Faşist Parti Kapatılsın

DEMOKRASİYİ KORUMAK İÇİN
AKP KAPATILMALI

Demokrasi için AKP kapatılmalı

AKP’nin kapatılma davasıyla birlikte Türkiye’de Kürt-İslamcı cephe saflarını hemen sıklaştırdı. Efendileri ABD’li ve AB’li emperyalistlerinin de çok açık destekleri ve hatta Türkiye’ye yönelik tehdide varan açıklamalarıyla iyice cesaretlendiler.

Kürt-İslamcılar ve dış destekçileri her türlü demokratik teamülü ve Türkiye’nin egemenlik haklarını hiçe sayıyorlar. Bağımsız Türk yargısını tehdit ediyorlar. Görevini yapmaya çalışan yargı mensuplarını hedef gösteriyorlar. Halkı sindirmeye çalışıyorlar. Büyük siyasi ve ekonomik krizlerin çıkacağını hatta ülkenin iç savaşa varan karışıklıklara sürükleneceğini iddia ediyorlar. Tüm bu yaşananlar bile AKP’nin demokrasi için ne kadar büyük bir tehdit olduğunu göstermektedir.

AKP açıkça zorbalığı ve baskıyı temel yöntem haline getirmiş bir yapıya dönüşmüştür. Eğer bu parti kapatılmazsa, AKP demokrasinin kepenklerini kapatacaktır. Eğer AKP bağımsız yargıyı da sindirir ve susturursa o zaman gerçekten demokrasinin yöntemleri tükenecektir.

Böyle bir parti kurulmamalıydı bile

AKP’liler ve işbirlikçileri Anayasa Mahkemesi’ni etkilemeye çalışıyorlar: “Halkın %47’sinin oy verdiği bir partinin kapatıldığı hangi demokraside görülmüştür.” İlk bakışta çok mantıklı gözüken bu itiraz aslında son derece çarpık bir faşist anlayışı yansıtmaktadır. Hatırlanacağı gibi Tayyip Erdoğan Şeriatçı hareketin demokrasiyi kullanma taktiğini yıllar önce çok açık bir şekilde ortaya koymuştu: “Demokrasi tramvay gibidir, ineceğiniz yere kadar biner gidersiniz.”

Herhalde bu söz kadar faşizmin demokrasiye yönelik evrensel tavrını güzel özetleyen bir özdeyiş yoktur.

Dolayısıyla demokrasi açısından skandal olan, %47 oy almış faşist bir partinin kapatılması değil, tam tersine o partinin bu noktaya kadar gelmesine izin verilmesidir. Hatta Türkiye’de demokrasinin en büyük çarpıklığı böyle bir partinin kurulmasına bile izin verilebilmesidir. Dünyada hiçbir demokrasi kendi devletini, anayasal rejimi, kamu düzenini ve demokrasiyi yıkmaya niyetlenen bir partinin kurulmasına izin vermez.

Ancak Türkiye’de demokrasi adı altında öyle çarpık ve hukuksuz bir rejim işlemektedir ki; kendi devletine düşman, kendi ülkesinin sınırlarına karşı çıkan, kendi Cumhuriyetini yıkmak isteyen insanlar açıkça parti kurabilmektedir. Parti kurmayı bir yana bırakın, önce belediyeleri, sonra merkezi iktidarı alabilmektedir. Ve en sonunda da Anayasa’yı da ortadan kaldırıp, tüm Cumhuriyet ve demokrasi güçlerini faşist bir dikta altına sokmayı tasarlayabilmektedir.

Demokratik rejimin ilk şartı hukuktur. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının olmadığı bir rejim demokrasi değil totaliter bir diktatörlüktür.

AKP’liler sürekli yargıyı tehdit edip, kendilerini demokratik irade, yargıyı ise bürokratik engel olarak nitelendirmektedirler. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün Danıştay’ı tehdit eden ve hedef gösteren açıklamalarından sonra Danıştay’da yaşanan gerici katliamı herkes hatırlıyor. Bugün ise Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi hedef gösterilmektedir. İstedikleri yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsızlığını ortadan kaldırmak ve tüm organlar üzerinde hükümet diktatörlüğü kurmaktır.

Oysa hukuksuz bir demokrasiden bahsedilemez. “Demokrasilerde parti kapatmak olmaz” diyen zihniyet açıkça halk çoğunluğu adı altında hukukun çiğnenmesini, hukuk devletinin yıkılmasını ileri sürmektedir. Hiçbir demokraside çoğunluğu veya azınlığı temsil ettiğini ileri sürenler hukuktan muaf olamaz.

Kişiye, zümrelere ve partilere özel hukuk anlayışı ancak oligarşilerde söz konusu olabilir. Bu yüzden tüm dünyada demokrasiler oligarşik diktatörlüklere karşı kendilerini koruyacak hukuk mekanizmalarını işletir. “Demokrasilerde parti kapatılmaz” iddiası koskoca bir yalandır. Çok örnek aldıkları Batıda bile onlarca parti kapatılmıştır. Almanya ve Avusturya’da Nazi partileri, İtalya’da faşist parti, İspanya’da terör örgütü ETA’nın uzantısı olan Batasuna’nın kapatılması sadece son yıllardaki örneklerdir.

Suçlular “demokrasisi”

Dünya Hitler’den çok ders aldı. Demokrasi bu yüzden hukukun üstünlüğüne dayanmak zorundadır.

Türkiye’de ise demokrasi adına hukuk yok edilmek isteniyor. Her şey ters yüz edilmiş durumda. Dünyanın hiçbir yerinde suçlulara ve kendi devletini ve demokratik ve laik rejimini yıkmak isteyenlere değil parti, sokakların bile yüzü gösterilmezken, Türkiye’de adeta parti kurabilmek ve iktidar olabilmek için bu meziyetler(!) ilk şart haline gelmiştir.

Türkiye’deki esas düzeltilmesi gereken durum budur. Sürekli Türkiye’ye dünyadan örnek veren faşizmin işbirlikçisi sahte demokratlara soruyoruz. Dünyanın neresinde “halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek”ten hüküm giyen biri parti başkanı olabilir? Dünyanın neresinde böyle biri için alelacele kanunlar değiştirilir, ayaklar altına alınır, seçim hileleri yapılır ve hükümlü şahıs başbakanlık koltuğuna oturtulabilir? Dünyanın neresinde Cumhurbaşkanından Başbakanına, bakanlarından milletvekillerine kadar bir partinin tüm ileri gelenlerinin her türlü yolsuzluk, usulsüzlük, dolandırıcılık suçundan dosyaları vardır? Ve bu isimlerin hepsi de dokunulmazlıkları yüzünden yargılanamamaktadır.

Böyle suçlardan itham edilenler değil siyasete atılmak, sokağa bile çıkamaz. Bazen yabancı ülkelerde çeşitli devlet görevlilerinin daha hüküm bile giymeden onurlarını düşünüp intihar ettiklerini görüyoruz.

Türkiye’de ise kendileri için af çıkarıyorlar; hatta Anayasa’yı bile değiştiriyorlar.

Faşist saldırılara karşı Başsavcı korunmalı ve desteklenmeli

AKP’li yetkililerin son bir haftada yaptıkları açıklamalar bile partinin kapatılması için yeterlidir. AKP’li yöneticiler ve yardakçıları yayın kuruluşları tarafından Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yönelik her türlü tehdit, hakaret ve sözlü saldırı yöneltilmektedir.

Bülent Arınç; “Ölüm en büyük gerçek. Bunu Başsavcı da görmeli, siyasetçiler de görmeli, herkes görmeli. Ölüm bize şah damarlarımızdan daha yakın.” diyerek Başsavcıyı açıkça tehdit etti. Tayyip Erdoğan ise Başsavcının sözde Ergenekon çetesiyle bağlantılı olduğunu iddia edecek kadar ileri gitti. “Kanı bozuk” türü hakaretleri ve diğer suçlamaları saymıyoruz bile. Hatta Başsavcının tutuklanması gerektiğini ileri süren AKP’liler bile var.

Ancak yargılama süreci devam ederken sarf edilen bu hakaret ve tehditler bir tek şeyi göstermektedir. Yargılananlar kendilerini demokrasinin ve hukukun dışında görmektedir.

AKP bağımsız yargıyı ve halkı sindirmeye çalışırken açıkça kendi suçlarını kanıtlamaktadır. Hiç şüphe yok ki AKP’lilerin bu son sözleri ve icraatları davanın ek iddianamesinde kanıt olarak yerini bulacaktır.

Esas önemli olan kamuoyunun bilinçli tavır almasıdır. Bu tehditler hepimizi uyarmalıdır. Başsavcı Yalçınkaya’nın hayatı tehlikededir. Onun şahsında Anayasa Mahkemesi üyeleri ve tüm Cumhuriyet Savcıları ve hâkimleri sindirilmek istenmektedir.

Faşizme karşı mücadelenin bugün en temel görevlerinden biri bağımsız yargıyı ve Cumhuriyet’in ayakta kalan diğer organlarını faşist saldırganlığa karşı korumaktır. Milyonlar Başsavcının başlattığı hukuk ve demokrasi mücadelesine destek olmalıdır. Aksi takdirde bu dava bağımsız yargının ele alacağı son dava olacaktır.

Gün tüm halkın seferber olması günüdür. Demokrasi faşist partiye karşı korunmalıdır. Laik Cumhuriyet korunmalıdır. Cumhuriyet’in hukuku korunmalıdır. Cumhuriyet savcıları korunmalıdır.

Milli Mücadele Derneği tüm halkı harekete geçmeye çağırıyor: Tehditlerden yılmayalım.

AKP kapatılsın.

Faşist parti kapatılsın.

Kürt-İslam faşistleri cezalandırılsın.

Çok geç olmadan demokrasi için ayağa kalkma vaktidir.