16.03.2009/Sayı:228
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Onur Yaman

Türk kültürünün reddinden Kürtçe’nin kabulüne Ajda Pekkan

Ajda PekkaGüldünya Şarkıları

Güldünya; Bitlis’te kuzeninin kocası tarafından tecavüze uğrayıp hamile kalıyor. Bunun üzerine İstanbul’a geliyor. Eline, ailesi tarafından silah verilen kardeşleri Güldünya Töre’yi sokak ortasında kurşunluyorlar. Ölmediğini öğrenince kaldırıldığı hastaneye gidip kafasına tek kurşun sıkarak öldürüyorlar.

Geçtiğimiz hafta Pazartesi akşamı TİM Show Center’de “Güldünya Şarkıları” albümünün ilk konseri düzenlendi. “Güldünya Şarkıları” albümü Hürriyet gazetesi’nin “Kadına Yönelik Şiddete Son Kampanyası” kapsamında çıkartılmıştı. Albüm 13 kadın şarkıcının söylediği şarkılardan oluşuyor. Düzenlenen konserde ön plana çıkan isim Ajda Pekkan’dı. ‘Süper Star’ Kürtçe şarkılarıyla tanınan Aynur’la Kürtçe düet yaparak konsere damgasını vuracaktı.

Ajda’nın Kürtçe şarkı söylemesi herkeste bir şaşkınlık yaratacaktı. Kimisi şaşırıp sevinir ve takdir ederken kimisi de şaşırıp kızacaktı. Peki ortada şaşılacak bir şey var mıydı?

Ajda Pekkan konser sırasında “Ben müziğe adım attığımda kimse yoktu. Hep tek başıma çabaladım” diyordu.

Ajda’nın sahneye adım attığı yıllar 60’ların başıydı. İlk sahneye çıktığında söylediği şarkı İtalyan şarkıcı Mina Anna Mazzini’nin “Il Cielo In Una Stanza” isimli şarkısıydı. Anlayacağınız o dönemde de Türkçe ile arası pek iyi değildi. 60’ların sonlarına doğru aranjman denilen Batıdan alınan ezgilerin üstüne Türkçe söz yazarak oluşturulan müzik türü oldukça yaygınlaşıyordu. Aranjman denildiğinde ilk akla gelen isim Ajda idi. Aslında aranjmanın kökeninde daha köklü bir politika vardı.

Batı “evrensel kültür” diyerek bir kültür politikasını tüm dünyaya dayatıyordu. Evrensel kültür denilen şey tek tek Çin, Arap, Türk, Hint vs. tüm kültürlerin toplamı değildi tabiki. Dayatılan ‘evrensel kültür’ Batı kültürüydü. Aranjman dönemi, her şeyin en iyisini üreten Batı’dan ürettiklerini alma dönemiydi. Hissiyatı bize ait olmayan ezgiler… Kimi zaman haddinden gülünç oluyordu yazılan sözler. İspanya İç Savaşı’nı anlatan, “Yasımı Tutacaksın” adlı romandan da tanıdığımız, bir dönemin ünlü boğa güreşçisi El Cordabes için yazılan bir şarkıyı Sezen Cumhur Türkçe sözlerle düzenliyordu: “Seni beklerim öptüğüm yerde / belki bir akşam dönersin diye/ belki dönersin eski günlere”…

60lı yıllar aynı zamanda Türkiye’de toplumsal hareketin Atatürkçülük temelinde yani sol zeminde yükseldiği dönemlerdi. Mücadele, Batı’ya yani emperyalizme karşıydı. Emperyalizmin yıktığı ulusal değerlere sahip çıkmayı yani milliyetçi zeminde mücadele etmeyi gerektiriyordu. Ulusalcılık yalnız politik alanda değil edebiyattan müziğe birçok sanat alanında da kendisini gösteriyordu. Batıya karşı durmak için kendi değerlerimizi ön plana çıkarmak; ulusal kültürümüzü korumak geliştirmek gerekiyordu. Dönemin Türkçe müzik ve müzikte ulusal kültürün savunusunu vererek ön plana çıkan ismi Fikret Kızılok olmuştur. Yaptığı müzikle ne kadar katkıda bulunduğu tartışmasını ayrı tutuyoruz.

Fikret Kızılok bağlama ile sınırlı bırakılmak istenen halk müziğini geliştirip çağdaşlaştırmak amacındaydı. Batı’nın etkisindeki sanatçıların her zaman karşısında yer alacaktı. Kızılok’a göre yabancı dilde şarkı söylemek ulusal kültürün yıkımı anlamına geliyordu. Aranjman denilen Batı müzikli Türkçe sözlü şeyde Türk’ün müzik yapamayacağı ve yapmaması gerekiyordu. Bu bağlamda Ajda Pekkan başta olmak üzere, Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur Önal, Fikret Şenses gibi isimlere, yani ‘aranjman’cılara karşı savaş açacaktı.

Âşık Veysel’in sözlerini yazdığı ve modernize ederek bestelediği parça Sezen Cumhur tarafından Âşık Veysel aranjmanı olarak adlandırılınca; Sezen Cumhur Türk kültürünü dejenere etmekten dava açacak ve kazanacaktı. Kızılok’un tüm sanatçılara çağrısı açıktı: “Türkçe konuşan Türkçe düşünen bireyler olarak kendinize dönün. Batıcılık ve Batı hayranlığının ülkeye ve müziğe bir katkı getirmeyecektir.”

Türkçeyi yarı Fransızca konuşan Ajda da sürekli Kızılok’un hedefindedir. Bülent Ortaçgil’le yazıp bestelediği “Şarkıdaki Maymun” adlı parçanın Ajda için olduğu yaygın olarak bilinir. O Yıllarda Kızılok’un slogan gibi bir sözü vardır: Türkçeye sahip çıkmak erdemdir. Şarkının ilk kısmı şöyledir:

“Ne kadar da güzel ve şuh tanıtılırsın
Oysa gerçekte bir maskarasın
bir maymunsun şarkıların içinde
bir papağan, süper renk ve biçimde
Önemi yok erdemin; mühim olan paradır
Bir bilinse ki o ne tezgahtır”

O gün Türkçe erdeminin dışında kalanların bugün aynı erdem yoksunluğunu Kürtçe söyleyerek devam ettirmeleri doğaldır.

Parçalanan ‘ulusal kültür’den diriltilen ‘etnik kültür’e

Tartışmadan günümüze yaklaşık 40 yıl geçmiş. Ortada Türk müziği adına pek bir şey kalmadığını görüyoruz. Hatta Batı’nın kültürel saldırısı altında “ulusal kültür”ün parçalandığını söylemek mümkündür. Ulusal kültürün parçalandığı noktada, doğal süreçte bu kültür içinde eriyip kendi rengini de vererek kaybolacak olan yapılar dış destekle canlandırılmaya çalışılmaktadır. Son on yıldır kitapçılarda Kürtçe kitap bölümleri gördüğümüz gibi müzik marketlerde “etnik müzik” bölümleri görmekteyiz. İşte Kürtçe müziğin önünü açan etmenlerden biriside ulusal kültürün Batı etkisiyle dağıtılmasıdır. Dün Türk müziğinin önüne yabancı dilde müzik-aranjmanlarla yıkıcı etki yaratanlar aslında bir yandan da bugünkü Kürtçe müziğe yol açmaktaydılar.

Aynı şarkıdan bir bölüm daha:

“Bahanedir hepsi bilirsin ya bahane
Her çıkışta bizden gider onlara
Döner gelir nasıl olur
Bilmem ki bildiremem
Üç-beş şarkı elli bavulla”

Dün Türk kültürü parçalanırken, Avrupa’dan elli bavulluk alışverişlerin yanında gelen üç-beş şarkı Fransızcaydı bugün ise çıkınlarına Kürtçe şarkılar konuluyor…

Her ne kadar Kürtçe şarkı söyleyip bölücülüğe hizmet etmek ve Türkçe dışında şarkı söylemek birbirinden farklı düzlemler gibi görünse de birisi diğerinin açtığı yolda ilerliyor. Nasıl Türkiye Batı uydusu olmakla bölünmeye doğru ilerliyorsa, Batı kültürü ve sanatının etkisinde de kendi dilinden koparak “Kürtçe”nin önünü açıyor.

Bu bağlamda Aynur’la Kürtçe müzik söyleyen Ajda Pekkan değil, Ajda Pekkan sayesinde Kürtçe söyleyen Aynur demek daha doğru olacaktır. Toplum içine o günlerde bir günah yayılmaya başlanmakta ve bugün sahnede “sonuç”u görmekteyiz.

Ajda’nın tüm bu sürecin bilinçli bir planlayıcısı olacak düzeyde olmadığı ortadadır. Politik alanın net tavırlarının sanat alanında daha flu ve soyut olması doğaldır. Ajda’nın gözlerinin bu fluluğu seçebileceğini düşünmüyoruz; ancak sonuç ortadadır. Sözlerimizi Kızılok’un “Şarkıdaki Maymun”unun son sözleri ile bitirelim.

Sen bir ekolsün; ekollerin dışında
Ve bir günah gibi bu toplumun içinde
Takmışsın peşine bir maymun sürüsü
Artık bir şarkıdır bunun gerisi…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe