Prof. Dr. Türkkaya Ataöv |
Yeni seçilen Başkan Harrison, o zaman soğuk kışa rastlayan Mart ayında görevi kabul töreninde yaptığı konuşması sırasında paltosu ve şapkası olmadığından, hastalandı ve kısa sürede öldü. Muhaliflerinden Demokratlar öylesine sevindiler ki, seçilmiş ama yitirdikleri başkan için usulden diye yapılan bir dakikalık saygı duruşuna bile katılmadılar. Yalnız “ölümüyle yeteneksizliğini kanıtlayacak vakit kalmadığı için üzüldüklerini” söylemekle yetindiler. Çevresindekiler Harrison’un daha ilk gün bile her hangi bir konuda ağzını açmaması için birtakım önlemler almışlardı. Eski başkan Jackson da “her şeyin iyisini Tanrı bilir” demekle yetindi. Anayasaya göre Beyaz Saray’a girme sırası böylece Başkan Yardımcısı John Tyler’a gelmiş oluyordu. Bir yardımcı ilk kez başkanlık koltuğuna oturacaktı. William ve Mary Kolejinin rektörlüğünü de yapmış, ama o günün ölçülerine göre bile tutucu biriydi. Yeni baş yönetici tek dönemlik varlığını Kongre’de her iki partiyle de çatışmakla geçirdi. Devlet bankası için hazırlanan yeni yasayı da veto etti. Ama Britanya ile kuzey-doğudaki Kanada sınırını belirleyen antlaşmayı yaptı ve Uzak Doğu’da Çin limanlarını ticarete açtırdı. Yeni bir köleci toplum olan Texas’ın birliğe katılımını sağlayacak kararı imzaladı. Öylesine bir tutum sergiledi ki, kabinesinin (biri dışında) tüm üyeleri görevi sırayla bıraktılar. Başkan Tyler’ı çevresindekiler de tutmuyordu. Bu nedenle, bir sonraki dönemde (1844) aday olması söz konusu değildi. Seçimden önce köle düzenine dayalı Texas’ı ülkeye katmak için imzaladığı antlaşma kimini sevindirdi, köleliğe kendi çıkarları gereği karşı olanların muhalefetini ateşledi. Partisi Tyler’ı kaba tavırlarla 1844 seçimlerinin dışına itti. O da Virginia’ya döndü ve merkezi yönetime karşı yerel siyasetin haklarını savunmağa başladı. Birkaç yıl sonra, Güney ile Kuzey arasında İç Savaş başladığında, başkaldıranların Kongresine üye seçilmişti. Birliğin başkentinde başkan olarak bulunmuş birinin, bu kez, Güney meclisinde Kuzey’e karşı siyasete atılması şaşılası bir çelişiydi. Yakın görünen ölüm onu alıp götürmeseydi, daha da çelişkilere gömülecek ve onu yitirilmiş davaların öncüsü durumuna sokacaktı.
Seçim de bu olaylar ekseninde döndü dolaştı. Demokrat Parti toplantılarında tam sekiz kez oy verildi ve sonunda Jackson’un kolladığı James K. Polk aday seçildi. Polk Tennessee valiliği yapmış, Temsilciler Meclisi başkanlığında bulunmuştu. Buradaki son gününde, Whig Partisinden aday olan Henry Clay üyesi olduğu Senato’dan öteki toplantı yerine geçerek Polk’a “Tanrı’nın cezası adam, geldiğin yere dön ve bizi rahat bırak!” diye bağırmıştı. Clay üç kezdir başkan adayı oluyor, bir türlü kazanamıyordu. Bu seçimde de çirkin saldırılar oldu. Clay kumar oynuyor ve çok içki alıyordu. Bu nedenle, gündüzlerini kumarhanede, gecelerini de genelevlerde geçirdiğine ilişkin suçlamalar oldu. Polk için de kırk siyah kölesinin sırtına kendi adının ilk harfleri olan “JKP” yi dağlattığını yaydılar. Bu suçlama doğru değilse de, her iki aday da çok sayıda köle sahibiydiler. Polk İskoç-İrlanda kökenliydi. O sırada binlerce İrlandalı göçmen Amerika’ya ayak basmıştı. Onların desteğini de alabilmek için