diye sorulan soruya Aliyev net bir yanıt vermedi. Başbakanın sözlerine atıfta bulunarak “en güzel cevap” dedi. Bu sözler tedirginliğin ve şüphenin devam ettiğinin net göstergesidir. Bu hükümete güvenmiyorum ve Azerbaycan’ın şüphe ve tedirginliğini gayet iyi anlıyorum. Çünkü bir, verilen böyle sözleri çok dinledik; iki, sözünü unutanları da çok gördük. Her halde Azerbaycan Devlet Başkanı da bunu biliyor ki, soruya net ve açık cevap vermedi. Sonuçta Başbakan Bakü’de güzel sözler söyledi ama bu sözlerin ne kadar gerçek olduğunu zaman gösterecektir.
|