Özgür Erdem |
Nevruz’da artık olaydan sayılmıyor PKK için 21 Mart, önemli bir eylem günü. Ancak bu yılki Nevruz’da yaşananlar Türkiye’nin Kürt meselesinde geldiği noktayı göstermesi açısından özellikle çarpıcıydı. Öncelikle basın olayları nasıl değerlendirdi ona bir bakalım. Birkaç manşet aktarmakla yetineceğiz: Milliyet: “Nevruz sakin geçti.” Habertürk: “Nevruz olayız geçti” Cumhuriyet: “Nevruz coşkuyla kutlandı” Sabah: “Nevruz’da barış, huzur ve coşku” Zaman: “Kavga bitti, Nevruz bayram oldu” Yeni Şafak: “Bayram gibi” Vakit: “Nevruz kutlamaları olaysız başladı” Tüm manşetleri ayrıntılı değerlendirmeyeceğiz. Hakim olan görüşü yansıtan bir değerlendirmeyi aktarmakla yetinelim. Vatan yazarı Ruşen Çakır Diyarbakır’da izlediği Nevruz kutlamalarını bakın nasıl yazmış: “1992 yılında yine Nevruz için Diyarbakır’daydım. Bölgede çıkan olaylarda 80’den fazla kişi ölmüştü. Bunlardan biri de meslektaşım İzzet Kezer’di. Dünkü kutlamayı görünce Kürt sorunu konusunda epey mesafe alındığı görülüyor. Konuşmaların yüzde 80’i, türkü ve marşların yüzde 100’ü Kürtçeydi. Bir zamanlar Öcalan ve PKK’nın adının geçmesi, sorun ve çatıma çıkması için yeterli oluyordu. Dün güvenlik güçleri bu tür hareketlere hiç müdahale etmedi.” Okurlarımız herhalde görüntüleri de izlemiştir. On binlerce, kimi yerlerde yüz binlerce Kürt meydanlarda toplanmış. Ellerde Apo posterleri, PKK bayrakları eylemler gerçekleştirmiş. Konuşmaların büyük çoğunluğu Kürtçeymiş. Göstericilerin tümü Kürtçe türküler söyleyip yine Kürtçe sloganlar atmış. Ve gazetelerimizde bu durum olumlu olarak değerlendiriliyor. Yaşananlar ise şöyle haberleştiriliyor: “Olaysız, sakin Nevruz” Olaysız olması normal tabii. Apo posteri açanlara müdahale edilmezse, PKK bayraklarına izin verilirse, herkes istediği gibi bölücü propaganda yapar, Kürtçe slogan atmakta serbest olursa, tabii ki olay çıkmaz. Ancak “olay” dediğiniz yalnızca PKK’lılarla polisin çatışması değildir. On binlerce insanın bir araya gelip PKK leyhinde Kürtçe sloganlar atıp Apo posteri açması da başlı başına bir “olay” sayılmalıdır. Son Nevruz’un “olaysız” görülmesi Apo resimlerinin ne kadar kanıksandığının, PKK?bayraklarının ne kadar sıradan hale geldiğinin göstergesi. Kalaşnikoflu çocuğa hayır da Apo’ya evet mi? Nevruzla ilgili haberlerde önemli bir ayrıntı da vardı. Diyarbakır’daki gösteride terörist kıyafetleri içerisinde kalaşnikofla poz veren küçük çocuk bütün basının tepkisini çekti. Hatta Hürriyet olayı manşete taşıyıp “Nevruza yakışmayan görüntü” yorumunu yaptı. Neymiş, kalaşnikoflu çocuk, Nevruz’un anlamına gölge düşürmüşmüş... Yapmayın Allah aşkına. Gören de Nevruz’un anlamı gerçekten “barış” sanacak... Kimse kimseyi kandırmasın. Nevruz’un ne anlama geldiğini herkes biliyor. Nevruz Kürtler için bir “bağıımsızlık” bayramı haline gelmiştir. Ve PKK yıllardır Nevruzlarda güç gösterisi yapıp bölücülük propagandası yapar. Şöyle düşünün, 40 yıl önce, PKK?yokken, Diyarbakır’da Nevruz kutlayan mı vardı? Bu açıdan, kalaşnikoflu çocuk hiç de Nevruza gölge düşürmüyor. Aksine Nevruz’un tam da gerçek anlamını ortaya koyuyor. Ancak bir de olaya Hürriyet’in yaklaştığı şekilde inceleyelim. Madem anormal olan “kalaşnikoflu çocuk”, çıkaralım onu Nevruz kutlamalarından... Geriye kalanlar normal öyleyse... Peki ne kalıyor geriye? Apo posterleri... PKK sloganları... Terörist kıyafetleri içinde konuşmalar yapıp Apo’ya “Sayın Öcalan” deyip özgürlük isteyen Ahmet Türk’ler... Kürtçe türküler... Ve bol bol “Kürdistan” kelimesinin telaffuz edildiği miting konuşmaları. Örneğin Bengi Yıldız İzmir’de şöyle demiş: “Sizlere Batman’dan, Amed’den Kürdistan’dan selam getirdim.” Üstelik bunları söyleyen Batman Milletvekili! Gördünüz mü? Türkiye’de neler normal hale geldi! Ancak durum, basındaki birkaç kalemin gafletiyle sınırlı değil tabii ki. Bilindiği gibi, son dönemde bir af tartışması yaşanıyor. ABD “PKK’lıları affedin” dayatmasında bulunuyor. Talabani ve Barzani “PKK’lıları affedin, biz de silah bırakma çağrısı yapalım” diyor. Aynı şeyi DTP de söylüyor: “Genel af çıkmadan Kürt sorunu çözülmez.” Gül ise Irak’a Talabani ve Barzani’yle görüşmeye giderken “Kürt sorununda kapalı kapılar ardında önemli gelişmeler oluyor.” diyor. Durum böyle olunca, Nevruz haberleri de bu doğrultuda oluyor. Kalaşnikoflu çocuk görüntüsüne son verilsin, ama Apo posterleri devam etsin... Bu anlayış şunu da kabul etmez mi: “Silahlar bırakılsın, PKK yasal bir güç olarak siyasete devam etsin.” İşte Nevruz’un Türkiye’ye kabul ettirdiği nokta!.. Hani “Her Kürt Kürtçü değil”di! Nevruz gösterilerinin bu kadar kalabalık olduğu ve Apo posterlerinin bu derece kanıksandığı Türkiye’ye nasıl gelindi peki? Yıllarca “Her Kürt Kürtçü değildir” propagandası yapıldı. Kürtlere kültürel özerklik ve özgürlük tanındığı sürece terörün zeminini yitireceği iddia edildi. Bu bakış açısıyla Kürtlere ve her türden Kürtçülüğe sınırsız özgürlük tanındı. Bugün Nevruz’da onbinlerce kişi bir araya gelip pervasızca bölücülük yapabiliyorsa bu sayededir. Halbuki, biz TÜRKSOLU olarak “Kürt” varsa sorun var demiştik. Başyazarımız Gökçe Fırat sorunun çözümünün ancak “Kürt” kimliğine karşı mücadeleyle olabileceğini söylemişti: “Çok basit bir şekilde ifade etmek gerekirse Kürt varsa sorun vardır, sorunun çözümü ise PKK’nın bitirilmesi değil, Türk milletinden bağımsız bir Kürt kimliğinin bitirilmesidir. Hem ayrı bir Kürt kabul etmek hem de bundan doğan sorunları çözmek, Türk devletinin kendi başına açtığı bir iştir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlet olarak kalacaksa, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesin kendisine ben Türküm demesini isteyecek, Türkçe konuşmasını isteyecektir. Bu aynı zamanda tarihsel açıdan da bir gerçekliktir. Çünkü, bugün kendisine Kürdüm diyenlerin çok büyük bölümü Kürt değil, has be has Türktür, ama zorla Kürtleştirilmişlerdir.” (TÜRKSOLU, sayı 90, 12 Eylül 2005) Dediklerimize “Her Kürt Kürtçü değildir” diye kulak asılmadı. Ancak 2009’a gelindiğinde, dediklerimizin bir bir kanıtlandığını üzülerek görüyoruz. Bugün meydanlarda Nevruz kutlayan Kürtler arasında bir tane bile Kürtçü olmayan, PKK’yı desteklemeyen var mı? Niye bir tane bile Kürt Nevruz gösterilerinde çıkıp PKK aleyhinde bir şey yapmaz? Niye hiçbir Kürt Nevruzlarda açılan Apo posterlerine karşı çıkmaz? “Her Kürt Kürtçü değildir” diye diye, “PKK’lı olmayan Kürtleri karşı tarafa itmeyelim” diye diye, Kürtleşme serbest bırakıldı ve bütün güneydoğunun PKK’nın kontrolüne girmesine seyirci kalındı. Artık PKK, yüz binlerce kişiyi toplayıp Nevruz kutluyor... İstila haritalarımız bir kez daha kanıtlandı Bu seneki Nevruz gösterilerinde, vurguladığımız başka bir gerçekle daha yüzleşti Türkiye: Kürt İstilası... 2005 Ağustos’unda büyük tartışma yaratan bir kapak yapmıştık: “Kürt sorunu yok Kürt İstilası var.” Ve yayınladığımız istila haritalarıyla PKK’nın kontrol ettiği büyük nüfus planlamasından ve göç hareketlerinden bahsetmiştik. O haritalarımız son Nevruz’da maalesef kanıtlandı. Şimdi o haritaları son hafta sonu yaşananlarla birlikte bir kez daha hatırlayalım. 1. “Yeşil bölge”: Diyarbakır merkezli bölücü hareketin ilk etapta “yeşil bölge”yi Kürtleştirmeyi hedeflediğini yazmıştık. “Yeşil bölge”deki Nevruz gösterileri en kalabalık olanlarıydı. Üstelik bu şehirlerdeki gösteriler yalnızca şehir merkezlerinde değil, ilçelerinde de ayrı ayrı yapıldı. Tabii en büyük kalabalık Diyarbakır’daydı. 2. “Turuncu bölge”: Haritamızdaki turuncu bölgeleri PKK’nın sızmaya çalıştığı hedef bölgeler olarak tanımlamıştık. Bingöl, Kars, Iğdır ve Tunceli’de şehir merkezlerinde kalabalık göteriler gerçekleşti. Diğer illerde ise anlaşılan “sızma” henüz başarılı olamamış. Elazığ’ın iki ilçesi (Karakoçan ve Kovancı-lar) ile Erzurum-Tekman ve Ardahan-Göle’de gösteri yapıldı. 3. “Kırmızı bölge”: Sahil şeridimizin ve büyükşehirlerin Kürt istilasının temel hedefi olduğunu söylemiştik. Ankara, İstanbul, Mersin ve Adana’da zaten yıllardır Nevruz gösterileri yapılıyor. Bu şehirlerden İstanbul’daki büyük rakam dikkat çekici. Ancak bu sene farklı olarak sahil şeridinde de meydanlarda gösterileri gerçekleşti. İzmir’de daha önce de gösteriler olmuştu, ancak bu seneki kalabalık son yıllarda yaşanan yoğun Kürtleşmenin bir göstergesiydi adeta. Pek çok şehirde ise ilk kez Nevruz gösterisi yapıldı. Ancak bu şehirlerde merkezi gösteriler yapılmadı. Yalnızca Kürtleşmenin yoğun olduğu belli ilçelerle sınırlı kaldılar. Manisa-Turgutlu, Aydın-Didim ve Nazilli, Muğla-Milas, Antalya-Kepez ve Balıkesir-Burhaniye... 4. Trakya: Hazırladığımız ikinci bir haritada ise Trakya’ya yönelik Kürtleşme tehdidinden bahsetmiştik: “Çanakkale, Tekirdağ, Kırklareli hattından İstanbul’u Trakya’dan kuşatmak: PKK’nın uzun yıllardır süren Trakya’ya yerleşme çabası özellikle Çorlu ve Çerkezköy gibi Trakya’nın sanayi bölgesinde gerçekleşmiştir.” Bu durumu Nevruz gösterilerinde de gördük. Çorlu ve Çanakkale’de ilk kez Nevruz kutlamaları gerçekleşti! Bu seneki gösterilerde katılımın artmasının yanı sıra, sahil bölgeleriyle Elazığ, Erzurum gibi illerimizde de gösterilerin yapılmaya başlanmış olması önemli bir gelişmedir. “Kürt İstilası” olarak ortaya koyduğumuz tehlikenin varlığını kanıtlamaktadır. Yerleştiği bölgeyi hızla Kürtleştiren Kürtler, Nevruz gösterileriyle de “biz burada varız” mesajı vermektedir. Durum böyle devam ederse, gelecek seneki Nevruz’da bu sene gösteri yapılan yerlerde daha daha büyük rakamlara ulaşılacaktır. Ve gösterilerin düzenlendiği yeni bölgelerle de karşılaşılacaktır. 30 yılda Türkiye ne hale geldi Nevruz’da Apo resimlerinin açılması, Kürtçe sloganlar atılması o kadar sıradanlaştı ki, Türkiye’nin yaşadığı Kürtleşmenin boyutlarını gözden kaçırabiliyoruz. Türkiye’nin nereden nereye geldiğini görmek için çok değil, 30 yıl öncesiyle günümüzü şöyle bir karşılaştıralım. 30 yıl önce yüzbinlerce kişi Diyarbakır’da Nevruz kutlar mıydı? 30 yıl önce Türkiye’nin 66 merkezinde aynı anda Nevruz kutlanır mıydı? 30 yıl önce mitinglerde Kürtçe konuşmalar yapılır mıydı? Yapılsa kimse anlar mıydı? 30 yıl önce devlet televizyonunun Kürtçe kanalı olabilir miydi? Evet... 30 yılda Türkiye’nin nüfus yapısının, kültürel yapısının ne kadar değiştiği ortada. Bu şüphesiz çok uzun vadeli bir planlamanın sonucu. Ve Türkiye’yi yöneten Amerikancı iktidarların gaflet ve hıyanetinin de bir ürünü. Son yaşanan bir olayı örnek verelim. PKK’nın yıllardır kullandığı bir Nevruz sloganı var: “Newroz Piroz Be.” Ağrı’da valilik bu sloganla miting düzenlenmesine izin vermemiş. DTP de tepki göstermiş: “Başbakan bile Kürtçe konuşuyor, TRT’nin Kürtçe kanalı var. Newroz’daki w harfine niye karşı çıkıyorsunuz.” Doğruya doğru. Ama daha vahimi de var:Ağrı’da valiliğin izin vermediği o slogan, 21 Mart günü boyunca TRT’nin Kürtçe kanalında logo yapıldı!.. Tabii iktidarlar Kürtleşmeye bu derece teslim olunca, Kürtlerin terör örgütünün bu kalabalıkları toplayıp, istediği sloganları atıp bayraklarını açmasını da kimse engelleyemiyor. Kürtleşmeye karşı çıkamayanlar, Kürtleşmeyi sorun olarak görmeyenler için ise tek problem “kalaşnikof taşıyan çocuk” oluyor. Halbuki Türkiye’yi o “kalaşnikoflu çocuk” tehdit etmiyor. Ülkemizi tehdit eden şey bölücülük. Ve mesele o bölücülüğün kalaşnikofla yapılıp yapılmaması değil. Sonuçta bölücülük bölücülüktür. İster dağda askerimize saldırarak yapılsın, ister Meclis’te yapılsın, ister Nevruz’da alanlarda mitinglerde yapılsın, ister yalnızca halay çekip türkü söyleyerek yapılsın... Sonuçta bölücülüğün amacı ülkemizi bölmektir. Ve karşı çıkmamız gereken de budur! Apo Mandela olacak Türkiye de Güney Afrika! Son Nevruz gösterilerinde TÜRKSOLU olarak uzun süredir vurguladığımız bir başka gerçek daha kanıtlandı. Apo’nun Mandela yapılmak istendiğini, Türkiye’ye de Güney Afrika modelinin dayatıldığını yıllardır yazıyoruz. Nitekim, Nevruz gösterilerine damgasını vuran slogan da bu oldu: “Apo Mandela olacak.” Örneğin Ahmet Türk Nevruz mitingindeki konuşmasında şöyle dedi: “Kürt sorununun çözümünü istiyorsanız, PKK’nın lideri sayın Öcalan barış için adımını atıyor. Onu zindanlarda tutarak barışı sağlayamazsınız. Madem Nevruz özgürleştiyse, Öcalan’ın özgürlüğünü de tartışacaksınız. Öcalan, Nelson Mandela gibi serbest bırakılmalı.” Benzer konuşmalar bütün Nevruz gösterilerinde yapıldı. Üstelik bununla da kalınmadı. Apo’nun hapishaneden gönderdiği mesaj kürsülerden okundu Ve teröristbaşının yıllar önce çekilmiş görüntüleri mitinglerde canlı olarak gösterildi... Kısacası Apo, gösterilerin fiili konuşmacısı yapıldı. Apo’nun bizzat ne zaman katılacağını ise Leyla Zana açıklamış: “Başkan Apo 2010’da Nevruz kutlamalarında aramızda olacak.” Gözden kaçmış olabilir. Diyarbakır’da asılan bir pankartı aktararak yazımızı bitirelim: “Cumartesi anneleri direnecek BOTAŞ kuyuları kazılacak!” Gerçekten de BOTAŞ kuyuları kazıldı. Ve şikayet edilen yıllarda bölge jandarma komutanı olan Albay Temizöz tutuklandı. Temizöz’ün İmralı’da Apo’yu sorgulayan ekipten olduğu söyleniyor. Apo posterleri açanlar dışarıda, Apo’yu sorgulayanlar içeride! Nereden nereye... Elinde kalaşnikof, terörist kıyafeti giymiş çocuklar meydanlarda gösteri yapıyor, dokunan yok. PKK’yla mücadele etmiş subaylar ise emekli olup asker kıyafetini çıkarmadan yargılanıyor! Nereden nereye...
|