06.04.2009/Sayı:231
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövABD'nde oy avcılığı - 8
(Grant ve Hayes)

Abraham Lincoln’un başkanlık andından bir ay sonra, Güney Carolina’da Sumter Kalesinde toplar patladı ve Amerikan İç Savaşı başladı. Dört yıl (1861-65) bu savaş daha önceki başkanların görev yıllarındaki silâhlı çatışmalara benzemiyordu. Zaten, yalnız Madison başkanken 1812 Meksika Savaşı olmuştu. Bu kez, ABD Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıracak kanlı ve uzun bir çatışma söz konusuydu. Hele çatışmalar sürüp gider, ölü ve yaralı sayıları tırmanırken, başkanın eleştirilmemesi söz konusu olamazdı. Kuzeyde bile sık sık “geçici ateşkes”den söz ediliyordu.

Onu en çok eleştirenlerin başında Kuzey ordularının başkomutanı General George G. McClellan geliyordu. Meksika Savaşı kahramanlarından olan eski komutan Winfield Scott hem çok yaşlanmıştı, hem de önemli çatışmalar sırasında yatıp uyumak gibi kötü bir huyu vardı. Yeni komutan da sürekli olarak Güney’in gücünü abartıyor, ikide bir geri çekiliyordu. Başkan Lincoln bu nedenle komutanına şu notu yollamak zorunda kaldı: “Orduyu kullanmaktan kaçınıyorsan, onu bir ara ödünç almak istiyorum.”

Ulysses Grant

Kırk altı yaşındaki General Grant halkın büyük çoğunluğunun gözünde bir masal kahramanı olmuştu. West Point askerî okulunu bitirmiş, Meksika Savaşına katılmış ve İç Savaşta da komutanlığa yükselmişti. Bir anlama, öldürülen Başkan Lincoln’un sanki bir de “general” olan benzeriydi. Öte yandan, Grant’ın Yahudi düşmanlığı da vardı.

Bir yenilgiden sonra McClellan’ı görevden aldı. Rakip parti Demokratlar görevi son verildiği için küskün olan bu generalin kendi adayları olabileceğini düşünmeğe başladılar. Lincoln’un partisinde de baş kaldıran çoğalıyordu. Bir kere, kimseyi dinlemeyen, yalnız kendi istediğini yapan bir buyurgan olduğu inancındaydılar. Bir senatöre göre, “kendi elinde sanki Tanrıymış gibi güç toplamıştı, ama onu Tanrı gibi kullanmıyordu.” İkinci dört yıl için başka bir aday göstermek gibi düşünceler yayılmaktaydı. Gettsburg ile Vicksburg’da iki Kuzey zaferi bile bu eleştirileri yapanları yollarından çevirmeğe yetmedi. Jackson’dan sonra her başkanın görevde yalnız bir dönem kaldığını söyleyerek, Lincoln’u da bir yana koymayı düşünüyorlardı. Partiden kopma bile oldu ve ayrılanlar “Radikal Demokrasi” diye bir parti kurup 1856 adayı Frémont’u kendilerine önder yaptılar. Bu yeni kuruluş başkanlık süresini herkes için dört yılla sınırlamak görüşündeydi.

Cumhuriyetçi Partinin genel kurulu Baltimore’da oldu ve Lincoln gene aday seçildi. O sırada çatışmalar Güney’in yararına gelişiyordu. Bu nedenle, adaylığı bir yana, Lincoln’a kendiliğinden çekilmeyi önerenler de çıktı. Kimileri “Lincoln daha şimdiden yenilmiş durumda; kazanması olanaksız” diyorlardı. Lincoln Güneyli ve eski Demokrat Partili birini (Andrew Johnson) yardımcı aday olarak seçti. Chicago’da toplanan Demokratlar da görevden alınmış olan General McClellan’ı aday gösterdiler.

Lincoln gerçek yaşı olan elli beşten daha çökmüş gözüküyordu. Çocuk yaştaki oğlunun ölümü bir yana, kanlı savaşlar, yenilgiler ve ülkenin parçalanma olasılığı onu yıpratmıştı. Öteki partinin adayı otuz dört yaşında başkomutan olduğunda, karısına yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: “Kendimi yeni bir konumda görüyorum. Başkan, Kabine üyeleri ve herkes bana bakıyor. Anlaşılan ülkede tüm güç bende. Birkaç başarı kazansam, buyurgan olabilirim.” Ancak, kendine ilişkin bu değerlendirmesi gerçeğe uymuyordu. Dirençsiz bir askerdi, orduda birliği sağlayamıyordu ve nefret ettiği başkana olur olmaz zamanlarda karşı çıkmaktaydı.

Seçim eylemi başladığında, Demokrat aday başkanın “Habeş maymunu ya da goril” olduğunu söyleyecek denli ileri gitti. Böyle adamdan başkan olamayacağını yineliyordu. Bir gazete Lincoln’u çürümüşlükle suçladı. Ayrıca, bilinenden başka türlü yaşamı olduğunu öne süren ufak bir kitapçık da basıldı. Ona göre, Lincoln “yalnız parayı seviyordu.” Başkanlığı da yılda 25.000 dolar gelir getirdiğinden ötürü istemişti. Çok uzun boyuyla da alay ediyor, bedenini petrol vinçine ve yel değirmenine benzetiyorlardı. Köleliğe karşı olduğu ve 1862’de köleliği ortadan kaldırmağa yönelik bir açıklama yaptığı için, ona “Birinci Abraham Afrikanus” diye göndermeler de eksik olmuyordu. Bu eleştirilerin olduğu sırada, Güney’in orduları Beyaz Saray’ın beş kilometre yakınına gelmişlerdi. Vızıldayan kurşunlar çevredekilerden kimilerini yaraladı da.

Ancak, Kuzey’in Amirali Farragut Mobile Körfezini ele geçirip General Sherman da Atlanta’ya girince savaşın talihi döndü. Savaşın yönüyle birlikte seçim umudu da değişti. Oylar sayıldığında, Lincoln’un kazandığı ortaya çıktı. McClellan’ın komuta ettiği ordunun askerleri bile Demokrat adaya oy vermemişlerdi.

Savaşın gelişme çizgisi bir yana, Lincoln oy toplamak için birtakım perde arkası anlaşmalar da yaptı. Amerikan okullarında okutulan tarih kitapları Lincoln’u bir Güneylinin şehit ettiği bir tür aziz gibi sunarlar. Gerçek kişiliği başka türlüdür. Örneğin, Frémont’un üçüncü partiden adaylığının Cumhuriyetçi oyların bir bölümünü alıp götüreceğini bildiğinden, araya bir senatörü sokarak rakibinin adaylığını çekmesini sağlamış, karşılığında onu sevmeyen bakanlarından birini durup dururken görevden almıştır. New York ve çevresindeki güçlü Weed’in de istediklerini yapmış, devlet dairelerindeki kimi görevlileri çıkarıp yerine Weed’in adamlarını yerleştirmiştir. Oy verme gününde de Mississippi Nehri’ne devlete ait bir gemiyi yollayıp geçtiği yerlerdeki gemicilerin oylarını toplamış ve aynı gün federal görevlilere sıla izni çıkartmıştır. Rakibi General McCellan için de şu yakıştırmanın yayılmasını kolaylaştırdı: “McClellan yaşamı boyunca yalnız bir kez cephede en önde gitti—o da ordusu geri kaçarken!”

Lincoln 1865’te bir tiyatroda locasından oyun izlerken arkadan vurularak öldürüldü. Amerikan tarihinin en karışık dönemiydi. Kuzey’in zaferi sonra geldi. Güney ordularının başındaki General Lee’nin federal silâhlı kuvvetlerine komuta eden General Grant’a teslim olmasıyla savaş bitti.

Bu durumda, Lincoln’la birlikte onun yardımcılığına seçilmiş olan Andrew Johnson başkan oldu. Bir hamalın oğlu olarak doğmuş, on yaşındayken terzi çırağı olmuş ve okuma ile yazmayı eşinden öğrenmişti. Kendi toprağını işleyen küçük çiftçilerden yanaydı ve büyük sermayeyi simgeleyen ABD Bankasına karşı görünüyordu. Ülke “Yeniden Yapılanma” diye bir dönem için adımlar atmağa hazırlandığından, Johnson’un ilk işi Güney’de başkaldırmış olanları affetmek oldu ve ayrılmış olan eski Güney birlikteş devletlerin gene birliğe alınmaları yolunu açtı. Siyahlara çok sınırlı özgürlükler veren birkaç yeni uygulamaya da imza attı. Ancak, eski köleler gene de oy veremeyecek ve mülk sahibi olamayacaklardı. Öte yandan, iktidar partisi olan Cumhuriyetçiler’de siyahların da oy vermelerini isteyenler vardı. Başkan Johnson Güneyli beyazları Kuzey süngüleriyle yerlerine mıhlamayı denedi. Kongre de Cumhuriyetçiler’in elindeydi. Yeni başkanın biçimsel özgürlükte diretmesi üzerine onun görevden alınması gündeme geldi. Ancak, bunun için üçteiki çoğunluğa gerek vardı. Oylandı ve bir oy eksik geldi, başkan böylece yerinde kaldı, ama saygınlığını yitirmişti.

Bundan sonra gözler İç Savaşın muzaffer komutanı Ulysses S. Grant’a çevrildi. Konumu İkinci Dünya Savaşından sonra başkanlığa getirilen General D. D. Eisenhower’e benziyordu. Bir önemli ayrıntı Grant’ın alkolik olmasıydı. Johnson’u görevden almayla ilgili başarısız oylamadan dört gün sonra, Grant’ın adaylığı onaylandı. Johnson’u düşürüp yerine Grant’ı getirmek isteyenler siyah kölelere daha geniş özgürlük verilmesinden yana olduklarını söylüyorlarsa da, oy hakkı sorununun her birlikteş devletin kendi içinde kararlaştırılmasını bir koşul olarak ileri sürmüş, böylece ilk direnmelerinden geriye adım atmışlardı.

Demokrat Parti de, bundan böyle uzun bir süre, Güneyli başkaldıranların partisi olarak bilinecekti. Kendi adaylarını belirlemek için yirmi bir kez oy kullandıktan sonra, New York Valisi Horatio Seymour’da karar kıldılar. Onun da seçildikten sonra ilk açıklaması “ben bu görevi yapamam; acıyın bana, lütfen acıyın bana!” demek oldu. Sonunda, kabullendi.

Kırk altı yaşındaki General Grant halkın büyük çoğunluğunun gözünde bir masal kahramanı olmuştu. West Point askerî okulunu bitirmiş, Meksika Savaşına katılmış ve İç Savaşta da komutanlığa yükselmişti. Bir anlama, öldürülen Başkan Lincoln’un sanki bir de “general” olan benzeriydi. Öte yandan, Grant’ın Yahudi düşmanlığı da vardı. 1862’de yaydığı 11 Sayılı Buyruk şöyle diyordu: “Maliye Bakanlığının koyduğu ticaret kurallarını çiğnemiş olan Yahudileri tümden görevden uzaklaştırıyorum.” Bu buyruğu o zamanki Başkan Lincoln hemen geçersiz saymıştı.

Demokratlar’dan Seymour ise bir zamanlar var olan, sonra neredeyse kimsenin bilmediği silik biriydi. Seçim tartışmasına ağlayarak başladı ve ardından yanlış üstüne yanlış yaptı ve bunların tümü basına yansıdı. Öyle ki, kimileri ailesinde genlerle gelen bir delilik olduğunu bile söylediler. Yardımcısı Francis Blair’in de geceliği on dolara bir otelde kaldığını, ama her gün viskiye ortalama altmış beş dolar ödediği yazıldı. Kuşkusuz, Grant’ın içkiciliği de günlük yayınlara geçti. Bu yüzden, “Ipıslak” diye bir takma adı da vardı.

Beklendiği gibi, kazanan Grant oldu. Demokratlar son dakikada adaylarını değiştirmeyi bile düşündüler. İkisinin oyu arasında beklendiği oranda büyük fark yoktu, ama Amerikan tarihinde ilk kez yaklaşık yarım milyon siyah oy kullandı. Seçimden hemen sonra Anayasaya eklenen On Beşinci Değiştirge “hiç kimsenin ırk, renk ve daha önceki köleliğinden ötürü oy vermesinin engellenemeyeceği”ni yazdıysa da, Güney’deki oy sınırlaması ancak 1965’deki Oy Hakkı Yasasına değin sürdü.

Siyahların oyu konusunda Kuzey ile Güney’in birlikte çevirdikleri bir oyunun da sözünü etmek gerekir. Gerçek şu ki, siyah oylar o zamanki 37 birlikteş devletin yalnız 16’sında dikkate alındı. Önce, kimileri bu yeni hakkı tanımadılar. Bunların içinde Kuzey devletlerinden Connecticut bile vardı. New York’ta ise, siyahın oy kullanabilmesi için en az 250 dolarlık bir mülk sahibi olduğunu belgelemesi gerekiyordu. Daha kötüsü, Mississippi, Texas ve Virginia’da siyahlara oy hakkı verildi, ama bu üçü de birliğe henüz dönmemiş olduğundan oyları sayılmadı.

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: