04.05.2009/Sayı:234
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Eser Özaltindere

İlker Başbuğ’un konferansının
düşündürdükleri

Org. İlker Başbuğ

Sayın İlker Başbuğ durup dururken Türkiye halkı kavramı üzerinden ulus devlete geçmeye kalkınca ve merâmını pek anlatamayınca bazı kumandalı kalemşörlerin eline koz vermiş oldu. İşin sarpa sardığını görünce de Genelkurmay ikinci bir açıklama ile gerçekte ne demek istediğini deşifre etmeye çalıştı. Yine ayrıca, bu açıklamada çok kısa süre sonra yapılacak basın toplantısıyla ortaya çıkan yanlış anlaşılmaların giderileceği açıklandı.
2 saatlik konferans İlker başbuğ’u kesmiyor, üzerine bir de basın toplantısı yapılmasına karar veriliyor. Tabii ki, konular bu kadar evelenip gevelendi mi, ortaya bir çok pürüz çıkıyor.

Genelkurmay’da konferans dönemi

Hilmi Özkök ile ondan sonra gelen Genelkurmay başkanları işi gücü bıraktı, askerliği unuttu ve akademisyenler gibi her konuda ders vermeye başladı.

Bu arada, gündem itibariyle kendilerinin açıklamasını yapmalarına pek gerek olmayan ya da üzerinde çok ayrıntılı durmayıp ana hatlarına TSK’ nın geleneğine, ideolojisine ve kararlığına uygun bir biçimde bir değinip geçmeleri gereken konuları genişlettikçe genişletiyorlar ve sonunda da çok kritik konularda yanlış anlaşılmalara meydan verecek durumlar ortaya çıkıyor.

Sayın İlker Başbuğ durup dururken Türkiye halkı kavramı üzerinden ulus devlete geçmeye kalkınca ve merâmını pek anlatamayınca bazı kumandalı kalemşörlerin eline koz vermiş oldu. İşin sarpa sardığını görünce de Genelkurmay ikinci bir açıklama ile gerçekte ne demek istediğini deşifre etmeye çalıştı. Yine ayrıca, bu açıklamada çok kısa süre sonra yapılacak basın toplantısıyla ortaya çıkan yanlış anlaşılmaların giderileceği açıklandı.

2 saatlik konferans İlker başbuğ’u kesmiyor, üzerine bir de basın toplantısı yapılmasına karar veriliyor. Tabii ki, konular bu kadar evelenip gevelendi mi, ortaya bir çok pürüz çıkıyor.

Durup dururken Türkiye halkı söylemi yetmedi bir de alt kimlik-üst kimlik mevzuuna girildi. Söylemek istediğini yeteri kadar kavratamayınca, dallanıp budaklandırınca ya da o konuları anlamak için sosyolojik bilgi alt yapısı gerektiği için ve birçok kalemşör de cahil-cühelâ olduğundan, ayrıca da beslemelik pozisyonunda bulunduğundan ortalık yine karıştı. Böylelikle bir sürü dangalağa malzeme yaratıldı.

Asker dindar görünmek zorunda mı?

Daha sonra kalkıldı, askerin dindarlığı gündeme taşındı; “Peygamber Ocağı”ndan dem vuruldu. Hele buna, hiç gerek yoktu. Başbuğ’un ifadesinden bazı malûm gazete ve köşe yazarının TSK’yı dinsiz göstermesi ve yıpratmasından hareket edilerek o açıklamaların yapılması zorunluluğunun doğduğu anlaşılıyordu. İyi de Sayın Başbuğ, asker adam çekinir mi? Bunlar her zaman böyleydiler. Kim, ne diye ikna edilmeye çalışılıyor ki? İki tane ne olduğu bilinen gazete veya köşe yazarı öyle yazdı diye bu tür açıklamaları yapmak son derece anlamsız bir durumdur. Sanki bu söylemler gündeme getirilince, o gazeteler veya köşe yazarları tahriklerinden vaz mı geçecekler! Ya da askerin dindarlığı konusunda olumsuz düşünceye sahip bir kısım halk kesimi varsa, Genelkurmay Başkanı’nın bu söylevinden sonra onlar fikirlerini mi değiştirecekler?

Ayrıca geçmişte TSK hiçbir zaman böyle açıklamalara girişmediği halde, her zaman halkın gözünde %90 lık bir oranda güvenini korumuştur. Yani, TSK’nın halkın nezdinde imajını kurtarmak amacıyla onu dindar olarak gösterilmesi için özel çaba harcanılmasına hiç gerek yoktur. Halkın bu konudaki bekledikleri çok daha farklı şeylerdir; dik duruştur, net oluştur, kararlılıktır, tavır koyuştur…. Mırıltılar değildir.

Diğer taraftan, bu dindarlık tartışmasını başlatmak ortada fol yok yumurta yokken halkın kafasını karıştırmaktan ve yeni bir gündem yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Bu ise hiç gereksiz yere yeni bir cephe açılarak TSK’nın bu tür tartışmaların içine atılmasına ve onun yıpratılmasına neden olacaktır. Zaten beslemelerin arayıp bulamadıkları ya da aportta bekledikleri konular da hep bunlardır.

Son dönemlerde sürekli; şehitler günü gibi özel günlerde dua eden ya da çeşitli cenazelerde büyük bir grup halinde saf tutarak cenaze namazı kılan resmî kıyafetli subaylar televizyonlara taşınır oldular. Askerin bu kadar dikkat çeken dinî görüntüler içerisine ve büyük gruplar hâlinde girmemesi gerekir. Asker dindarlığını kimseye kanıtlamak zorunda değildir. Bu görüntülerden de sanki bunların, Genelkurmay Başkanı’nın dindarlık söylemleriyle örtüşen bir yanı varmış gibi bir izlenim ortaya çıkmaktadır.

Sonra, Genelkurmay Başkanı’nın o konuşmasında malûm cemaat özel bir vurgu ile en büyük tehlike olarak öne çıkarılmıştı. Bu durum ise otomatikman, laik Türkiye cumhuriyeti için başka bir siyasal İslâm tehlikesi yokmuş gibi bir algının oluşması sonucunun doğma ihtimalini de beraberinde getirdi. Bu da çok tehlikeli bir söylemdir. Çünkü, eğer Atatürk’ün laik rejimin teminatı olarak gördüğü ve gösterdiği TSK’nın başı, her kaleyi ele geçirmekte olan dinci tehlikeyi göz ardı ediyorsa vay başımıza gelene demektir. Hatta bu durum; acaba, Amerikan Ilımlı İslâmı’nın üstü mü örtülmek isteniyor diye uç bir kuşkuyu da gündeme taşımaktadır.

Ayrıca, yine bu konferansta Başbuğ, kaşlarını çatarak ve adres göstererek cemaati sert bir şekilde uyarmıştı, ama nedense pek te inandırıcı olamamıştı. En acı olanı da budur! Artık Genelkurmay Başkanı’nın sert uyarıları birçok kişiye ninni gibi gelmeye başlamıştır;hiç kaale alınmaz olmuştur. Zaten, en sonunda bu noktaya gelineceği de önceden belliydi. Askerden beklenilen net tavır, kararlı duruş ve tutum ortadan kalktı mı söylenenlerde etkisini zamanla kaybedecektir. Konuş konuş ortada bir icraat olmasın... Kendin anlat, kendin dinle! Bir de unutulmaması gereken bir ilk var; hatırlanırsa, İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olduğu Askeri Şûra’da ilk kez ordudan atılan dinci subaylar gündeme gelmemişti.

İki de bir TSK’nın tek yetkilisi benim herşey benden sorulur demekten yorulmayan sayın Genelkurmay Başkanı herhalde bütün bu söylemleriyle ve tavırlarıyla TSK’ya yeni bir format oturtmaya çalışıyor, ama zaman zaman çok ta yadırganıyor ve oturtmaya çalıştığı format konusunda da kuşkular oluşmaya başlıyor.

Obama için boykot kırmak

Ayrıca, sırf Obama’yı dinlemek için ekip hâlinde Meclis’e arz-ı endam etmekte başka bir gaftı. Hem Meclisi boykot edeceksiniz ama Obama söz konusu olduğunda bir ayrıcalık yapacaksınız. İşte bu olmaz! Demek ki Obama ayrı bir seviliyor. Obama konuşurken acaba DTP Meclis’te değil miydi? Bu, Yaşar Büyükanıt’ın ABD Savunma Bakanı’nın Türkiye’ye gelmesinden on saat sonra apar topar Kuzey Irak Operasyonu’nu sonlandırmasına benziyor. Anlaşılan o ki, Hilmi Özkök ve sonrasında ki Genelkurmay Başkanlarımız epey bir ABD sempatizanı durumundalar; hem de “çuval”a, Dağlıca ile Aktütün fâcialarına, PKK ve Kürtçülere olan desteğe rağmen… Bilmem hatırlarmısınız? Yaşar Büyükanıt’ta, sanıyorum Genelkurmay Başkanı (belki de Kara kuvvetleri komutanı)olduktan sonraki bir ABD ziyaretinde gaydalar eşliğinde yapılan bir törenle ABD nin “Ulusal onur”madalyasına sahip olmuş, kendisine yönelik yapılan “ABD’den icâzet almaya gitti” yönündeki eleştirilere de “Ben sadece Atatürk’ten icâzet alırım” gibilerinden bir yanıtla karşılık vermişti,ama bu yanıt “özde mi,yoksa sözde miydi” pek anlayamamıştık. Zaten Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’da Genelkurmay Başkanı olur olmaz daha ayağının tozuyla ilk beyanatlarından birinde Amerika ile ilişkilerin çok iyi noktalarda olduğunu belirtmeden edememişti.

Genelkurmay Karargâhında korku derecesinde bir tedirginlik var galiba; bazı çevreler bizi dinsiz gösteriyor, “halka rağmenliğimizi” gündeme taşıyor, darbe ve demokrasi karşıtı olduğumuzu iddia ediyor, o zaman biz de böyle olmadığımızı kanıtlayalım, diye düşünülüyor olabilir. Ama bu konularda gereğinden fazla gayretkeş olunursa beraberinde başka sorunlarla da karşılaşılır.

Ayrıca, halkın nezdinde askerin üniformasının ağır ve vakur bir imajı vardır. Bu imaj göz ardı edilip kuruntu özelliğindeki korkulardan dolayı bu üniformalı asker görüntüsü anlamsız yere her ortamda kullanılırsa,bu yarardan çok zarar getirir. Nitekim, Genelkurmay Başkanı’da gûya halka sevimli görünme adına bir siyasî parti lideri gibi üstüne vazife olmayan işlere de karışmaya başladı; Diyarbakır’da kamuflajlı üniformayla iş adamlarıyla toplantılar gerçekleştiriyor, dağa çıkışın önlenmesi konusunda yardım rica ediyor, Şırnak’ta yine aynı askerî giysiyle esnaf ziyaretleri yapıyor, sorunları dinliyor, bu arada karşılaşılan yaşlı ve Kürtçe konuşan bir bayan ile tercüman aracılığıyla konuşmak zorunda kalıp tam mânasıyla “Baltayı taşa vurmuş” oluyor. Yoksa, o karşılaşmada mı senaryonun bir parçasıydı?...

Devamlı basın bilgilendirme toplantıları düzenleniyor; fakat o basın bilgilendirme toplantılarında hep diplomasi yapılıyor, yuvarlak lâflardan ve bildik şeylerden başka hiç bir şey duyulmuyor.

Genelkurmay’ın Ergenekon sessizliği

Görüldüğü kadarıyla Genelkurmay risk almamakta kararlı. Hep kaçak dövüşmeyi tercih ediyor. Hurşit Tolon’un da internete düşen tespit ve şikâyetlerinde de ifade ettiği gibi “mıy mıy”larla durumu idâre etmeye bakıyor. Kendi elemanına da sahip çıkmıyor. Baksanıza, internetteki yasal haberlere göre tutuklu emekli albay Levent Ersöz “ışığımı karartanın ben de ışığını karartırım”dedikten sonra -ki herhalde bu bir tehdit olarak algılanmalıdır- mekân değiştirebiliyor. Veli Küçük ise, İsmail Hakkı Karadayı’nın “bu adam” ifadesine karşılık “TSK’nın emekli bir generaline o tarz da hitap edilemeyeceğini” bildirir bir mektupla sitemlerini dile getirmeyi tercih ediyor. Kısacası “mıy mıy”larla geçiştirilen ve elin taşın altına sokulmadan gerçekleştirilen pısırık politikalar TSK’daki değerlerin alt üst olmasına ve dayanışma duygularının dejenerasyonuna neden oluyor.

Gerçekten de, Genelkurmay Başkanı Şırnak’ta esnaf ziyaretleri düzenlerken, İstanbul’da İstek Vakfı’na ait olup askeri bölge ilân edilmiş ve 15 yıldır askerî kontrol olmadan girilemeyecek bir arsada bombalar çıkarılıp muazzaf subaylar göz altına alınırken Genelkurmay başlangıçta yine sessiz kalıp araştırma için askerî bölgenin kapılarını sonuna kadar açıyor. Genelkurmay Başkanı silahlarla ilgili olarak daha sonra yaptığı basın toplantısında suya sabuna dokunmayan bazı açıklamalar getiriyor ve aklınca kamuoyunu ikna ettiğini zannediyor ama, kafalarda başka soruların oluşmasına neden oluyor. Yine kaş yapayım derken göz çıkarıyor. Bu ve buna benzer taktikler ister istemez piyasada “Genelkurmay kendi içerisindeki çürükleri temizlemek için malûm savcılara bilerek yol açıyor (hatta istihbarat sağlıyor)” gibi söylentilerin dolaşmasına imkân tanıyor. Bunlar doğru mudur bilinmez fakat, eğer doğruysa Genelkurmay’ın bunların temizlenmesi için taşeron kullanmaması ve kendi işini kendisinin hâlletmesi gerekirdi. Çünkü, TSK varsa eğer, kendi pisliğini kendi temizleyecek kadar kurumlaşmış bir yapıdır. Hiçbir açıklama yapmadan sessiz kalmak bu söylentileri haklı çıkarmakta ve TSK’nın imajının zedelenmesine fırsat tanıyacak bir ortam yaratmaktadır. Böylesi bir durum ise, Genelkurmay kendi iç işlerini ilgilendiren bir konuda dahi riske girmeye cesaret edemiyor, diye düşünülmesine neden olacaktır. Haliyle bu olumsuzlukların sorumlusu da her fırsatta tek lider benim diyen Genelkurmay Başkanı olarak görülecektir. Ne yazık ki, Genelkurmay Başkanı bir askere çok bol gelen demokrat tavrıyla laikler nezdindeki imaj kaybını Atatürk karşıtlarının sempatisine tercih ediyor. Gelen gideni aratacak demek ki…

ABD planına teslimiyet

Sayın İlker Başbuğ’un konferansının tartışma yaratan konularından biri de, PKK militanlarının dağdan indirilme formülüydü. Her ne kadar mevcut yasalar ifadesini altını çizerek kullandıysa da bu yasaların geliştirilmesinden bahsetti.

Dikkat edilirse burada, hükümete içte ve dışta PKK ile daha etkin mücadele edilebilmesi için güvenlikle ilgili yeni yasaların çıkarılması veya bunların daha etkili hâle getirilmesi teklif edileceğine ABD’nin önerilerini ve PKK militanlarının topluma kazandırılmasını çağrıştıran iyileştirmeler gündeme taşındı. Mevcut yasayı daha da iyileştirirsen zaten ABD’nin istediği yasal düzenlemeye gelirsin. Yani Genelkurmay Başkanı dolambaçlı yoldan ABDnin önerilerinin daha dar kapsamlısını yumuşatarak sunmuş oldu. Tipik bir ABD yanlısı tutum…

Yakında Kürt konferansı toplanacak ve büyük olasılıkla bando mızıkayla PKK’ya silah bıraktırılacak. Zaten dikkat edilirse PKK’nın bahar ayları saldırıları geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında son 9 şehide kadar azalmış gibi gözüküyordu. Bu da, bir anlaşma pozisyonu varmış ve Ermenistanla iyi ilişkiler, Afganistan’a asker gönderme ya da daha da önemlisi ABD Irak’tan çekilirken Kuzey Irak’ta konuşlanacak olması nedeniyle PKK’ya “Yolcudur Abbas” denilecekmiş gibi bir intiba yaratıyordu. Bu konuyla ilgili başka belirtiler de zaman zaman gündemdeki yerini almıştı. ABD plânı doğrultusundaki bu anlaşmanın taraflarından birinin Genelkurmay olması da çok muhtemel. İlker Başbuğ’da şimdiye kadar açıklamaya çalıştığımız profiliyle bu esnekliğe elverişli bir tarz sergiliyor. Konferansının ana temaları da bu anlaşmanın varlığını çok derinlerden hissettiriyor. Ayrıca, geçmişte de Mümtaz’er Türköne midir nedir, o kişi de ABD, AKP ve TSK’nın anlaştığı konusunda yorumlar yapmıştı, fakat pek inanasımız gelmemişti. Demek ki, ilk elden kaynağın yorumları doğruymuş.

Yine geçmişte bir dönem, ABD’li generallerin ağzından sürekli dağdaki suça karışmamış PKK’lı militanların topluma kazandırılması konusunda önlemler alınmasıyla ilgili dayatmalar geliyordu. Nitekim, Sayın İlker Başbuğ’un Güneydoğu’da siyasal parti lideri gibi çalışarak durup dururken ve çok sık olarak halkla kaynaşma çabalarına girişmesi, Şeyh Sait isyanını ilkokul çocuğu düzeyinde yorumlayarak asıl amacının üzerini örtmesi, ters elle kulağı gösterme şeklinde de olsa PKK- lının topluma kazandırılma mesajlarının verilmesi, hep askerî çözümlerin yeterli olamayacağı (daha da öte olmadığı) ve ABD’nin istekleri doğrultusunda sivil çözümlerin devreye sokulması gerektiği bilinç altı düşüncesinin bizzat asker tarafından dile getirilmesinden başka bir şey değildir. Ayrıca Genelkurmay tarafından yakın zamanda gündeme taşınan “Şeş-beş” kanalıyla ilgili “Kültürel açılım” yaklaşımını da unutmayalım. Bu süreçte,en çok da vatan uğruna canlarını veren güzel evlâtlara ve ailelerine yazık oldu galiba.

Eleştiriden amacımız TSK’nın aslına rücû etmesi

Hilmi Özkök’e benzer şekilde İlker Başbuğ da NATO karargâhlarından ve Batılıların askerî okullarından kariyer yaparak geliyor. Bu konuda “CV”si çok parlak. Tıpkı onun gibi çok lâf yapıyor. Medyaya çok düşkün ve iyi kullanıyor. Riski ve sert tavrı sevmiyor. İdâre-i maslahata çok yatkın. Dışarıda eğitim alıp da Batı’nın çıkarlarını savunan “Kolej Çocuğu” kalemşörlerini anımsatıyor. Sanıyorum gelecekte TSK’ya egemen olacak olan kadroyu da aynı özelliklere sahip kişilerden seçiyordur (örneğin Ergin Saygun) ve bunlarda büyük bir olasılıkla “ABD’yi sevenler” derneğine üyedirler.

Yine Levent Ersöz’ün internet haberlerine düşen açıklamalarında “Albay bile olamaz dediğimiz kişi Genelkurmay Başkanı oldu” demesi de çok ilginçti. Bu söylem bir çok anlama gelebilir. Bunlardan bir tanesi de demek ki, TSK içinde birileri daha çok erken zamanlardan itibaren özel olarak seçiliyor ve bir yerlere taşınıyor, şeklinde yapılacak bir yorumdur.

Oysa, Atatürk’ün Ordusu’nun Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan konferansında; Ermeni Sınırı’nın açılmasıyla Türkiye ile arasında askerî yardımlaşma da bulunan kardeş devlet Azerbaycan’la aramıza nifak sokularak Türklük dayanışmasının yokedilmek istendiğinden, Kürt milliyetçiliğinin her geçen gün kemikleştiğinden ve çok büyük bir tehlike hâline geldiğinden, “çok dalgalı dava”nın hukuk dışılığının TSK mensuplarına bulaşmaması gerektiğinden, dinci kesimin toplumun ve devletin her kademesinde egemen olmasının gelecek için çok kötü sinyâller vermekte olduğundan, Kıbrıs’ta halkın KKTC’nin yok edilmesine izin vermediğinin iyi okunmasından ve Talat denen teslimiyetçinin uyarılması gerektiğinden Haberal, Manisalı ve diğer bilim insanlarının çağdaş bir hukuk devletine yakışmayacak bir şekilde tutuklanmasından bahsetmesi ve bu konularla ilgili tavrını çok kararlı bir şekilde koyması beklenirdi. Bunlar olmadıktan sonra TSK’nın ve Genelkurmay’ın ne anlamı kalır ki?

O ise, Obama’nın konuşmasının parametrelerini taklit etmekten başka bir iş yapmadı. Biz, F tipi gazete veya gerici gazeteler ya da “Washington Taraf”ın yaptığı gibi TSK’nın yıpratılmasını değil aslına rûcu etmesini hedefleriz.

Unutulmasın ki, dost her zaman acı söyler!...


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: