|
AKP Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın safında
“İkili ilişkilerin normalizasyonu” Normalleşme! Bu ifadeyi ne zaman duysak tüylerimiz diken diken oluyor. Söz konusu olan bir milli dava olduğunda, her türlü tavizin, her türlü uzlaşmanın ve işbirlikçiliğin literatürdeki ifade ediliş biçimidir çünkü. Kıbrıs’ta Rum tezleri kabul edilip Türklük davasından vaz mı geçilecek, adı normalleşme olur. Güneydoğu’da PKK ile mücadeleden vaz mı geçilecek, adı normalleşmedir. Atatürkçü politikalardan, cumhuriyetin varlığını koruyan temel ilkelerden tavizler mi verilecek, adı normalleşmedir. Türban üniversitelerde kabul edilecek, laiklik ilkesi yok sayılacak ve Ordu da buna sesini çıkarmayacak mı, işte bunlar hep normalleşmedir. Nerede bir milli dava varsa, ulusal çıkarlarımızı koruyan yasalar varsa ya da bu yasaları koruyan kurumlar ve ilkeler varsa, bunların hepsi “anormal”dir ve bunların birer birer elimizden kayıp gitmesi ise normalleşmedir! Evet onların dediğine göre normalleşiyoruz. Son olarak Türkiye ile Ermenistan arasında İsviçre’de yürütülen gizli müzakereler sonucunda Dışişleri Bakanlığı gece yarısı şu açıklamayı yaptı:
“Türkiye ve Ermenistan İsviçrenin arabuluculuğunda ikili ilişkilerini normalleştirmek, iyi komşuluk ve karşılıklı saygı çerçevesinde geliştirmek ve bu suretle tüm bölgede barış güvenlik ve istikrarı ileri götürmek amacıyla çaba göstermektedirler. İki taraf bu süreçte somut ilerleme ve karşılıklı anlayış sağlamış ve ikili ilişkilerinin her iki tarafı da tatmin edecek şekilde normalizasyonu için kapsamlı bir çerçeve üzerinde mutabık kalmışlardır.” “İkili ilişkilerin normalizasyonu” ifadesi de Ermenilere verilecek tavizlerin Dışişleri literatüründeki adıydı. Normalizasyondan kasıt ise Obama’nın Türkiye ziyaretinin hemen ardından alınan Türkiye Ermenistan sınırının açılması kararı ve sınırların kalkmasının kamuoyuna da kabul ettirilmesi çabasıydı. AKP, her zaman olduğu gibi yangından mal kaçırır gibi ABD’nin tüm isteklerini jet hızıyla yerine getirmeye ve Türk milletini sanki Ermenistan’dan çok büyük tavizler koparıyormuş gibi bir havanın içine sokmaya çalışırken, aradan bir gün bile geçmeden ABD’den en büyük bir kazığı yedi. Günlerce propagandasını yapmışlardı, Obama, Ermeni meselesinde Türk tarafının yanında, “soykırım” lafını kullanmayacak ve Türkiye’nin istekleri çerçevesinde de kapılar açılacak, Ermenistan Türkiye ilişkileri düzelecek diye. Bir gün sonra, Obama’nın 24 Nisan’da, 1915 olaylarından katliam olarak bahsetmesi, Ermenice “büyük felaket” ifadesini kullanması karşısında neye uğradıklarını şaşırdılar. ABD’nin en azından bu seferlik soykırım meselesini biraz askıya alacağını, Ermenistan Türkiye ilişkilerinin “normalleştiği” böyle bir dönemde daha hassas davranacaklarını falan mı zannediyorlardı bilmiyoruz ama Tayyip “Türkiye okşanacak, aldatılacak ülke değil” diyerek hemen ağlamaya başladı. Oysa durum hiç de şaşırtıcı değildi. Obama istediği kadar “soykırım” demesin -kaldı ki “katliam” da “soykırım”ın farklı bir ifade ediliş biçimidir- ABD’nin Ermenistan meselesindeki tutumu gayet açıktır. Ortadoğu’nun kalbine saplanan bir İsrail’den, kurulmak istenen bir Kürdistan’ dan farksızdır Ermenistan. ABD’nin BOP için en önemli dayanak noktalarından biri olan kukla ve terörist bir devlettir. Ermenistan, terörist, işgalci ve katliamcı bir devlettir Bu sınır boşuna kapanmamış, Türkiye Ermenistan’a boşuna ambargo uygulamamıştır. Çünkü, Ermenistan kuruluşu itibariyle bir diktatörlüktür. Demokratik olmayan, laik olmayan köktendinci bir kilise devletidir. 20. yüzyılın ilk etnik temizlik ve din törörü kampanyasını başlatan devlettir. Kökeninde ırksal ve dinsel soykırım ideolojisi yatan, topraklarında yüzde yüze yakın saf Ermeninin yaşadığı ırkçı bir devlettir. Batılı devletlerin destekleriyle yürüttükleri terörist eylemlerin, isyanların ve savaşların sonucunda Türkiye Türklerini, Azerbaycan Türklerini, hatta Hristiyan Gürcüleri kadın çocuk demeden katleden bir devlettir. Bu sınır boşuna kapanmamıştır, çünkü Ermenistan 1921 Kars Anlaşması’nı bile tanımayan bir devlettir. 1990 tarihli Ermenistan bağımsızlık bildirisinde Türklerin soykırım yaptığına atıfta bulunan bir devlettir. Devlet armasında Ağrı Dağı’nın yer aldığı, topraklarını Türkiye sınırları içine genişletmeye çalışan bir devlettir. Sevr Anlaşması’nda 6 vilayet olarak adı geçen, şu an Türkiye sınırları içindeki 23 ayrı ile denk düşen bir bölgeyi, tüm Doğu Anadolu bölgesini sınırlarına katmaya çalışan yayılmacı bir devlettir. Bu sınır boşuna kapanmamıştır, çünkü Ermenistan Azerbaycan’ın topraklarının % 20’sini işgal eden, sınır boylarındaki Azerileri keskin nişancılarla katlederek buraları zor yoluyla boşaltan işgalci ve katliamcı bir devlettir. Ermenistan, Azerbaycan ile Türkiye’yi birbirinden koparmak için kurulmuş ajan bir devlettir. Şimdi sınırlarımızda tüm oklarını bize doğrultmuş, arkasına batıyı alarak tüm tarihsel yalanlarıyla ülkemize saldıran, daha çok yakın bir geçmişte Türk diplomatlarını öldüren, Azeri Türkleri tüm dünyanın gözü önünde katleden bu devletle “normalleşmemizi” istiyorlar. Ambargoyu başlatan Türkiye, masaya oturtulan yine Türkiye Sınır kapıları, Ermenistan’ın 1988’de Azerbaycan’ı işgal etmesinin ardından, bu işgalleri protesto eden Türkiyenin ambargoya başlamasıyla kapandı. Yani sınırı kapayan biziz ve açıp açmamanın kararını alacak olan da biziz. Ermenistan ne taleplerinden , ne soykırım iddialarından ne Azerbaycan işgalinden ne de Karabağ’dan vazgeçmiş değildir. Hatta Sarkisyan Karabağ konusunda Türkiye ile hiçbirşey görüşmediklerini, bu konuda Ankara’ya taviz vermeyeceklerini açıkladı. Anormal olan budur. Ancak ne hikmetse masaya oturtulan biziz, müzakere talebinde bulunan biziz. Çünkü başımızda sözünün eri bir iktidar var! Tayyip, Obama’nın “büyük felaket” açılımı karşısında bile geri adım atmayacağını söyledi. Yani bir kere söz verilmiştir ve AKP kapıları açmak için ne gerekiyorsa yapacaktır. Şimdi “Karabağ sorunu çözülmezse sınır kapısı açılamaz” efelenmesi yapmanın anlamı yok. Ne acıdır ki, Ermenistan, 1992 yılında orayı işgal edene kadar hiç bir zaman kendi toprağı olmamış, hiç bir zaman Ermeni çoğunluğunun yaşamadığı bir bölgede hak iddia etmekten vazgeçmez, ancak Türkiye öyle bir noktaya gelmiştir ki Azerbaycan’ın tarihi eyaletlerinden biri olan, Türklüğün siyasi, medeni ve manevi merkezlerinden biri olan Karabağ’dan vazgeçer, Azerbaycan’ı karşısına alır ama yine de ABD’ye verdiği sözden dönmez. Soruyoruz, Karabağ konusunda Türkiye’nin talepleri kabul edilse bile, Azerbaycan’ı işgale devam eden, soykırım iddialarına devam eden bir Ermenistan’la Türkiye’nin ne gibi bir ilişkisi olabilir. Kimse ekonomik nedenleri gerekçe göstererek bizi kandırmaya çalışmasın. Ermenistan’la yapacağımız üç kuruşluk ticaretin Türkiye’ye hiç bir faydası yok, Türkiye’nin buna ihtiyacı da yok. Sınır kapıları açıldığında Türkiye’yle ticareti keseceğini söyleyen Azerbaycan’la yaptığımız ticaretin dörtte biri bile değil. Yani kapıların açılması tamamen siyasi bir tavırdır. Alınan karar da siyasidir. Türkiye’yi yalnızlaştırma, Türk dünyasından koparma planı Bu Türkiye’yi ve Azerbaycan’ı birbirinden koparmak, Türk’ü ajanlaştırıp yalnızlaştırmak için kurulmuş yeni bir Amerikan planıdır. Türkiye, sınırları açacağım dediği andan itibaren Azerbaycan ayağa kalktı. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in ilk tepkisi İstanbul’daki Medeniyetler İttifakı toplantısına katılmamak, bakanlarını ya da herhangi bir devlet görevlisini bu toplantıya göndermemek oldu. Ancak iki devlet arasındaki ilişkiler öylesine kopmuş, Türkler arasına öyle bir ayrılık sokulmuş ki Aliyev Türkiye ile düzgün bir ilişki geliştirmek yerine, doğalgaz satışını kesmek, doğalgaza zam yapmak ya da Rusya ile stratejik ortaklık kurmaktan bahsederek Türkiye’yi caydırmaya çalışıyor. Çünkü artık Azerbaycan’a kucak açacak bir Türk Devleti, bir anavatan yok. Tayyip Azerbaycan’dan gelerek “Karabağ’dan vazgeçmeyin, Azerbaycan’ı küstürmeyin” diyen kadın milletvekillerini, “yalan yanlış şeylerle ortalığı karşıtıran fitne sokucular” olarak suçlarken, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ise Erivan’da kendisiyle konuşmaya çalışan Azeri Dışişleri Bakan Yardımıcısını tersliyor. Çünkü yüzünü ABD’ye dönmüş bir Türk devleti var artık. Ve sadece Azerbaycan’dan değil kendi gerçekliğinden, ulusal çıkarlarından, Türk startejisinden de kopan bir Türk Devleti bu. MGK’nın en son yaptığı açıklamaya dönüp bir bakalım: “Türk ve Ermeni uluslarının ortak tarihlerinin ancak gerçekliği tartışılmayacak kanıt ve belgeler temelinde ön yargıdan arındırılmış olarak tarafsız ve bilimsel bir yaklaşımla değerlendirebileceği vurgulanmıştır.” Yani artık “kardeşim, ortada soykırım falan yoktur, katledilen Türkler vardır, asıl siz bunların hesabını verin” diyebilecek bir kararlılık yoktur. Türkiye zaten yıllardır meseleyi tüm bilimselliği ile tarihselliği ile ortaya koymuştur ve bunun üzerine tartışma kabul etmez. Kaldı ki ortada bilimsel bir tartışma falan değil, emperyalistlerin siyasi dayatmaları vardır yalnızca. Ancak hala mahçup bir karşı çıkış, “acabalar”la zaman kazanmaya çalışan bir Türk devleti vardır ne yazık ki. Bu sınırlar Ermeniler, soykırım yalanlarından vazgeçmedikçe, işgal ettikleri topraklardan çekilmedikçe kaldırılamaz. Şunu belirtmekte yarar var: Türkiye’nin Ermenistan’a sınırlarını açmasıyla, Azerbaycan’ın Kürt Devletini tanıması arasında hiç bir fark yoktur. TÜRKSOLU olarak uzun süredir işaret ettiğimiz “Yahudi Kürt Ermeni Seddi” planının artık Türk devletlerine kabul ettirilmesi ile karşı karşıyayız. Benzer bir plan Birinci Dünya Savaşı döneminde de İngiltere tarafından hayata geçirilmeye çalışılmıştı ama Kurtuluş Savaşı ve Sovyet Devrimi buna engel olmuştu. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas Ordusu’nun Ermenilerin Azerbaycan’a giriştiği işgale karşı Bakü’ye girerek planları bozması bilinen bir gerçektir. O gün engellenebilen Kafkas Seddi, bugün adım adım kurulmaktadır. Türkiye Ermenistan’la suni bir dostluğa zorlanır, Ermeni tezlerine boyun eğdirilirken, Azerbaycan da bir yandan Rusya’yla dostluğa zorlanmakta, yavaş yavaş da Kürt kartını oynamaya teşvik edilmektedir. Evet sınırların açılması budur. Türkiye Ermenistan’la dost, Azerbaycan da Kürdistan’la dost olsun Amerikan planları hayata geçsin, Türk Birliği bozulsun. Azerbaycan’ın henüz PKK’yı bir terör örgütü olarak ilan etmemiş olması, Gence kentinin etrafına yerleştirilen PKK’lı Kürtlerden ve Aliyev’in Talabani’yi Bakü’ye davet etme girişimlerinden bahsediliyor olması, Azerbaycan’ın da emperyalistlerden bağımsız hareket edemediğinin bir göstergesi. Alın size kardeş Türkler! Tarihin hiç bir döneminde kendi ırkına bu kadar düşman, kendi özüne bu kadar sırtını dönmüş ve bu denli kopuk bir millet yaşamamıştır. Emperyalistlerin planlarıyla hareket eden “kardeş Türkler” kendi kuyularını kazıyor. Azerbaycan da Rusya’ya ya da ABD’ye yüzünü dönerken boşuna hayal kurmasın. Karabağ sorunun ile ilgili olarak Rusya kesinlikle Azerbaycan’dan yana tavır koymaz. Sovyetler Birliğinden ayrılarak Bağımsızlığını ilan eden Ermenistan, 1992 yılında Ruslardan bir milyar dolardan fazla silah malzeme ve teçhizat alarak Azerbeycan’a saldırdı. Ermeniler Amerikadan da aynı dönem 1.4 milyar dolarlık yardım alarak çift destekle Karabağ’ı ve Azerbaycan’ı işgal ettiler. Türkleri ayırma planına karşı Atatürk stratejisi O nedenle emperyalistlerden Azerbaycan’a da fayda yoktur. Şimdi durup düşünmek gerekiyor. BOP’un artık hayata geçmek üzere olan bölme planlarına ve Türk dünyasının birbirine düşürerek koparma planlarına karşı tek gerçeklik Atatürkçü stratejidir. Atatürk her ne kadar Misak-ı Millî sınırları dışında bir hayalcilik peşinde koşmamışsa da Türk birliği ve kardeş Azerbaycan’la kurulan doğru bir ilişkinin bölgedeki emperyalist planlara karşı en doğru strateji olduğunu bilmektedir. Ankara’da 1921 ylının Ağustos ayında Azerbaycan büyükelçiliğinin açılış törenine katılırarak Azerbaycan bayrağını göndere kendi eli ile çekerken şöyle der Atatürk: “Milli hudutlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz. Miletimiz bu isteğimizin kardeş Azerbaycan halkı ve Hükümeti tarafından kabul edilmesinden dolayı büyük mutluluk duymaktadır. Rumeli ve Anadolu Türkleri Azeri kardeşlerinin kendileri için besledikleri güzel duyguları bilirler. Yaşasın Türkiye Azerbaycan kardeşliği!” (Hüseyin Adıgüzel, Türkler ve Solculuk, sf. 98) Yine 1933 yılındaki bir resepsiyonda bir gencin sorusu üzerine Türk devletleriyle iyi ilişkinin de ötesinde tarih bağı, dil bağı kurmak gerektiğini söylemiştir Atatürk: “Bugün SSCB komşumuzdur, dostumuzdur, müttefikimizdir. Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var. Fakat yarın ne olacağnı kimse bilemez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün sımsıkı elinde tuttuğu milletler avuçlarının içinden kurtulabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını iyi bilmelidir. Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir , inanacı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları karşılamaya hazır olmalıyız. Hazır olmak manevi köprüleri sağlam tutmak demektir.” Bu büyük bir ileri görüşlülüktür. Gerçekten Sovyetler dağılmış, Azerbaycan bağımsız kalmış ve ajan Ermenistan bir hançer gibi iki devletin arasına girerek Türk birliği gerçekliğini ortadan kaldırmıştır. Atatürk, Azerbaycan ile doğrudan sınırımız olsun diye İran’dan para karşılığı 11 km hudut satın alan bir lider iken, bugünün Tayyip’leri hiç birşey karşılığında sınırlarımızı ABD’ye satmakta, sırtını Azerbaycan’a dönmektedir. Onlar adına “normalleşme” diyedursun, bu Atatürk’ün tüm stratejilerini, koyduğu ilkeleri ve yasaları “anormal” addederek, Türk Devletinin varlığını ve dayanak noktalarını “radikal” ilan ederek onu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Ancak Türk milleti böylesine bir anormalliği de kabul etmez, onu söyleyelim.
|