tümünü hemen yurttaşlığa aldılar. Buna karşılık, Whig’ler de kendi adayları Clay’ın gerçek adının “O’Clay”, yani onun da İrlanda kökenli olduğunu yaydılar. Gene oy toplamak için, New Orleans’da kurnaz bir Demokrat bir sürü yandaşını bir gemiye doldurarak Mississippi Nehri üstünden dolaştırıp aynı kişilere üç ayrı yerde oy kullandırdı. Seçim sırasında konuşulan konulardan biri Amerika’nın toprak yönünden genişlemesiydi. Amerika’nın büyümesine ilişkin New York’lu yazarlardan John L. O’Sullivan’ın “Açık Yazgı” sözcükleri henüz ortaya atılmamıştı, ama Başkan Polk Texas’tan başka Oregon bölgesini de ülkeye katmak istiyordu. Polk’un seçim tekerlemesi de (coğrafya enlemlerini çağrıştırarak) “54’e 50 ya da Savaş!” olmuştu. Polk 170 oy aldı, Clay 105’de kaldı. Bu oran halk oylamasına yansıtılınca, aradaki fark 39.000’e iniyordu. Bu seçimde bir yenilik olmuş, üçüncü bir parti de oylamalara katılmıştı. Bunlar da köleliğin kaldırılmasını isteyen New York’lu bir topluluktu. Onları destekleyenlerin 62.000 kişiye ulaştıkları anlaşılıyor. Polk eski başkanlara oranla en genç olanıydı. Günde 10 saatten fazla çalışır, haftada iki kabine toplantısı yapardı. “İşini gereği gibi yapan kişinin boş vakti olmaz!” derdi. Başkanlığı sırasında gümrük vergilerini indirdi, devlet parasını onu çarçur etmiş olan özel bankaların elinden bir ölçüde kurtardı ve güney komşu Meksika ile savaşa tutuşarak ülke sınırlarını büyüttü. Bir önceki Başkan Tyler Texas’ı birliğe kattığından, ondan geri kalmamak için Meksika ile yeni bir savaşa koyuldu. Meksika 1848’de sona eren bu savaşta topraklarının üçte-birini yitirdi ve Amerika böylece güneyde büyümüş oldu. Britanya’yı da yeni bir savaşla korkutarak Oregon sınırını Amerika yararına değiştirdi. Meksika ile savaşın generallerinden Zachary Taylor siyasette ister istemez öne çıktı. “Bueno Vista Savaşının kahramanı” diye anılıyordu. Whig partisi onu hemen aday gösterdi. Yardımcısı da New York Birlikteş Devletinin denetçisi Millard Fillmore olacaktı. Demokratlar uygun bir aday bulmakta zorlandılar. Polk ikinci kez aday olmak istemiyordu. Adaylığı kazanamayacağını anlamıştı. Onun yerine eski Michigan Valisi Lewis Cass’da karar kıldılar. Polk Tennessee’ye yerleşti ve birkaç ay sonra da öldü. General Taylor’da iyi aday nitelikleri var sayılırdı. Güneyliydi, ama çok sayıda kölesi yoktu. Savaş kahramanıydı, ama savaşı o çıkarmamış, görevi kabul edip hizmet vermişti. Babası da subaydı, kendi de. Ayrıca, savaş kahramanıydı, ama yerel ya da federal başka hiç bir görevde bulunmamıştı. Güney’de Louisiana’da babadan kalma çiftliği ve köleleri vardı. Ancak, diş bileyen düşmanları yoktu. Whig ada oldu, ama aşırı zenginlerin adamı diye bilinmiyordu. Öteki aday Cass’ın adı İngilizce “eşek” (ass) ve “gaz” (gas) sözcükleriyle uyaklıydı. Bu nedenle, alaylı çizimlere konu oldu. Birkaç beyaz yurttaşını köle diye sattığı ve denetçilik işinde epeyi rüşvet aldığı söylendi, ama bunlarda yalan payı yüksekti. Seçimi Whig Partisinden Taylor kazandı. Fark azdı. İlginç bir sonuç Demokratlar’ın atadığı (sonradan ünlü) yazar Nathaniel Hawthorne’un gümrük işinden çıkarılması oldu. İşini böylece yitiren bu yazar Amerika’nın kuzey-doğusunda Salem denilen bölgedeki tutuculuğu konu edinen büyük yapıtı “Kızıl Harf” başlıklı romanını yazmağa başladı. Görev başında ilk ölen başkan Harrison ise, ikincisi de Taylor oldu. Bozuk meyve yemek ve buzlu süt içmekten (birkaç ay içinde) öldüğü söylendi. Arsenikle zehirlenme savı varsa da, 1991’de mezarı açılarak bedeninden alınan saç ve tırnak örnekleri bu suçlamayı doğrulamadı. Taylor zamanının bir önemli olayı 1849’da “Altına Hücum”, ikincisi de California ile (o tarihte Utah ve Arizona’yı da içeren) New Mexico’nun Amerikan birliğine katılmaları olasılığıydı. Amerika’nın (düşük de olsa) ücretli işçiye dayalı endüstrileşmekte olan kuzey bölgesi yeni toprak katılmalarıyla köleciliğin daha da yaygınlaşacağını düşünüyor, güneydekiler de zaten birlikten ayrılma yönünde düşünceler ileri sürüyorlardı. Yeni katılmalar bir sonuca bağlanamadan Başkan Taylor öldü. Yerini geçici olarak yardımcısı Millard Fillmore aldı. O da Batı’daki ağaç kütüklerinden yapılma tek odalı sınır evlerinin birinde doğmuştu. Az eğitim görmüş, köleciliğe karşı genelde cephe almıştı. Öte yandan, kaçak kölelerin yakalandıklarında sahiplerine geri verilmesi yöntemini desteklemişti. Bu nedenle, Kuzey’de bir ölçüde destek yitirdi. Güneyliler ona omuz verdilerse de, Kuzeylilerden yeterince onay alamadı. Amerikan büyük sermayesine bir büyük desteği Komodor Matthew C. Perry’nin Japon limanlarını ilk kez ticarete açmasına arka çıkışıydı. Ona 1852’de Japonya’ya gidip bu ülke limanlarını gemisindeki güçlü toplarıyla göz dağı vererek açtırmasını isteyen Başkan Fillmore’du. Whig Partisi uzun toplantılardan ve elli iki oylamadan sonra Meksika Savaşı kahramanlarından General Winfield Scott’u aday gösterme kararını aldı. Benzer karışıklığın yaşandığı Demokratlar da az tanınan Franklin Pierce’i seçtiler. Pierce de Meksika Savaşında yer almış, ancak savaş alanında bir ara bayılmıştı. Nedeni bir diz yarasıysa da, rakipleri bunu korkaklığına vererek “ödlek başkan istemiyoruz!” diye tutturdular. Ayrıca, kendi ülkelerinden patates kıtlığından ötürü kaçmak zorunda kalan Katolik İrlandalıların Amerika’ya göçü sürdürmeleri karşısında, onların Pierce’i desteklemelerini önlemek için New Hampshire Birlikteş Devleti yasasında Katolikleri oy vermekten alıkoyan maddenin Pierce tarafından kaleme alındığını yaymışlardı. Bu suçlama da doğru değildi. Pierce Kuzey’dendi, ama Güney’in ilkelerini daha fazla benimsemişti. O tarihte oy veren birlikteş devletlerin sayısı 34’e çıkmıştı. Pierce dördü dışında geri kalanın desteğine kavuştu. Ancak, yeni başkanın önemli bir zayıf yanı vardı. Alkolikti ve kısa sürede sirozdan öldü. Ölümünden önce, bir önceki Whig iktidarınca işinden atılmış yazar Nathaniel Hawthorne’u Britanya’da Liverpool’a konsolos olarak atadı. Gençliklerinde ikisi de aynı okula gitmişlerdi ve oradan tanışıyorlardı. Seçimler sırasında eski okul arkadaşının yaşam öyküsünü anlatan küçük bir parça da yazmıştı. Bir siyasetçi için böylesine seçkin bir yazarın desteğini kazanmak başlı başına önemli sayılmalıdır. Ancak, Hawthorne, o güzel anlatım biçimiyle de olsa, böyle şeyleri yazmak için biçilmiş kaftan olmadığını uzun uzun anlatarak okuyucudan bir tür af diliyordu ki, bunun Pierce’e pek yararlı olduğu söylenemez.
|