Mustafa İzberk |
Bizi bizden ayırmak?!.(3)
“(Selahaddin Eyyubî) Eyyubi devletinde yerli halk Araptır. Orduda ise Türkler Kürtlere nazaran çoğunluğu teşkil etmektedirler.(…) Selahaddin’in Gence (Azerbaycan) çevreside ‘Şeddadiler’ Sülalesini kuran büyük dedesi ‘Şeddad oğlu Mehmed’in (951) dedesinin de ismi ‘Kartuk’ olup, Türktür’”. (Kurul, “Türk Milli Bütünlüğü içerisinde Doğu Anadolu,”sf. 188, 189’dan) ... “1935’te ‘Altaylar’da 7-11, asırlarda yaşamış Türk beylerinin mezarlarında yapılan kazılarda ‘yeşil, sarı, kırmızı’ ipekli elbise giydirilmiş cesetlerin bulunması bu üç rengin Türkler’de ‘millî’ olduğu kadar ‘dinî’ değeri de haiz bulunduğunu göstermektedir.” “Selçuklular’ın Melikleri ve Sultanları, eğer yüz bin asker toplarsa, siyah sancak askerlerde bulunmazdı; ‘yeşil, sarı ve kırmızı’ sancak bulundururlardı.”Sf. 184 “Asya’da ‘Kürt’ ve kar/kış kelimeleri arasındaki anlam bağını pekiştiren, ‘Türk hakanların’ kış aylarında kullandıkları birçok ‘kışlak’ mevcuttur. Örneğin, ‘Timur’un (1336-1404), Afganistan’da Herat Çayı’na yakın ‘Kürt Neşin’ (kurt Konağı) isimli ‘kışlağı’ çok ünlüydü.”Sf. 208 (F. Kırzıoğlu, “Kürtlerin Türklüğü,”sf. 28’den) ... “Kürt kelimesi, en eski belge ve kaynaklardan bu yana Türkçe bir kelimedir. Kürt kelimesinin, tarihi süreç içindeki anlamı ve Kürt kelimesinin, Türk boy, urug, oymaklarının, Türklerle meskûn bölgelerde, şehir köy gibi yerleşim birimi, dağ, nehir, ova gibi coğrafya ismi, kişi adı olarak kullanılması, Kürtlerin ‘Aslî’ kimlik itibariyle Türk olduklarının açık bir kanıtıdır.”Sf. 209 “‘Elegeş Yazıtı,’ sayıları 32 olan ‘Yenisey Yazıtları’ndan biridir. Bu yazıtlardaki tüm kişi, yer, coğrafya isimleri’ Türkçe’dir. Bu yazıtlar, 7. Yüzyılda ‘Yenisey Nehri’nin çıktığı yere yakın bölgede yaşamış ‘Kürt isimli topluluğun Türk olduğunun açık kanıtlarıdır.”Sf. 226 “Kürt isimli Yenisey Türkleri’nin torunları, Orta Asya’da sonraki yıllarda, ‘Türk Tobol Tatarları’ içinde ‘Kûrdak’ ismiyle anılmışlardır. Sf. 227 (W. Radloff, “Sibirya’dan,”c1, sf. 146, 248, 250’den. 1954. İst) ... “Hive Hanı Ebulgazi Bahadır Han, 1661’de yazdığı ‘Şecere-i Terakime’ (Türklerin soy kütüğü) adlı eserinde bir Türk oymağı olarak Kürtleri anmıştır. Bu Kürt Türklerin Hazar denizi’nin doğusunda ‘Ulu Balkan’ ve ‘Kiçi Balkan’ bölgesinde yaşayan ‘Ensari Türkmenleri’dirler.”Sf. 227 (Ebulgazi Bahadır Han, “Şecere-i Terakime,”sf. 93’ten) ... “Kürt isimli Türk boyu tarihte ‘Kurtu’ olarak da anılmıştır. ‘Doğu Türkistan’da tanınmış bir ‘Türk Boyu’nun adı ‘Kurtuk’dur.”Sf. 227 (H. Göktürk, “Anadolu’nun Dağında, Ovasında Türk Mührü,”sf. 61’den) ... “Azerbaycan’da ve Macaristan’da yaşayan, Kürt olarak bilinen ‘senekli’ (Mac. Sekel) isimli oymağın halkı ‘Başkurt Türkü’dür. Sf. 227 (Z. V. Togan, “Hatıralar,”1969, İstanbul, sf. 7-294’ten) (Ali Tayyar Önder, “Türkiye’nin Etnik Yapısı”, Fark y. 2007, Ankara) ... “İ.Ö. 14. Yüzyıl sonunda Asur kralı ‘Arik den İlu’, bugünkü İran Azerbaycan yöresinde, o zamanın Kürtleri olduğu sanılan, ‘Quti/Kurti’lerle ve Turukki halkıyla savaşmış, onları yenmiş, yurtlarını ele geçirmişti. Banları, oğlu ‘I. Adad Nirari’nin bir yazıtından (Hattuşa Boğazkale, M.İ.) öğreniyoruz.”Sf. 103 (Bilge Umar, “İlk Çağda Türkiye Halkı”, İnkılâp y. 1999, İstanbul.) ... “Eski tarihlerde Kürtlerle ilgili sadece bir ‘Cyrti/Kyrti’ kelimesi geçer. Strabon, bunların küçük medya ve persis ülkesinde yaşadıklarından bahseder. Romalı tarihçi ‘Livy’ de Orta Anadolu’da M.Ö. 190-189 yıllarında Romalılarla savaşan ‘Kral Antiokhos’un ordusundaki şu müttefikler arasında onların isimlerini verir: (…) ‘Kyrti’ sapanlı taş atıcıları (…)”. Sf. 491 “Kürt kelimesinin Türkçe Kur-t veya Gur-t ‘Gurlar, Ogurlar’ şeklindeki yorumunu yukarıda yapmıştık. Gurlar’ın veya Ogurlar’ın da r/l diyalekti (ağız, M.İ.) ile konuşan Türkler olduklarını biliyoruz. (…) Prof. Türkdoğan, Zaza lehçesinin Türk lehçesi olan Çuvaşça’nın özelliklerine sahip olduğu tezini destekler.”Sf. 492 (O. Türkdoğan, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu üzerine Araştırmalar.”Boğaziçi y. 1992, İstanbul’dan) (Selahi Diker, “Türk Dilinin Beş Bin Yılı”2000, İzmir.) ... “Yenisey yazılı taşları için düşünülen tarih, gerçeğine uygun değildir. Bu yazılı abideler, açıklandığı tarihten asırlarca daha evveline aittir. Bunları ilk tespit eden bilim adamları, tarihlendirmeyi milattan çok öncelere götürmüş olmalarına rağmen, bu eserlerin Türklere ati olmalarının anlaşılmasından sonra, 19. Asırda Türk dünyasına yöneltilen yıkıcı propaganda gereği olarak tarihlendirme M.S. 6-7 yüzyıla oturtulmuştur.”Sf. VI “Kürtlerin ön Asya’daki yerleşim alanlarının hususiyeti, onların bu alana D.Ö. 1. Binyılın birinci yarısında yerleştiklerini gösterebilecek mahiyettedir.”Sf. IX “(…) Kürtçe’nin Türk dilleri arasındaki yerini ise şu şekilde belirtebiliriz: 1- Kürtçe, Türkçe gibi, kuvvetli bir şekilde Prototürkçe (ön Türkçe M.İ.) kökene dayanan bir dildir. 2- Kürtçe, Türkçe’nin söz yapma usullerine göre, Türkçe’de bulunmayan sözler yapabilmiştir. 3- Kürkçe’de, Türkiye dışındaki Türk lehçelerinden sözler bulunuyor. (…)”. Sf. 7-8 “(Med devleti çağında) Buna rağmen Kürtler, Türk âdet ve an’anelerine daima sadık kaldıklarından, asimile (özümsenme, M.İ.) olmamışlar ve kendilerinden çok daha sonraları göç ederek gelen Müslüman Türklerle kucaklaşabilmişlerdir. (…) Herat, Kelat, Kerman, Bender şehirleri mıntıkasında da Kürt Kolonilerine rastlanılmaktadır.”Sf. 10 (Kâzım Mirşan, “Prototürkçe’den Bugünkü Kürtçeye”, TKAEY. 1983, Ankara) ... 1940’lı yıllar ilkokulda okuyordum. Akaretler Spor Caddesi’nde oturuyoruz. Evin en üst katında ölmüş bir subayın gili (Ar. Aile) oturuyor. Bu Katın üç oğlu var… Biz çocuklar, her Tanrı’nın günü biraz ilerde ‘Vişnezade Parkı’nda orta yerdeki yaşlı sedir çamının altında, üzeri dama, beştaş oyunu için kazınmış yeşil bankolara tünüyor, günü gevezelikle bitiriyoruz, hele yaz tatilinde… üst katın yaşı bana yakın olan oğluna bir arkadaş, -bizden büyük- “Kürt!”diye sesleniyor durup dururken. O ise bu sese ak dişlerini ortaya çıkaran geniş bir gülüşle yanıt veriyor. Şakaya şaka… unutmadan, şunu belirteyim: Seslenen iri yarı arkadaşa ise herkes “Çeçen”demekte özünde.. adını bilen yok!.. o yaşta bizler bu yazıksız (Ar. Günahsız) ayrımlamaya, çocuğun yanık benzi altındaki arı duruluğundan doğan bir takılma olarak bakmaktaydık. Bu bir sevgi türüydü… 69 yıl geçti. Okuduk adam olduk, öğrendik bir de gördük geçirdik.. bakıyoruz: Yeryuvarını iki kez baştan başa kana bulayan anavarcı (Fr. Kapitalist), sömürgeci Batı’nın son çırpınışlarını yaşadığı bugünlerde “Yurtta barış, yeryüzünde barış”ı ilke yapmış Atatürk Türkiyesi’nin yerel seçim hartasında Güneydoğu’da silme bir sarı boya. Yakın tarihimizde böylesine bir uygar atılım yapmış ülkede ayrımcılığı, bölücülüğü, yeğinlikçiliği (Fr. Terorizm) destekleyen bir partinin(!) sarı boyası. Oysa, yenigünün (Far. Nevruz) yeşili, kırmızısıyla bu üç alaca, Türklüğün İç Asya’da binlerce yıldır varlığını sürdüren yaşam dolu imgeleri değil mi? Ayrılıkçı kökencilik yapan parti denli, Türkçülüğe el koymuş öbür bir-iki parti de beni şaşkınlığa boğmakta… 21. yüzyıl’da “köken partileri”ne demek?.. Hepsi, Türkiye üzerinde en acımasız oyunların oynanmaya başlandığı yılların ürünü nesneler… türk ülkesinde uygarlık yolund gelişme, yenilenme, ilerleme, gönence (Ar. Refah) dönük olması gereken gerçek siyasal partiler yerine, bunlar… Kendi kendime ‘“Musul”u Türklerden koparırken altınlarına kapılan koyun satıcısı şeyh(!) Sait Kutsuzunu Atatürk’ün önüne süren İngiliz Haçlı’sı istediğini almakta’diyor, baskınlarla şehit edilen Mehmetçik’i, taranan, bombalanan otobüsleri, devleti taşlayan yumurcakları görüyorum. Bugünlere nasıl gelindi unutmayalım: Güneydoğu köylerini karış karış gezen –Türkçe bilir- ajanlardan oluşan “Barış Gönülleri”… gene aynı kırsalda gökten silah indiren “Çekiç Güç,”ikide birde soluğu Diyarbakır’da alan Fransız 1. Kadını “Madame Mitterand”.. Ankara’yı ikinci kapı yapan eski “CIA istasyon şefleri”elçiler.. büyük yurtsever Eşref Bitlis Paşa’mızın şehit edilmesi(…) Bu neyin, kimin savaşı? Bir acıklı-güldürü izliyoruz sanki.. Onlarca yıldır tüm Türkiye varını yoğunu bu bölgeye akıtmamış, canını, kanını onlar Haçlı elegeçirmesinde yok olmasınlar diye vermemiş sanki. Bolca kanlı traji-komik, yöneten, artık bundan böyle demokrat(!) bir kara derili ABD’li mi olacak? Göreceğiz… ... Bir süredir sizlere, kitaplığımdan kimi seçmelerle, hep yapıttan bir takım alıntılar yaparak “Kürt”adının, varlığının, dilinin doğal-karşı propagandasız-, gerçek geçmişini, kimliğini aktarmaya çalıştım. Olanaklarım bu denlisine yetti. Özünde (Ar. Aslında), bu iş için, değil birkaç yaprak yazı… kitaplıklar dolusu emek verme olasılığı var. Bizimki ise böyle oldu, bağışlayın… Evet, alçakgönüllü kitaplığımın ele aldığımız olguya katkısı burada noktalandı. Verdiği değerli bilgiler, her neni öylesine çıplak ortaya döktü ki “Kürt’ün Türk”olduğunu öylesine kimsenin yadsıyamayacağı bir yoğunlukta vurgulandı ki.. benim bunların üzerine bir yorum yapmamı gereksiz kıldı… Öyleyse yazarınız ne yapabilir. Günümüze dönebilir.. dönüyorum: Önce soru: Bu yazı niye gerekliydi? Nedeni ortada, 1938’den beri, 1945’ten bu yana, ülkemizi gittikçe yoğunlaşan bir tartımla kıskacına alan “Atlantik ötesi/berisi yayılmacılar (Fr. Emperyalist), son 7 yılda işi bütünüyle azıtıp, getirdikleri “Tayyip”erkinde (Bush baskıcılığında anlayın!) tüm değer yargılarımızı, kazanılmış bilgilerimizi ters yüz etmeyi neredeyse başardılar… Kürt bir baktik “Türkiyeli’nin biri”idi, ertesi gün “ya Sevip, ya gidecekti,”daha ertesi gün “birinci sınıf oy deposu”oldu “tümü Tayyipsel beceriler(!) Her alanda olduğu gibi, bu alanda da ulusun boğuntulara, bunalımlara gömülmesi, günlük işlerden oldu… Artık ne yoktu ki: ‘Millî Misak (Ulusal Ant) sınırları içinde “Türk’ tu kaka”idi!.. “Kürt etnikti, kimlikti, baş tacı”idi!.. Hangi Kürt? Batılı Haçlıların 100 yıldır çizdikleri, tasarımladıkları, kullandıkları sonra’da bir paçavra gibi fırlatıp attıkları “Türk’süz Kürt,”alet Kürt, ayaklanan Kürt, Pontusçular, öbürleri yoldaydı. Ta ki, Sevr’in sözde, Karadeniz’den kıyılı Orta Anadolu’daki Türkiye(!)sen varıncaya değin!.. Sonrasında da Anadolu ortasında bir ‘Kerkük Türklüğü’ yaratıncaya değin!.. Bu erk, neler yapmadı: ‘Davos’ dikliğinden, ‘Hamas’ yandaşlığına, ‘Rasmussen’ efelenmesine, ‘Erbil’ muhabbetine, ‘Müslüman Kardeşler’ sadakacılığına bg. Bg. Dayılanma maskeleri altında görülmemiş elitmecilikler (Ar. Teslimiyetçilik), erkin kömr karası fotonlar saçan ampulü altında tam bir ‘bukalemun’a döndük. Oysa, gene her konuda yalın gerçekleri, dümdüz olguları, yaşam boyu içselleştirdiğimiz doğru kavramları, değerleri, yargıları egemenlerden nasıl geri alacaktık?.. İşte bu nedenle, kalemimi bu kez “Kürt olgusu”nun hizmetine sundum ki o Kürt, özünde (Ar. Zaten) 10 yıldır ter döktüğüm “Türk”kavramından başka bir nen değildi. Bu topluma ulaştırılmamış yarı sisli gerçek, çocukluğumuzdan bildiğimiz ‘yerel beti’ (Fr. Figür), yukarıda aktarmaya çalıştığım boğuntu/bunalım dönemi içinde şu birkaç yaprak yazıyla örtüsünü attı, “Türkkürdü”kavramıyla okurlarımızın bilincinde aydınlandı, Hele ki, yaşamının 40 yılında mimarlık yapmış, tarih, ekinsel konulara uzak, benim gibi sıradan bir yurttaş, bilincinde… ... Bu Batılılar, nasıl Haçlı yaratıklardır ki ayrılıkçı, bölücü maşalarının ellerine “Türk”ün binlerce yıl geçmişi olan ‘üç renkli’ bayraklarını tutuşturup Türk’e kazan kaldırtmaya yeltenir… bu ne tür bir yaratıktır ki 1915’te Anadolu’da yaşayan Ermeni sayısının iki katını Türklere öldürtür?!. Bu uyduruk soykırımı da – bildiğim denlisiyle- İsviçre’den İtalya’ya, Kanada’dan Havaii’ye, Arjantin’den Uruguay’a (…) dek bütün Haçlı parlamentolar (!) a onaylatır!..(Sürecek)
|