Özgür Billur |
Deniz Gezmiş’e kulak verelim
Bugünlerde rahat koltuklarında oturup benim ve arkadaşlarımın hakkında konuşanlara bir çift lafım olacak. Önce biz devrimci gençliği ve mücadelemizi vatan hainliği, cuntacılık veya ajanlıkla suçlayan Amerikan uşaklarına sesleniyorum. Bugün memleketi babalarının malı gibi pazarlayıp, bizi karalamaktan geri durmayanlar, beni iyi dinleyin… Biz Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileri idi. Biz düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktu. Hareketimiz tamamen Anayasal bir hareketti. Anayasa’nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Bugün milli bütünlüğümüzü bozanlar da Anayasa’yı ihlal edenler de sizlersiniz. Amerikan başkanının bir dediğini iki etmeyerek emperyalizme karşı ilk Kurtuluş savaşını vermiş Türk halkının onurunu ayaklar altına alan sizlersiniz. Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum ettiniz. Bunun hesabını tarih önünde vereceksiniz! Tarih bir gün benim haklı olduğumu yazacaktır. Ama siz, bana vatan haini diyen sizler, tıpkı o çok sahip çıktığınız padişahınız Vahdettin gibi hain ve işbirlikçi olarak anılacaksınız. Ben ise kahraman olarak anılacağım. Ve de Mustafa Kemal genci… Bu hainler ve gericiler şimdi de beni cuntacılıkla suçluyorlar. O tarihte bu aşağılık adamlara göre ben ordu ve devlet düşmanıydım. Şimdi ise cuntacı oluverdim. İpleri hep birilerinin elinde olanlar beni ve devrimcileri anlayamazlar! Yusuf, Hüseyin ve benim idam kararımı vicdanlarını karartarak veren o sıkıyönetim mahkemesinin savcıları, bizimle ilgili aylarca araştırma yaptılar. Ama bizim ne başka bir ülke ile ne de Türk ordusu ile hiçbir bağımızı bulamadılar. Olmadı, bizi ordu düşmanı göstermek için çeşitli komplolar yaptılar. Ama bizim ağzımızdan ne ordumuza karşı kötü bir söz alabildiler, ne de ona karşı bir hareketimizi gösterebildiler. Şimdi bu iftiracılar bizi o günlerin tam tersine cuntacılıkla suçluyor. Buna kargalar bile güler! … Atatürk Türkiye’sini yıkmak isteyenler O’nun makamına oturdular. Kimsenin sesi çıkmıyor. Ülkemiz emperyalizm ve onun işbirlikçisi iktidarın faşizmi altına giriyor, çıt yok! Ezilen halkların bir numaralı düşmanı ABD’nin başkanı Türkiye’ye geldi, meydanlar boş. Biz öyle miydik? ABD Büyükelçisi Kommer daha Havaalanı’na inerken onu protesto etmiştik. ODTÜ’ye geldiğinde ise arabasını ters çevirip yakmıştık. “Vietnam kasabı defol” sloganımız tüm okulda yankılanıyordu. 6. Filo’nun askerlerini Dolmabahçe’ye biz dökmüştük denize… Bunları niye anlatıyorum? Çünkü Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar bizlerdik. Onun istiklal-i tam prensibini, onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyorduk. Yaptığımız eylemlerde hep “Tam bağımsız Türkiye” diye bağırmıştık. 1968’in Kasım ayında Samsun’dan Ankara’ya yaptığımız yürüyüşün adı “Tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşü” idi. En önde elimde kocaman bir Türk bayrağı ile ben yürüyordum. Atatürk’ün Bursa Nutku’nu asardık duvarlara. Tek amacımız ülkemizin yeniden O’nun antiemperyalist çizgisine girmesi ve vatanımızda bağımsız yaşamaktı. Fakat düşmanlarımız bizim onlar için ne büyük bir tehlike olduğumuzu gördüler. Ve bizi ortadan kaldırdılar. Siyasetçiler AP’lisi, CHP’lisi ile Amerika’ya teslim olurken, biz devrimci bir mücadeleye giriştik. Çünkü devrimci olmadan vatanı savunamazsınız! Bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumdaydı. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlardı. Bu ülkenin vicdanı olduk… Namusu olduk... Kendimizi hiç düşünmedik bu kavgaya girerken. Tek düşüncemiz vatanımızın bağımsızlığı ve yoksul halkımızın mutluluğuydu. Silahlı eylem yaptığımız bir yanlıştı belki. Halka ulaşmamızın önüne geçiyordu. Zaten silahımızı da hiçbir zaman halkımıza ya da orduya karşı kullanmadık. Ama bizim idam edilme sebebimiz silah kullanmamız değildi. Kimseyi öldürmemiştik ki… Bizim tek suçumuz devrimci olmamızdı. Tam bağımsız ve Atatürkçü bir ülke istememizdi. Bu yüzden idam edildik 24 yaşında. .... Kararan sadece savcının vicdanı değildi. TBMM’de idamlarla ilgili görüşmeleri hatırlıyorum. Bugün ulusalcı geçinen Süleyman Demirel’in AP’sinin milletvekilleri nasıl da bağırıyorlardı “idam, idam” diye. Gözleri dönmüştü hepsinin… Ya CHP’lilere ne demeli? İdamlarla ilgili kararı ikinci defa Anayasa Mahkemesi’ne gönderme hakları varken bunu kullanmadılar. Hatta bir kısım CHP’li idamımız yönünde oy kullanmıştı. Bizim devrimciliğimiz onların vicdanlarını kör edecek kadar rahatsız etmişti. Meclis’te bizi bir tek, çokça tartıştığımız ama saygı duyduğumuz, tek sosyalist milletvekili Mehmet Ali Aybar savunmuştu. Şimdi CHP’liler beni anma toplantıları düzenliyorlar. Beni anmanızı istemiyorum. Çünkü beni anlamadınız ve anlayamazsınız… Ben devrimciydim ve antiemperyalistim. Siz ise hep uzlaşımacı oldunuz. ABD ve AB ile, sermaye ile, bölücülükle uzlaştınız. Son yerel seçimler öncesi gericilikle de uzlaştınız. Devrimcilik demek halk dalkavukluğu demek değildir. Herşeyden önce devrimcilerin görevi halkın önünde gitmek, halkın gerçek özlemleri için mücadele etmektir. Politikacı, “halk kızar” diye halk düşmanlarının uşaklığını yapmaktadır. Hem egemen sınıflara ve dincilere göz kırpan oy goygoyculuğu hem devrimcilik olmaz. Anti-Kemalist karşıdevrimcilerin yanında yer alanlarla ortak bir mücadele sözkonusu olamaz. Bu yüzden işbirlikçiler adımı anmasınlar. Hele hele dönekler hiç ağızlarına alıp kirletmesinler Deniz Gezmiş ismini… Hâlâ solcu olduğunu iddia edip, bu düzene teslim olmuş insanlarla işim yok benim. Ben yaptıklarımdan dolayı hiç pişman olmadım ve hiç uzlaşmadım düzenle. Siz ise teslim oldunuz. Ya bu düzenin nimetleri sizi cezbetti, ya da evinde ağlayanlarınızın gözyaşlarını boynunuzda ağır bir zincir gibi taşıdınız.. Ve o zincir sizi düzene bağladı. Kiminiz açıktan düzenin savunuculuğunu yapıyorsunuz. Kapitalizmin doğru olduğunu (!) keşfettiniz. Ama çoğunuz hâlâ solcu, hatta devrimci olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Ne kendinizi ne de kimseyi kandırmayın... Çekirdek yiyerek devrimcilik yapılmaz. Ne diyordu Mahir, “Devrim için savaşmayana sosyalist denmez.” 12 Eylül’den sonra meydan bu çekirdek devrimcilerine kalmış görünüyor. Nerede bizimle birlikte omuz omuza mücadele edenler? Hepsi asılmadı ya... Bugün mücadele etmeyip devrimcilik taslayanlar, size sesleniyorum.. Benim için döktüğünüz gözyaşları, timsah gözyaşlarıdır. Çünkü ben ve arkadaşlarım hayatta olsaydık, siz sokaklarda devrimci diye gezemezdiniz. Halkı kandıramazdınız rahatça, biz izin vermezdik buna... Bizim yokluğumuz sayesinde bu kadar rahatsınız. CHP ya da diğer işbirlikçi yapıların içinde devrimcilik yaptığını zannedip, düzenin değirmenine su taşıyanlar, artık arkamdan timsah gözyaşı dökmeyi bırakın... İdamımı engelleyemeyen CHP’lilerin vicdanı ne kadar kararmışsa sizinki de o kadar kara... ... Bir de benim adımı kullanarak terör estirenler ve Türk bayrağına saldıranlar var. Örneğin 1 Mayıs’ta camında Türk bayrağı olduğu için banka şubesini taşlayan zibidiler... Ya da bizim 1968’li yıllarda çelenk bırakıp saygı duruşunda bulunduğumuz Atatürk Anıtı’nın üstünde tepinenler... Adında Devrimci yazıp, işçi ile değil Soros’la bağlantısı olan sendikalar... PKK’nın kuyruğuna takılan sözde solcular... Az önce bahsettiğim çekirdek devrimcileri de bunların yanında... Medya da bu ittifakın arkasında. Çünkü devrimcilerin Atatürk ve bayrak düşmanı olarak gösterilmesi düzenin işine geliyor. Bizi vatansever olduğumuz için hedef alan emperyalizm, vatan düşmanı “solu” keyifle izliyor. Hatta destekliyor... Biz elimizde Türk bayrağı ile emperyalizme karşı mücadele etmiştik. Bunlar ise emperyalizmin desteğiyle Türk bayrağına saldırıyorlar. Apaçık hainliktir bu! Benim arkadaşım olmakla övünen ve bunlara gereken dersi vermeyenler de haindir! Biz devrimciler gerçek milliyetçiler olmakla övünürdük. Şimdi ise milliyetçi olmak faşizm olarak adlandırılıyor benim eski arkadaşlarımca... Bunlar benim arkadaşlarım olamaz. Türk milliyetçiğini faşizm olarak görenler, ABD’nin pompaladığı Kürt milliyetçiliğinin en ateşli taraftarlığını yapıyorlar. Aslında ırkçılık yapıyorlar. Çünkü bir topluma ulus diyebilmek için o toplumda dil birliği, toprak birliği, iktisadi bütünlük, ortak ruhi şekillenme ve tarihi olarak teşekkül etmiş istikrarlı bir birlik olması gerekir. Kürtler için bu saydıklarım geçerli değildir. Bu yüzden aslında Kürt milliyetçiliği diye önümüze sunulan ırkçılıktır. Ve ırkçılık ulusların düşmanıdır. ABD’den alınan silahlarla Türk askerine kurşun sıkan terör örgütünü destekleyenler de onun kadar haindirler. Benim adımı en son anacak kimseler bunlardır. Çünkü ben hayatımı Amerikan emperyalizmiyle mücadeleye adadım ve bu uğurda canımı verdim. ... Bizler Türkiye toplumunun tarihi geçmişinde olan, ulusal ve devrimci olan ne varsa onun mirasçılarıydık. Halkımızın bizi sahiplenmesinde bunun belirleyici bir etkisi vardı. Peki şimdi kimler ulusçudur Türkiye’de? Kimler ulusa karşıdır? Ulus düşmanı gerici ve bölücü ideolojinin payandası olan “sol” da bugün ulusa karşı durmaktadır. Emperyalizmin yarattığı kutsal bir ittifaktır bu... İşte bu yüzden Türk ulusuna düşman olanlar solcu filan olamazlar. Solculuğun esası emperyalizme karşı olmaktır. Emperyalizme karşı olmak ise ulusal bir tavır almayı gerektirir. Ezilen coğrafyadaki sosyalist teoriye göre de ulusal olmayan şey sınıf mücadelesi değildir. Yani sınıf mücadelesi ile ulusal mücadele iç içe geçmiştir. .... Bu söylediklerimi emperyalizmin kucağına oturmuş sahte solcular anlayamaz. Çağrım, bu vatan için kaygı duyan tüm vatansever ve devrimci insanlaradır. Ulusumuz, Amerikan emperyalizminin sömürüsü altanda ezilmektedir. Kurtuluş Savaşımızda şehit düşen yüzbinlerin onurları ve cesetleri üzerinde yabancı pençesi cirit atmaktadır. Bu onur kırıcı durumdan kurtulmak ancak devrimci mücadele ile mümkünrür. Devrimci mücadele ise devrimcilerle verilir. Devrimci, hayatını devrime adayan kişidir. O’nun hayatına devrimin ihtiyaçları yön verir. Benim bunca acıya dayanmamın ve direncimin arkasında yatan şey nedir, biliyor musunuz? Devrimciliğim... Devrimcilik benim en büyük hazinemdir, diyebilirim... Devrim, öyle bir sarıyor ki insanı, seni bir yerde insanlıktan çıkarıp, insanüstü bir yaratık durumuna getiriyor. Türkiyemiz için birşeyler yapmak isteyen herkese çağrımdır; profosyonel devrimci olun! Çünkü profesyonel devrimci bugünün Türkiyesinde kendini hayatı boyunca Türkiye’nin bağımsızlığına adayan kişidir. Beni yargılayan mahkemenin iddia makamı, beni profesyonel devrimci olmakla suçlamıştı. Ama Amerikan kuklası olan bu faşist mahkemenin üyeleri bilmiyordu ki, Atatürk de bir profesyonel devrimciydi. 8 Temmuz 1919 sabahı Harbiye Nezareti’ne askerlikten istifa dilekçesini veren Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’a geçerek halk hareketini örgütlemeye başlamıştır. Düzenle bağlarını koparıp, kendini Türk Devrimi ve Kurtuluş davasına adamıştır. Ülkemiz yeniden emperyalizmin ahtapot kollarındayken tek çağrım şudur: Atatürk için toplanalım! Mustafa Kemal’in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal Devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal’in Mili Kurtuluşçu saflarında toplanalım.! Yaşasın Türkiye! Yaşasın yarının bağımsız Türkiyesi için mücadele! “Deniz olunmalı” diyenler, bu çağrıma kulak verin ve devrimci olun! * İtalik karakterde yazılan tüm sözler Deniz Gezmiş’e aittir.
|