Hüseyin Adıgüzel |
Abdullah Gül Irak’ta
Irak ziyaretinin perde arkası Dilimizde güzel bir söz var, bilirsiniz; “Bayram değil, seyran değil! Eniştem beni niye öptü?” diye.. Halkımız, birden bire ortaya çıkan insan kaynaklı olaylar için şaşkınlığını, merakını belirtmek için bu sözü kullanır. Cumhurbaşkanının Irak seyahatini duyanların bu sözü kullandıklarını tahmin ediyorum. Ortada ne fol ne de yumurta yokken, bu gezi neden icap etti diye düşünenlerimizin çoğunlukta olduğunu zannediyorum. Çünkü daha üç gün önce Irak Cumhurbaşkanı aşiret reisi Talabani ile İstanbul’da uzun-uzun görüşmüşler ve Talabani, Cumhurbaşkanını Irak’a davet etmişti. Davet kabul edilmiş, fakat gün belirtilmemişti. Cumhurbaşkanı Irak’a böyle aniden, acil olarak gitme gereğini neden duydu? Herhalde İstanbul’da konuşurken söylemeyi unuttuğu bazı hususlar var, onları söylemeye gidiyor, diye düşündüm. Ama telefon denilen bir alet var, açar telefonu konuşurlar. Bu düşüncem doğal olarak iflas etti. PKK sorununu görüşmek için gittiği, daha akılcı geldi bana. Sonra ticareti geliştirme olarak da gidebilir, dedim. Cumhurbaşkanının uçakta yaptığı açıklamadan sonra sorunu anlama yolunda epey mesafe aldım. Meğer benim düşündüklerimin hiç biri değilmiş, gitme nedeni… Üçlü mekanizmanın ( Irak, ABD, Türkiye) terörle mücadelede daha aktif olması ve çalışmasının sağlanması için gitmiş. Anladığım kadarı ile, bu üçlü mekanizma iyi çalışmıyormuş, iyi çalışmasını sağlamak için cumhurbaşkanının Irak’a gitmesi gerekiyormuş. Hoş, bu mekanizma daha kuruluş aşamasındayken TÜRKSOLU bir uyarıda bulunmuştu; “PKK’nın en büyük destekçisi ABD ve Kuzey Irak Kürt yönetimidir. Bunlarla iş birliği yapılarak PKK nasıl yok edilebilir? Bu bir tuzaktır!” Bu uyarıyı dikkate almayanlar, bugün kendileri “Mekanizmanın iyi çalışmadığını” söyleme noktasına gelmişlerdir. Neyin pahasına? Bir sürü şehit ve milyarlarca dolar harcamanın pahasına… Ama yine yanlış yapıyorlar; yanlışı, yanlışla düzeltmeye çalışıyorlar. Sonuç yine fark etmeyecek, yine şehitler, yine acı ve gözyaşı olacak. Aslında Cumhurbaşkanı’nın sözleri, ziyaretin gerçek yüzünü saklamaya yönelik sözlerden başka bir şey değil. Sorunun esası “Kuzey Irak Kürt yönetimi”ni tanımak ve bunu deklere etmektir. Hatırlarsınız on beş gün önce ABD’de Dışişleri Bakan Bayan Clinton ülkemize gelmişti. Cumhurbaşkanı ve Başbakanla görüşmüştü. Yeni ABD yönetiminin istekleri vardı ve bunları dikte etmeye gelmişti. “Kuzey Irak Kürt yönetimini tanıyın, Kıbrıs sorununun temelden çözümünü sağlayın, Ermenistan sınırını açın, başkan Obama geldiği zaman sizden bunlarla ilgili somut adımlar görmeli.” Bizler, pardon bunlar, emir kulları ya, hemen işe giriştiler. Gül, “Kürdistan”ı tanıdı Cumhurbaşkanının Irak gezisinin temel nedeni, yukarıda sıraladığımız isteklerin birincisini hayata geçirmektir. Yani Kürt yönetimini tanımaktır. Cumhurbaşkanı, ABD’den aldığı emri yerine getirmek üzere Irak’tadır. Beyaz Amerikalıların siyah başkanı Obama Türkiye’ye geldiği zaman, bu sorun çözülmüş olmalı ve rapor sunulmalıdır. Cumhurbaşkanı şimdi görevini yapıyor. “Kürdistan” sözünü hiç çekinmeden kullanıyor. Yani, Kuzey Irak’taki Kürt yönetimini, yasal bir devlet olarak tanıdığını bu şekilde ifade ediyor. Tarihe “Kürdistan” sözünü kullanan ilk devlet başkanı olarak geçiyor. Bu söz, devletin resmi sözüdür, çünkü söyleyen Cumhurbaşkanı’dır. Yeni Kürt devletinin kurulduğu, Türkiye tarafından resmen tanınıyor. Ve Türkiye PKK’ya yenildiğini, savaşı kaybettiğini resmen kabul ediyor. Çünkü; ABD, PKK’nın silah bırakmasının ancak Kuzey Irak’taki Kürt yönetimini tanımakla mümkün olacağını söylüyor ve bizim hükümetimiz de, yenilgiyi kabul ederek bu sözde devleti tanıyor. Böylece Kürt sorununu çözüyor(!), PKK’yı bitiriyor(!) Bu sorun bu kadar kolay çözülecekti de, otuz yıldır, bu ülkenin kaynaklarını tüketmenin, binlerce Türk gencini daha yaşamlarının baharında ölüme göndermenin ve arkalarından “Kanınız yerde kalmayacak” palavralarını sıkmanın, timsah gözyaşları dökmenin ne anlamı vardı? Bu sorunu bu şekilde çözecektiniz de, neden bu kadar kayba göz yumdunuz? Neden binlerce aileyi acı ve gözyaşı içinde yaşamaya mecbur ettiniz? Şu anda elinizdeki sayısal çoğunluğa güvenerek bu inanılmaz işleri yapıyorsunuz ama, şunu unutmayın; gün gelir devran döner ve bunların hesabı da mutlaka sorulur! Bu davranış biçimi sınırsız diktatörlüğün en somut göstergelerinden de biridir. Tarihe bir bakın, hem de şu yüz-yüz elli yıllık tarihe; barış için hep biz vermişiz ve maalesef vermeye de devam ediyoruz. Bugün Kürtlere verdiklerimizle bu sorunun çözüldüğünü falan zannetmeyiniz. Bu daha işin başlangıcı… Diyarbakır Belediye Başkanı’nın Nevruz konuşmasını, daha önce yaptığı konuşmaları hatırlayınız. Sorunun birinci ayağı istedikleri biçimde çözüldü. Şimdi ikinci ayak için girişimler başlayacaktır. İddia ediyorum; ikinci ayak, yerel yönetimler yasası ve hemen ardından Güneydoğu’da ikinci Kürt devletidir! Seçimlerden sonra “Self detarminasyon” (Kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkı) için bastıracaklardır. Yani Sevr’in birinci ayağını gerçekleştirmek için ellerinden ne gelirse yapacaklardır. Çok açık olarak bugün bile yapıyorlar. Başbakanın efeliği sadece bizlere söküyor. Devleti bölüp parçalamayı hedef ilan edenlere süt dökmüş kedi pısırıklığı içinde sesini bile çıkarmıyor. Sadece seyrediyor ve dinliyor. Bu gezi, beş altı aydan beri ABD, Barzani ve Türkiye arasında yapılan gizli görüşmelerin doğal sonucudur. Oralarda neler konuşuldu? Neler üzerinde anlaşmaya varıldı? Bunu anlaşanların dışında hiç kimse bilmiyor. Ama kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmaların, elle tutulur somut verileri yavaş yavaş göz önüne çıkıyor. Sıra Ermeni ve Kıbrıs meselelerinde Sevr’in ikinci ayağı da, Cumhurbaşkanının Irak gezisi ile yakından ilgilidir. Bayan Clinton, Mehmet Ali Talat’ı ABD’ye davet etti. Buradan aldığı güçle, şimdi ona bazı direktifler verecek ve Kıbrıs sorunu da istedikleri biçimde çözülecektir. Yani biri Irak’ta, diğeri ABD’de eş zamanlı iki büyük sorunumuzu çözecekler(!) Sırada Ermenistan sorunu var. Bunun birinci ayağı sınırların açılmasıdır. Çok yakın bir gelecekte bu da gerçekleşecektir. Esas ben, kandırılan Azerbaycan’a yanıyorum. Hâlâ bu hükümete güveniyorlar ve bunların söyledikleri sözlere inanıyorlar. İçinden çıktıkları halkın hassasiyetlerine önem vermeyenlerin, dışarıdaki bir halkın hassasiyetlerine hiç önem vermeyeceklerini maalesef anlayamıyorlar. “Sayın Cumhurbaşkanım İlham Aliyev cenapları; Türkiye hükümetinin verdiği hiçbir söze inanmayınız! Bunlar, bazı güçlerle iş birliği halinde, bizi de, sizi de gözünü bile kırpmadan feda edebilecek yapıdadırlar. Yarın Ermenistan sınırlarının açıldığını ve Ermenistan ile işbirliği anlaşması imzalandığını duyduğunuz zaman, sakın şaşırmayınız ve bunu sadece AKP hükümetinin yaptığını, Türk Milletinin büyük çoğunluğunun buna karşı olduğunu biliniz. Milletinize küsmeyiniz. Millet, Dağlık Karabağ’ın ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtarılmasına kadar sizinle, Azerbaycan halkı ile kol kola, omuz omuza bu mücadelenin içinde olacaktır. Bundan emin olunuz. Ve bize bakarak ABD ya da Rus şemsiyesinin ne olduğunu lütfen, iyi tahlil ediniz. Çok iyi bildiğinizi bildiğim, tam bağımsız yaşamının onuru ve gururu içinde, dünyanın sayılı ülkelerinden biri olma yolundaki çalışmalarınızı sürdüreceğinize inancım tamdır. Bakarsınız yarın, bizim size ihtiyacımız olabilir.” Bunları, TÜRKSOLU mensubu olarak, Azerbaycan’ın Sayın Cumhurbaşkanına ve halkına duyurmanın görevim olduğunu düşündüğüm için yazdım. Belki bu hükümeti benden iyi tanıyorlardır. Ama, tanımadıklarını düşündüm ve yazma gereği duydum. Sadece, yarın Ermenistan sorununun çözümü adımlarını gördükleri zaman şaşırmasınlar diye yazdım. Ziyaret, BOP’un en önemli adımlarından biri Cumhurbaşkanının Irak gezisi, ABD’nin BOP projesinin hayata geçirilmesi yolundaki adımlardan biridir. Ve önemli adımlardan biridir. Türkiye, artık Kürdistan’ın varlığını (ama sınırları belli olmayan Kürdistan’ın) resmen tanımıştır. Sınırların nereye kadar uzandığını gelecek günler gösterecektir. Zannedersem önce Türkiye parçalanacak, doğu ve güneydoğu bölgelerimizde de bir Kürt devleti kurulacaktır. Sonra iki Kürt devleti birleşecek mi? birleşmeyecek mi? Bunu zaman gösterecek. Ama kesinlikle serf detarminasyon işletilecektir. Kürt istilasının yoğun olarak yaşandığı, Adana, Mersin, Antalya, Ankara, İzmir ve İstanbul içinde bu hak talep edilebilir. Belki de üçüncü ayak bu olacaktır. Yoksa bu bölgelere bu kadar Kürt yığılmasının ne anlamı var? Şimdi dillendirmiyorlar, ama, zamanı gelince bu da gündeme getirilecektir. Bakın, verilen hiçbir ödün onları tatmin etmiyor. Verdikçe istiyorlar. Bu yüzden yarın bunları da istemeyeceklerini hiç kimse iddia edemez. Tarihsel hak iddia ediyorlar. Bizi 1071’de Anadolu’yu işgal etmiş, işgalciler gibi göstermeye çalışıyorlar. Tarihi Kürt yurdunu işgal ettiğimizi ve kendilerinin olduğunu iddia ettikleri tüm Anadolu’yu istiyorlar. Bunun sonu nereye varır? Kestiremiyorum… Biraz da siz düşünün, nereye varır bunun sonu? Cumhurbaşkanının gezisini biraz geniş bakış açısı ile değerlendirdiğimiz zaman, gözümüzün önüne Sevr ve uzantısı BOP geliyor. Sevr’i bir paçavra haline getirmek için kanlarını, canlarını feda edenlere üzülmemek elde değil… Nereden bileceklerdi ki, yarın ülkelerinde iktidar olacak bir zümre, Sevr’i savaşsız, kavgasız, gürültüsüz kabul ederek onların eserini yok edecek ve ülkeyi bağımlılar sınıfı içine sokacak. Elbette bilmezlerdi, ama biz biliyoruz da ne yapıyoruz? Bir Atatürk’ün çıkmasını beklemekten ya da birilerinin ortaya çıkarak ülkeyi kurtarmasını beklemekten başka? Tam anlamıyla kuşatıldık, satıldık! Hala bekliyoruz! Seçimlerden sonra yeni bir siyasi güç olarak TÜRKSOLU mensupları siyaset arenasına adım atmaya hazırlanıyor. Biz harekete geçiyoruz ve sizleri de bekliyoruz, haydi İleri! Yakınlarınızdan başlayarak partimizi örgütleme çalışmalarına katılınız. Durumu tüm çıplaklığı ile herkese anlatınız. Birleşme ve birlikte olma zamanı olduğunu, birleşerek sorunlarımızı çözebileceğimizi duyurunuz. Örgütlenmezsek, azınlık her zaman çoğunluğa hükmedecektir. Bu böyle biline!...
|