06.04.2009/Sayı:231
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

kapak

Ekin Akkol

Yeni Apartheid: Kürt-İslam Faşizmi

Afrika’da Siyah Türkiye’de Türk olmak

İki hafta önce Nevruz gösterilerinde yaşanan görüntüler halen hafızalarımızda. Genel olarak açılan Apo posterleri, atılan “özgürlük” sloganları olsun her zaman alışkın olduğumuz bir PKK eylemini hatırlattı. Ancak bu yılki Nevruz da asıl öne çıkan ve önümüzdeki süreçte tartışılacak olan DTP’li Ahmet Türk’ün Apo-Mandela benzetmesi oldu.

Ahmet Türk “Apo, Mandela gibi serbest bırakılsın” gibi bir açıklama yaparken, Leyla Zana Urfa’daki Nevruz konuşmasında; “Seneye Apo’yla Nevruz’u kutlayacağız” dedi.

TÜRKSOLU olarak Türkiye’ye Güney Afrika modeli uygulanacak, Apo, Mandelalaştırılarak serbest bırakılacak tespitini üç yıl önce yapmıştık. Bu üç yıllık süreçte Türkiye, AKP’nin etnik siyasete dayalı politikaları sayesinde Kürt meselesinde çok fazla kan kaybetti.

Verilen tavizlerden dolayı Türk devleti önümüzdeki süreçte de daha fazla taleple karşı karşıya kalacak gibi duruyor. Bunun da ilk sinyallerini Obama’nın ABD Başkanı olmasından sonra ki ilk Türkiye ziyaretinde Meclis’te konuşma yapacak olması ve DTP grubuyla görüşmek istemesi ile almış olduk.

Ahmet Türk’ün yanı sıra Ahmet Altan da aynı benzetmeyi köşesinden yapmıştı.

Bölücülerin isteği Apo’yu serbest bıraktırmaktır. Ancak mesele sadece Apo’nun serbest kalması ile sınırlı değildir. Ardından gelecek talep ise Türk devletinin soykırımcı bir devlet statüsüne sokulmak istenmesidir. Türkiye’ye Güney Afrika modeli dayatılırken dünden bugüne siyasi ve toplumsal olarak iki ülke arasındaki benzerlikleri ve ayrımları incelemekte fayda vardır.

Güney Afrika’da Apartheid rejimi olarak adlandırılan beyazların yönetimde olduğu yıllar siyahlar açısından ezilmenin, dışlanmanın, kendi topraklarında azınlık statatüsüne sokulmanın yaşandığı bir dönemdir. Apartheid’in ortaya çıkması Afrika kıtasına uzun yıllar boyunca dönem dönem yerleşen insan topluluklarının en sonuncusu olan İngilizlerin yönetimi ele geçirmesi ile başlamıştır.

Beyaz adam kıtaya ayak basmadan önce ilk yerliler çok farklı bir yaşam sürüyorlardı. Kıtanın ilk yerlileri iki bin yıl önceye kadar dayanıyordu. Afrika’nın güneyinde yaşayan ilk yerliler kendilerine “San” adını vermişlerdi. Bireysel mülkiyetten uzak, ilkel bir kabile yaşantısı içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. San topluluğununu yanına, evcil hayvan aldıkları “Bantu” topluluğundan insanlar gelmişti. Bunlar kendilerine Khoikhoi ismini vermişlerdi. Kıtanın kuzeyinden güneyine göç eden Bantu’lar ile San’lar arasında bir çeşit ihtiyaçtan doğan alışveriş vardır. Bantu’lar demire karşılık San’lardan sığır ve koyun alıyorlardı. Komünal bir hayat sürdüren bu topluluklar daha sonra beyaz adamın kıtaya ayak basmasıyla soykırıma uğrayarak yok olmuşlardır.

İlk yerlilier yaşamlarını sürdürürken Afrika kıtasına ilk ayak basan topluluk ise Hollanda asıllılar olmuşlardır. Daha sonra ise İngilizler on sekizinci yüzyılın sonunda kıtada yerlerini almışlardır.

Afrika’nın Cape bölgesine yerleşen İngilizler, yerli siyah halkın yavaş yavaş topraklarını işgal etmeye başlamıştır. Daha sonra Natal’da hakimiyet kuran İngilizler için Apartheid fikrinin zemini Boer savaşından sonra şekillenmiştir. İngilizler ile Boerler (Transval bölgesinde yaşayan yerliler) arasında yapılan savaşta Boer’ler kaybetmişlerdir. Transval bölgesinin altın yatakları artık İngilizlerin elindedir. İngilizler bir yandan kıta hakimiyeti kurarken bir yandan da nüfuslarında artış sağlıyorlardı.

Hollanda asıllıların kıtaya geldiklerinde oluşturdukları Afrikaner topluluğu İngiliz beyaz olanlardan hariç bir beyaz ırkı Afrika’da yaratmıştır. İşte Apartheid fikri bu Afrikanerler arasından çıkmıştır.

Tarihi Boer Savaşı’ndan sonraki süreçte yerli siyah halk yeni hazırlanan anayasaya göre seçilme hakkından mahrum kalırken Afrikanerler ve İngilizler tüm ayrıcalıkları elde ediyorlardı. Böylesi bir anayasanın getirisi “Broderbund” adlı bir Afrikaner kuruluşun Apartheid ideolojisini ortaya atmasını sağladı.

Apartheid’e göre Güney Afrika sosyal açıdan bölünecek ve beyaz Afrikanerler kendi öz kültürünü devam ettirmek şartıyla ayrı bir ulus olarak Afrika’da yaşamını sürdürecektir.

Böylesi bir ırkçı politika ilk ortaya atıldığında yıl 1918’dir. Daha sonra İngilizler’in oluşturacağı Ulusul Parti’nin 1948’de temel seçim politikası da bu olacaktır. Ulusal Parti’nin yönetimi alması ise ırkçılığı artık uygulanabilir hale getirmiştir.

Bugün Afrika’lı siyahi halka sorduğunuzda, Apartheid rejimi karanlık bir dönemdir, hatırlanmak bile istenmez. Dünün Afrika’daki Apartheid rejiminin bir benzeri bugün Türkiye’de Kürt-İslam Faşizmi ile kurulmak istenmektedir.

Yeni Apartheid: Kürt-İslam Faşizmi

Ahmet Türk, Apo-Mandela benzetmesi yaparak Güney Afrika’ya bir gönderme yapmaktadır. Sözde ezilen kürtlerin temsilcisi Apo, Mandela ile aynı statüye sokularak hapisten Meclise taşınacaktır. Ahmet Türk ve tüm Kürtçülerin temel isteği bu olabilir. Hatta Mandela da doğru bir benzetmedir. Ama mesele Apo’nun Mecliste olması değil, Büyük Kürdistan’ın kurulması için Türkiye’de oluşturulması gereken toplumsal zemindir. Tabii Büyük Kürdistan’ın kurulması Apo’nun dışarıda özgürce yaşamasından geçmektedir. Yani Türk tarafı terörist başı dediği Apo’ya ses çıkartmamalıdır. Bu ise ırkçı bir politika ile sağlanabilir ancak.

Amerikan’ın önümüzdeki süreçte Türkiye için ilk elde tasarladığı, Apo’yu serbest bıraktırmaktır. 1999 yılında Apo Türkiye’ye teslim edildiğinde Türk devletinin PKK’ya karşı mücadele gücü sınırlandırılmış oldu. Kendi coğrafyasına hapsedilen Türk devletinin uluslararası alanda eli kolu bağlanmıştır artık. PKK’ya karşı operasyonlarını ABD’nin verdiği koordinatlar ile yapan Türk Ordusu zayıf düşürülmüştür. Askeri alanda Birinci Körfez Savaşı’ndan bu yana gerileyen Türk devleti siyasi alanda da AKP gibi tavizci bir hükümetle yönetilmektedir.

Her alanda tavizi hoş gören AKP, iktidara geldiğinden bu yana Kürtçülük ciddi bir güç elde etmiştir. “Kürt sorunu vardır” diyen Tayyip, TRT Kürtçe ile son hamleyi yapmıştır. Böylesi bir siyasi ortamda PKK’lıların talepleri de Apo’nun Meclis’e girmesini isteyecek kadar artmıştır.

Rahatça Meclis’te kürtçe konuşabilen PKK’lılar, Türk devletini soykırımcı ilan etmek için hazır beklemekteler. Hatırlarsınız ilk deneme PKK’lıların toplandığı Avrupa’daki bir konferansta gerçekleşmişti. Konferans bilgi notunda yazan; “Dersim katliamı-soykırımı sırasında, Türk yönetimi binlerce insan katletti, kurtulanlar ise sürgüne gönderildi, dersim insansızlaştırıldı. Bu acımasız eylemlerin nedeni Kürt, Alevi ve Kızılbaş olmalarıydı. Üzerinden 70 yıl geçmiş olmasına karşın Türkiye bu soykırımı, diğer pek çok Kürt soykırımında olduğu gibi tanımak niyetinde değildir.”

Bugün bunu Avrupa’da dillendirenler yarın Türkiye’yi açıkça soykırımcı ilan edebilirler. Batı yıllardır Türk’e sen barbarsın, ırkçısın demektedir. Bugün aynı Batı’nın kontrolündeki Kürtler, Türkleri ırkçılıkla suçlamaktadır.

Cumhuriyet rejimi ırkçı ilan edilip Apo serbest bırakıldıktan sonra Kürt-İslam Faşizminin toplumsal yapısı net bir şekilde oluşacaktır, Ama ileriye dönük tahminde bulunmak için bugün yaşananları incelemek yeterli olacaktır.

Kürt-İslam Faşizminin toplumsal yapısında Türkler

Güney Afrika’da Apartheid rejimi boyunca siyahlar beyazlar tarafından şehir merkezlerinin dışına itilerek yaşamaya mahkum edildiler. Bayaz adamın yanında köle gibi ücretli bir işçi olarak çalışan siyahlar adına “Townships” dedikleri bugünün varoşlarında yaşadılar.

Türkiye’de büyük kentlere yapılan göçle birlikte varoş denilen şehir merkezinin dışında yaşam alanları oluştu. Varoşların yapısına baktığınızda Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğunu görebilirsiniz. Ancak şehre gelen Kürt için varoşlar bir dışlanma merkezi değildir. Tam tersine şehir merkezinde elde ettiği kazanç ile varoşlarda yarattığı geri toplumsal yapısını sürdürerek kendi gettolarını oluştururlar.

Yarattıkları gettolarda hem varoş kültürünü devam ettirirler hem de kendi özerk alanlarını oluştururlar. Artık Türk devletinin herhangi bir kolluk gücü buraya müdahele edemeyecektir. Kendi gettolarında hazırlanan Kürtler her an bir ayaklanma için prova yapmaktadırlar. Gettolarda beslenen Kürtler Nevruz gibi belirli günlerde şehir merkezine gelerek molotoflu eylem yapmaktadırlar.

Kürt-İslam Faşizminin toplumsal yapısının şekillenmesinde yüksek öğrenim merkezlerinin önemi büyük olacaktır. TRT-6 açıldıktan sonra, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı diye bölüm açılmak istenmesi tesadüf değildir. Üniversiteler topluma faydalı insan yetiştirme yeridir. Ancak Şeriatçı rektörlerin atandığı üniversiteler PKK’lılar için barınma yeri haline gelmiştir. Apo posteri açıp stand kurabilen öğrenciler Nevruz’da eylem yaparak geleceğe dönük PKK’lı militan yetiştirmektedirler.

Güney Afrika’da Apartheid rejimi yıkılıncaya kadar beyazlar en lüks üniversitelerde eğitim görürken, siyahlar ise tam tersine tavanları ve pencereleri olmayan okullarda eğitim görüyorlardı. Herhangi bir siyah için eğitim konusunda düşündüklerini sorduğunuzdu alacağınız yanıt aynı olacaktır. Afrika’daki siyahlar için eğitim “yüzüncü” sınıf vatandaş konumuna sokulmak için veriliyordu. Apartheid’i Türkiye’de kurmaya kalkan Kürt-İslamcı faşistler için Türkler üzerinde bir nüfus politikası uygulaması gerekmektedir. Turgut Özal, Türkler üzerinde doğum kontrolü sağlarken Kürtler üzerinde ise teşvik yasasını yürürlüğe koymuştur.

O günlerden bugünlere büyük kentlerdeki nüfus artış oranları hızla değişmiştir. En son yapılan nüfus sayımında artış oranı normalin çok üstündedir. Bu sadece bir üreme politiasının ötesinde, dönüştürme politikasıdır. Kendisini Türk olarak ifade eden insan sayısı azalmaktadır. Bu Kürtleştirmenin sonunda Kürtçülerin istediği gibi İstanbul’un bile bir Kürt şehri haline gelmesi kaçınılmazdır. Bu tarz bir ırkçı politikayı İngilizler Güney Afrika’da uyguladılar. Aşağı yukarı elli yıl Apartheid ile ülkeyi yöneten İngilizler, hem sürekli gelip yerleştiler hem de bulundukları yerde nüfus oranlarını arttırdılar. Böylece her geçen gün azınlık konumuna düşen siyahlar bir süre sonra ülkenin asli unsuru olmaktan ikinci unsuru haline getirilip ırkçlığa maruz kaldılar.

Türkiye’deki Kürt ırkçılığının en önemli dayanak noktası da demografik yapıda gerçekleştirdiği dönüşümdür. Nüfus artış hızı bu şekilde gitmeye devam ederse Kürtler tüm Türkiye üzerinde hak talebinde bulunacaktır ve Türkler aynı Sevr planında olduğu gibi Anadolu’nun bir bölgesinde azınlık olarak yok olup gidecektir.

Irkçılığa karşı direnecek miyiz?

Apo, Mandelalaştırılıp serbest bırakılmaya beklerken Kürt-İslam faşistleri Apo’nun rahatça yaşayabileceği bir toplumsal düzeni oluşturmaya başladılar. Bu düzeni yıkmanın sonu Türk tarafını örgütlenmesinden geçmektedir. Yoksa sömürgeciliğe alışan siyahların durumuna düşebiliriz. “Onlar bizi içten fethettiler. Bizler çok misafirperverizdir. Onlara geldiklerinde topraklarımızı verdik, evlerimizi açtık. Gelenlerin tümü erkekti ve yalnız gelmişlerdi. Bizim kadınlarımızla evlendiler ve sonra da bizleri küçük görerek, yanlarına yaklaştırmadılar. Bizlerle kavga etmeye gelmemişlerdi. Bizlere dostça yaklaştılar; ve bizde onlara dostça davrandık; ancak sonraları bizlere sırtlarını çevirdiler. Misyonerler, beyazların ordularına yolları açtılar. Din kisvesi altında, beyazların Afrika’da iyice yerleşmelerine olanak sağladılar.”

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: