Prof. Dr. Türkkaya Ataöv |
1888 başkanlık seçimleri gelip çattığında, yürütme erkinin başındaki Demokrat Cleveland dışarıdan gelecek ürünler için yüksek gümrük vergilerine arka çıktığından, yerli para babaları ceplerini adam akıllı doldurmuşlardı. Cumhuriyetçiler’in başını çeken (ve 1840’da Beyaz Saray’da ancak bir ay oturduktan sonra ölüp giden eski Başkan William Harrison’un torunu) Benjamin Harrison da sürekli olarak varlıklı iş adamlarından yana çıkıyordu. Senato’da Cumhuriyetçi, Temsilciler Meclisi’nde de Demokrat çoğunluk vardı. Bu durumdan iki siyasetçi de, paralı azınlık da sonuna dek yararlandılar. Cleveland’ın ilk dönem başkanlığında Maria Halpin’den olan çocuk olayı unutuldu gitti. Ancak, bu kez de, eski ortağının kendinden yirmi sekiz yaş küçük kızı Frances Folsom’la evliliği ve ona yakın zamanlara değin “Cleve Amca” diyen kızı dövdüğüne ilişkin yazılanlar halkın ağzına düştü. Başkanın adı “Buffalo Ayısı”na çıktı. 1888’de Cleveland’ın yardımcı adayı seçim konuşmalarında ne diyeceğini unutup romatizmasından söz açan Allen G. Thurman adlı silik biriydi. Yarışı gençliği babasının çiftliğinde geçmiş olan ve İç Savaş generallerinden Harrison kazandı. Daha önce başkan olmuş olan W.H. Harrison’un torunuydu. Oyların daha çoğunu Cleveland almıştı, ama Seçici Kurul Harrison’u 168’e karşı 233’le Beyaz Saray’a yolladı. Kazanan, ötekine göre daha fazla para harcamıştı. Cumhuriyetçi Harrison 36 seçici kurul oyu getirecek olan New York’un (Demokrat Partili) valisiyle gizli bir anlaşma da yapmıştı. İkisi de birbirilerine New York’tan oy sağlayacaklardı. Öte yandan, Amerikan işçisinin gümrük duvarları indirilirse daha ucuz yabancı mallar tüketilip yerli ürünlerin satılmadan kalmalarıyla onların da işlerinden olacaklarına ilişkin korkusu sürüp gidiyordu. Ama yerli ürünlerin ederleri de işçi ailelerinin ellerini yakmaktaydı. Harrison’un dört yılı onu Beyaz Saray’a seçtiren Cumhuriyetçi büyük işverenlerin buyruklarına “evet” demekle geçti. En büyük para babalarından Andrew Carnegie çelik fabrikalarındaki işçilerin ücretlerini yüzde 20 indirdi ve karşı çıkanlara (o dönemin ünlü özel polisi Allan Pinkerton’un adamlarını kiralayarak) ateş açtırdı. Adı demiryolu soyguncularını yakalamakla öne çıkan Pinkerton mesleğinin sonraki aşamasında kendini işverenlerin buyruğuyla işçi sendikalarına boyun eğdirmeğe adadı. Ünlü işçi önderi Eugene V. Debs yaşamının birçok yılını geçireceği zindanı boyladı. Anılarını “Duvarlar ve Demir Parmaklıklar” adlı kitabında anlatır. Halk ise, geçen seçimde daha fazla oy almış olan Cleveland’ı hâlâ tutuyordu. Üstelik, ülke hızla değişmekteydi. Örneğin, nüfusu 62 milyon olmuş, Thomas Edison ilk film makinesini yapmıştı. Cleveland üçüncü kez aday ve ikinci kez de başkan olma yollarını araştırıyordu. Yardımcılığına (yıllar sonra Demokrat aday olacak ve aynı adı taşıyan kişinin büyük babası) Adlai E. Stevenson’u seçti. Sonunda, seçildi de. Araya bir dönem boşluk koyarak sekiz yıl Beyaz Saray’da oturan tek başkandır. Ancak, ülkede bir değişiklik rüzgârı da esiyordu. Öylesine ki, “Halk Partisi” adında yeni bir örgütlenme de oldu. Başı çeken çiftçiler ve yapımevleri (fabrika) işçileri hakça ücret ödenmesini, demiryolu, telgraf ve telefon gibi hizmetlerde kamu sahipliği olmasını ve yönetimin yurttaşların gerçek temsilcilerine verilmesini istiyorlardı. Bu partinin adayı James B. Weaver bir milyon oy da aldı. Ona destek olan ve adı çok az bilinen Mary Elizabeth Lease diye bir kadın şöyle bir şey de söylemişti: “Amerikan Hükûmeti Wall Street’in, Wall Street için ve Wall Street tarafından yönetilen bir hükûmettir.” 1893-97 yılları Amerikan ve dünya kapitalizmi için derin bunalım dönemi oldu. 15.000 iş yeri kapandı, dört milyon işçi atıldı, 500.000’i de çok düşük ücretlerden ötürü gösteriler yaptılar. Bir işsizler ve açlar ordusu başkente doğru yürümeğe başladığında karşısında güvenlik güçleriyle askerleri buldu. Buna benzer bir durum bir de 1930’larda oldu. Belki 2009’da ya da onu izleyen yıllarda da olacak. Cleveland bunu durduracak hiçbir şey yapamadı. Onun yerine Cumhuriyetçi William McKinley Amerika’ya içte toplumu temellerinden sarsacak bir devrimi önlemek için dışta çok geniş ölçüde yayılmayı öneriyordu. Kolalı yakalı, yelekli ve yakasında kırmızı karanfilli bir siyasetçiydi. Kongre üyesi olmuş, Ohio valiliği yapmıştı. Büyük sermayenin dışarıya adam akıllı taşarak bunalıma emperyalist yayılmayla çözüm bulmasından yanaydı. Çağdaş seçim çatışmalarında başvurulan yöntemlerin ilk büyük ustası Marcus A. Hanna baş danışmanıydı. Amerika için güçlü bir donanmaya inanıyor, yabancı mallara karşı yüksek gümrük vergileri istiyor ve Küba’ya müdahaleyi destekliyordu. Demokrat rakibi, evanjelik Hıristiyan yanı çok ağır basan William J. Bryan adında Nebraska’lı bir gençti. Ona gelinceye değin, ancak otuz altı yaşında biri iki büyük partiden başkan adayı hiç olmamıştı. Kimi günler yirmi dört saatte trenle 18.000 mil yol alarak otuz altı konuşma yaptı. Daha fazla kâğıt ve ayrıca gümüş madenî para basmaktan yanaydı. Genelde büyük para babalarına karşı cephe alıyor kanısını uyandırdığından, onu Halk Partisi de destekledi. Cumhuriyetçiler ise, “anarşist” damgasını vurdular. Rakibi McKinley baş danışmanı Hanna’nın yöntem öğütlerini dinleyerek Ohio’daki evinde oturuyor, seçilmiş çiftçi, işçi, tüccar, öğrenci ve eski asker kümeleri onu evinde görüyor, yazılı sorular soruyorlar ve yardımcılarının bir gün içinde hazırladıkları yanıtları dinliyorlardı. Bu metinler birkaç milyon basılıp yurt düzeyinde dağıtılıyordu. Hanna öyle bir “seçim kazandırma ustası” olmuştu ki, kimileri onun istediği sonucu almak için adam öldürtmekten bile çekinmeyeceği inancındaydılar. Hanna dilediğini başa geçirecek örgütlenmeyi beceren biriydi. McKinley de rakibi Bryan’ın harcadığının üç katı para dağıttı. Özellikle New York Demiryolu ve Standard Petrol kuruluşları McKinley’nin seçim kasasına çok para akıttılar. Bryan Batı’dan epeyi destek aldı. Kilit bölgelerde 18.000 oy daha kazansaydı, başkan olurdu. Seçici Kurul’da 271’e karşı 176’da kaldı. Sanki “halk adına” bir yarışa girmişti. Ama “New York Times” gazetesi onun için “kazansaydı Beyaz Saray’a bir deli girmiş olacaktı” diye yazdı. Kimi doktorlar ona büyüklük taslama ve sürekli yakınma hastalığı tanıları koydular. Yeni Başkan McKinley o yıllarda İspanyol sömürgesi olan Küba’nın başkenti Havana’da Amerikan savaş gemisi “Maine”in patlayarak batmasını neden gösterip artık dağılmakta olan İspanyol İmparatorluğuna karşı 1898’de kısa süren bir savaş açtı ve sonunda Filipinler, Puerto Riko, Guam, Hawaii ve Küba gibi deniz-aşırı yerlere el koydu. Bu olay ABD’nin Monroe Doktrinin sınırlarını da aşarak dünya imparatorluğuna doğru ilk büyük adımı atışıdır. Lâtin Amerika’ya başka hiçbir büyük devletin elini sürdürmedikten başka, kendi iki okyanusta ve Asya anakarasında yer kapmada ön sıraya geçmiştir. ABD McKinley sayesinde gitgide sömürgeleşen Çin’de “Boxer ayaklanması”nı bastıran devletlerden biri oldu. Para bunalımı da bu nedenle atlatıldı ya da ertelendi. Ayrıca, Alaska, Avustralya ve Güney Afrika’da bulunan altınlar Amerika’daki toplumsal üçgenin doruğunda oturan çok küçük bir azınlığın elinde toplandıkça kâğıt para basılabiliyor, bu emperyalist açılımdan ülke emekçisi de ufak bir pay alıyor ve devrimci coşkusu sönüyordu. Bu durumda, gümüş paranın sözünü eden pek yoktu. McKinley’nin 1900 seçimlerinde de aday olması kaçınılmazdı. Yardımcı olarak, Küba’ya el konurken Amerikan atlılarına komuta edip “kahraman” olmuş (ve sonra New York Valisi) Theodore Roosevelt’i seçti. Demokratlar gene Bryan’ı istiyorlardı. Onun da adı “halkçı”ya çıkmıştı, ama gümüş para önerisinin çekiciliğini yitirdiği bu yeni koşullarda Bryan’ın adaylığı umutsuz bir yarıştı. Özel kişilerin tekellerine ve emperyalist yayılmaya karşı çıktı, ama halkın anladığı yoktu. Halka göre, bunalım atlatılmıştı. Dış sömürüden Amerikan işçisi de payını alıyordu. McKinley bir önceki seçimde evine küme küme kotarılan sözde yurttaş ziyaretlerine, bu kez, gerek bile duymadı. Gezen, yardımcısı Theodore Roosevelt oldu. Bundan sonra yapacakları için deneyim kazandığı söylenebilir. Burada Hanna’nın düzmecesi bir resim kurgusunun da sözünü etmekte yarar var. Bu türlü düzmecilikler Amerikan siyasetinde sonraları sık sık yinelendi. McKinley 1899’da New Jersey’li çok ünlü bir iş adamı olan Garret A. Hobart’la yanyana bir resim çektirmişti. Bu resim çok yayılmış ve başkan ile iş çevresinin birliğini göstermede çok işe yaramıştı. Ne var ki, Hobart birkaç ay içinde öldü gitti. Tutulan bu resimde bir değişiklik yapılarak Hobart’ın yerine yardımcısı Roosevelt kondu. Aynı McKinley aynı giysilerle ve aynı duruşla aynı iskemlede oturuyordu, ama bu kez yanında Roosevelt vardı. Bu ve benzeri oyunlardan yararlanan McKinley rakibini gerçekte “emperyalizm düzlüğünde” ezip geçti. Halkın önemli bölümü dış soygundan küçük ama birkaç yıl önce düşünde bile görmediği bir pay almıştı. Öte yandan, Bryan’ı tutanlar azaldıkça azalıyordu. Ancak, Demokrat aday yarışa bir kez daha atılmadan çekilmekten yana değildi. Yeniden başkan olan McKinley bir “Tüm-Amerikan Sergisi”ni açmağa Buffalo’ya gittiğinde, kendi adını “Nieman” (Almancadan “Hiç kimse”) diye değiştiren, ama gerçek adı Leon Czolgosz olan biri tarafından silâhlı saldırıyla öldürüldü. Otuz beş yıl içinde (Lincoln ve Garfield’den sonra) öldürülen üçüncü ABD başkanıydı. Öldüren kişi elektrikli iskemlede can veren ellinci suçlu olurken, Theodore Roosevelt Beyaz Saray’daki yeni yerine çoktan oturmuştu. Harvard mezunuydu, yarışımcı yapılıydı, doğduğu New York kentinde polis müdürü oldu, o kentin meclisine seçildi, kabinede deniz işlerine baktı ve büyük denizlere açılan beyaz bir donanma kurdu. İnanılması zor bir doğal erki vardı. Zamanın yazarlarından Henry James onun için “dev bir gürültü” diyor. Cumhuriyetçi Roosevelt 1904 seçimleri sırasında Venezuela Cumhurbaşkanı için “çirkin küçük maymun” benzetmesini yapmıştı. Seçimde Wall Street’teki para babalarının olanaklarından yararlandı, ama halkta tekelleşmeye karşı olduğu kanısını da uyandırdı. Demokrat rakibi New York’lu yargıç Alton B. Parker adında silik biriydi. Seçim konuşmaları yapamayan bir hukukçuydu. Vaktinin çoğunu Hudson Vadisindeki çiftliğinde geçiriyordu. Bu gidişle seçilemedi. Kimilerinin değerlendirmesine göre, eğer seçilmiş olsaydı, yürütme erkinin zorla el koyduğu yasama ve yargı haklarını Beyaz Saray’dan alıp yerlerine geri verecekti. Yetki kendi eline geçince bunu yapar mıydı bilinmez. Ancak, yargıç New York’tan olduğu için, Roosevelt bu önemli birlikteş devletteki seçici kurul oylarını kazanma dürtüsüyle Wall Street’e başvurup dağıtılacak kese kese parayı sağladı. Roosevelt seçilmesiyle birlikte sonradan pişman olacağı bir sözü görevinin başında söyledi. İkinci bir dönem için aday olmayacaktı. 1904-05 Rus-Japon Savaşı sonunda arabuluculuk yaptı diye Nobel Barış Ödülünü aldı, Amerikan ticaret ve savaş gemilerini bir okyanustan ötekine kolayca geçirebilmek için Panama Kanalı’nı açtırma işini başlattı ve büyük sermayenin kimi aşırılıklarına karşı çıktı. Kendinden sonraki adayı da eliyle seçti: Savaş Sekreteri William Howard Taft. Onun karşısına gene daha önce iki kez aday olan Demokrat Bryan çıkarıldı. Roosevelt’in kuyruğundan ayrılmadığından aday olan Taft’ın 165 kilo oluşu dışında göze çarpan bir yanı yoktu. Örneğin, iyi konuşamıyordu. Roosevelt’e benzer yanı yoktu. Yale’dendi, ama çok ağırdı, hareketsizdi ve düşüncede tutucuydu. Ne var ki, o günün koşullarında Roosevelt’in desteklediği birinin karşısında başarılı olmak zordu. Roosevelt ona ikide-bir mektup yazarak öğütler veriyordu: “Halk balık tutup golf oynadığını öğrenmesin. Halkın önünde sürekli gülümse. Hiç ata binme; bu ağırlığınla senin için tehlikeli ve hayvana da acımasızlık olur...” Özel kişilerin elinde olan New York demiryolu kuruluşu, seçim sırasında ekonominin iyi olduğu kanısını halkta uyandırmak için, 2.500 vagonun onarımını ileri sürerek birkaç bin kişiyi geçici olarak işe aldı. Gene özel ellerde bir sigorta kuruluşu 2.000 görevlisini kapı kapı dolaştırıp içine girdiği her evde sözlerine Taft için güzel bir çift söz eklemeyi unutmamalarını sağladı. Bir çelik kuruluşu seçim günü 400 kişiyi işe aldı ve birkaç gün sonra da atıverdi. Bryan’ın üçüncü kez yenilgisi kaçınılmazdı. Ancak, siyasetten çekilmedi. Yıllar sonra Başkan Woodrow Wilson’un kabinesinde dışişlerine baktı. Halkın onu bir daha anımsayışı 1925’de John T. Scopes (1900-70) adlı bir öğretmenin sınıfta Darwin’in evrim kuramını anlattı diye yargılanması sırasında savcı görevini yaparak onu cezaya çarptırmasıdır. Amerika’nın Darwin’i yargıladığı o yılların genç Türkiye Cumhuriyeti’nde “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen bir Atatürk vardı. Bryan İncil’in her sözcüğüne yazıldığı gibi inanan biriydi. Rakibi Başkan Taft için “İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna inanmaz” eleştirisi yapılmıştı. Roosevelt, onu bu nedenle, yanına katıp herkesin önünde kiliseye götürdü ve “dini bütün” görünümünü yaydı.
|