30.03.2009/Sayı:230
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Kürt meselesinde AKP’den açılım üstüne açılım

Öcalan'ı yok sayamazsınızAKP’nin Kürt meselesindeki açılımları hepinizin malumu. İlk önce DEP’lileri affedip karşıladılar. Sonra Tayyip Diyarbakır’a gidip “Kürt Sorunu”nu tanıdı. Sonra yine Tayyip PKK’ya “Silahı bırak masaya gel” dedi. Son olarak Abdullah Gül, Irak ziyaretinde “Kürdistan” kelimesini telafuz etti. Gerçi her ne kadar “Ben o kelimeyi kullanmadım” dese de Kürtçü zevat hâlâ bir tabu daha yıkıldı diye bayram ediyor. Bu aralar Kuzey Irak’ta ABD’nin himayesinde toplanacak Kürt Konferansı tartışılıyor. Tartışmanın odak noktası ize PKK’nın temsilci sıfatıyla toplantıya katılıp katılmayacağı. Son gelen haberler PKK’nın düzenleyiciler tarafından davet edildiği yönünde. AKP hükümetinin tavrı ise ayrı bir merak konusu.

Tartışılan asıl şey ise teröristbaşı Apo’nun muhatap kabul edilip edilmeyeceği. AKP kabul edecek gibi duruyor. Genel olarak Amerikancı ve Kürtçü zevat da Apo’nun uzattığı elin itilmemesi propagandasını işleyip duruyor. Hattâ Hürriyet’in kaptanı Ertuğrul bile, geçenlerde yayınlanan bir yazısında PKK’nın artık taraflardan biri olarak kabul edilmesi gerektiğini ve Apo’nun elini itmemeyi tavsiye ediyordu.

Bu yöndeki açıklamalara AKP cephesinden bir yenisi eklendi. Tayyip’in yakın çevresinden AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarla gündeme geldi.

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da yayın yapan yerel Can TV’de bir programa katılan İhsan Arslan burada yaptığı açıklamalarda Nevruz gösterilerinde AKP’yi yuhalatmayan Ahmet Türk ve Leyla Zana’ya teşekkür edip saygılarını sunduktan sonra şunları söyledi: “AK Parti döneminde köy boşaltılmadı, kimse göçe zorlanmadı, işkenceye maruz kalmadı. Bugün eğer Kürtçe, TV’lerde konuşuluyorsa, üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açılıyorsa bunların hepsi AK Parti sayesindedir. Ak Parti asla Kürt kimliğinin düşmanı olmadı. TRT6 başlı başına bir devrimdir. En radikal kararlardan biridir. 1925 yılından buyana inkarcılık çıktı ve o günden bu güne kadar bazı gerçekler inkar edildi. Bizim zamanımızda bu bozuldu. Kürt sorununu çözmek isteyen hiç kimse DTP’yi PKK’yı ve Abdullah Öcalan’ı görmezden gelemez ve yok sayamaz. Realiteleri hiç kimse göz ardı etmesin.” dedi.

Bu açıklamalarından hemen sonra ise Karamehmet’in SKY Türk televizyonuna çıkan Arslan, burada da açılımlarına devam etti. AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, SKY Türk’te Akşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın sunduğu Düşünce Kulübü programına konuk oldu. Arslan “Kürt Sorunu” ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. İhsan Arslan, şunları söyledi: “Türk alt kimliği vardı, Kürt alt kimliği vardı, Arap’ı da vardı. Kimseye ‘Sen şu değilsin de şusun’ demeye kimsenin hakkı yok. Biz bu manevi açıdan çok değerli olan rehabilitasyonu öngördük. Yani ‘Ey vatandaş, hayır sen Türklüğünle övünmek zorunda değilsin. Her neysen onunla övünebilirsin’ dedik.” Burada hemen bir parantez Karamehmet grubu için açalım. Grubun ana gazetesi olan Akşam’da son bir-iki haftadır ABD öncülüğünde toplanacak Kürt Konferansının haberleri yoğun biçimde işlenmekte. Hattâ geçtiğimiz günlerde Akşam gazetesinde bizim “Entel maganda” Mümtaz’er’in tam sayfa bir röportajı yayınlandı. Erbil’de toplanan Abant Platformu’nun açılış konuşmasını da yapan Mümtaz’er, ABD planının PKK’yı nasıl bitireceğini anlatıyordu.

İhsan Arslan’ın kim olduğu ise neden böyle bir çıkış yaptığını anlamamıza yetiyor. Öğrencilik yıllarında TRT Dış Haberler Servisi’nde Kürtçe tercümanlık yapan Arslan, 1986 yılında yayın hayatına başlayan Zaman gazetesinin kurucularından biri aynı zamanda. Gazetenin sahibi olan üç kişiden biri olan Arslan, gazeteyi Fethullah’a kaptırınca bir ara Mazlum-Der’in Genel Başkanlığını yapıyor. 1995 yılında PKK’nın eline geçen Türk askerlerini geri almak için Refah Partisi Milletvekili Fethullah Erbaş ve Akın Birdal ile birlikte heyet oluşturarak PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarına gitmişti. Şimdilerde ise AKP çatısı altında faaliyetlerine devam ediyor. Tayyip’in yakın çevresi içinde yer alan Arslan’a Tayyip’in danıştığı da iddia ediliyor.


CHP’nin yeni yandaş köşe yazarları

Deniz Baykal, Ahmet Hakan ve Oray EğinKimler mi? Aslında düşününce akla hemen gelmeyen iki isim. Hürriyet’ten Ahmet Hakan Coşkun ve Akşam gazetesinin kulis yazarı Oray Eğin. Bu iki acar “polemik canavarı” önceki haftasonu Pazar günü CHP’nin düzenlediği İzmir mitingini yakından takip edip izlenimlerini köşelerinde okurlarıyla paylaştılar. Yakından takip dediysek dalga geçtiğimiz falan zannedilmesin, gerçekten yaktından takip ettiler. İstanbul’dan miting için İzmir’e giden Baykal’ın özel uçağına aldığı dört gazeteciden ikisi Ahmet Hakan’la Oray Eğin’di.

Her iki yazarımız da izlenimlerini 24 Mart Salı günü okurlarıyla paylaştılar. Kurdukları cümleler ise neredeyse birbirinin aynı idi. Her iki yazarın da ortak yaklaşımı Baykal’a karşı müthiş bir yağcılık. Amiral gemisinin tayfası olmasından dolayı ilk sözü “Saatli İzmir notları” başlıklı yazısıyla Ahmet Hakan’a verelim:

“(...) Sağında Gürsel Tekin, solunda Kemal Kılıçdaroğlu olduğu halde Deniz Baykal giriyor içeri... Koca İstanbul Mitingi’ni devirdiği halde gayet enerjik görünüyor...

(...) CHP’nin bir ‘mazlum partisi’ haline geldiğini anlamak için ‘Baykal’ın uçağı’na bakmak kâfi... Nerede Tayyip Erdoğan’ın büyük, ferah, geniş ve havalı özel uçağı, nerede Baykal’ın oyuncakmış gibi duran, daracık ve minicik tuhaf uçağı...

(...) Otobüs o kadar kalabalık oldu ki, bir ara havasızlıktan kendimizi ‘insan tacirliği’ yapılan bir araçta kalmış gibi hissettik.

(...) Baykal kürsüde... Kendi sahasında olmanın rahatlığı ve avantajıyla coştukça coşuyor... Üzerindeki yağmurluğun da katkısıyla Tayyip Erdoğan’a, “70’lik isem de kim demiş işim bitmiş” mesajı sarkıtıyor. Performansı yüksek. Meydanı avucunun içine alıyor. Yağmur bastırınca şemsiyeler açılıyor. Görüntü etkileyici...”

Şimdi de söz “Havaalanında göz göze geldiğimiz an” romantik başlıklı yazısıyla Oray Eğin’de:

“Deniz Baykal’la göz göze geliyoruz. Son derece nazik. Partililer Genel Başkan’a yer ayarlamaya çalışıyor, ‘Siz nerede oturuyorsunuz, biz de yanınıza gelelim’ diyor. Daha ilk andan kendini belli ediyor: Etrafına hakim. Bütün zamanlamalar ona ait. Hiç çaktırmadan kaptanlık yapıyor... ‘Hadi şimdi kalkalım, hadi şimdi gidelim’ gibi... ‘Lütfen siz böyle oturun’ gibi cümleleri nezaket gereği değil, içinden geliyor. Yanına ben oturdum. Uçağa davet edilmişim, Genel Başkan’la yan yanayım, ağırlanıyorum... ‘Hayat ne güzel böyle’ diye düşünüyorum, ‘Acaba yandaş gazeteci olsam mı?’ gibi düşünceler aklımdan geçiyor! Miting sonrası yemekteyiz. Deniz Baykal’ın canı çektiği için şevket-i bostan otu ve kurutulmuş kabak ve elma cipslerinden oluşan tatlı dışarıdan getirtilmiş. O an Baykal’ın da gurme olduğunu öğreniyorum. ‘Şevket-i bostanı deneyin mutlaka’ diye söze giriyor kuzu etli, şevket-i bostanlı, pilavlı bir yemeği tarif ediyor. Deniz Baykal’a yemek boyunca onlarca kişi yaklaşıyor. El sıkmak, öpmek, fotoğraf çektirmek için. Hepsini büyük bir ustalıkla idare ediyor. ‘Samimi bir mesafe’ tutturmuş herkesle; teması çok iyi ayarlıyor, hiç kimseyi geri çevirmiyor, ama masadan da kopmuyor.”

Nasıl ama? Daha birkaç ay önce AKP Doğan ve Karamehmet’in üzerine giderken bu arkadaşlar da Ahmet Hakan’ın tabiriyle faşizm tahlilleri attırıyorlardı. İlerleyen süreçte Tayyip vergi cezalarıyla Doğan’ın belini bükme yoluna gitti. Karamehmet ise Savcı Öz’e ifade verdikten sonra Tayyip’e dokunmaz oldu. Şimdi ise bu arkadaşlar ayakta kalmanın yeni bir yolunu bulmuş gibi Baykal’a sarılıyorlar.


Muhsin Yazıcıoğlunun sonu:
Takdiri ilâhi ya da Maraş’ın intikamı

Muhsin Yazıcıoğlu, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Ana Davası’nda idam talebiyle yargılanmştı

Muhsin Yazıcıoğlu, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Ana Davası’nda idam talebiyle yargılanmştı
Muhsin Yazıcıoğlu, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Ana Davası’nda idam talebiyle yargılanmştı

Yasal görünüm altında, siyasi amaçlar için örgütlü, sistemli, sürekli terör kullanmayı yöntem olarak benimseyen strateji anlayışına sahip ve MHP Genel Merkezi’ne bağlı Ülkücü Gençlik Dernekleri (ÜGD) adlı silahlı teşekküldür.
(Mahkeme kararından)

Kaza ve sonrası

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, geçtiğimiz hafta seçim çalışmalarında bulunduğu Kahramanmaraş’tan Yozgat’a dönerken içinde bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesi yakınlarında düştü.

Kaza sonrasında aradan iki gün geçmesine rağmen enkaza 47 saat sonra ulaşıldı. Yazıcıoğlu ve yanındakilerin öldüğü tespit edildi. Zorlu doğa koşulları ve hava şartları nedeniyle arama çalışmalarında büyük güçlüklerle karşılaşıldı. Ancak buna rağmen devlet tüm imkanlarıyla Yazıcıoğlu ve beraberindekileri bulabilmek için resmen seferberlik başlattı.

Yazıcıoğlu’nun geçirdiği kaza, seçimlerin hemen öncesinde yoğunlaşan seçim çalışmalarını da etkiledi. Tüm partiler düzenlemeyi planladıkları mitingleri iptal ederken BBP?Genel Merkezi de siyasi liderlerin destek ziyaretlerine sahne oldu. Hattâ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bile BBP?Genel Merkezi’ni bizzat ziyaret ederek arama çalışmaları hakkında bilgi aldı ve geçmiş olsun dileklerini sundu.

Kaza ve sonrasındaki süreçte dikkati çeken bir nokta daha vardı. O da Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili yapılan haberlerdi. Hemen hemen bütün gazetelerde kaza haberi olması gerektiği gibi birinci sayfadan ve manşetten verildi ve arama çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgiler yer aldı. Ancak dikkati çeken asıl nokta Muhsin Yazıcıoğlu üzerine yapılan haber ve yorumlardaydı.

Yapılan haber ve yorumlarda öyle bir hava estiriliyordu ki, sanki Türkiye en büyük siyasi önderlerinden birini kaybetmişti. Bu haberlerde Muhsin Yazıcıoğlu’nun ne kadar mümtaz bir şahsiyet olduğu, vatan-millet aşkıyla dolu olduğu, ne kadar büyük bir lider olduğu ve aslında ne kadar hisli bir insan olduğu anlatıdı durdu. Hattâ bu haberlerin yanına kendisinin Mamak Cezaevi’nde yazdığı bir şiiri de iliştirdiler ki, Yazıcıoğlu’nun ne kadar hisli bir insan olduğunu cümle alem anlasın. Gerçi kendisinin ne kadar şair ruhlu olduğunu Hrant Dink öldürüldükten sonra Hrant için yazdığı şiirden de biliyorduk.

Her neyse, medya her ne kadar Muhsin Yazıcıoğlu’nu mümtaz bir şahsiyet ve büyük bir lider gibi göstermeye çalışsa da Yazıcıoğlu’nun geçmişi bizde farklı şeyler çağrıştırıyor, kan ve gözyaşı gibi. Şimdi isterseniz Yazıcıoğlu şahsında Türkiye tarihinin küçük bir kesitinde yolculuğa çıkalım ve kim neymiş onu görelim.

Yazıcıoğlu’nun kanlı geçmişi

12 Eylül darbesi öncesinde yaşanan sağ-sol çatışmasının en önemli aktörlerinden biri aslında Muhsin Yazıcıoğlu. Türkiye’yi darbe ortamına götüren ve kardeş kanının aktığı yıllarda faşist saldırıların bir numaralı adamı olan Muhsin Yazıcıoğlu, öldürülen binlerce gencin ve onlarca aydının katilidir aynı zamanda. Katilidir dediysek Yazıcıoğlu binlerce insanı elleriyle öldürmemiştir; ama o dönemde yaşanan toplumsal olayların hemen hepsinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun Genel Başkanlığı’nı yaptığı Ülkü Ocakları Derneği ve Ülkücü Gençlik Derneği, olayları kışkırtan ve katliamlara imza atan örgüt olarak öne çıkıyor. Özellikle Yazıcıoğlu’nun Ülkü Ocakları Derneği ve Ülkücü Gençler Derneği’nin (ÜGD) genel başkanlığını yaptığı 1977 ve 1978 yılları ülkücülerin solculara yönelik şiddet eylemlerini artırdığı yıllar olarak toplumsal hafızaya kazındı. Bu dönemin belli başlı olayları şunlardır:

Malatya olayları: Olaylar Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’nun kendisine Ankara’dan gönderilen bombalı paketin elinde patlaması sonucu öldürülmesiyle başladı. Başkan Fendoğlu muhafazakar kesimin sevdiği bir isimdi ve onun öldürülmesinden sonra sahneye çıkan ÜGD ve MHP bildiriler yayınlayarak gerginliği artırdılar ve aynı gün akşam saatlerinde solculara yönelik saldırılar başladı. Başta TÖB-DER ve TÜM-DER lokalleri olmak üzere onlarca mekan yakıldı ve yağma edildi.

Malatya olaylarının tipik bir ülkücü provokasyonu olduğu ise sonradan anlaşıldı. Hamit Fendoğlu’na gönderilen bombanın ÜGD Eski Başkanı Muharrem Semsek tarafından gönderildiği tespit edildi. Mehmet Semsek iddiayı yalanladı ama ülkücü itirafçı Ali Yurtarslan 1980’deki itiraflarında Fendoğlu’nu öldüren bombanın Fen Fakültesi Atom Araştırma Merkezi’nde bizzat Semsek’in gözetiminde imal edildiğini itiraf etti.

İkinci bir olay ise Yazıcıoğlu’nun memleketi Sivas’ta başlamıştı. 4 Eylül 1978’de başlayan olaylar öncesinde gözlenen önemli bir husus, başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere ÜGD ve MHP yöneticilerinin son günlerde sık sık şehri ziyaret etmeleriydi. Sivas’ta başlayan olaylar Elazığ’a da sıçradı ve aralıklarla iki ay kadar devam etti. Olayları bilançosu ise 20’nin üzerinde ölü ve onlarca tahrip edilmiş işyeri oldu.

Maraş Katliamı: Muhsin Yazıcıoğlu’nun Genel Başkanlığı’nı yürüttüğü ve mahkeme kararıyla terör örgütü ilan edilen ÜGD’nin karıştığı en büyük toplu katliam eylemi ise 1978 Maraş Katliamıdır. 19 Aralık 1978’de sonradan soyadını Şendiller olarak değiştiren Ökkeş Kenger’in Çiçek Sineması’na attığı bombanın patlaması olayları başlattı. Bombayı attıktan sonra Ankara ÜGD Genel Başkanlığı’nı arayan Kenger, genel merkez’den yardım talebinde bulundu. 21 Aralık’ta iyice alevlenen olaylar katliama dönüştü ve 25 Aralık akşamı sona erdi. 111 kişinin öldüğü belirlenen olaylarda 270 ev ve 170 işyeri tahrip edilmişti.

Bu olayların baş aktörü olan Ökkeş Kenger, Muhsin Yazıcıoğlu’nun en has adamlarından biriydi. Muhsin ile Ökkeş daha sonra da birlikte milletvekili seçilecekler ve yine MHP’den de birlikte ayrılarak BBP’yi kuracaklardı.

Suikastler

Bütün bunların yanısıra Muhsin Yazıcıoğlu’nun başında bulunduğu ÜGD’li faşistlerin düzenlediği suikastlerde onlarca aydın hayatını kaybetmişti. Bunlardan en bilineni Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün katledilmesidir. 24 Mart 1978’de gerçekleştirilen suikastin faili olan ÜGD’li İbrahim Çiftçi verdiği ifadede suikast emrini Ankara ÜGD yöntiminden aldığını itiraf etmiştir.

Özellikle 1978’in ikinci yarısı, bilimadamlarına yönelik suikastların yoğunlaştığı bir dönem oldu. 15 Haziran 1977’de Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Orhan Yavuz öldürüldü. 7 Nisan 1978’de ise Server Tanilli suikasta uğradı ve tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert’in ağabeyi olan Doç. Bedrettin Cömert de 11 Temmuz 1978’de Ankara’da düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetmişti. 20 Ekim’de İTÜ Elektrik Fakültesi dekanı Prof. Bedri Karafakioğlu, 26 Kasım’da ise Trabzon’da KTÜ öğretim üyesi Necdet Bulut öldürüldü. Yine Kasım ayında Milliyet gazetesi çizeri Bedri Koraman uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı.

8 Ekim tarihinde ise Ankara’da ÜGD?İkinci Başkanı Abdullah Çatlı’nın da katıldığı Bahçelievler katliamı yaşandı. Ülkücü militanlar tarafından evleri basılan 7 TİP’li genç, katledildi.

Yine bu dönemin önemli olaylarından biri Balgat katliamıdır. Balgat’ta solcuların gittiği kahvehaneler bombalanır. Bilanço 5 ölü, 17 yaralıdır. Olaydan sonra Abdullah Çatlı ve Mustafa Pehlivanoğlu gözaltına alınır. Emniyeti arayan Yazıcıoğlu, “Bu size son ihtarım. Abdullah Çatlı’yı bırakmazsanız Ankara'nın 150 yerinde bomba patlatacağız” diye emniyeti tehdit etmiştir.

Buraya kadar yazdıklarımız Muhsin Yazıcıoğlu’nun ÜGD başkanlığı yaptığı dönemde meydana gelen olayların belli başlı olayları. Yazıcıoğlu bu olayların içinde önemli bir aktördü. Eylemlerin koordine edilmesinden kaçak militanlara para sağlanmasına, eylemlerde kullanılan silahların ortadan kaldırılmasına kadar bütün işleri o hallediyordu. Türkiye’yi 12 Eylül’e götüren süreçte terörü bir strateji olarak kullandı. Kurduğu ÜGD, mahkeme kararıyla terör örgütü olarak tescil edildi. Yani kendisi aynı zamanda bir terör örgütü kurucusu ve lideriydi. Muhsin Yazıcıoğlu için kim ne der, arkasından kim ağlar bilmiyoruz ama biz kendisini bu olaylarla hatırladık. O eli kanlı, sol düşmanı bir katildi ve sonu da 111 kişinin kanına girdiği Maraş’ta geldi. Buna ister takdiri ilâhi deyin ister Maraş’ın intikamı.


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe