23.03.2009/Sayı:229
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

El Salvador’da da Solcular iktidar!

El Salvador'da sol iktidardaEl Salvador halkı geçtiğimiz hafta tarihinin en önemli seçimlerinden birini gerçekleştirerek, sağcı Milliyetçi Cumhuriyetçi İttifak’ın (ARENA) ülkedeki neredeyse 20 yıllık iktidarına son verdi. Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı sonuçlara göre, iç savaş sırasında Marksist gerillalar tarafından kurulan Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLMN) adayı Mauricio Funes oyların %51.26’ını alırken, eski bir polis müdürü olan ve gerillalara karşı savaşta keskin nişancılık yapan rakibi Rodrigo Avalia oyların %48.74’ünü aldı. Başkanlık sistemi ile yönetilen ülkede yeni hükümeti Funes atayacak.

Seçimler öncesi yapılan tüm anketler El Salvador halkının değişim isteğini zaten açıkça ortaya koyuyordu. ARENA’nın 20 yıllık iktidarı süresince uyguladığı neo-liberal politikalar sonucu bugün El Salvadorluların % 40’ı uluslararası ölçütlere göre yoksulluk sınırının altında yaşarken, yoksulluğun ve gelir dağılımı adaletsizliğinin doğurduğu şiddet ortamı yüzünden bugün El Salvador dünyada en fazla şiddet olaylarının yaşandığı ülkelerin başında geliyor. Nüfusun 6.8 milyon olduğu ülkede her gün ortalama 12 kişi şiddet olayları sonucunda yaşamını yitiriyor. Yaklaşık 3 milyon El Salvadorlu ise şiddetten korunmak için ülke dışına kaçmak zorunda kalmış.

FLMN’nin zaferi ile Orta Amerika’da Nikaragua ve Guatemala’nın ardından üçüncü bir sol hükümet iktidar olmuş oluyor. FLMN’nin zaferi aslında kıtada (Küba’yı saymazsak) Venezüella ile başlayıp Bolivya ile devam eden sol rüzgarın doğal bir sonucu. Tüm kıtayı saran yoksulluk sorununa karşı uyguladıkları neo-liberalizm karşıtı ekonomi politikaları ile başarı kazanan bu iki ülke kıtadaki diğer ülkeler için de iyi bir örnek oluşturuyor. Eski bir gerilla ve televizyon gazetecisi olan 1959 doğumlu Mauricio Funes’un da iktidara gelmesinin ardından ilk ele alacağı konular ülkedeki yoksulluk ve şiddet olayları. Ulusal para birimi Colon’un tedavülden kaldırılarak ABD Doları’nın kullanılmasıyla başlayan dolarizasyon politikası, sağcı ARENA iktidarı döneminde ABD’ye olan ekonomik bağımlılığın giderek artması, bugün ülke ekonomisindeki en büyük sorunlar olarak göze çarpıyor. ABD’ye olan ekonomik bağımlılık nedeniyle küresel krizin yıkıcı etkilerinin sonuna kadar hissedildiği ülkede, yurtdışında yaşayan El Salvadorluların gönderdiği döviz miktarındaki büyük düşüş de ödemeler dengesini neredeyse yıkmış durumda.

Durum her ne kadar zor görünse de, yeni başkan Funes gelecekten oldukça umutlu. “Hayatımın en mutlu gecesini yaşıyorum, bu gecenin El Salvador’un en büyük umudu olmasını istiyorum” diyen Funes umudu ve değişimi destekleyen halka teşekkürlerini sunarak göreve hazır olduğunu belirtiyor. Funes’e yeni görevi sırasındaki en büyük destek ise hiç kuşkusuz kıtada sol iktidarlara her türlüğü desteği veren Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’den gelecek. Funes’in seçilmesini “gerçeğin yalan ve terör karşısında galip geldiğini gösterdiğini” söyleyen Chavez, Latin Amerika ülkelerine ucuz petrol sağlamak için kurulan “Petrocaribe” girişimine Ekvador’u almaya hazır olduklarını bildirdi. Ama Chavez, Funes’i kendisinin kuklası olmakla suçlayanlara da ağzının payını veriyor: “Onların içişlerine karışmak istemeyiz. Bırakalım hükümet kurulsun ve kendi kararlarını alsın. Kardeş Salvador halkına kalbimiz ve kollarımız açık.”

Funes için asıl zorlu görev bundan sonra başlıyor. Seçimleri kazanması kolaydı, çünkü 20 yıl sağ iktidar ülkede ne var ne yoksa özelleştirip yabancılara satınca yoksul halkın başka bir seçeneği kalmadı. Şimdi bu 20 yıllık yağma döneminin zararlarını telafi etme zamanı. Yeni başkanın bu konudaki en büyük şansı ise hemen yanıbaşında artık birçok sol iktidarın bulunuyor olması. Eğer hiçbir destekçisi olmadan Fidel Castro bunu başardıysa Funes’in başarması da zor olmayacak. Funes’ten elbetteki Chavez kadar kökten uygulamaları devreye sokmasını beklemek de hayalcilik olur. Örneğin Funes tekrar eski para birimine dönmeye niyetli değil gibi görünüyor. Üstelik halkın neredeyse tamamı dolara karşıyken. Gerillalık yerine siyaset içinde geçen yıllar Funes’i yumuşatmış olsa da tüm kıtayı saran sol rüzgar etkisini elbet hissettirecek.


Pakistan Şeriata elini verdi,
kolunu kaptırmak üzere

Pakistan Şeriata elini verdi, kolunu kaptırmak üzereGeçtiğimiz haftalardaki Dünya köşemizde, Pakistan’ın Afganistan sınırındaki Svat Vadisi bölgesinde hükümet ile Taliban güçleri arasında varılan uzlaşı sonuncunda, bölgede barışın sağlanması karşılığı bölgede bazı Şeriat kurallarının geçerli olmasının kabul edildiğini aktarmıştık. Gerçi bölgede egemenlik fiili olarak Taliban güçlerinin elinde olduğundan hükümetin fazla bir seçeneği yoktu ama yine de gücünü hissettirme çabası içindeydi.

Fakat aradan daha iki hafta bile geçmeden, bölgeden, Şeriata elini kaptıranın bir daha kolunu kurtaramayacağının örnekleri gelmeye başladı. Hükümetten ilk ödünü koparmayı başaran Taliban yanlısı din adamı Sufi Muhammed, Pakistan hükümetinin beklemediği bir adım adarak bölgede Şeriat mahkemeleri dışındaki tüm mahkemelerin kapatılması emrini verdi. Mahkemelerde görev yapan birçok yargıç ve avukat ise hükümetten gelecek adımı bekleyerek can korkusu nedeniyle artık mahkemelere gitmiyor.

Taliban’ın bu adımı gerçekten hükümet açısından büyük bir sürpriz oldu. Çünkü yapılan anlaşmanın koşulları içinde böyle bir hüküm bulunmuyordu. Bölgede hiçbir gücü kalmayan Pakistan hükümeti ise çaresizlik içinde yalnızca olup bitenleri anlamaya çalışmakla yetiniyor.

Yalnızca iki hafta içinde gerçekleşen bu durum Şeriata bir kez ödün verildi mi sonunun nereye varacağının çok güzel bir örneği. Bir kez ödün almayı başaran Şeriat güçleri hemen ardından yeni ödünleri koparma peşine düşüyor ve verilen her ödün onları biraz daha güçlendiriyor. Pakistan belki Türkiye’ye uzak ama üniversitelerde türbanın serbest bırakılması isteği, TÜBİTAK sansürü ve Atatürkçü olduğunu idida eden bir partinin çarşaf çarşaf yaptığı açılımlar bizlere son derece yakın. Tek bir örneğin de gösterdiği gibi gericilikle uzlaşı olmaz. Atatürk’ün de dediği gibi görüldüğü yerde ancak tepelenir.


Morales bir kez daha yoksul halkı sevindirdi

Morales bir kez daha yoksul halkı sevindirdiBolivya halkına verdiği sözleri hiç aksatmadan yerine getiren Bolivya Devlet Başkanı Morales, Ocak ayında yapılan referandum kapsamında onaylanan Anayasa değişikliklerini de tüm karşı çıkışlara karşın yaşama geçirmeye başladı. Morales’in yerine getirdiği ilk vaat ise hükümetin el koyduğu büyük toprak sahiplerinin topraklarını yoksul halka dağıtmak oldu. Başkent La Paz yakınlarında düzenlenen toprak dağıtım töreninde halka seslenen Morales, bu uygulamanın ülkenin ekonomik gelişimine büyük bir katkı sağlayacağını, aynı zamanda yoksul halka yapılan ayrımcılığa da son vereceğini söyledi.

Büyük toprak sahiplerini şimdiye kadar yoksul halkı sömürmekle suçlayan Morales, “Özel mülkiyete saygı göstereceğiz, ancak eşitlikle ilgilenmeyen insanların düşüncelerini değiştirmesini ve paradan çok ülkeye önem vermesini istiyoruz” dedi ve topraklarını yoksul halkla paylaşmasını istedi.

Morales bir kez daha verdiği sözleri tuttuğunu göstermesinin yanı sıra, yalnızca halkı için çalıştığını da kanıtlamış oldu. Biz toprak reformunu yapamasak bile Bolivya bu yönde çok büyük bir adım attı. Bolivya halkının her seçimde giderek artan oranda neden Morales’i desteklerini bu son uygulama gösteriyor. Darısı her halkın başına.


Papa galiba yüzyılları karıştırdı

Papa yüzyılları şaşırdıGericilik gerçekten başa bela! İster Müslüman olsun, ister Hıristiyan isterse de Yahudi; hiç fark etmiyor. Gözünü bir kez bilime kapatıp dünyaya doğmalarla bakmaya başladın mı, yaşadığın çağın gerçeklerine ters düşmeye başlıyorsun. İster bir ülkenin en büyük bilimsel kuruluşunun başkanı ol, istersen de kendi dininin en büyük otoritesi. Ülkemiz örneğini yakın zamanda yaşadığımız olay sayesinde hepimiz biliyoruz, bizim olayımızın kahramanı ise Hırıstiyanlığın en büyük otoritesi Papa 16. Benediktus. Geçtiğimiz hafta ilk Afrika ziyaretine çıkan Papa’nın birinci durağı Kamerun oldu. Kamerun’un başkenti Yaounde’de Devlet Başkanı Paul Biya ve dini-siyasi liderler tarafından karşılanan Papa ilk olarak Afrika’daki gıda sıkıntısına, yoksulluğa ve mali krize değindi. Değindi dediysek, onlara neden yoksul ve aç olduklarını anlatmadı elbette. Sadece aç olduklarını bildiğini onayladı. Aç insanların ülkesinden ayrılırken, kendisinin kullanımına sunulan lüks uçakta Papa dayanamayarak ağzındaki baklayı çıkardı: “Prezervatif dağıtımıyla yetinmek, insanları AIDS hastalığından korunmayı değil, bilakis bu hastalığın daha da yayılmasına neden olmaktadır.” Oysaki Papa’ya bakılacak olursa çözüm son derece basit: “AIDS’le mücadele prezervatifle değil, nefse hakim olma ile başarıya ulaşır.”

Malumunuz, bugün AIDS’in oransal olarak en yüksek olduğu kıta Afrika ve bu yüzden birçok sağlık kuruluşu bu kıtada AIDS’e karşı mücadele için insanları bilinçlendirmenin yanında bedava prezervatif dağıtıyor. Nitekim Papa’nın bu sözlerine tepki gelmesi de gecikmedi. Dünya Doktorları adlı kuruluş Papa’nın son sözlerinin tüm mücadelelerini tehlikeye soktuğunu söylerken Dünya AIDS’le Mücadele Fonu da Papa’dan sözlerini geri almasını istedi. En can alıcı tepkiyi ise Kamerun Hareketi yetkilisi Alain Fogue verdi: “İstesin ya da istemesin, bugün 100 Katolikten 99’u prezervatif kullanıyor. Bugün Afrika’da insanlar birçok şeyin farkında. Televizyonda Papa’nın hangi koşullarda seçildiğini görüyorlar. Artık gizem yok, böylece büyülenme de yok. Papa’nın temsilcileri, papazlar, din adamları prezervatife karşı boşa vaaz veriyor. Bugün Kamerun’da prezervatif satışları yüksek.”

Evet çağımız bilim çağı ve Fogue’nin dediğine bakılacak olursa Katoliklerin bile yüzde 99’u Papa’yı takmıyor! Papa bir din adamı olarak AIDS’e karşı nefsi kırma yöntemiyle mücadele edebilir ama geri kalan 6 milyar fani olarak ne yazık ki bilimin bizlere sunduğu olanaklarla yetinmek zorundayız. Daha o mertebeye erişebilmiş değiliz. Bu arada iş nefs mücadelesine kaldıysa Sayın Papa bu aralar bir arka bahçeye de bakıversin. Ne de olsa sapık rahip haberleri bu ara pek bir revaçta.


Irak işgalinin 6. yıldönümü

ABD'nin Irak'ı İşgaliGeçtiğimiz hafta Irak’ın işgalinin 6. yıldönümüydü. 20 Mart 2003’te ABD öncülüğündeki emperyalist güçler, sözde Irak’ın kitle imha silahlarını yok etmek, gerçekte ise ülkenin zengin petrol kaynaklarına konmak ve Ortadoğu’daki çıkarlarına hizmet için kendilerine tabi yeni kukla devletler kurmak amacıyla Irak’ı işgale başladılar. Irak halkının Saddam Hüseyin önedrliğinde cesurca direnişine karşın gerek Kürtlerin ülkelerini satmaları gerekse de çağın en modern silahlarıyla donanmış işgal ordularının büyüklüğü karşısında ön cephedeki savaşı kaybettiler. Direniş bugün gerilla savaşı şeklinde ülkenin her yerinde ABD askerlerine kan kusturmaya devam ediyor. Öyleki, işgalin baş sorumlusu ABD bile askerlerini 2010 Eylülünden itibaren çekmeye başlayacağını açıklamak zorunda kaldı.

Geçen 6 yıla karşın kitle imha silahlarının izine bir türlü rastlayamayan ABD sonunda doktrin değişikliğine giderek Irak’a ABD tipi demokrasi getirmeye soyundu. ABD tipi demokrasi gelip gelmediğini bilemiyoruz ama ABD tipi Vahşi Batı getirdiğine en ufak bir kuşkumuz yok.

Geçtiğimiz hafta Irak’ta yeşil sahalarda yaşanan bir olay gerçekten dünya üzerinde bir ilkti. Rakibin gole giden oyuncusuna teneke kutu, ayakkabı fırlatılmasını daha önce çok görmüştük ama bu sefer yaşanan olay akıllara durgunluk verecek cinstendi. Irak’ın güneyindeki Hille’de oynanan ve 1-0 devam eden Sincar-Buhara maçının son dakikalarında Buhara takımı oyuncusu takımına beraberliği getirecek gole son derece yaklaşmışken rakip takım seyircilerinden biri silahını çekiyor ve gole giden forvet oyuncusunu tam kafasından vuruyor. Futbolcu yeşil sahada yaşamını yitiriyor. Gördünüz mü Amerika’nın getirdiği demokrasi ve özgürlüğü? Artık herkesin rakip takım oyuncusunu çekip vurma hakkı var. Tam da Vahşi Batı’da olduğu gibi? Orada yan baktın diye vuruyorlardı, Irak’ta ise gole gidiyorsun diye...

Irak’ın kuzeyindeki bir polis karakolu önü. ABD askerleri dur ihtarına uymayan bir sürücüyü durdurmak için uyarı ateşi açıyorlar. Ama ne ateş! Otomobildekilere hiçbir şey olmazken, 100 metre ötede kendi halinde, hiçbir şeyden haberi olmayan 12 yaşında bir kız çocuğu isabet eden kurşunlarla anında yaşamını yitiriyor. ABD ordusunun açıklaması gayet tanıdık: “Serseri kurşunlara hedef oldu!” Ortada gerçekten en ufağından bir serserilik var ama bunun kurşunlar olmadığı kesin. Onlar nereye gitmesi isteniyorsa oraya gidiyorlar sonuçta.

Evet, işgalin 6. yıldönümünde Irak’a gelen demokrasi ve özgürlük bu. Artık herkesin birbirini öldürme, herkesin aç kalma, serseri bir kurşuna kurban gitme özgürlüğü var. Kürtler gelen demokrasi sayesinde Irak’ı parçalama olanağına kavuştu. Yadırgamamak lazım, çünkü ABD’nin özgürlükten ve demokrasiden anladığı yalnızca bu. Daha 300 yıllık bir tarihi bile olmayan ülkenin insanlık evrimi geçirmesi biraz uzun zaman alıyor.


Fransa’nın NATO’ya dönüşü
alay konusu oldu

Fransa'nın NATO'ya dönüşüFransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy göreve başladığında, İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’ın boşalttığı Bush’un fino köpeği lakabını alacağı söylenmişti. Nitekim Sarkozy şimdiye kadarki politikalarıyla kendisine bu lakabı layık görenleri utandırmadığı gibi, “tarihteki en Amerikan yanlısı Fransa Cumhurbaşkanı” unvanını da kazandı. ABD’nin bir dediğini iki etmeyen Sarkozy, 1966 yılında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün tarihi konuşmasıyla NATO’nun askeri kanadından çıkan Fransa’yı tam 43 yıl sonra yeniden dahil etti.

Fransa NATO’ya tekrar girdi girmesine ama her alanda ezeli rakipleri olan İngilizlerin alay konusu olmaktan da kurutulamadı. İngiliz Daily Mail gazetesi geçtiğimiz günlerde, Almanlara her iki paylaşım savaşında da kısa bir süre içinde yenilen Fransızlarla dalga geçen İngiliz fıkralarını okurlarıyla paylaştı. İşte Fransız ordusu fıkraları...

- Ellerini kaldırmış 100 bin Fransız’a ne nedir?

Fransız ordusu.

- Fransa’da neden hep geniş meydanlar vardır?

Alman askerleri geniş kollar halinde yürümeyi sevdiği için.

- Fransızlar neden özgürlük heykelini ABD’ye verdi?

Çünkü heykelin sadece tek kolu havadaydı.

- Fransızlar neden BM’de daha fazla oy hakkına sahip?

Çünkü her iki elleriyle de oy kullanıyorlar.

- Paris’teki Disneyland’da neden havai fişek şovu yapılmaz?

Çünkü her şov başladığında Fransızlar saldırı olduğunu zannedip teslim olmaya çalışıyor.

- Yazılan en kısa kitap nedir?

Fransız savaş kahramanları...

- Fransız askerlerine eğitimlerde ilk ne öğretilir?

10 dilde “Teslim oluyorum” demek.

- Fransız ordusunda en önemli şey nedir?

Dikiz aynası. Böylece kaçarken savaşı görebilirler.

Bir Fransız generali bir İngiliz generaline “Neden hep kırmızı giyiyorsunuz? Düşman için çok kolay hedef olmuyor musunuz?” diye sormuş. İngiliz general, “Böylece kan izi belli olmuyor. Diğer askerlerin de morali bozulmuyor” diye cevap vermiş. O gün bugündür Fransız askerleri kahverengi pantolon giyiyor...

Sarkozy sağ olsun, sayesinde Fransızların başına gelmeyen kalmadı. Eskiden yalnız kendi gülünç duruma düşerdi, şimdi peşinden tüm bir ulusu da sürüklüyor. Charles de Gaulle’ün kemikleri sızlıyordur herhalde...


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe