11.05.2009/Sayı:235
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Serap Yeşiltuna

AKP’nin yeni kabinesi:
Uzlaşma değil sertleşme

Ahmet Davutoğlu - Talabani görüşmesi

Ömer Dinçer

Yeni kabinede en çok dikkat çeken isim kuşkusuz Ahmet Davutoğlu. Kabineye dışarıdan giren Davutoğlu, Bakan olmadan önce de dış politikayı belirleyen en önemli isimlerden biri ve pek çok açılımın mimarıydı. Dikkat çeken diğer bir isim ise Ömer Dinçer. Ömer Dinçer öyle bir isim ki, AKP’nin Kürt İslamcı çizgisinin en büyük savunucularından ve bu anlamda sonuna kadar giden adamlarından birisi.

Faşizm göstere göstere geliyor

29 Mart seçimlerinin ardından AKP’nin artık bir uzlaşı çizgisinin içine gireceğini, eski radikal söylemlerini bırakıp daha ılımlı bir parti olacağını iddia etti tüm medya ve analizciler. AKP’nin oylarında belli düşüşler olmuştu, bu bir uyarıydı ve AKP bundan dersler çıkararak halkın korkularını dikkate alacaktı.

Ancak tüm bu söylemler yalnızca bu hayalperestlerin isteklerinden ibaretti; çünkü AKP ne muhalefetle, ne de halkla uzlaşacak bir parti olmadığını defalarca göstermişti. AKP, faşizmin dozunu her durumda artırarak, nihai hedeflerini gerçekleştirmek için her fırsattan yararlanacak bir partiydi.

Seçimlerin ardından, “evet AKP artık uyarıyı aldı, normalleşecek” dedikleri bir anda Ergenekon Operasyonu’nun 12. dalgası geliverdi örneğin. Özellikle üniversite öğretim üyelerini hedef alan bu dalga, AKP’nin kaldığı yerden devam edeceğini, geri adım atmak şöyle dursun, dozu daha da artırarak kendi faşizmini yaratmak için her türlü imkânı kullanacağını göstermişti.

Evet, AKP aslından hiç uzaklaşmamıştı, hep başladığı yerde, durduğu yerde, hep o uzlaşmaz, hep o milli görüşçü, hep o lâiklik karşıtı, hep o Kürtçü AKP’ydi .

En son yapılan kabine değişikliği de yalnızca bunun göstergesidir.

Doğan medya istediği kadar çırpınsın ve uzlaşmayan AKP’yle uzlaşmak için onun yumuşadığını, yumuşayacağını ve halkın partisi olacağını iddia etmeye devam etsin, AKP baskılarını artırmaya, Baykal’ın da anlamış olduğu gibi kendi özünü, kendi çekirdeğini korumaya devam ediyor.

Kabine deişikliği uzlaşmanın değil sertleşmenin yansıması

Yerel seçimlerden sonra beklenildiği gibi Tayyip, kabine değişikliğini geçtiğimiz hafta açıkladı.

Bülent Arınç

“Dindar bir Cumhurbaşkanı istiyoruz” sözüyle Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması için adeta kampanya başlatan, türbanlı eşini devlet protokolüne sokarak
meydan okuyan, Anayasa Mahkemesi’nin türban yasağıyla ilgili kararından sonra, “gerekirse anayasayı değiştiririz, anayasa mahkemesini kaldırırız” diyen, “ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki şekline” diye beyanatlarda bulunan Arınç, bundan sonra Babakan yardımcısı ve MGK üyesi. Alın size uzlaşma!

Ertuğrul Özkök: Harun ve Karun virüsüne savaş

Şimdi bir de dönüp AKP artık uzlaşacak, bu böyle gitmeyecek diyen Doğan Medya’ya bakalım. Ertuğrul Özkök yeni kabinenin ardından sadece methiye yazabilmiş.

Eski kabineden, Nazım Ekren, Murat Başesgioğlu, Kürşad Tüzmen, Said yazıcıoğlu, Mehmet Ali Şahin, Kemal Unakıtan, Hüseyin Çelik, Hilmi Güler gibi 8 ismin dışarıda kaldığı, Bülent Arınç, Cevdet Yılmaz, Sadullah Ergin, Ahmet Davutoğlu, Mustafa Demir, Ömer Dinçer, Nihat Ergün, Taner Yıldız, Selma Aliye Kavaf gibi 9 yeni ismin eklendiği yeni Bakanlar Kurulu’yla AKP kurmaya çalıştığı düzene dair yepyeni mesajlar verdi.

Yeni isimlerden anlaşıldığı üzere yeni kabine daha fazla gerilim, daha fazla baskı, daha fazla islamcılık ve daha fazla Kürtçülük demek.

En başta Bülent Arınç gibi uzlaşmaz bir ismin, milli görüş çizgisinin en önemli simgelerinden birisinin, Başbakan Yardımcılığı’na getirilmiş olması AKP’nin bu çizgiden taviz vermeyeceğini gösteriyor. Bülent Arınç, askerle sürekli polemiğe giren, ordu karşıtı, lâiklik karşıtı söylemleriyle en fazla dikkati çeken isimlerden birisi. Üstelik bu fikirlerinden geri adım atmayacağını defalarca yineleyen Arınç, bundan sonra MGK üyelerinden de biri olacak.

“Dindar bir Cumhurbaşkanı istiyoruz” sözüyle Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması için adeta kampanya başlatan, türbanlı eşini devlet protokolüne sokarak meydan okuyan, Anayasa Mahkemesi’nin türban yasağıyla ilgili kararından sonra, “gerekirse anayasayı değiştiririz, anayasa mahkemesini kaldırırız” diyen, “ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki şekline” diye beyanatlarda bulunan Arınç, bundan sonra Babakan yardımcısı ve MGK üyesi. Alın size uzlaşma!

Dikkat çeken diğer bir isim ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na getirilen Ömer Dinçer. Ömer Dinçer öyle bir isim ki, AKP’nin Kürt İslamcı çizgisinin en büyük savunucularından ve bu anlamda sonuna kadar giden adamlarından birisi.

Tayyip’in Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Ömer Dinçer, Kürtçülüğü de Şeriatçılığı da iyi özümsemiş bir Milli Görüşçü. Başbakanlık Müsteşarı iken Yargıtay kararı ile Cumhuriyet rejimine ve Anayasal rejime karşı olduğu tescillenmiştir.

Onu lâiklik karşıtı cüretkar açıklamalarından tanırız:

“Türkiye’de cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin islamla bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum.”

Onu aynı zamanda 1995’te Sivas’ta yaptığı bir konuşmadan hatırlarız: “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin lâiklik, cumhuriyet, milliyetçilik gibi bir çok temel ilkenin yerini daha ademi merkeziyetçi daha müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesi taşıyorum” diyerek DTP’ye örnek oluşundan, Türkiye’yi 20-25 özerk bölgeye ayırma planından tanıyoruz.

Ama daha yakın bir geçmişte Şemdinli Operasyonu’nda, Danıştay tertibindeki rolünden, Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı yönlendiren kişi oluşundan tanıyoruz.

Kürt İslamcı ekibin simge isimlerinden olduğu kadar, intihal suçundan profesorlüğü de elinden alınan bir bilim hırsızı olmasından tanıyoruz.

AKP bu isimlerle uzlaşacak yani!

Yeni Kabine’nin yeni isimleri neredeyse tamamen milli görüşçülerden seçilmiş.

Adalet Bakanlığı’na getirilen Sadullah Ergin, Türk Ceza Kanunu’nun değiştirilerek, kapatılan Refah Partisinin lideri Erbakan’ı cezaevinden kurtaran formülün mimarı. Dikkat çekmek gerekir, “adalet” bakanı oldu. Aynı zamanda, Hatay’da “Ali Dibo” olarak anılan, ihalelerin eş akraba ve dostlarına verilmesini sağlamakla suçlanmıştı.

Bayındırlık ve İskan Bakanı yapılan Mustafa Demir ise Samsun’da MÜSİAD’ın kurucularından.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı olan Taner Yıldız’ın Abdullah Gül’e yakınlığının dışında en önemli özelliği sakallarını kesmeyi reddeden biri oluşu.

Milli Eğitim Bakanlığına getirilen Nimet Çubukçu ile ilgili olarak, Türkiye’nin ilk kadın Milli Eğitim Bakanı diyerek adeta bir kahraman yaratmaya çalışan medyaya kıyasla biz pek de olumlu birşey göremiyoruz. Hatta keşke olmasaydı diyoruz. Yani Türkiye’nin ilk kadın Milli Eğitim Bakanı keşke “inancı gereği başını örten kadınların sırf bu inançlarından dolayı bir takım haklardan mahrum bırakılmasını istemek temel insan haklarına aykırdır” diyen bir kadın olmasaydı. Tüm Şeriatçı kadın derneklerinden destek geldi. Eğitimin şeriatçılaşması, belki de Tevhidi tedrisatın kaldırılması ne yazık ki bir kadının elinden olacak.

Tayyip yeni kabineyi oluştururken gerçekten hiç bir ayrıntıyı kaçırmamış. En güvendiği isimler, en Kürt-İslamcı ekip güzel bir kombinasyonla bugün Bakanlar Kurulu’nu oluşturuyor.

“Ritmik diplomasi” ve “ritmik teslimiyet”

Yani bunlar 338 tane milletvekili içinden bulabildikleri... Bir de bulamayıp Meclis dışından Dışişleri Bakanlığına getirilen dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu var. AKP’li vekiller veryansın etmişler, koskoca meclis grubunda bir tane adam yok mu diye. Aslında böylesi yok!

Amerikancılığı ve Şeriatçılığı böylesine bir arada bulunduranı, Ermeni ve Kürt açılımlarını böylesine bir arada yürüteni, böylesine BOP’çusu ne yazık ki Meclis içinde yok!

Ahmet Davutoğlu, AKP’nin ilk iktidara geldiği günden beri hükümetin dış politikasındaki en etkin isimlerden biri oldu. Öyle ki, AKP 2003’te Resmi gazetede yayınlanan bir kararla Davutoğlu’na büyükelçi ünvanı bile verdi.

Kendisini kısaca özetlemek gerekirse Davutoğlu,

-2006 yılında Hamas’ın Türkiye’ye gelmesinde en büyük rolü oynayan bir Şeriatçı,

-Türkiye’nin Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı düzeyinde Irak’taki Kürt peşmergelerle görüşmesinin mimarı olan açık bir Kürtçü,

-Obama’nın Türkiye’ye gelişinden önce, ABD’ye giderek, bir Dışişleri Bakanı gibi görüşmelerde bulunarak, güya Obama’yı soykırım dememesi için ikna etmeye çalışan bir Amerikancı,

-“Ermenistan’la ilişkilerin normalizasyonu” adı altında, Türk tezlerinin üstünü çizerek Ermenistan’a tavizler vermeye çalışan, sınırların açılması girişimini başlatarak Azerbaycan’la aramızı açan bir “usta” diplomat,

-Eşi kürtaja karşı bir kadın doğum doktoru, kızları da Malezya’daki İslam Üniversitesi’nde öğrenim gören bir koyu islamcı.

Yani AKP’nin arayıp da bulamayacaği bir Dışişleri Bakanı, tebrik ederiz.

Ahmet Davutoğlu aynı zamanda Ortadoğu’da Amerikan çıkarları için arabulucu gibi çalışan bir “gönüllü”. İsrail-Filistin, İsrail-Suriye arasındaki sorunları çözmeye çalışıyor. Bu adama boşuna Türkiye’nin “Kissinger”ı demiyorlar. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirmeye çalışan, “Ortadoğu Barışı”nın mimarı, antikomünist faaliyetlerin arkasındaki isim Kissinger’den sonra bu mevkiye en çok da milli görüşçü bir Türk diplomat yakışırdı.

Ahmet Davutoğlu aynı zamanda Yeni Osmanlı dönemini de başlatacak adam olarak görülüyor.

AKP’lilerin iddiasına göre, “Yeni Osmanlı” dedikleri Türkiye, Ortadoğu’da lider bir devlet , Balkanlardan Kafkaslara, Filistin’den İran’a, bölgede güçlü ve direnen bir ülke olacakmış. Davutoğlu da bu güçlü siyaseti hayata geçirecek diplomatmış.

Davutoğlu, bu zamana kadar yaptıkları ve bu fikirleriyle olsa olsa Yeni Sevr’in mimarı olur.

Sen daha Ermenistan’ı karşına almamayı beceremiyor, Türkleri bölüyorsun, tüm Ortadoğu’yu nasıl bir araya getireceksin diye sormak lazım. 3 yıllık çalışmasıyla Talabani’yi Ankara’ya getiren, Gül’ü de Bağdat’a götüren, ABD istekleri doğrultusunda gönüllü gibi çalışan, Büyük Ortadoğu Projesi için sınırsız hizmet veren Davutoğlu kendi siyasetine “ritmik diplomasi” diyor. Karşılıklı ve hızlı ziyaretler yapmanın adı buymuş. Son derece hızlı ve ritmik bir şekilde tüm dostlarımızla aramızı açacak ve tüm kırmızı çizgilerimizi ortadan kaldıracak bu çizgiye biz “ritmik teslimiyet” diyoruz!

Kabineden ayrılan bakanlar seçim mağdurları

Görüldüğü gibi Tayyip’in yeni Bakanlar Kurulu son derece gergin, üslup sorunu olan vekillerden oluşuyor ve AKP’nin Kürt-İslamcı çizgisi için son derece yerinde isimler.

Kabineden ayrılan bakanları incelediğmiz zaman da başka bir faşizm ile karşılaşıyoruz.

Tayyip’in elediği bakanların hepsi 29 Mart Yerel Seçimlerinde başarısız olan, illlerini muhalefete kaptıran illerin milletvekilleri.

Eski Mili Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, seçim bölgesi Van’ı DTP’ye ezici çoğunlukla kaptırdığı için,

Eski Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Mersin’i CHP’nin elinden alamadığı için,

Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Antalya’daki sonuçla Tayyip’i hüsrana uğrattığı için,

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Ordu’da belediye başkanlığını DSP’ye kaptırdığı için bakanlık koltuklarından oldular.

Yani işlerinde başarısız oldukları, AKP’nin vaatlerini yerine getirmede eksik kaldıkları için falan değil sadece ve sadece Tayyip’i yerel seçimlerde başarısız kıldıkları için görevden alındılar. Bizi çok ilgilendirmez ama buna da parti içi faşizm diyoruz.

Zaten “Bakanlar Kurulu toplantısındaki sözleri bakanlarım sızdırdıysa hepsini kapı dışarı koyarım” diyen Tayyip, görüldüğü gibi istediğini kapı dışarı koyar, istediğini bakan yapar, istediğini Meclis dışından getirir, kimsede karışamaz. Yani faşist lider faşisttir!

Yeni faşizme yeni Anayasa

Yumuşama bekleyenler AKP’nin ne olduğunu yeni kabineyle anlayamadılarsa bir de yeni anayasa tasarısını incelesinler.

Gerekirse anayasayı değiştirir, ya da Anayasa Mahkemesi’ni kaldırırız ama türbanı yasaklatmayız diyen Bülent Arınç’ın da bulunduğu yeni Bakanlar Kurulu’nun göreve gelişinin ardından anayasa değişikliği jet hızıyla gündeme geldi. Yeni taslağa göre,

-Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısı siyasi partilerin kontenjanından seçilecek,

-Meclisteki partilere temsil oranına göre kontenjan verilecek,

-Yargıtay Başsavcısı Meclis’ten onay almadan kapatma davası açamayacak.

Bunun Türkçesi “AKP artık yargıyı da denetimi altına almaya çalışyor”dur. AKP’ye kapatma davası açabilmek için bile AKP’ye sorulacaktır. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının altında AKP’li vekillerin imzası olacak. Bu, artık yasama yürütme yargının tek elde toplanmasıdır, açıktan faşizmdir. Görünen o ki, AKP bu yeni anayasayı da kabul ettirirse onu yargı yoluyla yıkmanın da hiç bir imkanı kalmayacaktır.

Şimdi bir de dönüp AKP artık uzlaşacak, bu böyle gitmeyecek diyen Doğan Medya’ya bakalım.

Ertuğrul Özkök yeni kabinenin ardından sadece methiye yazabilmiş.

Bülent Arınç’tan Bülent Abi diye bahseden Özkök, yolsuzlukları önleyecek yegane ismin Bülent Abisi olduğunu, bu kabinenin de hayırlı olacağını düşünüyor.

Ahmet Davutoğlu için de yine sayfalarca methiye düzen Doğan gazeteleri onun ne kadar entelektüel bir isim olduğunu anlatmışlar.

AKP’nin uzlaşı çizgisine geçtiğini iddia ediyorlar ama asıl uzlaşanın, korkudan günlerce hakaret yazıları yazdıkları bakanları “abi” yapanların kim olduğu ortada.

AKP’den ılımlılık ya da uzlaşı beklemenin anlamı yok. Baskı devam edecek, provokasyonlar, tertipler dalga dalga devam edecek. AKP bununla da kalmayarak kendi varlığını korumanın her türlü yasal yolunu da garanti altına alarak, en uzlaşmaz, en faşist, en radikal ve en üslupsuz tiplerle yoluna devam edecek.

Uzlaşı bekleyenlere tavsiyemiz boşuna beklemesinler. Hayal kurmayı bırakıp AKP’yi yıkmak için ya kendi tabanını örgütlesin ya da paşa paşa bu diyardan gitsin. Çünkü ileride başka bir seçenek kalmayacak.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: