Genç sivillerden 5 yıldızlı eylem
Cumhuriyet gazetesinin “Genç subaylar rahatsız” manşetinden sonra peyda olan ve zamanla Taraf gazetesinin gençlik kolları gibi hareket etmeye başlayan Genç Siviller adlı marjinal grup, 1 Mayıs günü yaptığı eylemle adından söz ettirdi. Gazete ve televizyonlarda “en pahalı eylem” olarak geçen Genç Sivillerin eylemi, The Marmara Oteli’nden aşağı pankart sallandırmaktı.
The Marmara Oteli’nin 5. Katında oda kiralamak isteyen Genç Siviller üyesi iki genç, tadilat nedeniyle Mayıs günü 19. katta tuttukları odanın penceresine, “1 Mayıs 1977’de buradan ateş edenler bulunsun” yazılı bir pankart astılar. Kısa bir süre pencerede kalan pankart otelin güvenlik görevlileri tarafından indirildi.
Pankartı sarkıtan Genç Siviller üyesi eylemciler Hayri İnce ve Müçteba Kılıç olayı anlattı. Pankart, aslında ateşin açıldığı 5’inci kattaki odanın penceresine asılacakmış; ancak iki genç tadilat sebebiyle bu eylemi biraz daha yüksekten yapmışlar.
Pankartı asanlardan Bilgi Üniversitesi öğrencisi Hayri İnce, eylemin fikrini ve nasıl gerçekleştirildiğini şöyle anlattı: “Mail grubumuz var. Oraya mail atan bir arkadaşın fikriydi. 1 Mayıs 1977’de 34 insan hayatını kaybetti. O zamanki adı Intercontinental Otel’den aşağı ateş edilmişti. Arkadaşımız bu olayın failleri, ateş edenler bulunsun pankartı açalım fikrini atınca kabul gördü. Otele giderek yerimizi ayırttık, pankartımızı hazırlattık. Saat 11.00’de eylemimizi gerçekleştirdik. Pankartı sarkıttık sonra televizyonu açıp izledik. Baktık pankart tam açılmamış, pencereye çıkıp düzelttik.”
Adamlardaki keyfe bakar mısınız? Pankartı astıktan sonra televizyonun başına kurulup olan biteni izlemeye koyulmuşlar. Gören de bir şey yaptıklarını sanır. Bugüne kadar 1 Mayıs üzerine, işçiler üzerine bir beyanlarını göremediğimiz, şu kriz ortamında işten atılan işçiler hakkında Allah rızası için tek kelime açıklamalarını okumadığımız Genç Siviller, 1 Mayıs’ta sansasyonel bir eyleme imza attılar ve kendilerinden bahsettirdiler.
Genç Siviller, yaptıkları bir yazılı açıklamayla eylem için yaptıkları harcamanın dökümünü de vermişler. 1 gecelik oda ücreti 275 Euro, mini bar 30 Euro, otopark 35 TL, pankart 190 TL. Bu değirmenin suyunun nereden geldiği ise ayrı bir merak konusu. Genç Sivillerden gelen açıklamada para kaynağı ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmuyor ama paranın nereden geldiğini tahmin etmek pek zor değil. bugüne kadar yaptıkları eylemlerle kime hizmet ettiği belli olan Genç Sivillerin finansmanı olsa olsa Amerikalı efendileri olur.
|
Serdar Ortaç’a Ahmet Kaya dayağı

Serdar Ortaç

Ahmet Kaya
|
Pop müzik sanatçısı Serdar Ortaç, geçtiğimiz hafta Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen Kral TV Video Müzik Ödülleri Töreni’nde tuvalette yumruklu saldırıya uğradı. Yüzüne aldığı darbeler sonucu iki dişi kırılan ve elmacık kemiği çatlayan Serdar Ortaç, karakola giderek saldırgandan şikayetçi oldu. Ortaç’ın müzik şirketi olaydan sonra yaptığı açıklamada, “Serdar Ortaç, 4 ayrı dalda aldığı ödüllerin ardından salonu terk ettiği sırada, sebebi anlaşılamayan bir şekilde fiziksel saldırıya uğramıştır. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin eşgali ve görüntüsü, salon kameraları tarafından belirlenmiştir. Sanatçı, Harbiye polis merkezine verdiği şikayet dilekçesinde ise, şahıs hakkında darp, saldırı ve tehdit suçlamalarında bulunmuştur. Sanatçı olay sonrası yaptığı açıklamada ‘Bildiğim kadarı ile husumet içinde olduğum kimse yok, insanlara tüm sevgim ile müzik yapmaya çalışıyorum. Bu üzücü olayın neden yaşandığı hakkında hiç bir fikrim yok’ demiştir” denildi.
Dayak olayının ardından ortaya atılan iddialardan biri de saldırgan’ın Ahmet Kaya nedeniyle Serdar Ortaç’a saldırdığı. Kokteyl sırasında bir davetlinin “Ahmet Kaya ‘ya çatal atan kişi değil mi bu? Niye buralarda geziyor? Ben bunu döveceğim” diyerek ortalıkta dolaştığı iddia edildi.
10 yıl önce 11 Şubat 1999 tarihinde düzenlenen Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde Yılın Sanatçısı ödülünü alan Ahmet Kaya’nın yaptığı konuşmadan sonra sahneye çıkıp “Padişah” şarkısının sözlerini değiştirip vatanseverlik taslayan asker kaçağı Serdar Oraç, o gece Ahmet Kaya’ya yönelik linç girişimini fişekleyen kişi olarak tarihe geçmişti. Serdar Ortaç’la birlikte olaylı gecede başrol oynayan diğer kişiler de Ercan Saatçi, Şenay Düdek, Reha Muhtar gibi isimlerdi. Olaylı geceyi takip eden günlerde Hürriyet gazetesinin yaptığı yalan yanlış haberler de üstüne tuz biber ekmiş ve Ahmet Kaya’nın yurtdışına çıkmasına neden olan süreç başlamıştı. Ertuğrul Özkök, damadı Ercan Saatçi ile birlikte bu şüreçte başrol oynamıştı.
Gerçi Serdar Ortaç yaptığı açıklamada saldırı nedeninin Ahmet Kaya olup olmadığından emin olmadığını söyledi ama “olabilir de” diyerek yine bir açık kapı bıraktı. Ayrıca Ahmet Kaya’yı ne kadar sevdiğini sözlerine eklemeyi de ihmal etmedi.
Bugün Ahmet Kaya’ya itibarını iade etmek için çırpınan zavallıların 10 yıl önceki hallerini hatırlamak insanın midesini bulandırıyor gerçekten.
|
Deniz Feneri’nde son durum

AKP iktidarının dokunulmazlarından RTÜK
Başkanı Zahid Akman, geçtiğimiz hafta Deniz Feneri davasıyla ilgili olarak savcılığa ifade verdi. |
Almanya’da başlayan Deniz Feneri yolsuzluğu davasının Türkiye ayağında son haftalarda ilginç gelişmeler yaşanmaya başladı.
Hatırlarsanız, Deniz Feneri Derneği’nin Almanya şubesinde Alman makamlarının tespit ettiği yolsuzluk üzerine açılan dava 17 Eylül 2008’de sonuçlanmış ve derneğin yöneticileri Alman mahkemesi tarafından hapis cezasına çarptırılmıştı. Ancak Alman makamları asıl faillerin Türkiye’de olduğunu belirterek başta RTÜK Başkanı Zahid Akman olmak üzere Kanal 7’nin sahibi Zekeriya Karaman gibi isimler asıl fail olarak gösteriyordu. Frankfurt 26. Ceza Dairesi Başkanı Dr. Jochen Müller, karar duruşmasında şu açıklamayı yapmıştı: “Deniz Feneri, gerçekte Mehmet Gürhan için sermaye bulma aracıydı. Paraları Türkiye’deki Kanal 7’ye taşıdı. Paraların nasıl kullanılacağına Türkiye’dekiler karar veriyordu. Bunlar Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Zahid Akman’dı.” Müller, çıktığı bir TV programında da “Skandalın baş sorumluları Türkiye’de” demişti. “Bağışların 11.7 milyon euro’su amaç dışı kullanıldı” diyen Müller, “Türkiye’deki elebaşlarının, Kanal 7’nin sorumluları” olduğunu söylemişti. Müller, “Bu kişiler Karaman, Karahan ve Akman mı?” sorusunu da “Evet” diye yanıtlamıştı.
Sonrasında ise Deniz Feneri dosyasının Alman makamlardan istenmesi süreci başladı. Ha bugün gelecek ha yarın gelecek diye diye beklenen dosya 25 Şubat tarihinde Türkiye’ye ulaştı.
Ancak Türkiye’ye ulaşan dosya Adalet Bakanlığı tarafından bir türlü işleme konmadı. Çünkü Alman makamları Deniz Feneri ile AKP arasında ciddi bağlar kurmuştu ve bu bağların kanıtlanması, AKP’nin sonu anlamına geliyordu. Çünkü Siyasi Partiler Yasası gereği bir siyasi parti yurt dışından hiçbir şekilde maddi yardım alamazdı ve bu durum söz konusu parti açısından direk kapatılma sebebiydi. Alman makamları AKP ile Deniz Feneri arasında böyle bir bağ tespit etmiş ancak sağlam kanıtlar bulamamıştı. Bu nedenle özellikle Türkiye’yi sürekli sıkıştırdılar.
Ancak AKP Deniz Feneri’nin Türkiye ayağını sümen altı etmek için çok yoğun bir çaba harcadı. Davada adı geçen en önemli isimlerden biri olan RTÜK Başkanı Zahid Akman, bizzat Tayyip tarafından korumaya alındı.
Adalet Bakanlığı ise dosyayı işleme koymayı sürekli geciktirerek bugünlere kadar geldi. Ancak yoğunlaşan baskılyar nedeniyle şimdilerde Deniz Feneri davasının Türkiye ayağı ile ilgili gelişmeler ortaya çıkmaya başladı.
Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin döneminde iki ayı geçkin bir süre raflarda bekletilen dosyanın akıbeti merak konusu oldu. Şahin, dosya ile ilgili soruları hep “dosya tercüme ediliyor” cümlesiyle geçiştirmeye çalıştı. Ancak geçtiğimiz haftalarda ek bir dosya daha geldi ve gelen dosyanın tercümesinin de beraber gönderildiği ortaya çıktı. Böylece Şahin’in en önemli dayanağı çökmüş oldu. Zor durumda kalan Şahin hemen kıvırarak, “Geldi dosya, arkadaşlar inceliyor, gerekirse tercümesi de yapılacak’ dedim. Pazartesi günü ilgili arkadaşlar geldiler, dediler ki ’dosya Federal Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği tarafından bize gönderildi, Türkçe tercümesi de içinde’. Ben de ajansları, basın yayın organlarını arayarak, ’Daha önce tercüme edilecekti denilmişti, ama tercümesi içerisindeymiş’ dedim.” Eğer ilk gönderilen dosya da tercümesiyle beraber gönderilmişse, ki öyle görünüyor, AKP’nin dosyayı alenen işleme koymadığı sonucuna varılır.
Bu arada ortaya çıkan gelişmelerden biri de Adalet Bakanlığı’nın Alman makamlarının işbirliği teklifini reddetmeleri oldu.
Ve son olarak RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın Deniz Feneri davası ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına 1,5 saat ifade verdi. İfadesinin ayrıntıları henüz netleşmemişken davada adı geçen bazı şirketlerin buharlaştığı bilgisi basına yansıdı.
Akman’dan sonra ise ifade sırasının Zekeriya Karaman’da olduğu tahmin ediliyor. Almanya’dan gelen dosyada kesinlikle ifadesine başvurulması istenen ikinci kişi Karaman çünkü. İfadelerinin alınması istenen isimler şunlar: Dr. Aykut Zahid Akman, Mehmet Sıddık Balıkçı, Bedrettin Bülent Bilgin, Mustafa Çelik, Ahmet Coşar, Orhan Durmaz, Gökhan Gürbüz, Harun Kapıyoldaş, İsmail Karahan, Zekeriya Karaman, İzzet Kurum, Şahin Küsmüş, Seyyar Kutun, Hakkı Sadal, Ümit Yaşar Sincanoğlu, Erhan Atar.
Daha önce yaptığı açıklamalarda iddianamede adının geçmediğini iddia eden Zahid Akman’ın adı, 192 sayfalık iddianamede 17 sayfada toplam 34 kez geçiyor. İddianamenin özellikle para trafiği ile ilgili kısımlarında adı geçen Akman’dan “kurye” olarak bahsediliyor.
Bakalım AKP bu has adamını daha ne kadar koruyabilecek?
Rasmussen, Tayyip’le dalga geçiyor!

Rasmussen’in özel kalem olarak Danimarka’nın Ankara Büyükelçisi’ni seçmesi, medyada “Türk olmasa bile en azından Türkiye sınırları içinden biri seçti”
şeklinde yorumların yapılmasına neden oldu. |
NATO Genel Sekreter Yardımcısı bir Türk olacak. Rasmussen, karikatür krizi nedeniyle Müslümanlardan özür dileyecek
Silahsızlanmadan Sorumlu Sekreter Yardımcı Vekili Türk olacak.
NATO’nun Afganistan Özel Temsilcisi bir Türk olacak.
PKK’nın yayın organı Roj TV kapatılacak.
Bunlar ne?
NATO Genel Sekreterliğine aday olan eski Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’e onay vermek için Türkiye’nin öne sürdüğü şartlardı.
Hatırlarsanız, yakın zaman önce Türkiye, genel sekreterlik için en yakın aday olan Rasmussen’den duyduğu rahatsızlığı Tayyip’in ağzından dile getirmişti ve Rasmussen’e karşı veto hakkını kullanacağını duyurmuştu. Ancak devreye Obama girdi ve Tayyip yukarıdaki şartları ileri sürerek tükürdüğünü yaladı ve çok büyük kazançlar elde edeceğimizi söyleyerek Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olmasına onay verdi.
Peki karşılığında Tayyip’in talep ettiği şeyler gerçekleşti mi?
Nerdee!
Tayyip, Brüksel’deki NATO zirvesinde Rasmussen’in Medeniyetler İttifakı toplantısında karikatür krizi nedeniyle İslam aleminden özür dileyeceğini duyurmuştu.
Birkaç gün sonra Medeniyetler İttifakı toplantısı kendi evimzde, İstanbul’da gerçekleşti. Rasmussen, herkesin pür dikkat dinlediği konuşmasında özür dilemediği gibi böyle bir söz vermediğini de açıklamıştı.
Roj TV hakkında da bildiğiniz gibi herhangi bir gelişme yok.
Tayyip’in Rasmussen’e karşılık ortaya sürdüğü bu şart da havada kaldı. Hatta o dönem Danimarka’nın Ankara Büyükelçisi Jesper Vahr, Roj TV’yi kapatma sözü verdikleri heberlerini resmen yalanlamıştı. Vahr, “Roj-TV de ilgili Danimarka yasalarına uymak zorundadır. Bu yasalara uyulduğu sürece hükümet bir yayın lisansını iptal edemez.” diyerek son noktayı koymuştu.
Şimdilerde ise yeni bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Rasmussen, yardımcısını değil ama özel kalem müdürünü Türkiye’den seçti. Seçtiği kişi ise yukarıda Roj TV ile ilgili görüşlerine yer verdiğimiz Danimarka’nın Ankara Büyükelçisi Jesper Vahr! Şimdi diyeceksiniz ki, bizimle dalga mı geçiyorsun. Doğru birileri birileriyle dalga geçiyor ama dalga geçen biz, geçilen de siz değilsiniz. Bütün Batı camiası bir olmuş, Tayyip’le bir güzel dalga geçiyor.
Tayyip, bu son olayla birlikte yıllardır uyguladığı ve adına kazan-kazan dediği, aslında kaybet-kaybet politikasının sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyor. Olansa her zamanki gibi Türkiye’ye ve Türk milletinin itibarına oluyor.
|
|