30.03.2009/Sayı:230
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Ekin Akkol

31 Mart isyanı ve yabancı muştası

Mustafa Kemal, isyanı bastıran Hareket Ordusu subayları ile birlikte

Mustafa Kemal, isyanı bastıran Hareket Ordusu subayları ile birlikte

İsyan bastırıldıktan sonra Karaköy’de asılan üç isyancı

İsyan bastırıldıktan sonra Karaköy’de asılan üç isyancı

31 Mart’ı getiren Meşrutiyet özgürlüğü

AKP, iktidara geldiğinden bu yana Türkiye’de Şeriat tartışmaları hararetlendi. Özellikle son dönemde Türkiye bir Şeriat devletine mi doğru gidiyor sorusu herkesin aklında yer etmeye başladı. Çoğunluğun Türkiye’de yaşanan gelişmeleri bu şekilde yorumlamasını bir kenara bırakacak olursak, bir kısım insan açısından ise durum o kadar da “abartılacak” kadar kötü değildir. Ne yazık ki, bu yorumu getiren çevreler genel olarak kendini Atatürkçü veya ulusalcı olarak tanımlamaktadır. İşte böylesi bir tartışma ortamında bugünkü yaşanan gelişmeleri değerlendirmek ve ileriye dönük bir öngörü de bulunabilmek için biraz tarihimizi incelememiz gerekmektedir.

Tarihimiz ilerici hareketlerle dolu olduğu kadar gerici ayaklanmalara da sahne olmuştur. Bu ayaklanmalardan en çok ses getireni ise 31 Mart ayaklanmasıdır. Osmanlı Devleti’nin yıkılış döneminde gerçekleşen bu ayaklanma devleti bir hayli uğraştırmıştır. Ayaklanmanın gerçekleştiği tarih olan 13 Nisan 1909’dan önceki son döneme baktığımızda ayaklanmanın adım adım nasıl hazırlandığını net olarak görebiliriz.

31 Mart (Rumi takvime göre) vakası İkinci Abdülhamit’in otuz üç yıl süren istibdat döneminin ardından İkinci Meşrutiyetin ilan edilmesinden kısa bir süre sonra gerçekleşmiştir. Meclisi süresiz kapatan, kendisine muhalif paşaları sürgüne gönderen ve topluma baskı uygulayan İkinci Abdülhamit’e tepki Jön Türklerden ve İttihat ve Terakki Cemiyetinden gelmiştir. İki hareketin birleşerek Abdülhamit’e Kanuni Esasi adında yeni bir anayasayı kabul ettirmeleri ile Meşrutiyet devrine geçilmiş oldu.

Meşrutiyet fikri ile yola çıkan gerek Jön Türklerin gerekse İttihat ve Terakki hareketinin bağımsız bir devlet kurma gibi bir fikri yoktur. Sadece kahredici bir istibdada karşı “hürriyet” parolası ile yola çıkmışlardır. Ancak bu hürriyet arzusu yabancı bir devletin yönetime müdahale etmesini engelleyecek yönde olmayacaktır.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmadan önceki son döneminin siyasi durumu böyleyken, uzun zamandır Osmanlı’yı parçalamaya çalışan yabancı devletlerin, özellikle İngiltere’nin hazırlıkları hızlanmaktadır. İngiltere, Rusya ile birlikte itilaf cephesini kurmuştur bile. Ancak her emperyaliste düşen Osmanlı toprakları farklı olduğu için herkes kendi cephesini güçlendirmek için faaliyet yürütmektedir.

İngiltere, on dokuzuncu yüzyılın sonuna doğru güçlenmiştir ve yirminci yüzyılın başında emperyalist güçler arasında en kuvvetlisidir ancak yetmemektedir. Güçlenen İngiltere, Osmanlı Devleti üzerine gözlerini dikmiş her an bir kıvılcım ateşi beklemektedir.

İkinci Meşrutiyetin açtığı “hürriyet” ortamında basına uygulanan sansür de kalkmıştır. Yaşanılan özgürlük ortamı önüne gelenin bir gazete çıkarmasını sağlamıştır ve gazeteler arasında cepheleşme oluşmaya başlamıştır. Cepheleşme genelde İttihat ve Terakki’nin yanında olanlar ve ona karşı muhaliflerden oluşmuştur.

İttihat ve Terakki’nin yanında olanlar, “Tanin”, “Şurayı Ümmet” olmakla birlikte, karşı olanlar ise “Serbesti”, “Yeni Gazete”, Murat Bey’in (muhaliflerden) yayınladığı “Mizan”, yine büyük tiraj yapan ve 31 Mart’ta rol oynayan Ahrar Partisi’nin sözcüsü kabul edilen “İkdam”, ve yine başka bir muhalif olan “Volkan” adlı gazetedir.

Birkaç gazete toplumda yaşanacak olaylar hakkında yönlendirici konumdadır. Günümüzde gerici basının yaşanan şiddet olaylarındaki payı büyüktür. En son Danıştay saldırısında Vakit gazetesinin açık hedef göstermesi hâlâ hafızalardadır. Bugün yaşananlar o gün de farklı değildir aslında. Dönemin öne çıkan gazeteleri arasında “İkdam” ve “Volkan” 31 Mart ayaklanmasında doğrudan rol oynamıştır.

Derviş Vahdeti gericiliği körüklüyor

“Volkan” Derviş Vahdeti adında Şeriat savunuculuğu yapan birinin çıkardığı gazetedir. O dönemde hürriyet taraftarları olduğu kadar Şeriat yanlısı insan da bir hayli fazladır. Peki, Şeriat yanlısı o kadar insan varken 31 Mart ayaklanmasında Derviş Vahdeti’nin ismi neden ön plana çıkmaktadır. Kimdir bu Derviş Vahdeti?

Derviş Vahdeti, Kıbrıslı olarak anılır. Kıbrıslılığı orada aldığı din eğitiminden kaynaklanmaktadır. Ancak asıl ön plana çıkan yanı müthiş bir İngiliz taraftarıdır. Abdülhamit’e yazdığı bir mektupta kendisini İngiliz hükümeti adına çalışan bir memur olarak tanımlar; “Ötekinden berikinden biraz İngilizce öğrendim. Tebdil-i came ettim (kılık kıyafet değiştirdim). Hükümet memuru oldum. Kraliçe namına verilen balolarda redingotlu, eldivenli bir adam olarak göründüm.” İngilizlere hayranlığını açıkça söyleyen Derviş Vahdeti, İttihatçıları İngiliz taraftarı olmamakla suçlayacak kadar da İngilizcidir.

31 Mart ayaklanmasında yabancı muştasının olduğu su götürmez bir gerçektir. Ancak bu ayaklanma ile ilgili söylenenler çok farklı sonuçlara varmaktadır.

Ortaya atılan bir teze göre bu ayaklanmayı gerçekleştirenler doğruda doğruya İttihatçılardır ve Abdülhamit’i devirip iktidara oturmak için yapılmıştır. Bu görüş Mizancı Murat Bey tarafından ortaya atılmıştır. Bugün Ahmet Altan da bu görüşü destekleyenler arasındadır. Yine o dönem İttihatçılar tarafından ortaya atılan diğer bir tez ise ayaklanmayı Abdülhamit’in tertiplemiş olduğudur.

Bu tezler uzun yıllardır çeşitli belgelerle kanıtlanmak için ileri sürülmektedir. Ancak bu tartışmalar dışında değişmeyen bir gerçek varsa o da 31 Mart vakası sonunu kadar yobazların yaptığı bir ayaklanmadır.

Derviş Vahdeti, Volkan gazetesinde yazdığı yazılar ile Şeriat niyetini net olarak belli ediyordu. Derviş Vahdeti’nin özlemini duyduğu Şeriat düzeninde yaşayan bir kadın için düşündüklerini şöyle yazmış gazetesi Volkan’da; “… Bir İslam kadını ile bir Avrupalı göz önüne getirirsek görürüz ki, birisi çarşıda pazarda açık saçık, elinde bastonla gezer. Birisi baştan tırnağa kadar örtünmüş, ya komşusunu yahut akrabasından birisini görmekten bezer. Biri sokak süpürgesi, biri ev kadını…”

Derviş Vahdeti Volkan gazetesi etrafında başlayan örgütlenmesini İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nde somutlaştırır. Yayınladıkları bildiriye göre cemiyetin başkanı Hazreti Muhammet’tir. Kuruluş bildirilerinden bir diğerinde ise insanların yaptığı kanunlara değil, Kuran’a dayandıklarını açıklamışlardır.

Hızla üye sayısını arttıran cemiyete kayıt olanları Derviş Vahdeti bir asker olarak görmektedir. Ve şöyle seslenmektedir “askerlerine”; “Siz askersiniz. Asker ki vatanın biricik koruyucusudur. Din için yaşar, vatan için çalışır, Din uğrunda ölür… İttihadı Muhammedi Cemiyetine zaten dinen dâhilsiniz. Kimin haddi vardır ki sizi bu cemiyete kabul etmesin.”

Derviş Vahdeti’nin İttihad-ı Muhammedi çevresinde oluşturduğu gerici güç artmıştır. 31 Mart ayaklanmasına yakın bir tarihte 21 Mart’ta bir açılış mevlidi düzenlerler. Ayasofya Camii’nde düzenlenen bu mevlide Said-i Kürdi’de katılmıştır ve uzun bir nutuk okumuştur.

23 Mart tarihinde Derviş Vahdeti’nin Volkan’da mevlit ile ilgili yazdığı bir yazıda Said-i Kürdi’nin törende bulunmasından çok mutlu olmuş olacak ki şöyle demiş; “… Saat dört raddelerinde medrese talebeleri önlerinde Bediüzzaman Said-i Kürdi Hazretleri olduğu gibi geldiler. Kendilerini dış kapıda karşıladık. Hazreti Kürdi bizi görünce dayanamadı, sanki iki aşık ve maşuk kavuşur gibi birbirimize sarıldık. Elele verdik ve camiye girdik.”

İttihad-ı Muhammedi gerici örgütlenmesini devam ettirirken, bir yandan da isyan çıkarmak için fırsat kollamaktadır. İsyan için bir sebep şarttı. O sıralarda Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi öldürülür. Serbesti, İttihat ve Terakkiye karşıdır.

Derviş Vahdeti için bu fırsat kaçmamalıdır. Tüm gerici çevreye seslenir; “Acele et Mizan! Arş ileri Serbest! İmdat Osmanlı! Sebat et İkdam! Hakperest matbuat hep hücum edelim!”

Ahrar Partisi, İttihad-ı Muhammedi’nin yanında tavır alır. 31 Mart günü sabaha karşı İttihatçıların Meşrutiyet ilan edildikten sonra İstanbul’a getirdikleri avcı taburları “Şeriat isteriz” diye yeşil sancaklar ellerinde ayaklandılar. Meclis’i işgal edip hükümeti işlemez konuma soktular.

31 Mart’ta İngiliz parmağı ağır basıyor

31 Mart ayaklanması, İngilizler açısından bir irtica değildir. Hatta 31 Mart için şöyle demişlerdir; “Efkâr-ı umumiyenin, memleketin siyasi hayatına diledikleri gibi hükmetmek isteyenler aleyhine ayaklanmasından ibarettir.”

31 Mart’ı bugünün deyimiyle bir demokrasi hareketi olarak gören İngiltere için her şey normaldir. Sevr anlaşmasına neredeyse on yıl vardır ama Osmanlı Devleti’ni parçalama fikri İngiltere’nin gündemindedir. İngilizciliği Şeriatçılığının bile önüne geçen Derviş Vahdeti ise kullanılacak en iyi piyondur.

Sadece Osmanlı döneminde değil Cumhuriyet yıllarında da gericilik kökü hep dışarıda olan bir akımdır. Bugünden geriye doğru baktığımızda Menderes döneminden bu yana gelen bütün sağ hükümetler her zaman Amerika’dan icazet almışlardır. Sormak gerekir, siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz diyenleri Batı neden desteklemiştir peki?

Batı, Hıristiyan kimliğini tüm dünyaya Haçlı seferleri ile dayatmıştır. Ancak Müslümanlığı kabul etmiş İslam ülkelerinde bu haçlı seferleri başarısızlıkla sona ermiştir. Bunlardan biri de Türkiye’dir. Ancak Batı, saldırısına kendi dışındakileri sömürgeleştirinceye kadar devam etmiştir. Bu sömürgeleştirme, bizim gibi toplumun yüzde 99’u Müslüman olan ülkelerde dinsel ve etnik kimlik üzerinden girişilen bir parçalamayla yapılmaktadır.

Hıristiyan Batı için, Türkiye’de oluşan gerici akımların desteklenmesi, Türkiye’nin Sevr haritasında çizildiği şekle sokulmak istenmesindendir. Ondan dolayı, Yeşil Kuşak Projesi, Ilımlı İslam Devleti, Şeriat Devleti gibi konular etrafında dönen tartışmalar yabancı devletlerin planlarından bağımsız olarak değerlendirilemez.

Hıristiyan Batı, İslam Şeriatını ancak bir parçalama projesi olarak destekler. Bu parçalama projesine karşı mücadele edecek insanlar da Şeriatı bir iç mesele olarak kısırlaştırmayıp geniş çerçeveden bakmalıdırlar.

31 Mart’ı kimin yaptığı üzerindeki tartışmalar süredursun, bu ayaklanmada İngilizlerin ağırlığının olduğu açık ve net görülmektedir. Zaten İngilizler 1909’da Derviş Vahdeti’yi desteklerken 1925’te Şeyh Sait’i Mustafa Kemal’e karşı ayaklandırdılar.

Mustafa Kemal sahnede

31 Mart ayaklanması Hareket Ordusu’nun müdahalesi ile sona ermiştir. İngilizlerin Şeriatçıları desteklemesinin diğer bir sebebi Türkiye’de oluşabilecek her hangi bir milliyetçi akımı engellemektir. İngilizler o dönem İttihat ve Terakkiyi bile milliyetçilik ölçülerinde bir tehlike olarak değerlendirmişler; “Her şeyin düzgün gittiğini ve meşruti idarenin kuvvetlendiğini farz edersek, bugün için sempatilerine ihtiyaç duydukları yabancılara fazla iltifat eden Türklerin az zamanda vatan pervane demesek bile, kuvvetli milliyetçi hislere sahip olacakları muhakkaktır.” Böylesi bir Türk korkusu İngiliz emperyalizmini Şeriatçılarla kol kola sokmuştur. Ancak asıl korkulacak kişiyle karşılaşmamışlardır henüz.

Mustafa Kemal, Selanik’ten yola çıkan, adını da kendisi koyduğu Hareket Ordusu’nun İstanbul üzerine yürüyüş planını hazırlamıştır bile. Hareket Ordusu İstanbul’a geldiğinde başında daha sonradan görevlendirilen Binbaşı Enver Bey olacaktır. Ordu’nun İstanbul’a hareketi öncesi ufak bir değişiklikle Mustafa Kemal Kurmay başkanlığından alınmıştır. İttihatçılar yine son anda Mustafa Kemal’in önünü kesmişlerdir.

Ancak isyandan 11 gün sonra Hareket Ordu’sunun İstanbul’a gelmesini sağlayan Mustafa Kemal’dir. Çünkü Üçüncü Ordu’nun başında Mahmut Şevket Paşa vardır ve padişaha bağlılığından dolayı müdahale etmekte tereddüt etmiştir. Uzun süren tartışmalar sonunda kendi otoritesini kullanarak önce Ordu için bir hareket planı çizen Mustafa Kemal daha sonra Yeşilköy’e kadar gelip isyanı bastırmıştır. Hareket planı kısaca şöyledir:

1- Kıtaatı şimendiferle Hadımköyü’ne naklederek, Hadımköy Halkalı mıntıkasında toplamak.

2- Vaziyete göre İstanbul’a işgal etmek üzere ileri harekâta başlamak.

3- Nakliyatın temini için Şark Şimendifer Kumpanyası’nın yardımını temin etmek.

4- Silahlı, silahsız her türlü mukavemeti şiddetle yok etmek.

5- Asi kıtaları silahtan tecrit etmek.

6- Bütün elebaşı mürtecileri tevkif etmek.

7- Sefarethanelerin, ecnebilerle bankaların ve azınlıkların hiçbir zarara uğramaması için en lüzumlu tedbirleri almak dâhil bulunuyordu.”

İngilizlerin engellemek istemelerine rağmen Mustafa Kemal’in Hareket Ordusu İstanbul’a gelip isyanı bastırmış ve düzeni sağlamıştır. İngilizler ve gericiler Mustafa Kemal tokadını ilk 31 Mart ayaklanmasında yemişlerdir.

Mustafa Kemal ismini ilk burada duyan İngilizler daha sonra Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaş’ında tekrar yüz yüze gelmek zorunda kalacakları Mustafa Kemal’i Şeyh Sait isyanını bastırmada ki kararlılığıyla hiç unutmayacaklardır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe