Mustafa İzberk |
Bizi bizden ayırmak?!. (2) “Bunun tipik örnekleri, keza Türk İstiklal Savaşımızda da görülmüştür. ‘Emperyalist politikaları gereği alışık bulunan İngiliz ve Fransızlar, Doğu’ya gelince, aşiretleri altınla kazanmaya, onları Türklere karşı Ermenilerle uzlaşmaya’ zorlamışlardı”. sf. 18 (D. Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, 1974, İstanbul, s. 1155’ten) “Fakat bu aşiretler, planlanmak istenen oyunun bilincindedir. Onun için bütün Kürt aşiretlerinin ‘buna karşılığı kesin bir red’ olmuştu. Bu hareket vatanın ve vicdanının parayla satın alınamayacağını onlara bir kez daha hatırlatmış oluyordu”. sf. 18 (B.N. Şimşir, “İngiliz Belgelerinde Atatürk” c.1, s.274’ten) “(...) Paris Barış Konferansı’nda Türklük aleyhine yeni bir gelişme kaydedilmişti. Bu gelişmede Şerif Paşa kandırılmış ve Ermeni Bogos Nobar Paşa ile işbirliğine teşvik edilmişti. Kürt-Ermeni işbirliği adı da verilen bu anlaşma gereğince, Türkiye toprakları üzerinde bir Ermenistan ve bir Kürdistan devletlerinin kurulmasını amaçlıyordu. Halbuki, böyle bir karardan ne Doğu Anadolu’daki Kürt diye ileri sürülen Türk aşiretlerinin haberi vardı ve ne de bunların reyi alınmıştı”. sf. 30 “(İstanbul Meclis-i Mebusanı’na gelen telgraf): Vatan haini ve din düşmanı Şerif adındaki kişinin, Bogos Nobar ile işbirliği yaparak, Kürtlerin geleceği hakkında bulunduğunu duyduk. Oysaki: Kürtlük ve Türklük bir bütündür. Birbirlerinin öz kardeşi ve din kardeşidir”. sf. 31 “(Ankara TBMM, Mardin Mebusu Necip Bey): Barış Konferansına çağrıya gerektiren notada -onu nefretle anıyorum- ‘Türkden başkası’ deyimi vardır. Ben Kürt’üm ve bu suretle dünyaya bir kez daha ilan ediyorum ki, Misâkı Millî içinde böyle bir deyimi taşıyan bir kişi yoktur. Çünkü, Türk-Kürt bir bütündür ve tek vücuttur”. sf. 38 (M. Goloğlu, “Sivas Kongresi”, 1969, Ankara, sf. 112’den) “(Erzurum Mebusu Necati Bey): Doktor Profesör Zeç gibi araştırmacıların incelemeleriyle ispatlanmıştır ki: Ermenilerin Doğu illerine göçlerinden iki bin yıl önce orada yerleşmiş ve büyük bir uygarlık kurmayı başarmış olan Turanlı bir kavim vardır ve bugün Kürt denilen insanlar o kavmin torunlarıdırlar. Bundan ötürü Türk ile Kürt ayrı bir kavim değildir”. sf. 39 (M. Goloğlu, a.g.y., sf 110-111’den) “Ma’mafih ne eski kaynaklarda ve ne de yazılı eski tarihi yazıtlarda Kürtler İranî bir unsur olarak gösterilmediği gibi, İranlıların da dahil olduğu Hint-Avrupa kavimleri arasında da ‘tarih boyunca Kürt veya buna benzer bir adla tanımlanan’ ne bir ulus, ne bir boy ve ne de bir oymak mevcut olmamıştır”. sf. 67 (Hilmi Göktürk, “Kürtlerin Soy Kütüğü ve Boy Tarihi”, Türk Dünyası y., 1979, İstanbul) “Saka Türkleri Kimmerleri Azak Denizi çevresinden kovalayınca, Hazar Denizi doğusundaki yurtlarını bırakarak Asur hudutlarına dayanmışlardı. Atlı göçebe Sakaların Doğu Anadolu’ya ilk Türkler olarak yerleşmesi, M.Ö. 680 yıllarında başlamış, ikinci ve daha kuvetli kolu, M.Ö. 655 yıllarında Kafkaslar’ı, Gogo adlı hükümdarlarının önderliğinde aşıp daha güneye inmesi şeklinde olmuştur. Bugünkü Kırmanç aşiretleri, tarihi olaylardan az etkilenmiş olan sarp yörelerdeki Saka Türklerinin torunlarıdır”. sf. 52 “Doğudaki Türk aşiretlerinin iki zümreden meydana geldikleri anlaşılmaktadır. Oğuzların Üç Oğuzlar, İç Oğuzlar kolundan ve Boğduz (Bokhtan) ile Beceni (Becenevi) boylarından geldikleri anlaşılan 24 Kürt boyu Kurmançların yüzde altmışından fazladır. Geri kalan yüzde kırktan azı da Türkmen Oğuzları’nın devamı olan Türk oymaklarıdır.” Sf. 111 (İ. Alparslan, “Ağrı Anadolu’nun Giriş Kapısı”, TİKA Ens. Y. 1984, Ankara, sf. 130’dan) “Yavuz Sultan Selim, doğu seferinden Anadolu’ya dönerken Baba Kürdileri takviye etmek için, Orta Anadolu’daki birçok Türk aşiretlerini doğu illerimize göndermişti. Kormançolar, Yakın Çağ Türk ve Türkmen aşiretleridir.” sf. 418 (M. Ş. Fırat, a.g.y., sf. 4’ten) “(Zazaların), Moğolların istilasından kaçan Celaleddin Harzemşah’ın Silvan’ın kuzeyindeki dağlarda Kürt şekileri tarafından öldürülmesinden sonra Dersim (Tunceli) dağlarına sığınmış oldukları, tarihi bir gerçektir. Tıpkı diğer Kürt boyları gibi, bu Harzemli Türkler, sığındıkları dağlık bölgelerde otoktonlarla (yerli, M.İ.) kaynaşmış, dillerini karıştırmış, asıllarını unutmuşlardır... Zaza dili Kürtçe değildir.” sf. 418 (N. Sevgen, “Doğu Anadolu’da Türk Beylikleri”, sf. 3’ten) “Prof. Nemeth’in kesin hükmü şudur: Menşe (köken, M.İ.) bakımından Kürt, bir Türk kabilesidir. Elegeş bölgesinden geçen Kürt de budur.” sf. 419 (N. Sevgen, a.g.y., sf. 3’ten) “Elegeş bölgesinin tarihinden iki asır sonra Orta Asya’da bir Türk bölgesi olan Cuzcanan eyaletinde ve meşhur Türk şehri Belh dolaylarında bir Kürt kolonisi bulunması, savunmakta olduğumuz tezi kuvvetlendiren en önemli belgelerden biridir.” Sf. 419 (N. Sevgen, a.g.y., sf. 6’dan) “Kürtlerin Karduklarla hiçbir ırki bağlantılarının olmadığı, Batılı bilginlerce kaydedilmiştir. Kürtler İranî bir kavim değildir. İranlıların da dahil olduğu Hint-Avrupa kavimleri arasında Kürt adını taşıyan bir boy veya kabile yoktur. Yenisey, Belh, Orta Tuna boylarında, anadilleri Türkçe olan Kürt isimli boylar, oymaklar yaşamış, barındıkları yerlere de bu ismi vermişlerdir.” Sf. 419 (N. Sevgen, a.g.y., sf. 11’den) “Türkçe’de kabileye ‘Uruk’ derler. Yeryüzünde birçok Türk Urukları vardır. (...) Rasonyi’nin saydığı boy adları arasında da görüldüğü gibi Kürt burlardan biridir.” Sf. 420 (Ş.K. Seferoğlu-H.K. Türközü, “101 Soruda Türklerin Kürt Boyu”, sf. 5’ten) “Göktürkler arasında bulunan bu Kürtlerin, Hun Türkleri arasında da bulunduğu ve onlarla birlikte Macaristan ve Çekoslovakya’ya kadar gittikleri anlaşılıyor. Bu Kürt Türkleri iki koldan Batı’ya akmışlardır. Karadeniz’in kuzeyinden gidenler, Macar dilini öğrenerek erimişlerdir. Bugün Macaristan’da otuz kadar Kürt köyünün mevcut olduğu biliniyor. Karadeniz’in güneyinden İran ve Türkiye’ye gelen güney kolu ise Farsça ve Arapça’nın tesiri altında kalmış ve Türkçe, Arapça ve Farsça’nın karışımından ibaret bir dil konuşmaya başlamışlardır.” Sf. 420 (M. Eröz, “Türk Kültürü Araştırmaları”, 1977, İstanbul, sf. 242-252’den) “Bu şekilde aslen Türk olan birçok gençler Arnavutlukla, Araplıkla, yahut Kürtlükle övünüyorlardı. Türklükle övünen tek bir fert (birey, M.İ.) yoktu. ‘Türk kelimesini ayıplı ünvanlar gibi kimse üzerine alınmıyordu’.” Sf. 423 (Ziya Gökalp, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”, sf. 35-36’dan) “Bugün de aynı davranışın hatalı olarak devam etirilmekte olduğunu söyleyebiliriz. Neredeyse Türk olmak bir suçmuş gibi bir hava yaratılmıştır. Geçmişte halk için Türk olmak bir şeref değil, bir tehlike, bir belâ idi. ‘Etrak-ı bi idrak’= akılsız, anlayışsız Türkler diye Sünni-Şii bütün Türklük aşağılanmaktaydı. O zamanlar Sünni Türkler bile Türk olmayı kabil etmezlerdi. (...) Bilhassa Arap ve Kürt aşiretleri derebeyi sayılıyordu. Türkler, Kürt ve Arap olduklarını ileri sürmekle tehlikeden kurtuluyor, derebeylik nüfuzu da (sözünü geçirme, M.İ.) kazanıyordu.” Sf. 423 “Son zamanlara kadar Kürttürkleri ile diğer Türkler arasında herhangi bir çatışma olmamıştır. Kaldı ki çeşitli Türk urukları birbirleri ile savaştıkları halde, Kürtler’le bir çatışma olmamıştır. Açıkça anlaşılıyor ki, bu çatışmaların ana sebebi Batılılar’ın ‘Şark Meselesi’ olarak uygulamaya koydukları, Türkleri Anadolu’dan atmaya yönelik planlarının uygulamasından ibarettir. Gaye Kürtlere bir hak sağlamaktan ziyade, onları kullanarak kendi kontrollerinde bir Ermeni devleti kurmaktır. Kürtler için istedikleri alan ile Ermeniler için istenilen toprakların aynı olması bu düşünceyi doğrulamaktadır.” (Günümüzde bu erek, Güneydoğu’yu Irak ‘ele geçmiş’ devletinin bir bölümü olan Kürt (?) kukla devletine apartmaktır, ne sömürgecilik ama! M.İ.) Gerçekte Türk-Kürt çatışması ve ihtilafı tarih boyunca olmamıştır. Anabasis’te anlatıldığı gibi Yunanlı askerlere, buranın yerli halkı çok şiddetli savaşlarla karşı koymuştur. Yine İranlılar’la, Araplar’la, Asurlular’la şiddetli ve uzun süreli savaşlar yapmışlardır. Oysa ki Türklerle böyle bir savaşa rastlamak mümkün değildir. Aynı atanın evlatları karşılaştıklarında gelenler, kendi yurtlarında gibi karışıp kucaklaşmışlardır. Hiçbir yabancı topluma böyle bir davranış göstermemişlerdir.” Sf. 428 “Ziya Gökalp’ten beri yürütülen Lengüistik (dilbilim, M.İ.) ve Sosyo-antropolojik araştırmalar göstermiştir ki, ‘Kürt Türkleri’ ve ‘Türk Kürtleri’ gerçeği tarihimizde mevcutur.” “Nitekim Karaman Eyaleti, Teke Sancağı, Alaiye Sancağı ve yörelerde yaşayan Kürdler, Türkmen Ekradı (Kürtleri, M.İ.), Yörükanı taifesinden; Diyarbekir eyaletinde yaşayan Kürd-i Kebir Suruç Kazası, Harput ve Diyarbekir’de yaşayan Kürdikenliler ise Boz-Ulus Türkmen aşiretlerindendir. Kürd Mıhmatlu, Kürtkanlı, Türk aşiretlerindendir.” Sf.439 (O. Türkdoğan, “Değişme-Kültür ve Sosyal Çözülme”, sf. 51’den) “Bütün bu açıklamalardan sonra bir değerlendirme yapacak olursak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasında yaşayan kardeşlerimizin Kürttürkleri olduklarını söyleyebiliriz.” Sf. 430 “Anadolu’ya tarih boyunca o kadar çok Türk aşireti gelmiştir ki, bunların her birini ayrı bir millet sayma veya her isteyeni farklı bir millet olarak görmenin imkânı yoktur. Anadolu’da bütün aşiret ve boyların birleşmesi ve karışıp kaynaşması ile Türk milleti oluşmuştur. Anadolu’da Türk milletinden ayrı bir millet yoktur. Bunun dışında bir durum olsa idi, Lozan’da Batılılar’ın buna müsaade etmiyecekleri bir gerçektir. Onlar da bu bölge halkının Türk kökenli olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.” Sf. 433 (Mehmet Dikici, “Anadolu’da Türkler-Anadolu’ya Türk Göçleri”, Burak y., 1998, İstanbul) “Bugün artık tartışılmaz bir gerçek olarak bilinmektedir ki, Kürtlerin de anayurdu Orta Asya’dır ve Kürtler öz köken itibariyle Türktürler.” Sf. 154 “Asırlar öncesi durum bu olduğu gibi 14. asıra gelindiğinde bölgeyi gezen bütün Batılı seyyahlar, elçiler, Doğu Anadolu’yu Türkomania-Türk ili- olarak tanımlamışlardır. Ünlü İtalyan gezgin ‘Marko Polo’ bunlardan biridir. Daha sonraları da Doğu Anadolu’ya Türk ili denmeye devam edilmiştir. (...) 17. yüzyılda Bingöl’ü gezen Evliya Çelebi, buradaki Türkmen aşiretleri saysak bir kitap olur demiştir.” Sf. 161 “Rusya’nın Erzurum Konsolosluğunu yapmış olan Auguste Jaba (...), Kürtler üzerinde araştırmalarda bulunmuş ve 1860 yılında Kürtçe derlemelerini yayımlamıştır. Daha sonra ‘St. Petersburg Bilimler Akademisi’nin isteği üzerine, F. Justi tarafından, bu kitap esas alınarak, ‘8378’ kelimeden oluşan bir Kürtçe sözlük oluşturulmuştur. Bu sözlük 146 yıl öncsinin bugünden çok daha saf Kürtçe’sini temsil etmektedir. ‘V. Minorsky’ gibi önde gelen Kürdologlar, bu sözlükteki kelimeleri menşe (aidiyet) itibariyle tasnif etmişler ve ortaya aşağıdaki tablo çıkmıştır. 3080 kelime Türkçe 2230 kelime Farsça (1200’ü Zend lehçesi) 370 kelime Pehlevi Lehçesi (Farsça) 2000 kelime Arapça 220 kelime Ermenice 108 kelime Keldanice 60 kelime Çerkesçe 20 kelime Gürcüce 300 kelime Menşei belli olmayan (Kürtçe sayılmıştır)” sf. 168 (A.H. Çay, “Her Yönüyle Kürt Dosyası”, sf. 119’dan) “Ahmet Buran’ın “Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Hazinesi” (BTTD) araştırmasında Kürtçe’de var olan 2500-3000 dolayındaki Farsça, Arapça, kelimenin yüzde sekseninin Osmanlı Türkçesi, % 40-50’sinin de bugünkü Türkçe olduğu tespit edilmiştir.” Sf. 168 “Alman De Groot 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesi’ne ait 532 kelimenin ‘bugünkü’ Kürtçe’de halen kullanıldığını tespit etmiştir.” “Kürtçe’nin üç ana lehçesi olan ‘Sorani, Gorani ve Kırmançça’nın da kendi içinde tutarsızlıklara yol açan ciddi sorunları mevcuttur. Ayrıca, Kürtçe çağdaş anlamda bir kültür dili de değildir. Ülkemizde yaygın olan ‘Kırmançça’dır (% 95). Ancak Kırmançça konuşan toplulukların dahi iletişimde bazı güçlükleri söz konusudur. Zazaca, bazılarının sandığı ya da maksatlı olarak yaydığı gibi Kürtçe’nin bir lehçesi değildir.” sf. 169 “Bugün Kürt denilen topluluğun ana uinsuru, kendilerini Kırmanç (bazı yörelerde Kurmanç) olarak tanımlar. Kürt kelimesi genel olarak yakın dönemde yaygınlaşmıştır.” “Esasen, Kurmanç kelimesinin kökü olan Kurman’ın Türkçe olduğundan şüphe yoktur. Kaşgarlı Mahmut’un ‘Divan-i Lügat-it Türk’ adlı eserinde bu kelimenin Oğuz ve Kıpçak lehçelerinde ‘gedelgeç, yay konan kap, yaylık’ anlamına geldiği yazılıdır.” sf. 172 “Ayrıca ‘Kurman’ büyük bir Türk boyunun adıdır. (...) Sonuç olarak Kırmanç-Kurmanç kelimesi Türkçe’dir. Kürtlerin yakın bir geçmişe kadar kendilerini Kırmanç-Kurmanç olarak tanımlamaları kökenlerinin Türklükle ilişkisinin bir kanıtıdır.” sf. 173 “12. yüzyıla gelinceye kadar Türkiye, İran, Irak, Suriye de dahil olmak üzere tarihta ‘Kürdistan’ olarak anılmış bir bölge mevcut değildir. Kürdistan tabirini idari bir terim olarak ilk kullanan Selçuklu Sultan Sancar’dır. (1117-1157) Sancar, İran’daki Hamedan şehrinin batısındaki Bahar kalesini merkez alan eyalete Kürdistan adını vermiştir.” Sf. 175 (Ali Tayyar Önder, “Türkiye’nin Etnik Yapısı”, Fark y., 2007, Ankara) (Sürecek)
|