18.05.2009/Sayı:236
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Onur Yaman

Bölücülüğün tarihi fırsatı
Abdullah Gül

Gül: "Kürt meselesinde iyi gelişmeler olabilir"Kürtlerin Cumhurbaşkanı

Mart ayında İran gezisine çıkarken “Kürt sorununda iyi şeyler olacak.” diyen Abdullah Gül’ün Prag dönüşünde yaptığı “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci sorunudur. Halledilmesi lazımdır.” açıklaması sonrasında bölücü propaganda gazete ve televizyonlarda patlama yarattı.

Herkes dil birliği yapmış, bir “tarihi fırsat”tan söz ediyor. Çözüme yaklaşıldığı konusunda tüm Kürtçü güruh fikir birliği içinde. Çözüm addettikleri şeyin Türkiye’nin bölünmesi olduğunu görmemek için kör olmak gerekir. Buraya nasıl gelindi ve Gül’ün açıklaması ne anlama geliyor, bunun üstünde durmak gerekiyor.

Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk gezisini Güneydoğu’ya düzenlemişti. O güne kadar hiçbir Cumhurbaşkanı ilk gezisini Güneydoğu’ya yapmamıştı. Abdullah Gül’ün Güneydoğu’ya gittiğini biz söylüyoruz. Gül’ün kullandığı jargon farklı… Bilindiği gibi PKK ve uzantıları Kürdistan diyemedikleri için Güneydoğu’dan “bölge” diye bahsederler. Gül de aynı jargonla “Bölgenin hassasiyetlerini biliyoruz.” diyerek konuşmalarına başlamıştı.

Yine Gül, DTP’lilerin Apo’ya af istemine kadar varan taleplerini dinliyor ve “Türkiye’nin tüm sorunlarını biliyorum. Diğer tüm sorunlar gibi bu sorun da ele alınacaktır.” sözünü vermişti. Tam bu dönemde, süreci “Kürtlerin Cumhurbaşkanı” diyerek kapağa taşımıştık. O günden sonra Kürtçe televizyon açılmasına kadar bölücülüğün önünü açan onlarca adım atıldı.

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden yaklaşık 15 ay sonra ABD’de başkanlık seçimleri yapılıyor ve Obama ABD’nin yeni başkanı oluyordu. ABD emperyalizmi, Obama ile birlikte yeni dönem politikalarını oluşturuyordu. Bush döneminin saldırgan emperyalizminin yerini güler yüzlü emperyalizm alacaktı. Türkiye’ye ilişkin bölme planının da barışçıl, politik hamlelerle gelişeceğini daha önce yazmıştık. Obama bir buçuk ay önce Türkiye’yi ziyaret etti. Zamanının tamamına yakınını AKP’ye ayıran Obama, DTP ile de görüşecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir konuşma yapacaktı. Konuşmasında “Kürt­çe eğitim ve yayın konusundaki yasakları kaldırdınız ve dünya, yeni bir Kürtçe devlet televizyonu kanalıyla verdiğiniz önemli mesajı saygı duyarak izledi. Bu başarılar yürütülmesi gereken yeni yasalar yarattı ve sürdürülmesi gereken bir ivme.” dedi.

Bölücülüğün son tartışmalarla sağladığı ivmeyi Obama’nın istekleri ile birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Bir yandan PKK’nın bir numaralı ismi Murat Karayılan’ın PKK’nın dağdan inme koşullarını anlatan röportajı yayınlanıyor, bir yandan Cumhurbaşkanının “güzel şeyler olacak” açıklamaları. Bir yandan AKP’nin yeni açılımları... Bir yandan tüm Amerikancı basın “çözüm” çığlıkları atıyor. Göründüğü kadarıyla ABD Türkiye’yi bölmek için dayattığı programda istediği ivmeyi kazanmak için düğmeye bastı.

“Halledilmesi lazım” olan sorun nasıl halledilecek

Abdullah Gül’ün açıklaması: “Adına ister Güneydoğu sorunu, ister terör sorunu, ister de Kürt sorunu deyin, bu Türkiye’nin en önemli meselesidir. Ülke olarak enerjimizi alan bu mesele en büyük meselemizdir. Birinci meselemizdir. Geçmiş örneklerde olduğu gibi kontrolden çıkabilir. Ya da başkaları kontrol etmeye kalkabilir. Bugün şimdi herkes; devletin bütün birimleri kendi aramızda bu sorunu açık seçik konuşuyoruz. Herkes birbirini tamamlıyor. Asker, sivil, istihbarat… Aklınıza ne gelirse herkes uyum içindedir. İyi şeyler olacak. Böyle bir uyum ortamında iyi şeyler olur.” şeklindeydi.

Açıklama PKK’lılar tarafından alkışlarla karşılandı. DTP milletvekili Sırrı Sakık, açıklamayı olumlu bulduğunu söylerken; DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, açıklamayı “umut verici” olarak de­ğerlendirecekti. Abdullah Gül’ün açıklamasında çözüm yolu olarak hiçbir şey yokken Sırrı Sakık ve Ahmet Türk’ün açıklamayı olumlaması şaşırtıcı gibi görünse de aslında ortada şaşılacak pek bir şey yok. Çünkü programı Gül değil ABD oluşturuyor. Programın herhangi bir orijinalitesi yok. Bu programın bir nüshası da zaten ellerinde var. Sevindikleri olay, Gül’ün açıklamalarıyla birlikte çözüm programının uygulama aşamasına gelmesi.

Halledilmesi lazım gelen sorunun nasıl bir programla çözüleceğini daha sonra, icra kurumu olan AKP’nin sazı eline almasıyla daha net görüyoruz. Tayyip Erdoğan, Gül’ün açıklamasını savunarak başladı işe. Daha sonrasında televizyonlardaki Kürtçe yayın saati kısıtlamalarının gözden geçirileceği, üniversitelerde Kürtçe bölümler açılması konusunun hızlanacağı, Kürtçe ismi değiştirilen köy, mezra vs. isimlerinin geri verilmesi gibi adımların atılacağını Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a verdiği röportajdan öğreniyoruz. Sonrasında İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Tayyip’in ismi değiştirilen köylere Kürtçe isimler verilmesi konusundaki açıklamasına “Yerel talepler olursa neden olmasın.” yorumunda bulunacaktı.

“Halledilmesi lazım” olan sorunlara üretilen çözümlerle PKK’nın yıllardır sürdürdüğü taleplerin aynılığı sürecin nereye doğru ilerlediğinin de göstergesi.

Beşir Atalay bir yandan da TBMM’ye 11 Mayıs Pazartesi günü “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı”nın kurulmasını öngören tasarıyı sunuyordu. Müsteşarlık doğrudan İçişleri Bakanlığına bağlı olacak. Yani bundan sonra PKK ile mücadele PKK’nın siyasi taleplerini politika edinenlere düşecek. Anlayacağınız ciğer kediye emanet edilmiş durumda.

İlk önce Kürtçe serbest bırakıldı. Sonra Kürtçe dil kurslarına izin verildi, sonrasında Kürtçe televizyon açıldı. Şimdi üniversitelerde Kürtçe bölüm açılması, Güneydoğu’daki köy ve mezraların isimlerinin Kürtçe olarak değiştirilmesi gündeme getiriliyor. Her seferinde Kürtçülükte bir sonraki aşama kabul ettiriliyor.

Öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki herkes barış istiyor ve Türk devleti de bu barış taleplerini kaçırmamak için acele etmeli. Oysa ortada böyle bir şey yok. ABD programı, PKK programı aynen devam ediyor.

Bu politikalarla varılacak nokta PKK’nın en ileri taleplerinin yerine getirilip Abdullah Öcalan’la görüşmek olur ki, süreç oraya doğru evrilmektedir. Bu bağlamda Türk milleti PKK’yla masaya oturulabileceği fikrine ikna edilmeye çalışılmaktadır.

PKK taviz vermiyor Türkiye’den taviz istiyor

Gül’ün açıklama yaptığı dönemde PKK’nın liderlerinden Murat Karayılan da Hasan Cemal’e açıklamalarda bulunuyordu. Silahların susmasını PKK’nın da istediğini anlatıyor Karayılan. Ama silahlar öyle ha deyince bırakılmazmış. Neticede PKK dağa, piknik yapmaya çıkmamış. Karayılan’ın ön koşulları şunlar: “İlk adımda silahlar susacak... Sonra diyalog başlayacak... Diyalog yeri İmralı’dır... Kabul edilmiyorsa, diyalog yeri biziz... Bizi de kabul etmiyorsa, siyasal olarak seçilmiş iradedir. (burada DTP’nin adını zikretmiyor, ama ben belirtince başıyla onaylıyor, H.C.)... Bu da olmuyorsa, o zaman ortak bir komisyon kurulur bir yerde, akil adamlar bir araya gelir. Örneğin İlter Türkmen (eski Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi) gibi, sizin gibi insanlar toplanır, böyle bir mekanizma harekete geçer, çalışmaya başlar... Böyle bir mekanizma muhatap alınır diyalog için devlet tarafından...”

Yine aynı röportajda Karayılan “demokratik özerk Kürdistan” talebinde olduklarını dile getiriyor. “Demokratik özerk cumhuriyet” denilen şey bilindiği gibi Apo’nun savunmasının temel tezi. Masaya oturulursa Karayılan’ın Türk devletinin karşısına koyacağı şey Abdullah Öcalan’ın temel tezleri.

Yani Gül’ün jargonuyla konuşursak; bunun adına ister barış deyin, ister masaya oturmak, isterseniz çözüm, PKK hiçbir talebinden geri adım atmıyor.

Gül ve AKP taifesi çözüm için tam zamanı olduğunu ve vakit kaybedilmemesi gerektiğini söylüyor. İşte tam da bunun üstüne düşünmek gerekiyor. PKK koşulsuz silah bırakıyorum açıklamasında bulunur veya dağdaki tüm teröristleri teslim olmaya zorlar, elinde birkaç veri olur da sen de çözüm için tam zamanı dersin. Bizim için teröristle masaya oturmak hiçbir koşulda onaylanabilecek bir şey değildir tabii. Ama elinde karşı tarafın durumuna ilişkin olumlu görebileceğin tek veri yokken bu neden tam zamanı oluyor? Neden vakit kaybedilmemeli deniliyor?

Neden Vakit kaybedilmemeli?

PKK her ne kadar politikalarından taviz vermese de Gül için “Acil konular için vakit kaybedilmemesi gerekir.” söyleminin bir maddi zemini var. Birincil olarak “Kürt meselesi”nde Türkiye’nin en büyük direnç noktası Türk Silahlı Kuvvetleri’ydi. 22 Temmuz’dan sonra TBMM çatısı altında bölücüler olduğundan dolayı TBMM oturumlarına katılmayan TSK, Obama’nın gelişiyle Meclise girmiş ve Amerikan planına karşı durmayacağını şekilsel de olsa göstermiştir. Nitekim Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un yıllık değerlendirme toplantısında yaptığı “Teröristler de insandır.” ve “Devlet, dağ kadrosunun örgütten ayrılmasını sağlayacak şekilde, mevcut yasal düzenlemelerin daha iyi şekilde uygulanabilmesini sağlamak için bazı değişiklikler yapmalıdır.” açıklamalarıyla anlaşılacağı gibi TSK, Amerikan planına hapsolmuştur. Daha önce tartışmaya bile açamayacakları politikalar TSK tarafından da dillendirilmektedir.

İkinci olarak Ergenekon operasyonları ile birlikte bölünmeyi beraberinde getirecek açılımlara direnebilecek insanlar üstüne korku salınmıştır.

Üçüncü olarak yıllardır yüksek yoğunluklu Kürtçü propaganda altında millet artık her şeyi kanıksar hale getirilmiştir. Kürtçe televizyon kurulduğunda dâhi kimsenin sesi çıkmamıştır. Gül’ün aciliyeti buradan kaynaklanmaktadır. Sırrı Sakık durum tespitini şöyle yapıyor: “Cumhurbaşkanı’nın, hükümetin, Karayılan’ın ve Ordu’nun zaman zaman buna uygun bir noktada buluşması barış adına bizi umutlandırıyor.” Hazır Ordu ses çıkarmayacakken ve millette de büyük bir kıpırtı yokken “acil konular için vakit kaybedilmemeli”dir.

Anlaşılacağı, PKK ve bölücüler açısından çok değişen bir şey yok. ABD’nin dayattığı Sevr planı çerçevesinde taviz vermeden programlarını devam ettirmekteler. Değişen şey Türkiye’nin direncinin oldukça kırılmış olması ve Amerikancı güruhun devletin en üst kademelerinden başlayarak bu programı Türk milletine dayatacak güce ulaşmış olması.

Kürtler için tarihi bir fırsattan bahsedilecek olunursa, bu fırsatın adının Abdullah Gül konulması en doğrusu olacaktır.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: