23.03.2009/Sayı:229
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Prof. Dr. Şener ÜşümezsoyAmerika Geronimo'dan özür diliyor

İyi kovboy kötü Kızılderili mitinin yıkılması

Bir avuç savaşçısıyla Amerika’nın yurtlarını işgale karşı verdiği mücadeleyle efsaneleşen Geronimo ve Apaçiler, kovboy filimlerindeki iyi kovboy kötü Kızılderili söylemini yırtıp atmıştır.

Bir beyin yıkama operasyonu olarak Amerika’nın düzenli orduları, modern tüfekleri ve toplarıyla saldırdıkları Kızılderilileri yok etme sahneleri tüm dünyada alkışlanmıştır. Bugün resmin bu olmadığı, Amerikan tarihinin bir halkın soykırıma uğratılarak yok edildiği bir tarih olduğu ortaya çıkmıştır.

Geronimo

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Bana Apaçi demelerine sebep olan Kuçöz’ün oğlu Naçev’e (şapkalı olan) benzerliğim olmuştur. Belki de ben de Naçev’in Türkiye’deki torunuyumdur. Bu konuda Naçev’le resimlerime yan yana baktığınız zaman siz de böyle düşünebilirsiniz.

Geronimo’nun savaşları, 19. yüzyıl sonunda emperyalist işgale karşı yalınayak başı çıplak elinde oklar ile düşmandan aldığı silahlar ile mücadele destanını yazmıştır. Bu olayı bir başka yönüyle ele aldığımızda karşımıza şu çıkar: Çar ordularının modern silahlarla, toplarla Volga-Ural’da Tatarları yok etmesi ve Tatar hanlıklarının bu kapitalist yayılmacılara karşı şanlı mücadeleleri ve neticede soykırıma uğrayarak tarihten silinen birçok Tatar kabilesinin hikayesi filme alınmamış ama sözlü tarih kayıtlarında yer almaktadır.

Bu kayıtları günümüz Kazakistan, Tataristan, Özbekistan tarih yazıcıları Rusların yönlendirmesiyle modernleşmenin tarihi olarak bize sunmaktadırlar. Yani tarihi başı üstünde amuda kalkmış duruştan ayakları üstüne oturtmak görevi gerçekten devrimci bir perspektifle tarihe bakarak mümkündür.

Kurtuluş Savaşı’ndaki baldırı çıplak Yörük Efeler ve Ege Yörüklerinin çakaralmaz tüfekleriyle İngiliz kapitalizminin işgalci öncü birlikleri olan Yunanlılara karşı direnişi bu tarihin bizim içinde yaşadığımız bölümüdür.

Bu anlamda bizim içinde yaşadığımız bölümü Türkiye Türklerinin yaşadığı bir süreç anlamında bizimdir. Ama genelde Apaçilerden Tatarlara, Tatarlardan Yörüklere, Türkmenlere yapılan modernizm saldırısı, yani kapitalizmin saldırısı, yani emperyalizmin saldırısı esas olarak bize yapılan saldırıdır. Bu anlamda antiemperyalizmin 20. yüzyılın çok öncelerine kadar giden bir direniş tarihi vardır. Son Geronimo’dan Amerikan devletinin özür dilemesi bizim başkalarından özür dilememizi başlatmak için bir taktik domino vuruşu olarak kullanılmasını engellememiz, Tatarlara ve Türklere yapılacak özürle mümkün olabilir.

Avrupa Türkiyesi’ndeki Moldovya’dan başlayarak Adriyatik’e kadar uzanan Yörük ve Kıpçak nüfusunun Avrupa’dan silinmesi tarihi, 20. yüzyılda yaşanmıştır. Bu özür dileme Avrupa Türklerine de yapılmalıdır. Onların yok edilmiş mezarlıklarını ve maddi varlıklarını bu özürlerin geri getirmeyeceği bir gerçektir.

Büyük kaçış

Apaçilere döndüğümüzde geçen yazımızda Ethel Stewart’ın “Dene Na-dene” isimli 40-50 yılı bulan araştırmasının vardığı bazı sonuçların özetini aktarmıştık. Esas olarak da dil temelli Apaçilerin, Novajoların, Alaska’daki Kuçinlerin ve Pasifik kıyısındaki Haytata Karatatarların kullandıkları dil ve isimlerinin kaynaklarını 13. yüzyıl Tarım-Tufan havzasındaki dillerde yer aldığını gördük.

Büyük kaçış olarak Dene ananelerine giren ve ayrıntılarıyla anlatılan kaçış, bu coğrafyadan hareketle ve tarihsel verilerle desteklenerek Stewart tarafından gerçekçi bir tarihsel senaryoya oturtulmuştur.

13. yüzyılın başında Cengiz Han’ın orduları Çin’i işgalinin başlangıcında Hsi-Hsia krallığını işgal etmişlerdir. Tarım Havzasında olan Hsi-Hsia krallığı, Hsi-hnugların yani Hunların kalıntıları olarak Göktürkler sonrası kurulmuş bir krallıktır. Kökenlerinin ismini alan Hsia krallığı, bu Hun kökenini belirtmektedir. Ve buranın halkı da Uygurlardır. Cengiz Han’ın bu bölgeyi fethederek kendine tabi olmayan Uygurları katletmesinden geride kalan Uygurlar bir kaçış planını uygulamışlardır. Bu plan Hsia ordusundaki Nayman askerleri önderliğinde gerçekleşmiştir. Esas olarak burada kaçış Nayman alayları ve onlarla birlikte Uygur askerlerinin kaçışıdır.

Diğer taraftan Nayman ve Uygurların yanında Arizona ve Meksika’da Apaçileri oluşturacak Karahanlı Türkleri dağ alayları da bu kaçışa katılmıştır. Kaçış Güney Tarım’dan Kore’ye karayoluyla gidilmesiyle gerçekleşmiş ve bu sürece kılavuzluk edenler Kitan ve Curcenler olmuştur. Kitanlar bu dönemde Kore’nin batısında yer alan Çhin (altın) Hanlığını yönetmektedir. Kitan kılavuzlar önderliğinde Uygur alayları Kore limanına gelmiş ve burada gemilere binmeden evvel belli bir süre beklemişlerdir. Kitanlar, Cengiz Han’la savaş halinde bulunan Kara Tatarlar (Hai-Tata) ve Oyratlar (Tilingitler)’ın kendilerine katılmasını beklemişlerdir. Bu dönemde Cengiz Han’ın ana orduları Harzem seferini yaptıkları için doğuda kaçaklara müdahale edememişlerdir.

Efsaneye göre Nayman yöneticilerin ve kuzeyden katılan Hai-Tata Oyratların da karılarıyla beraber yani ailecek gelen gruplar olmasına karşılık Uygurlar, Yani Hsia alayları, yalnız erkektir. Bu nedenle gemilere binmeden evvel kıyıdaki balıkçı köylerinden kaçırdıkları Tunguz kadınları da yanlarına almışlardır. Altı büyük gemiye binen bu kaçaklar, Kore’den kuzeye doğru yol alarak Japon Denizi’ni kuzey güney yönünde kat etmiş ve Sahalin boğazından çıkarak Kuzey Denizi’ne Aulit adalarına ulaşmışlardır. Buradan da kendi dillerinde Ta-han ismini verdikleri Alaska’ya gitmişlerdir. Bu yol uzun ve bilinmez görünse de, 12 ve 13. yüzyılda Çinlilerin Tilki Adaları dediği Aulit adalarının yoludur. Bu dönemde yani 13. yüzyılda Koreliler Moğollara ve Tatarlara yılda 20 bin samur kürkünü vergi olarak vermekte ve bu adalardan bu samurları avlamaktadırlar.

O dönemde dünya sistemi ve Türkler

Keza dünya sistemi açısından olayı ele aldığımız zaman 12. yüzyılda Sung Çini ve 13. yüzyılda Moğol Çini dünya ticaretinde deniz yollarını çok yaygın olarak kullanmaktadırlar. Kore’den çıkan gemiler güneye Çin limanlarına oradan Hindistan’a uğramakta ve Basra Körfezine ve Kızıl denize giderek buradan da Afrika kıyısından tekrar Kore’ye dönmektedirler. Bu yaygın bir ticaret yoludur. Abu-Lagut’un 13. yüzyıl dünya ticaret sisteminde Moğol Çininin çok büyük bir ticari filoyu kontrol ettiği bilinmektedir.

Keza Dene kaçaklar Alaska’daki efsanelerinde ve Tibet’te yaygın olarak anlatılan iki kardeş efsanesi, bu ticari yollardaki geçen bir efsanedir. Dene’lerin Alaska’da bu efsaneyi 20. yüzyılda anlatmaları göçlerinden 700 yıl sonra bu hatıraları devam ettirmeleri ilginçtir. Bu efsaneye göre iki kardeş kırmızı insanların yaşadığı bölgede gemilere binerler daha sonra güneye giderek sarı insanların bölgesine gelirler. Oradan sonra batıya dönerek kara insanların bölgesine gelir ve daha sonra beyaz insanların yaşadığı bölgeye ulaşır ve tekrardan geriye dönerek kırmızı insanlar bölgesine gelerek gemiden inerler. Bu efsanede kırmızı insanlar Çin dünya ticaret sistemini, 13. yüzyılda analiz ettiğimizde, Tunguz ve Kitanları temsil eder. Bunlar Aulit’lere kadar gitmektedirler. Bunlara Çinliler renkli kırmızı insanlar demektedir. Sarı insanlar Çin limanlarındaki Çinlilerdir. Kara insanlar Hindistan limanlarındaki Hintliler olup beyaz insanlar ise Arap Körfezindeki beyaz Araplardır. Araplar o dönemde henüz Afrikalılarla melezleşmemiş ve açık renklilerdir. Sonra bu iki kardeş geri dönerek kırmızı insanların Aulit’lerdeki bölgelerinde karaya çıkmaktadırlar.

Bu noktada Ethel Stewart’ın Amerika’daki hocası Stewart’ın önündeki haritayı açarak “Apaçiler Kore’den buraya mı geldiler” diyerek haritayı kapatıp tezine karşı çıkmıştır. Oysa dünya ekonomik sisteminin gelişimine batılı bir gözle değil küresel bir perspektifle baktığımızda 14. yüzyıl öncesi yani veba’nın Çin’i, Asya’yı ve Avrupa’yı yok etmeden evvel dünya sisteminin Pasifik merkezli bir sistem olduğu gerçeğini kavrayamayan hocası bu dönemde Pasifik’teki ticaret filolarının teknik kapasitelerinden haberdar olmadığı için bu yorumu yapmıştır.

Kaçıştan sonra Amerika’da Türkler

Efsaneye göre altı kayıkla kaçan bu insanlar Alaska’ya geldiğinde, Deneler karaya yerleşmiş geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi Kuçin ismi alan bu kabileler isimlerini Tibetlilerin Uygurlara verdiği Kuça isminden almıştır. Diğer taraftan Li-Soalar Güney Tarım’da bir vahadır. Kuçinlerin ataları bu bölgede muhafızlık etmektedirler. O nedenle kendilerine Li-Soalar demektedirler. Diğer bir dene grubu ise Çhipvan yine Li-Soalardan ayrılmış bir Uygur grubudur. Bunlar efsanelerindeki düşmanları kaçan karga ismiyle anılan Cengiz Han’dır. Kendilerine kılavuzluk eden Kitanlı kılavuz ise Kitanlı memurların taktıkları mavi tüy nedeniyle karga ismini almaktadır. Deneler arasında karga kabileleri onurlu ve yaygındır. Ve bu kılavuzların soyundan gelmektedirler. Dağlı Naymanlar ise kendilerini Uygurlardan ayırarak Alaska’da Tukhut ve Vandalar isimleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bunlar Türk’ün Tibetçe söyleniş şeklidir.

Güney Tarım’daki sıcak bölgeden gelen Karahanlı Türkleri yani Apaçiler ise güneye doğru yolları devam ederek Arizona’ya ve New Meksico’ya 16. yüzyılda ulaşmıştır. Burada eski yerleşik Kızılderililer olan Puevlelar ile karışmaksızın onların üzerinde egemen olmuşlardır. Efsanelerde anlatılan Anastezi, eski insanlar yani, Arizona’nın ve New Meksico’nun eski Kızılderilileri, bu yeni gelen Apaçiler tarafından sürülmüşlerdir.

Apaçilerin Lipas, Tha, Meskerelov, Apatilitsi, Jene gibi kabileleri daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi Karahanlı Türklerinin köpek insanlar denilen askerleridir. Altınordu Nogayları da kendilerine köpek demektedirler. Yani Nogay kelimesi köpek anlamına gelmektedir. Nogaylar, Nayman ve Mangırtlardan oluşmaktadır. Yani Apaçilerin ataları olan Karahanlı Türklerinin bir kolu Alaska’ya ve Amerika’ya giden Jikil (köpek) alaylarının diğer bir kolları ise Çöçi Han’la birlikte Altınordu bozkırlarına gelen Nogaylar (köpekler)dır.

Köpek kelimesi kurt gibi bir totem hayvanı olup Çinlilerin kuzeydeki Hai-Tata ve diğer Türk kabilelerine verdiği isimdir. Keza Dene efsanelerinde köpek insanlar Tatarlarla karışmış Uygurlar için verilen isimdir. Köpek kaburgaları denilen Dene kabileleri bunlardır.

Diğer taraftan ise Alaska’dan güneye doğru Pasifik kıyısı boyunca adalara yerleşmiş olan 16 Karatatar, Hai-Tata, Tilingit, Hoyrat kabileleri bu bölgelere nasıl gelmiştir sorusu önemlidir. Karganın kılavuzluğunda gelen 6 gemi yüzebildiği sürece göç ve keşif devam etmiştir. Bu süreçte de bu Tatarların soylu kabileleri başta olmak üzere (Kaganiler, Chinkitler) bu adalarda varlıklarını ve yaşamlarını devam ettirmiştir.

Bunlar göçe karılarıyla birlikte geldikleri için etnik kimliklerini saf olarak Türk olarak sürdürmüşlerdir.

Sunay Akın yanılıyor; Onlar hep orada değillerdi

Bu senaryoyu, Ethel Stewart’ın senaryosunu, tek bir versiyon olarak almak zorunda değiliz. Bunun yanında farklı grupların Japon denizinden yola çıkarak Alaska’ya doğru ulaşarak buradaki Batı Amerika Kızılderililerini oluşturması daha gerçekçi bir senaryodur. Orta Asya dinsel özellikleri ve kültürel yapılarıyla Lakotalar (Siular) benzer bir göç senaryosuyla bu bölgeye gelmişlerdir. Esas olarak Siuların isminin de Siox Hsia’dan türediği Hunlardan geldiği düşünülmektedir. Bu durumda 1300’lü yıllarda Cengiz Han’ın yasalarına uymayan ve Cengiz Han’ın ordusuna katılmayan çeşitli kabileler özellikle Moğolistan’ın doğu kesiminde yaşayan Tatar ve Kitan kabileleri bu dönemde farklı göçlerle bu yolculuğa çıkmışlardır.

Geçmişte tunç derililer diye tüm bronz insanları Türk olarak yorumlamak vulger kaba bir değerlendirme ve naif bir yaklaşım olmuştur. Ve bu yaklaşıma reaksioner bir tavırla Kızılderililerin Türk kökenine alaycı bir bakış açısı geliştirmişlerdir. Geçen yazımda da belirttiğim gibi Sunay Akın’ın “Onlar hep oradaydı” isimli çok basımlı kitabında bana getirdiği bir eleştiriden alınmış bir ifadeydi. Ben “Son Mohikan” olarak medya tarafından isimlendirildiğimde buna itiraz ederek Tatar olduğumu, Nogay olduğumu (köpek olduğumu) vurgulayarak, köpek alayları olan Jikarillo Apaçilerinden olduğumu yani Apaçi olduğumu vurgulamıştım. Bunu medyada okuyan Sunay Akın’ın “deprem hocası Üşümezsoy Kızılderilileri bilmiyormuş” diye giriş yaptığı makalesi kitabının başlığını oluşturdu: “Onlar Hep Oradaydı”. Oysa benim vurguladığım Apaçilerin Cengiz Han’dan kaçarak Arizona’ya ve Meksika’ya geldiklerini bizlerin ise Cengiz Han’la beraber Volga-Ural bölgesine gelen Tatarlardan olduğumu ifade etmiştim. Bunun kanıtı olarak da işi şakayla ele alırsak bana Apaçi demelerine sebep olan Kuçöz’ün oğlu Naçev’e benzerliğim olmuştur. Belki de ben de Naçev’in Türkiye’deki torunuyumdur. Bu konuda Naçev’le resimlerime yan yana baktığınız zaman siz de böyle düşünebilirsiniz. Burada benim bilmediğim noktaya kanıt olarak Sunay Akın Apaçi şefi Kuçöz’ün bir cümlesini almakta. Bu cümlede Kuçöz, “Meryem Ana zamanında yani milatta biz buradaydık ama Meryem Ana bize gelmedi”ye benzeyen bir sözünü ileri sürmüştür.

Oysa Deneler de dahil olmak üzere Apaçiler de kendilerinin 10 bin yıldan beri orada yaşadıklarını sözlü tarihleriyle dile getirmektedirler. Ama Apaçiler üzerine tüm araştırma yapan antrapologlar Apaçilerin Arizona’ya ve Meksika’ya gelişlerinin 1600’lü yıllarda olduğunda hem fikirdirler. Ve bu göçün kuzeyden başlayıp Alaska’dan başlayıp 1200’lü yıllarda güneye doğru Kayalık dağlarından Arizona’ya ulaştıklarıdır.

Ve Nasyonal coğrafyada da eski Kızılderililerin yok edilişi Anastazilerin yok edilişi bu göçle ilişkilendirilmiştir. Demek ki, onlar hep orda değilmiş ve onlar yurtlarına Orta Asya’daki yurtlarından gelmişler. Buradan hareketle Türk tarihini Anadolu ve İran’da, Balkanlar’da yer alışı bu göçler ile gerçekleşen olgulardır. Bu göçler tarihi materyalizmin temelidir. Hiçbir etni binlerce yıl aynı bölgede varolmamıştır. Kızılderililer, Apaçiler de 10 bin yıldan beri o bölgede değildir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe