Tuğrul Çelik |
Tayyip, Doğan'ın biletini
“Teminat krizi”, Doğan’ı teğet geçmedi Süreç, TÜRKSOLU’nun yaptığı “faşizm medyaya acımaz” tespitinin doğrularcasına devam ediyor. Doğan grubuna verilen vergi cezasıyla hızlanan sürecin “beklenen son”la biteceğini tahmin ediyorduk. Öyle de oldu. Doğan grubuna kesilen faiziyle birlikte yaklaşık 915 milyon TL’lik vergi cezası, maliye ile Doğan arasında dönemlik bir “teminat krizi” doğurmuştu. Aydın Doğan, kesilen vergi cezasına karşılık ilk olarak Kanal D ve Star TV hisselerini ve sınırlı gayrimenkullerini teminat göstermişti. Maliyenin bunları teminat olarak kabul etmemesinin ardından Doğan bu defa 1,12 milyar TL değerindeki Kanal D ve Star TV’nin markalarını teminat olarak gösterdi. Ancak Maliyenin bu teminatı da reddetmesinin ardından en son Doğan TV Holding’in % 45.4’lük hissesini teminat olarak gösterdi. Hatta DHY yönetimi konuyu görüşmek için Ankara’ya kadar gitti, ama nafile… Doğan’ın üç kez gösterdiği teminat “markaların teminat niteliği taşımaması” gerekçe gösterilerek reddedildi. Doğan grubuna kesilen rekor vergi cezası sürecinde yaşanan “teminat krizi” dönemi, kanunen geçerli bir teminat gösterilemediği için haciz işlemi kararının çıkmasıyla son buldu. Buna göre Doğan TV Holding’in % 45,4’üne, Hürriyet’in % 66,56’sına, Doğan Gazetecilik A.Ş’nin (Radikal, Posta, Milliyet) %70,76’sına, Doğan Burda’nın (dergiler) % 44,89’una ihtiyati tedbir koyuldu. Maliye, grubun bankalardaki hesaplarına ve gayrimenkullerine tedbir koyulması ile ilgili yazılar gönderdi. Ayrıca yasa gereği grubun ortak ve yöneticileri de vergi borcundan mal varlıklarıyla sorumlu tutulabiliyorlar. Bu da Doğan’ın daha kaybedecek birçok şeyi olabileceğini şimdiden gösteriyor. Maliye de teminat gösterilmezse haciz sürecinin devam edeceğini duyurdu.
Doğan-AKP kavgası yeni bir olay değil… Ancak yaşanan tam olarak bir kavga da değil. Sadece sıranın kime geldiği meselesi… AKP’nin 2002’de iktidara gelmesinden bugüne adım adım faşizmini kurmasında neler yaşandığının analizi doğru yapıldığında, yaşanacakların baştan belli olduğunu görmek hiç de zor değildi. Yıl 2002’nin sonları… AKP iktidarının ertesi günü gazete manşetleri… “Anadolu İhtilali”, “Türkiye için yeni bir şans” AKP’nin gelişi karşısında Türk milletinin içini ferahlatmak Doğan’ın gazetelerine düşmüştü. Doğan medyası başta olmak üzere bütün büyük medya AKP’nin gelişini selamlıyordu. Kafalarındaki “hükümetleri biz kurar, biz yıkarız”, “en doğru anketleri biz yaparız” mantığının, Türkiye siyasetindeki ilk faşist hareket olarak AKP karşısında da işleyeceğini düşünüyorlardı. İşin ilginci yanıldıkların farkına da varmadılar. İlk darbeyi yiyen Uzan grubu oldu. İçlerinde AKP’ye “en” muhalif olanından… Ardından Dinç Bilgin… Sabah-ATV Grubu Dinç Bilgin’in elinden TMSF ve BDDK eliyle alınıp Turgay Ciner’e verildi. Diğer bir medya patronu Karamehmet’in elinden de bankası alındı. Hepsinden Uzan’a yapılanları susup izlemeleri istendi. Öyle de yaptılar. Aydın Doğan’ın gazeteleri Uzan aleyhinde sayfalarca “Türk milletine çağrı” şeklinde yayınlar yaptı. 2007’de sıra Dinç Bilgin’e geldi… Kendisine verilen Sabah-ATV grubu TMSF eliyle AKP’ye geçti. Aydın Doğan ne yapıyordu? Alkış…. Ama bir taraftan da korkuyordu. Sıranın bir gün kendisine de gelebileceğinin korkusu, ama rakibinin ipinin çekilişini seyretmek çok cazip geliyordu. Aydın Doğan AKP’ye göz kırpma ihtiyacını elindeki Gözcü gazetesini kapatarak ve Emin Çölaşan’ı kovarak giderdi. Şimdi ilmik Doğan’ın boğazında… Doğan bunu bir süredir çok daha fazla hissediyordu. Fark ettiği zaman faşizme direnme ihtimalini baştan reddettiği için, “faşizm olsun ama bana dokunmasın” mantığını devreye soktu. Hala “acaba durumu kurtarabilir miyim?”in hesabını yapıyor. “Tayyip Bey” ve “Aydın Abi”si Aydın Doğan vergi cezasıyla ilgili olarak Associated Press’e ve Wall Street Journal’a açıklamalar yapmıştı. “Başbakan bizi, kendisini destekleyen diğer medya gruplarına benzetmek istiyor, ancak biz onlar gibi değiliz”, “Erdoğan sessiz bir Türkiye istiyor” gibi sözler sarf edebilmişti. Tayyip’in çok tınladığı yok tabii ki. Medyayı tamamen Kürt-İslamcılaştırmaya devam ederken, gelen eleştirileri de bilindik Davos üslubuyla cevaplıyor: “Bir medya grubuna verilen vergi cezası meselesini basın özgürlüğüne getirip, sözde bizim basına sansür uyguladığımızı, baskı altına aldığımızı, söyleyenler var. Vergi cezası alan medya grubu daha önce de vergi cezası aldı. masaya oturup anlaştığı için o zaman uluslar arası kuruluşlara basın kısıtlanıyor diye şikayet etmediler. Şimdi vergi kaçırma suçundan cezalandırıldılar, yaygara yapıyorlar. Benim eleştirilerimi de medyaya baskı diye yutturuyorlar. Tüm dünyaya duyuruyorum. Türkiye’de basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü vardır. Herkes fikirlerini hak ve hukuk çerçevesinde dile getirebilir. Kimse iftira atmamalıdır. Bu yandaş medya, Türkiye’nin AB dönüşümlerine ayak uyduramıyor. Demokratik iktidarları hazmedemiyor.” Doğan’ın Tayyip’le ilgili bu açıklamaları utana sıkıla yaptığı o kadar belli ki, soluğu Taraf’ta alıp Amberin Zaman’a bir özel bir röportaj vermiş “aman Tayyip kızmasın” diye düşünerek. Doğan, Tayyip’le olan ilişkisini öyle bir anlatıyor ki, ortada milyon TL’lik cezanın adı bile geçmiyor. Varsa yoksa “Tayyip Bey”le onun “Aydın Abi”si… Amberin Zaman aralarındaki ilişkiyi soruyor, “Nasıl hitap ediyordu size?” “Tayyip Bey’den çok yaşlı olduğum için özel sohbetlerde bana ‘Abi’ diye hitap ederdi. Ama bu özel sohbetlerdi. Tabi kamuoyu önünde de ‘Aydın Bey’ derdi. Tayyip Bey öyle çok can ciğer kuzu sarması gibi değildir. Ama kontrollü bir dostluğumuz da vardı” diyor Aydın Doğan. 2008’e kadar ilişkileri kendi deyimiyle “Tayyip Erdoğan’la alıp veremediği bir şey olmadığı” şeklinde ilerlemiş; ta ki Deniz Feneri olayına kadar. Soru Ergenekon’a geliyor, “acaba Tayyip’te Doğan’ın Derin devletle işbirliği içinde hükümeti yıkmak istediği fikri mi uyanmıştı, sorun ondan mı kaynaklanıyordu?” Aydın Doğan net bir cevap veriyor: “Hayır. Tayyip Bey benim bu iktidarın önünü kesmek isteyen biri olmadığımı kesinlikle biliyordu.” Röportajda, AKP’nin iktidar olmasından sonra verdiği desteği “Onlar demokratikleşmeyi istiyordu. İnançlarımız örtüştüğü için destek verdik” diyerek; kapatma davası için “Bu siyasi partiyi halk şeçti, nasıl kapatırsınız?” diyerek tavır aldığını unutturmamış. Hatta bir itiraf geliyor: “Tayyip Bey’i hep sürmanşete taşıdık, güzel şeylerle.” Aydın Doğan bunca olaydan sonra aralarındaki soğumayı Tayyip’le olan yakınlığından rahatsız olan “yandaş medya”ya bağlıyor. Deniz Feneri olayında da haksızlığa uğramış. Aydın Doğan ilişkilerinin seçimden sonra düzeleceğini iddia ediyor. Doğan, faşizmin karşısında Pollyannacılıkla karışık uzlaşma stratejisine sarılmaya devam ediyor. Tayyip’in yakınındaki bir isim olan Akif Beki’yi Radikal’e alması Tayyip’e yine bir göz kırpışıydı. Kendi televizyonlarında Tayyip Erdoğan’ın mitinglerinin diğer televizyonlardakinden daha az yayınlanmadığına dikkat çekiyor. Aynı şekilde kadrolarına da bu konuda çok dikkat etmelerini söylüyormuş: “Hiç taraf olmayın.” AKP ile uzlaşmanın adı bu kez de tarafsızlık oluyor. Doğan her ne kadar paçayı kurtarmak için tedbir almaya çalışsa da ok yaydan çıkalı epey oldu ve AKP faşizmine her alkışı, onu kendi sonuna biraz daha yaklaştırdı. Röportajdan yaklaşık iki hafta sonra Doğan’a haciz kararı bağıra bağıra geldi. Bir diğer mesele, acaba Aydın Doğan röportaj vermek için neden “siyasi yandaşlığı yok” dediği Taraf’ı seçmişti? Güya Taraf gazetesi Van gezisi sırasında Tayyip’le bir mülakat yapmış ve Tayyip mülakatta adını vermeden Doğan hakkında yorumlar yapmış. Aydın Doğan da bununla ilgili olarak Taraf’la röportaj yapmış. Bu Aydın Doğan’ın gerekçesi. Bir de Ergenekon sürecinde gelinen son noktada Mustafa Balbay’a ait olduğu söylenen günlüklerin yayınlanması meselesi var. Başından beri Ergenekon’la ilgili her bilgi-belge Taraf tarafından yayınlanırdı. Şimdi “Balbay’ın Günlükleri” Aydın Doğan’ın Tempo dergisinin internet sitesinde yayınlanıyor. Hayırdır inşallah? Akşam grubunun patronu Karamehmet de Şubat ayında Ergenekon savcısı tarafından sorgulanmıştı. O günden beridir ondan da ses soluk yok. Doğan’a gelen haciz kararıyla şunu hissetmiştir, artık eskisi gibi ellerini ovuşturmanın bir önemi olmadığını biliyordur herhalde. Ergenekon, medyaya da AKP faşizmi karşısında çeki düzen verdirmeye devam ediyor. Doğan ortadan kalksa da, sürecin bir sorumlusu olarak faşizmin doğası gereği kendisinin de tamamen bitirileceği günler gelecektir. Ancak o da hala uzlaşma peşinde. Akşam’ın genel yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın Doğan’a haciz kararının çıktığı gün yayınlanan “AKP’nin ‘Beyaz Türklerle’ imtihanı” başlıklı yazısı, AKP’nin imaj değiştirmeye başlaması üzerine kurulmuş. Küçükkaya’nın AKP faşizmini yok sayan yazısının sonu şöyle: “Şimdi şunu soruyorum, AKP’nin imajında bir değişiklik mi başlıyor? AKP merkeze doğru yolculuk yaptıkça merkez de AKP’ye doğru doğru mu adım atıyor? AKP, yedi yıllık iktidar serüveninin bu aşamasında bir türlü kendini kabul ettiremediği Beyaz Türklerle taze bir başlangıç mı arıyor?” Ciner ve “Fırlama” Fatih’in Habertürk’ü Aydın Doğan Taraf’a verdiği röportajda Turgay Ciner’in yeni çıkan gazetesi Habertürk üzerine, gazete pazarını iyi düşünmeleri gerektiğini ve yayın organının para kazanması gerektiğini belirtmişti. Aydın Doğan’ın deyimiyle bu kriz ortamı ve pazarda gazete çıkarmak iyi düşünülüp öyle adım atılması gereken bir mesele. Habertürk, böyle bir dönemde 1 Mart’ta yayın hayatına başladı. 2007’de elinden Sabah’ın alındığı Turgay Ciner ve o zaman kapı önüne koyulan Fatih Altaylı ekibinin, çevreden toplama sınırlı bir yazarla “farklı” ve “muhalif” bir gazete olma amacıyla ortaya çıkarttığı Habertürk, internet gazetesi Habertürk’ün şekil değiştirmiş hali. Fatih Altaylı, gazete çıkmadan önce Nuriye Akman’ın sorularını yanıtlıyor. Habertürk bu ortamda nasıl çıkacak ve nasıl bir gazete olacak? Altaylı, Habertürk’ü şöyle anlatıyor: “Fırlamayım ben. Bu gazete de öyle olmak zorunda.” Habertürk’ün kriz koşulları altında birçok şeyden giderlerden ve hatta yazar-personel sayısından kısılarak çıkarıldığını söylüyor. Bu sayede diğer gazeteler gibi sistemi döndürebilmek için reklam gelirlerine ihtiyaçları olmadığını, bu sayede de kriz sonucu azalan reklam gelirleri gibi bir sorunlarının olmayacağını belirtiyor. Turgay Ciner’in bu kriz ortamında böyle bir yatırımı nasıl yaptığı sorusuna Fatih, gazetenin ve matbaanın euro-dolar paritesinin düşük olması ve uzun pazarlıklar gibi etkenlerle olabilecek en ucuz fiyata mal edildiğini ve tüm giderlerin de kısıldığını söylüyor. Siyasetçilerle hiçbir ilişkilerinin de olmayacağının da üzerinde durup, “Biz başka bir sınıfız. Başka bir hayvan türüyüz, biz gazeteciyiz. Eğer biz gazeteci olarak hayvan türünden çıkıp da işadamı, siyasetçi hayvan türünün içine girersek kendi işimizi yapamayız” diyerek bir taraftan Doğan’ı da üstü kapalı eleştiriyor. Gelelim Doğan’a haciz karanın çıktığı gün yaşanan diğer bir habere… Acaba “Fırlama” Fatih bu konuda ne diyecek? Habertürk’ün bu kriz ortamında nasıl çıkarabildiği konusundaki açıklamalar bir tarafta dursun; Ciner’in yeni yatırımı olan Beypazarı’ndaki Eti Soda Sanayi Üretim Tesisi’nin açılışı, Aydın Doğan’a haciz kararının çıktığı gün bizzat Tayyip’in katılımıyla gerçekleşti. %74’ü Ciner’e geri kalanı Eti Maden’e ait tesisin açılışında Ciner, Tayyip’e “Sizin moral desteğinize ihtiyacımız var. Bu desteği de kesintisiz yanımızda hissediyoruz” diyerek yatırımın perde arkasını aralamış oldu. Fatih siyasilerden uzak durma pozları yapadursun, patronu Ciner, Tayyip’e açılış kurdelasını kestiriyor. Habertürk’te tam sayfa AKP seçim ilanı basılıyor. Neredeyse her gün Habertürk’ün en arka sayfasında bir “arka sayfa Tayyip’i” görülüyor. “Acaba Fatih boş zamanlarında mı Habertürk’ün genel yayın yönetmenliğini yapıyor” diye sorası geliyor insanın. Gazetecilik konusundaki ilginç benzetmesi kendine has olan Fatih, gazeteyi “hayvanat bahçesi”ne çevirmeye kararlı görünüyor. Vilibis denilen bir antilop türünün zebralarla birlikte yaşadığını; çünkü vilibislerin çok iyi koku aldığını, zebraların da duyduğunu ve birbirlerini diğer yırtıcıların avı olmaktan korudukları örneğini gazetedeki işbölümü ortamına uyarlamış. O zaman bunu bir de iktidar-medya ilişkilerine uyarlarsak, iktidarın medyayı koruduğu, medyanın da iktidarı desteklediği bir sistem ortaya çıkıyor. Şimdiki AKP ile yandaş medya ilişkisi. Görülüyor ki Ciner ve Fatih’in Habertürk’ü de bu kulvarda başlamış koşuya. Frankeştayn gazete okur mu? TÜRKSOLU “Frankeşteyn’ı siz yarattınız” derken durumun buraya kadar geleceğini ortaya koymuştu. Faşizmin tekleştirici sisteminin “tek medya” ayağında yaşanan bunlar. Yandaş medya zaten Tayyip’in dediklerini yazıyor. Okumasına gerek yok bu yüzden. Peki, Tayyip’in istediklerini yazmayanlar? “One minute!”, “onları evinize sokmayın, okumayın!” Faşizm kimisiyle şimdilik anlaşır ve kurdelesını kesecek kadar “yandaş” yapar kendine; Ciner gibi. Hesabının daha büyük olduklarıyla da, işte Aydın Doğan örneği ortada. Ama tek bir “farklı ses” kalmayana kadar da devam eder. Ne yapsın, faşistin okur-yazarlığı ancak bu kadar, kitapları ve gazeteleri yakıp ateşinde oturmaktan zevk alır sadece. Aydın Doğan, Tayyip’e “Genç yaşınızda Allah size bu imkanı verdi, Türkiye’nin yıllardır görmediği bir başarıyı elde ettiniz. Çok başarılı gidiyorsunuz, Türkiye devamlı üst üste büyüyor” şeklinde methiyeler düzdüğü günlerin, AKP’nin faşizmi altında kendisine dokunulmadan yaşayacağı günlerin özlemini duyarken; maliyenin Doğan TV Holding’in %45,4’lük hissesine haciz kararı, başına gelecek olanın ne olduğunu gösterdi ve son noktayı bir kez daha koydu: Faşizm medyaya acımaz! Faşizmle uzlaşılmaz!
|