Yunus Yılmaz |
Türkiye’deki gerici akımlar ve ilericilerin durumu İlerici ile gericinin savaşıİlerici, gücünü halktan alır. Ve o nedenle halkın özgürlük ve bağımsızlık savaşımının yanındadır. İlericilik bir nevi halkçı olmaktır, diyebiliriz. Ama bu halk dalkavukluğu yapmak anlamına da gelmemelidir. İlerici her daim halkın yanında olmalı ve halkı yönlendirebilmelidir. İlericinin halkı yönlendirebilmesi o halkın kültürüne, ilericinin, ne kadar yabancı ya da ne kadar iç içe olduğuyla orantılıdır. Kendi halkına yabancılaşmış sözde ilerici görünüm içinde olanlar, bırakın halka doğruyu ve güzeli gösterebilmeyi, kendi yanlışlarını göremeyecek kadar da körlük içindedirler. Türkiyemizde ilericinin içine düşmüş olduğu yabancılaşma devamlı olarak gericilerin işine yaramıştır. Oysa gerici, halktan yana değildir. O, bir kısım mutlu azınlığın ve dinsel gücü elinde bulunduran elit kesimin refahını savunur. Ama buna rağmen gericiler hep halktan yana görünmüştür. İlericinin olmadığı yerde gerici ön plandadır. Eğer, ilerici gerici ile girdiği amansız savaşımı kaybetmek istemiyorsa halkın bir adım önünde olup, halkın değer yargılarına ters düşmeden halkı bilinçlendirmesi gerekmektedir. Ama ilericimizi kurt gibi kemiren aydın bilmişliği, ilericimizi olmaması gereken bir konuma sokmuştur. O nedenle gerici eline geçirdiği avantaj ile halka, esas mutluluğun geçmişte olduğu propagandasını yapar. Gericinin elinde bu propagandasını destekleyecek, çoğunluğunu dinsel öğeler içeren; yitirilmiş cennetlerden, Asr-ı Saadete kadar birçok mistik masal vardır. Ama bu mistik masallar, birçok feodal ürün gibi burjuva tarafından, Avrupa’da bir zamanlar yıkılmıştı. Bu gerçeği Marks ve Engels Komünist manifestoda şöyle dile getiriyor: “Kentsoyluluk (burjuva) nerede egemen olduysa orada bütün derebeylik ilişkilerini, ataerkil, kırgıl ilişkileri yok etti. İnsanı doğal üstlerine bağlayan rengarenk derebeylik bağlarını acımasızca kopardı; insanla insan arasında katıksız çıkardan, kaskatı ‘peşin para’dan başka bir bağ bırakmadı. Sofuca esrimenin, şövalyelik coşkusunun, başıbozuk karamsarlığının kutsal ürpertilerini bencilce hesabın buz gibi sularında boğdu. Kişinin değerini değişim değerine doğru çözüştürdü, edinilmiş, kazanılmış sayısız özgürlüklerin yerine şu biricik acımasız tecim özgürlüğünü koydu. Kısacası, dinsel, siyasal kuruntularla perdelenmiş sömürünün yerine açık, utanmaz, doğrudan, kupkuru sömürüyü geçirdi. Kentsoyluluk bugüne dek saygı duyulan, sofuca bir ürküntüyle karşılanan bütün etkinlikleri kutsallık görünümünden sıyırdı. Hekimi, hakimi, papazı, ozanı, bilim adamını parasını verip çalıştırdığı işçilere çevirdi” Daha açıkçası kapitalizm kutsallığı öldürdü. Aslına bakılırsa ateizm fikirleri de ilk olarak proletarya içinde değil, burjuva sınıfı içinde yeşerdi. Fakat sonrasında sosyalist fikirlere karşı burjuva ve din sınıfı işbirliği içine girdi. Tıpkı bugün liberaller ile Şeriatçıların ittifak içinde olması gibi. Hatta ülkemizdeki Şeriatçılar, burjuvanın kutsallığı yok eden liberal fikirlerini savunur ve sahiplenir hale bile geldiler. Oysa dinci gericilik, kapitalizmin değil, feodalizmin bir kalıntısıdır. Her şey değişmiştir ama gericilerin bu mistik masalları hiç değişmemiştir. Muhafazakarlık; tutuculuk, gericilik değildir, diye yaygara koparanlar aslında bu halkın değer yargılarına ters fikirleri her daim halka kabul ettirmeye çalışmışlardır. İşine gelince halkı mistik masallarla kandırıp yeri geldiğinde de dünya gerçeği diyerek burjuva öğretilerini bu halka benimsetmek, Şeriatçılarımızın ikiyüzlülüğünü ortaya koymak açısından önemlidir. İşte bu nedenle gericiler halk düşmanıdır, halka yabancıdır. Hem solcuları, sosyalistleri ruhsuz ve maneviyatsız olmakla suçlayacaksınız, yeri geldiğinde de içinde hiçbir ruhu barındırmayan liberal fikirleri, hem de faiz gibi bir sömürüyü bu halka benimsetmeye çalışacaksınız; hem zamana ve mekana göre değişmeyen doğrularımız var diyeceksiniz hem de çıkarlarınız için zaman ve mekan ayırt etmeyeceksiniz. Bu tarz iki yüzlülük aslında sadece ülkemizdeki Şeriatçılara mahsus bir şey değildir, dünyanın her yerinde böyledir! Etnikçilik ilericilik değil, gericiliktir İktidarı ele geçiren Şeriatçı parti, dincilik ve mezhepçiliğin yanında gericiliğin en büyük göstergesi olan etnikçilikte yapmaktadır, ama maalesef bu da topluma ilericilik olarak gösterilmektedir. Bugünün Türkiyesinde yapılmaya çalışılan etnikçilik bile değildir aslında! Çünkü etnik bir kimlik yoktur da ondan. Bu bölücülüğü ise ülkemizde ister dinci, ister sağcı olsun, ister solcu tüm partiler yapmaktadır. Daha yanlışı ise bu bölücülüğü sol partilerin yapması olmuştur. Çünkü, sol literatürde etnik yapıların kendi kaderlerini tayin hakkı söz edilmemiştir! Sol literatür de “Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” söz konusudur. Yani millet olma aşamasına gelmiş ama bağımsızlığını kazanamamış milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı vardır. Bu tayin hakkını ise bilimsel zemine oturtan Lenin olmuştur. Etnikçilik daha ziyade Wilsoncular tarafından yapılmaktadır ki, daha vahimi bunu solcuların yapmasıdır Kaldı ki, bugün Kürt diye ileri sürülen şey, etnik bir kimlik olmadığı gibi bir millette değildir. Tüm Kürtçülerde bu gerçeği bildikleri için Kürt tarihinden, dilinden, kültüründen bahsedememektedirler. Hele ki Kürtlerin tarihi konusuna hiç girmeyerek bilimsel tartışmalardan bile kaçmaktadırlar. O nedenle bilimsel tartışmalardan kaçanların “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” gibi bir bilimsel mevzudan hiç bahsetmemeleri gerekir! Lenin, her durumda ayrılma gibi bir hakkın kullanımından söz etmemiştir. Lenin: “… Ayrı ayrı uluslar tek bir devlet içinde birleşebildikleri sürece, Marksistler, hiçbir zaman ne federatif ilkeyi, ne de merkeziyetsizliği savunmayacaklardır. Merkezi bir büyük devlet, ortaçağa özgü parçalanıştan, geleceğin bütün dünyanın sosyalist birliğine götüren büyük bir tarihsel ilerlemeyi ifade eder ve böyle bir devletten geçen yoldan başka sosyalizme giden yol yoktur” (Lenin, Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, s:44 ) demektedir. O nedenle Lenin’de temelde ayrılmadan değil, birleşmeden yanadır ki, enternasyonalizm ütopyasını gerçekleştirme yolunda da akla gelen başka bir yol yoktur! Ama enternasyonalizmin de maddi bir zemini yoktur. O nedenle etnikçilik nasıl gericilik ise enternasyonalizm de gericiliktir. Bugün etnikçiliğin temelini Lenin’de bulamayan solcular ve etnikçilik peşinde koşan AKP gibi Kürt-İslamcı parti ve diğer liboşlar Wilsonculuğu ilke edinmektedirler. Ezilen ulusları daha küçük parçalara bölerek aslında ulusun emperyalizme karşı direnmesi ve mücadelesi kırılmaya çalışılmaktadır ki bu aslında emperyalistlerin tamda istediği şeydir. O nedenle mazlum milletlere düşen bölünmek değil emperyalizme karşı birleşmek olmalıdır. Tarih bize göstermiştir ki, tüm mazlum milletlerin içinde de dinci ve liberaller, her daim emperyalistlerle işbirliği içinde olmuşlardır ve emperyalistlerin tezlerini savuna gelmişlerdir. O nedenle ayrıcalıkları, farklılıkları ortaya çıkarmak bir güzellik unsuru olarak sürülmektedir. Oysa farklılıkları ortaya çıkarmaktan birliktelik değil, ayrılık doğar. Maddeci tarihte bu olguyu ortaya koymaktadır. İktidardaki AKP denilen oluşumda dincilik ve mezhepçiliğin yanında etnikçilik yaparak batıdaki benzerlerinden farklılık göstermektedir ki(!), bizde zaten AKP için hem Kürtçülük hem de şeriatçılık yaptığı için zaten Kürt-İslamcı partidir, gerici bir partidir, diyoruz ama bu parti bugünlerde ilerici bir parti olarak topluma sunulmaktadır. Hem de halkın değer yarılarına dönük ters işler yaparak.
|