20.04.2009/Sayı:233
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Mustafa İzberk

Bizi bizden ayırmak?!.

Elegeş Yazıtı

Elegeş Yazıtı

“Orta Asya’nın Yenisey ırmağı bölgesinde, yaklaşık olarak, M.S. 650 yıllarında, ‘Altı-Oğuzlar’a komşu, ‘Saka/İskit Türkleri’nin bir kolu olan Kürttürkleri’nin kurduğu bir ‘hanlık’ vardı. (…) Buradaki anıt (mezar taşı), târihe ‘Elegeş Yazıtı’ olarak geçti”.

“Tarihin ön devirlerinde Urmiye ve Van Gölü arası ve kuzey bölgesine ‘Urartu’ denirdi. Meni İsrail Ararat diyordu.

Milattan on üç yüzyıl evvel buralarda Asurîleri sıkıştıracak kuvvette ‘Lohürdo’ adlı bir Türk kavim ve hükümeti bulunduğu Asurî kitabelerinden anlaşılmıştır.” Sf. 9

“Şu halde ‘Urartu’, ‘Lohürdo’, ‘Goto’, ‘Kürdo’ kelimelerinin hepsini bir kökte toplamak mümkündür. Kürt kelimesinin menşeini araştıran alimlerin çoğu kürt kelimesinin ‘Lohürdo’dan alınmış olduğunu kabul etmekte, Lohürdolar da madem ki Türktürler, bunlar da Cengiz’in bey anlamında kullandığı Kürt kelimesini kullanmış ve almışlardır, derler.” Sf. 10

(Süleyman Sabri Paşa, “Van Tarihi”, 1928, İstanbul’dan)

“Kürtçenin tarihi yoktur. Çünkü esaslı ve başlı başına bir dil değildir. Ayrı dillerden zamanla bir araya yığılmış sözlerdir”. Sf. 13

“Dr. Fric, Prof. Veber’in şu sözünü tekrar ediyor: ‘Kürt dili bir dil hamuru değil, söz yığınıdır.” Sf. 15

“Bu Türkler, Çin’in kuzeyinde Hatay’dan (Hata, M.İ.) gelerek Anadolu’ya bu adı vermişler, Halti-Hitit adıyla Halti ülküsü bundan doğmuştur.”

“Lo Türkler’i dediğimiz Van etrafındaki eski Türkler’in Dünbeli adındaki kol ve soyunun Zaza adıyla ayrı bir Türk varlığını teşkil ettikleri araştırmalar ile sabittir”. Sf. 18

“Yenilen Türkmenler dağınık bir halde ve grup grup batıya, Anadolu’ya doğru kaçıştılar, kendilerini kovalayan Mogollar’dan canlarını kurtarmak için Anadolu’nun yüksek ve yalçın dağlarına gizlendi ve sığındılar. (…) Timur, Türkmenlerin memleketi olan Doğu Anadolu’yu defalarca yıktı, yağma etti. Bu hal bugün çok yanlış olarak Kürdistan denilen Doğu Anadolu’nun sahip ve hakiminin Türkmenler olduğunu ve Türkmenlerden başka buralarda gerek Timur ve gerekse herhangi bir yabancı akınına karış koyacak kuvvet ve varlık bulunmadığını açıkça gösterir.” Sf. 22

“Osmanlılar gelir Kızılbaş der Türkmeni keser, yağma eder, İranlılar gelir Sünni der Türk’ü öldürür, talan ederdi. (…) Nihayet öyle bir hale geldiler ki Sünni ve Kızılbaş Türk ve Türkmenler, biz ne Türk ne de Türmeniz Biz Kürdüz, dediler kenara çekildiler.” Sf. 27

(M. Rıza, “Benlik ve Dilbirliğimiz”, TKAE Y. 1982, Ankara.)

“Zazaca ile Kurmançça, kökleri asırlar öncesine dayanan, Türkçe’nin birer lehçeleridirler. (…) eski Türk dili ile ilgili araştırmalarda mühim birer kaynak vazifesini görebilirler”. Sf. v

“Yenisey bölgesindeki 7. Yüzyıla âit olduğu belirlenen 32 parça yazılı taş, ilim âleminde, çok eski yıllardan beri bilinmekte idi”. Sf. 1

“Orta Asya’nın Yenisey ırmağı bölgesinde, yaklaşık olarak, M.S. 650 yıllarında, ‘Altı-Oğuzlar’a komşu, ‘Saka/İskit Türkleri’nin bir kolu olan Kürttürkleri’nin kurduğu bir ‘hanlık’ vardı. (…) Buradaki anıt (mezar taşı), târihe ‘Elegeş Yazıtı’ olarak geçti”.

“(Anıtın, M.İ.) Üzerindeki yazılar, Orhun harfli Türk alfabesiyle yazılmıştır. Batı’dan Göktürkler ile komşu olan Kürttürkleri’nin dilinin öz Türkçe ve yazılarının da Göktürkler’inkinden daha eski bir Yenisey-Orhun yazısı olduğu anlaşılmaktadır”. Sf.3

“1300 yıllık târihi olan Kürttürkleri’ne ait Elegeş anıtının üzerinde 12 satırlık bir yazı vardır. 8. Ve 9. Satırda:

‘(Ben), Kürt elinin hakanı Alp Urungu, altınlı okluğumu bağladım belde elim (devletim ve milletim), otuz dokuz yaşımda.. Hanım! elime (devletime ve milletime), sizlerime ne çâre, doymadım, Hanım! elime ne çâre ayrıldım!

Diyerek acılarını anlatır. (…) Alp Urungu, hakanına, memleketine, milletine ve âilesine doyamadan 39 yaşında ölmüştü.”

“Doğu Anadolu ve çevresinde yerleşik bulunan Kürttürkleri, ‘Saka/İskit Türkleri’nin Ön Asya’ya yayılmalarından (M.Ö. 12. Yy) sonra ortaya çıktılar. Daha önce ‘Kürt’ adına buralarda rastlanmaz. Gerek Elegeş yazıtında bahsi geçen, gerek Ön Asya görülen Kürttürkleri Saka/İskit Türklerinin bir kolu olarak önce Zagros bölgesine geldiler. Asırlarca burada kaldılar”.

“Anadolu’nun doğu ve güneydoğusundaki (Kars, Erzurum, Van, Hakkari) kaya resimleri, Cunni mağarasındaki (Erzurumun güneyi) Orhun tipi yazılar, Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki kayalara kazınmış eski Türk işaretleri ile Tirişin kaya resimlerinin (Van – Hakkari sınırı), ‘Kürttürkleri’nin yaşadığı bölgeye ait olması ve Orta Asya’da Sibirya, özellikle de Yenisey bölgesindeki resim ve işaretlere benzemesi dikkati çekmektedir”. Sf. 4

“Dikkate şayandır ki, Göktürkçe ile Kurmanc lehçesi arasında pek çok hususlarda benzerlikler göze çarpmaktadır.”

“Yine günümüzde Doğu Anadolu’da, Dicle-Fırat-Murat ırmakları boylarında, asırlardan beri meskûn bulunan Zaza Türkleri’nin konuştukları lehçe (Zaza Türkçesi) ile Göktürkçe arasındaki pek çok ortak özellikler de oldukça önemlidir.” Sf. 11

(Hayri Başbuğ, “Göktürk-Uygur ZazaKurmanc Lehçeleri”, TKAE Y. 1984, Ankara.)

“Anadolu’da ve onun uzantılarında yaşayan Türkmen, Yörük, Kırmanç (Gurmanç, Kurmanç), Gorân (Gurân), Baba Kürdi, Sorân, Lur (Lori, Lebr), Zaza, Bahtiyarî, Gelhur vb.leri boyların dinî inançları, dilleri, örf ve âdetleri, kullandıkları yer ve şahıs isimlerine Kafkasya’da, İç Asya’da, Horasan’da, Hindistan’da ve Macaristan’da rastlanılmaktadır. Ayrıca bu boylar ile diğer Türk boyları arasındaki akrabalıklar ve Gur, Halaç vb.leri altında tarih sahnesine çıktılarına dair küçümsenmeyecek belgeler ve bulgular mevcuttur.” Sf. VIII

“Bilindiği gibi, (…) ‘Osmanlılık’, İmparatorluğun milliyeti sayılmıştır. Hal bu olunca İmparatorluğun kurucusu olan ve çekirdeğini teşkil eden Türk unsurunun tarihî ve kültürel bağlantıları ve değerleri üzerinde durmak ihtiyacı duyulmamıştır. Bunun sonucu olarak ‘Türkmen tâifesi,’ ‘Afşarlı tâifesi’, ‘Kürdistan’, ‘Lâzistan’ gibi tabirler kullanılmış, bunlar arasında menşe birliği bulunduğu dikkate bile alınmamıştır.”

“Macar dil ilim adamlarına göre ‘Kürt’ sözü Türkçe’de ‘Yatkın Kar’, ‘Sertleşmiş Kar’, Yazın dağ başlarında kalmış ‘Zor Eriyen Kar’ anlamında kullanılmaktaydı. Kürt sözünün hususiyetle eski Türkler’de kullanılması, Kürtlerin yan yana yaşadıkları diğer kavimlerin dillerinde, meselâ İranlılar’da, Araplar’da ‘Kürt’ sözünün bulunmaması şâyânı dikkattir.”

“‘Kürt’ sözü, Türkistan, Kırım ve Kafkasya’da kar anlamında kullanılmaktadır. (…) Anadolu’nun birçok yerlerinde de; üzerine basıldığında batmayan, sertleşmiş ‘Kar’a ‘kurtuk’ veya ‘Kürtük’ denmektedir. Doğu Anadolu’da damlar üzerinde biriken karların temizlenmesine karların ‘kürelenmesi’ denir ki, bu kelimenin de kürt kelimesi ile ilişkili olduğunu anlaşılır”. Sf. 1

(M. F. Kırzıoğlu, “Türklerin Kürtlüğü”, sf. 16’dan)

“Adı geçen Türk asıllı Kürt oymağının Çekoslavakya topraklarına kadar uzanmış olduğunu yazarın şu sözlerinden anlıyoruz: ‘Slovakya topraklarında Macarlar’la beraber bir çok Türk unsuru yerleşmiş olup, Kabar ismiyle tanınan Kazak, Kürt, Kesik vb. soyları bu meyandadır.” Sf. 4

(J. Blâxkoviç, “Çekoslavakya Topraklarında Eski Türklerin İzleri,” R. R. Arat için, Sf. 346’dan)

“Anadolu’daki bu Gurlular, Bingöl, Tunceli, ve Siverek’d yerleşmişlerdir. Bunlar halen Zaza, Desiman, Çarekli, Dünbülî kolları olmak üzere dört koldur. Bunlar Türk’e ‘Tirk’, Kürt’e ‘Kirk’, kurmançlar’a ‘Kirtasi’ ve ‘Kırdasi’ (Kürtsü-Kürdümsü) derler.”

“Zazalar, Tanrı anlamında ‘Homay veya Omay’ sözcüğünü kullanırlar. İçlerinde Hunlar gibi, sabahleyin doğan Güneş’e tapınanlar vardır. İnançlarında Gök Tanrıcılık izleri taşırlar. İbadet dili olarak Arapça yerine Öz Türkçeyi tercih ederler.” Sf. 11

(M. F. Kırzıoğlu, a.g.y. sf. 26, 27’den)

“Yenisey bölgesindeki bu Kürt boyu, 6. Yüzyılın sonlarına kadar Türkler’in İslâmiyet öncesi dinleri olan Gök-Tanrıcılığa inanç besliyorlardı. (…) Yenisey bölgesindeki bu Kürt boyunun 400 yıldan beri bilinen adı ‘Kürdak’dır. (…) Dilleri Türkçe idi”, sf 8

(M. F. Kırzıoğlu, z.g.y. sf. 23’den)

“Horasan’ın doğu, Afganistan’ın batı kesimine ilk ve ortaçağlarda ‘Sakaistân’-Segistan’ denildiğini, bunun ‘Saka Türkleri’nin Yurdu’ anlamına geldiğini biliyoruz. (…) Efsanevî Kürt Kahramanlarından Zâl oğlu Rüstem, Secistânlı Saka Türkleri’ndendir.” Sf. 9

(M. F. Kırzıoğlu, a.g.y. sf. 24’den)

“Batı Türkistan Kürtleri’nde olduğu gibi, Selçuklulardan önceki dönemlerde Dicle Kürtleri içinde de Khalaclar ile Gurlular bir arada yaşıyorlardı.” Sf. 10

(M. F. Kırzıoğlu, a.g.y. sf. 25-26’dan)

“Bugün Sovyet Türkistanı’nda, Afganistan’da, İran Horasanı’nda ismi Kürt olan birçok köy, yaylak, kışlak ve konak vardır ki halkı Türkçe konuşur. (…) Pakistan ve Afganistan’da 200 000 Kürt bulunduğu bildirilmektedir”. Sf. 11

(M. F. Kırzıoğlu, a.g.y. sf. 26’dan)

“Hazarlar içindeki sürekli karışıklıklardan bunalan Macarlar 800 yıllarında Yedi Boy ile birleşerek bir birlik kurmuş, Dağıstan’dan çıkarak Karadeniz’in kuzeyindeki ovalara yayılmışlardır. (…) Bu birliğe Bizanslılar ‘Türk’ demekteydi. Sf. 13

(M. F. Kırzıoğlu, a.g.y. sf. 29’dan)

“Bizans Kayseri Konstantin Porfirogenetos 950 yılında yazdığı ‘Devlet İdaresi’ isimli eserinde (…) Türk umumî adı altında tanımlanan yedi Macar boyunun isimlerini vermektedir. Bu boy isimlerinden biri de ‘Kürt’tür,” sf. 13

(M. F. Kırzıoğlu, a.g.y. sf 29’dan)

“Şekel Hun boyu içinde de ismi Kürt olan bir oymak vardır. Bu Sekeller, içlerindeki ‘Kürt’ isimli oymakla birlikte kendilerini Hun saymaktadırlar. 5. Yüzyılda Avrupa’ya geldiklerini ve Atillâ soyundan olmakla gurur duyduklarını söylemektedirler”. Sf. 14

(Emel dergisi, s. 1, 1967, İstanbul’dan)

“Kürt kelimesinin coğrafî ad olduğu yerlere bakılacak olursa buraların geçmişteki Türk medeniyet bölgeleri olduğu görülür. Türkler’in hayatına zemin olmamış topraklarda ‘Kürt’ kelimesine rastlanılmamaktadır.” Sf. 15

“Gurân ve Kurmanç/Gurmanç Kürt boyunun; Gur Türk boylarından çıktığına, Karduk sözünün, Kardu-Eli (Kar ili) anlamına geldiğine ve Guşistan Patrika denen yörede yaşayan bir Türk oymağından doğduğuna dâir bulgular mevcuttur.” Sf. 23

(E. Yavuz, “Tarih Boyunca Türk Kavimleri”, 1979, Ankara’dan)

“Kürdistan adının nereden çıktığı hakkında değişik açıklamalar vardır. İdris-i Bitlisî zamanında (Yavuz Sultan Selim devrinde) Halti Türk aşîretlerinin başına Kürtbaba geçirilmiş, bu Sebeple Halti aşiretlerine Baba Kurdiye denmesine yol açmıştır. Zamanla aşiretlerin adı yöreye verilmiş ve Kurdiyye anlamında Kürdistan sözü kullanılmaya başlanmıştır. Sf. 24

(M. S. Fırat, “Doğu İlleri ve Varto Tarihi,” 1981, Ankara’dan sf. 19)

“Milattan önce yöreye Gordiana dendiği de bildirilmektedir.” Sf. 24

(D. Kantemir, “Osmanlı İmparatorluğunun Yükselişi ve Çöküşü Tarihi,” 1979, Ankara’dan sf. 119)

“Kurman, Gur sözünün yüceltme eki olan man ekini alarak Gurman-Kurman olmuş halidir. Yani Türk nasıl Türkmen olmuş ise aynı kzide Gur için de uygulanmıştır. Bunun en açık delili, Gurân diye ayrıca gösterilen topluluktur. Gurân da Farsça ‘an’ çokluk eki almış ‘Gur-an’dır ki Gurlar anlamına gelmektedir. (…) Gurlar kesinlikle Türk olduklarına göre, Zaza diye belirtilen Guranlar (yani) Gurlar ile Gurmanlar’ın da Türk olması gerekmez mi?” sf. 33

(E. Yavuz, a.g.y. sf. 420, 421’den)

“Kırmançça’da olduğu gibi Zazaca’da da cümlenin unsur diziliş sırası Türkçe kurallara göredir; (özne+tümleç+yüklem) gibi.” Sf. 33

“Dağlı Türklerimiz’in ecdâtları olan Halti-Lohordo Türkleri’nin Asuriler çağında Türk dili ile konuştuklarını yirminci asrın bilginleri ispat etmişlerdir.” Sf. 37

(M. S. Fırat, a.g.y.’tan)

“Bu milli birlik ruhu; 1914-1918 Dünya ve 1919-1922 Kurtuluş Savaşları’nda istilacı güçleri şaşırtacak ve her tarafını alt üst edecek bir görünüm arzeder. Bu hususu istilacı güçlerin bir numaralı adamı Lavrens şöyle yansıtır:

‘-Araplar, Türkler ve Acemler arasındaki kaynaşmanın Türk harsının (ekin, M.İ.) üstün tecellisiyle neticelendiği saha, bizlerin yanlış ve haksız bir iddia ile (Kürdistan) dediğimiz sahadır. Kürtler, Osmanlı İmparatorluğunun İranlılar’la hakimiyet mücadelesi yaptığı saha üzerinde ve İstanbul’dan uzak sahaların kayıtsızlığı içinde, çeşitli ayırıcı propagandaların tesirine rağmen merkeze olan irtibatlarını asla kaybetmiyen sadık insanlar olarak kalmışlardır. 1908 İnkılabı’ndan sonra Türkler’in birleşme hareketi bu ülkede en müsbet ve verimli tesirini gösterebilme şansına malik olduğunu, dünya harbi isbat etmiştir. Doğulu Türkler, imparatorluğun dağılmasına yol açacak hareketlere şiddetle karşı koymuşlardır. Ne kadar çok menfaat gösterilmiş olursa olsun, pek mahdut (sınırlı, M.İ.) ve sayılı şahsiyetler hariç, kütle, imparatorluğun vahdetine daima ve müteassıbane (bağnazca, M. İ.) sadakat göstermiştir. Doğulu Türkler’de, Orta Asya an’anesine daha çok rastlamak da mümkündür.’” Sf. 44

(Millet dergisi c. 10, s. 248, Eylül 1951’den)

“Kürtler, İslamiyet’ten önce, Türkistan’ın ulu hakanlarından ‘İç Oğuz-Han’lıların soyundan geldikler cihetle onlara tâbi idiler. 622-632 yılları arasında ‘Oğuz-Han’lılar, İslamiyeti kabul ettiklerini arz eylemek üzere Hz. Muhammed’e ‘Boğduz-Aman’ adında bir beği elçi olarak göndermişlerdi. Bir Kürt beği olan ‘Boğduz-Aman,’ Oğuzların Üçoklar Kolunun Dengiz Hanlı boylarından birine mensup bulunan ve Kürmançların ilbeğleri olan ‘Boğd-Uz / Boht-an’lı Amanuan Sülalesi’nin temsilcisi idi”, sf. 58

(“Dede Korkut Oğuznameleri” ile “Şerefname”, 1952’den)

“Kürt Uruğu’nun Batı-Hunları, Göktürler, Çiğil Türkleri, Kuman Türkleri ve Oğuz (Türkmen) Türkleri ile aynı boylar arasında zikredilmesi de mühim bir noktadır.” Sf. 73

(M. Eröz, “Türk Kültür Araştırmaları”, 1977, İstanbul, sf. 145’ten)

“Bugün Kürt diye andığımız kimseleri yalnız Kürt (Gur-Gurt) adlı bir Türk uruğuna ve tek bir soya bağlayarak ele almak doğru değildir. Kürtler, Urlar, Sümerler, Akatlar, Elamlar, Çutu ve Haltiler’le gelen tarih öncesi ilk akınlardan kalan Türkler’le: daha sonraları gelen Karlar, Boktlar, Beçenler, Halaçlar (Kalaçlar), Macarlar, Bulgarlar, Oğuzlar vesair Türkler’den birleşmiş yani birçok Türk oymaklarından binlerce yıldan beri birbiri üzerine yığılarak kaynaşmasından ortaya gelmiş bir topluluktur.” Sf. 77

(E. Yavuz, a.g.y. sf. 265, 293’ten)

(Şükrü Kaya Seferoğlu, “Anadolu’nun İlk Türk sakinleri Kürtler,” TKAE y. 1982, Ankara)

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: