11.05.2009/Sayı:235
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövABD'nde oy avcılığı-12

Cumhuriyetçi Parti, Demokrat Cleveland’ın birbirini art arda izlemeyen iki dönemi dışta tutulursa, Beyaz Saray’da 1860’dan sonra tam 44 yıl egemen olmuştu. Taft da Roosevelt sayesinde kazandığı 1908 seçim zaferiyle bu geleneği sürdürmeğe başladı. İkinci dönem başkanlık istemediğini daha başında açıklamış olan Theodore Roosevelt’e gelince, o da av araç ve gereçlerini toplayıp Afrika’ya gitti. Orada 20 zebra, 9 aslan, 8 fil, 7 zürafa ve 6 yaban sığırı öldürdü ve avdan sonra tüfeğiyle üstlerine basarak resimler de çektirdi.

Amerika’ya iki yıl sonra bir de döndü ki, kollayıp yerine bıraktığı Taft büyük sermayeye bütünüyle teslim olmuştu ve ufak bir azınlığın halka karşı tüm istediklerini duraksamadan yapıyordu. Öte yandan, Cumhuriyetçilerin içinde bir bölük ise, bu denli umursamazlıktan yana değillerdi. Bu nedenle, Roosevelt’ten bundan sonraki seçimlere girmesini istediler. Roosevelt ardılı Taft’ın çizgisini eleştirmekle işe başladı. Taft ustasından gene de “sayın başkanım” diye söz ediyorsa da, büyük sermaye bildiğini okumayı sürdürüyordu. Bu durumda, Roosevelt, daha önceki sözüne karşın, 1912 seçimlerinde partisinden başkan adayı olmak istediğini açıklamak zorunda kaldı. “Şapkamı savaş alanına artık fırlatıp attım!” diyerek siyasete geri döndüğünü açıkladı. Taft da buna şöyle bir yanıt verdi: “Theodore Roosevelt’le savaşmak istemem; ancak, yumrukoyununda köşeye sıkıştırılan kişi ister istemez karşı saldırıya geçer. Uzun süredir kuru ottan biriydim, ama artık yeter. Bedeninde kan taşıyan herkes savaşmak zorundadır.” Roosevelt’in eskiden koruduğu Başkan Taft için söylediği de şu oldu: “O, köşeye sıkışmış bir faredir; o kadar!”

Taft

Cleveland’ın birbirini art arda izlemeyen iki dönemi dışta tutulursa, Beyaz Saray’da 1860’dan sonra tam 44 yıl egemen olmuştu. Taft da Roosevelt sayesinde kazandığı 1908 seçim zaferiyle bu geleneği sürdürmeğe başladı. İkinci dönem başkanlık istemediğini daha başında açıklamış olan Theodore Roosevelt’e gelince, o da av araç ve gereçlerini toplayıp Afrika’ya gitti.

Roosevelt siyaset alanına yeniden çıktığında ağzında koca bir püro ve başında geniş kenarlı bir Panama şapkasıyla eskiden olduğu gibi güçlü görünüyordu. İlk seçim aşamalarında birkaç bölgede önde gitmeğe başlamıştı; Taft’ın kendi kenti olan Ohio’da bile. Ancak, bütün bu destek ona partisinin ulusal kapsamı içinde çoğunluğu vermiyordu. Partiye artık tutucu para babalarının kurdukları mafya örgütleri ve onların bıçkın görevlileri egemendi. Bunlar Güney birlikteş devletlerinden gelen birkaç yüz temsilcinin oyunu da satın aldılar. Bunların içinde Demokrat Parti’yi destekleyecek olanlar bile oylarını para ya da altın karşılığında Cumhuriyetçi Taft’a çevireceklerini belli ettiler.

Gerilim ve çatışmalar o düzeye tırmandı ki, konuşmak isteyen kimilerine saldırıları önlemek için birkaç takım güvenlik görevlisi çağırmak ve sahne çevresini dikenli telle çevirmek zorunda kaldılar. Bu koşullarda adaylık yarışında Taft 561 oy aldı ve Roosevelt de 107’de kaldı. Yenik Roosevelt ve yakın çevresi toplantıdan öfkeyle ayrıldılar. Partinin gidişini beğenmeyenler İlerici Partiyi kurdular ve başa Theodore Roosevelt geçti. Bu yeni partinin adı halk arasında “Boynuzlu Geyik” Partisiydi. Cumhuriyetçiler’in tam seçim ortamında böylesine ikiye bölünmeleri yenilgiye çağrı yapmaktan başka bir şey değildi.

Bu ortamda, Demokrat Parti de Prof. Woodrow Wilson’u aday diye gösterdi. Bu kişi Princeton Üniversitesinin eski rektörü ve New Jersey valisiydi. Demokrat Parti yanlılarına başka türlü bir siyasetçi gibi göründü. Örneğin, Güney devletlerinden Missouri’den gelen Temsilciler Meclisi Başkanı “Şampiyon” önadlı Clark’a benzemiyordu. Bryan gibi sanki “halkçı” bir sunumu vardı. Hoşgörülü ve ilerici bir Demokrat izlenimi bırakıyordu. Ancak, adaylığı kırk altıncı oylamada kazanabilmesinin bir nedeni rakibi Clark’ın bir ilâç tanıtımında yer almasıydı. “Bedenimde hiçbir yer çalışmıyordu, ama bu ilâçtan üç kutu içtim; şimdi çok iyiyim” deyince, adaylığı Wilson kazandı. Yardımcısı da Indiana Valisi Thomas Marshall diye biriydi. Bu da, Roosevelt’in pahalı pürolar içmesine gönderme yaparak, yalnız “bu ülkenin gereksinimi beş sentlik pürolardır” tümcesiyle anımsanır.

Siyasal yaşamını Roosevelt’e borçlu olan Taft büyük sermayenin komutası altına koşulsuz girince, eski ustası için “yıkıcı adam”, “aşırıdan başka bir şey değil” ve “kafadan kontak” gibi benzetmeler yaptı. Ancak, eşine yazdığı mektupta da kendi için şunu demişti: “Beni sevmeyen o denli çok kişi var ki, kimi zaman adaylıktan çekilmeyi düşünüyorum.” Gene de yardımcısı olarak James Sherman diye birini seçti. O da seçimden birkaç gün önce öldü. Yerini Columbia Üniversitesi Rektörü Nicholas Murray Butler aldı. Ancak, bir koşulu vardı: Taft’ın kazanmaması; yani, adını dostlar alış-verişte görsün diye veriyordu.

Üçüncü aday Roosevelt’ti. 1904’de ikinci dönem adaylığını koymayacağına ilişkin açıklaması kendinin geleceği için iyi olmamıştı. Ancak, “çevir kazı yanmasın” yönlemini uygulayarak sözüne “benim demek istediğim art arda üç dönem başkanlık istemediğimi anlatmaktı” diye yeni yorumlar getirdiyse de, sonucu değiştiremedi. Gerçekte, halkın önemli bir bölümü onu tutuyordu. Cumhuriyetçi Partiden aday olabilseydi, seçimi de büyük olasılıkla kazanırdı. Ama o partinin oyları zaten başında bölünmüştü. Yardımcılığına California Valisi Hiram Johnson’u seçmişti.

Bu kez, başkan adayı olarak iki değil, üç aday vardı: Büyük sermayenin kulu etkisiz Taft, kabına sığamayan Roosevelt ve yeni bir seçenek gibi görünen Wilson. 435 oy Wilson’a, 88 Roosevelt’e ve yalnız 8 de Taft’a çıktı. Amerikan tarihinde hiçbir başkanlık seçiminde üçüncü parti geleneksel olarak yerleşmiş ilk iki partinin adayından daha fazla oy almamıştır. Roosevelt bu genel kuralı çiğnemiş ve başarılı olmuştu. Ancak, başkanlığı yeniden kazanacak denli başarılı değildi. Dayanma gücüne bir örnek olarak şu olayı aktarmakta yarar var: Bir seçim konuşması sırasında, Shrank adlı biri tabancasını çekerek ateş etti ve attığı kurşun Roosevelt’in göğsüne girdi. Yakalandığında, daha önce öldürülmüş olan Başkan McKinley’yi düşünde gördüğünü ve ona seçime bir daha katılmakta olan Roosevelt’i öldürmesini istediğini söyledi. Shrank hemen orada yakalanırken, Roosevelt konuşmasını kesmedi bile. Göğsünden kanlar fışkırırken, elini cebine atıp kızıla boyanmış konuşma metnini çıkardı ve söyleyeceklerini bitirmeden aşağıya inmedi. Bu arada, “benim gibi boynuzlu geyik bir kurşunla ölmez” demişti. Ama bedeninde bir kurşun vardı ve kaburgası kırılmıştı. Konuşmadan sonra hastahaneye gittiğinde, doktorlar cebindeki kâğıtlar, gözlük kılıfı ve sert kasları sayesinde ölümden kurtulduğunu söylediler. İki hafta yatakta yatmak zorunda kaldı.

Wilson’un başından da buna benzer, ama daha hafifinden bir olay geçti. O da bir Pullman vagonunun arka bölümünde ayakta durup çevresinde toplanan halka konuşma yapıyordu. Arkadan çarpan bir yük treni konuşma yerini alıp götürdü. Doktorlar Wilson’un yarılan kafasına dikişler attılar. Ayrıca, başka türlü bir fırtına daha geçirdi. Wilson evliydi, ama eşinden boşanmış Mary Allen Peck adlı bir kadınla herkesin (doğru ya da yanlış) bildiği çok yakın ilişkisi olduğu söyleniyordu. Seçim konuşmaları sırasında özel bavulu birdenbire yok oldu ve bir türlü bulunamadı. Büyük olasılıkla nedeni şuydu: Rakibi Cumhuriyetçiler bavulu çaldırmış ve içinde onu zor duruma sokacak aşk mektupları gibi kanıtlar aramışlardı. Bu olaylarla bağlantılı olarak, Roosevelt ise şunu söylemişti: “Bavuldan işe yarar bir şey çıkmış olsaydı bile, onun gibi çırak yüzlü birinin Romeo olamayacağını herkes kestireceğinden, pek işe yaramazdı.”

Virginia’lı bir papazın oğlu olan ve adı sonra “idealist”e çıkan Wilson tutucu diye biliniyordu. Örneğin, senatörlerin halkoyuyla seçilmelerine ve kadınlara oy hakkı verilmesine karşıydı. İlk döneminde ülke çapında gelir vergisini getiren 16’ncı Değiştirge Kongre’den geçti. Çocuk İşçiler Yasası on dört yaştan daha ufak olanların yapımevlerinde çalışmalarını yasakladı. Tüm dünya için önemli olan olay Birinci Dünya Savaşının başlamış ve sürmekte oluşuydu. Wilson halka onları savaşa sokmayacağı sözünü vermişti. Bu sözü tutmak gitgide zorlaşıyordu. Özellikle 1915’de Atlantik’deki Alman denizaltıları “Lusitania” adlı İngiliz yolcu gemisini batırdığında içindeki 124 Amerikalı yolcu da boğulup gitmişti. Hemen belirtmek gerekir ki, Amerikan ekonomisinin tıkırında gidiyor görünmesinin önemli nedeni bu ülke özel girişimcilerinin savaştan nefes alamayan Avrupalılara ürünlerini pahalıdan satıp çok para kazanmalarıydı. Bu nedenle, sermaye sahibi de, işçi de “Wilson bizi savaşa sokmadı” diyerek sevinçliydi. 1916 başkanlık seçimlerini Demokrat aday olarak gene kazandığında, alkışlar yeri göğü inletti. Cumhuriyetçiler de ona denk bir “aydın” arayıp Yüce Mahkeme yargıçlarından Charles Evans Hughes’da karar kılmışlardı.

Wilson elindeki olanakları iyi kullandı. Anayasaya eklenen 19’uncu Değiştirge (uygulama 1920’de başladıysa da) kadınlara ilk kez oy hakkı tanımıştı. Umut verdiği kadınlardan da yararlanarak Batı bölgelerindeki desteğini arttırdı. Öte yandan, Cumhuriyetçiler onun ülkeyi savaşa sokmamakla birlikte, çatışmalara gereği gibi hazırlamadığını söylüyorlardı. Bu arada, eşi ölünce hemen ardından evlenerek yurttaşları şaşırttı ve biraz oy bu yüzden kaçıp gitti. Seçici Kurul oylarının hemen hemen tamamına yakını toplandığında, çok kimse rakibi Hughes’ın kazandığı inancındaydı. Seçilmiş başkan olarak onu açıkladılar bile. Yalnız California sonuçları başkente henüz ulaşmamıştı. Ancak, onlar da gelince Wilson’un kazandığı anlaşıldı.

Wilson’u ikinci dönemde birtakım sarsıntılar bekliyordu. Atlantik Okyanusu’na denizaltılarıyla egemen olan Almanlar, Meksika’ya, kendilerini destekleyecek olursa, Amerika’nın alıp kendine katmış olduğu toprakların en azından bir bölümünü geri verdirteceklerini gizlice söylemişlerdi. Denizaltıların ticaret gemilerine saldırıları da sürüyordu. Ancak, bu teknelerden kimilerinin Almanya ile savaşan devletlere silâh taşımakta olduklarını düşünenler de vardı. Yorumların doğruluk derecesi bir yana, Wilson Almanya’ya 1917’de savaş ilân etti. Amerika’nın savaşa katılma katkısı yalnız bir-buçuk yıl sürdü. Ölüleri de göreceli olarak azdı: Yüz binin altında.

Gene 1917’de Rusya’da bir devrim olmuştu, oradaki yeni yönetim kendine “işçi iktidarı” diyor, içlerinden kimileri “Dünya İhtilâli” sözünü ediyor ve yeni bir dünya düzeninin kurulabileceğine ilişkin görüşler, kuramlar ve uygulamalar beliriyordu. Başkan Wilson da, birtakım girişimleri uluslararası rakiplerine ve hele sınıf düşmanı Sovyetler’e kaptırmamak için, Kongre’de yaptığı bir konuşmayla ortaya topluca “On Dört Nokta” diye adlandırılan bir dizi ilke sürdü. İçinde “açık görüşmelerle açık antlaşmalar yapılması” (yani, gizli antlaşmalara son verilmesi), “tüm ticaret engellerinin kaldırılması”, “yeni bir dünya örgütü kurulması” ve “ulusların kendi geleceklerini kendilerinin saptaması” gibi öneriler vardı. Bunların içinde gerçekçi olmayan, Amerikan yayılmasına yeni kılıf getiren, Wilson’un başka eylemleriyle çelişen ve Kongre’nin onaylamayacakları da vardı.

Örneğin, Osmanlı devletiyle İran’ın ve Orta Doğu’nun başka bölgelerinin emperyalist Avrupa devletlerince bölüşülmesini öngören gizli antlaşmaları yasaklamaya diyecek yoktu. Zaten, bu gizli antlaşmaların varlığını açıklayan da Rusya’daki Bolşevik yönetimi olmuştu. Ama görüşmelerin de baştan sona açık olması diplomasinin işleyişine, giderek doğasına karşı bir şeydi. Görüşmeleri sürdürmekle görevli olan temsilcilerin ellerindeki yönergeyi daha başından açıklayarak hangi noktaya değin ödüne baş eğeceklerini karşılarındakilere bildirmeleri düşünülemezdi bile. Dünya ticaretini “engelleyen her şeyin kaldırılması” sözcükleri Wilson için sanki pek özgürlükçüymüş gibi bir kanı yaratıyorsa da, gerçekte istediği günümüz küreselleşmesini andıran türden bir “özgürlük”tü ki, bu ancak Amerika gücündeki bir devlete yarayabilir, ama geri kalanını ona bağımlı kılardı. Her ulusun kendi geleceğini kendi başına saptamasını ileri süren Wilson üç Lâtin Amerikan ülkesine askerî müdahalede bulunmuştu. Ermenilerin hiçbir yerde çoğunlukta olmadıkları Doğu Anadolu’da da büyük bir Ermenistan haritası çizmeğe hazırlanıyor, ileri sürdüğü ilkesini kendi bir daha çiğniyordu. “Milletler Cemiyeti” diye bir uluslararası örgüt kurulmuştu, ama Kongre’de özellikle Cumhuriyetçiler bunun Amerikan eylemlerine sınırlar getireceğini ileri sürerek karşı çıktılar. Wilson bir kalp krizi geçirdi ve mutsuz bir adam olarak bir köşeye çekildi. ABD Milletler Cemiyeti’ne üye olmadı.

Öte yandan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler’e girdi, ama bağlayıcı kararları alabilen Güvenlik Kurulu’nda “veto” sahibi olarak. Yani, onun katılmadığı hiçbir karar, onun dışında oybirliğiyle bile alınmış olsa, alınmış sayılmayacaktı.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: