16.03.2009/Sayı:228
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Kürtler Kerkük sevdasından vazgeçemiyor

Mesut BarzaniYenilen pehlivan güreşe doymazmış diyeceğiz ama Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin ne görünüşü ne de yüreği bir pehlivana benziyor. Irak’ın işgali sırasında Kürtler verdikleri desteğin karşılığı olarak Kerkük ve Musul’un üzerine oturmuşlardı. Kısa bir süre önce yapılan seçime kadar da bunun keyfini sürdüler. Ama daha önceki son seçimi boykot edip katılmayan Araplar son yapılan seçimlere katılınca Kürtler hiç beklemedikleri bir darbe aldı. Musul ve Kerkük’e o kadar Kürdü yığıp Arapları ve Türkmenleri bölgeden uzaklaştırmalarına karşın, yapılan seçimlere “Kürtler dışarı” sloganıyla katılan El Hadba ittifakı oyların yarısını alınca Kürtlerin de bu tatlı düşleri sona erdi.

Fakat başta da dediğimiz gibi yenilen pehlivan bir türlü güreşe doymuyor. Geçtiğimiz hafta Avrupa gezisi kapsamında İngiltere’ye giden Mesut Barzani, bu ülkede yaşayan Kürtlerle yaptığı bir toplantıda Kerkük’ün hiçbir koşulda pazarlık konusu yapılmayacağını söyledi. Kürtlerin kendi istekleri dışında bölündüğü iddia eden Barzani ayrıca tüm ulusların bağımsız yaşamaya hakkı olduğunu söyleyerek Kerkük’ün Kürt bölgesine bağlanması yönündeki çalışmalarından vazgeçmeyeceklerini bir kez daha tekrarladı.

Şimdi Barzani’ye sormak gerekiyor. Siz tarih boyunca ne zaman bağımsız bir devlet kurdunuz da bir arada yaşarken sizi böldüler? İşbirlikçiliğiniz ödülü olarak kurduğunuz Mahabad’ı saymıyoruz. Zaten ömrü de 1 yıl bile sürmedi. Sizin bağımsız bir devlet kurmaktan anladığınız da zaten bu. Emperyalist bir devlet gelecek, bağımsız bir ulusun topraklarını işgal edip işbirlikçiliğinizin ödülü olarak size bağışlayacak. Tıpkı bugün nasıl bağımsız bir İsrail Devleti varsa! Yoksa, “Irak anayasaya ve federalizm ilkesine bağlı olduğu sürece, Kürtler Irak’la ulusal birliğe ve beraber yaşamaya tam bağlı olacaktır.” lafın ancak havada kalır. Gücünün yetmeyeceğini bildiğinden zorunlu olarak bunları söylüyorsun. Yoksa orayı da bölmek için bir saniye bile durmazsın. Aslına bakılacak olursa İngiltere ziyaretinin nedeni bile İngiltere’nin Mayıs sonunda askerlerini Irak’tan çekmeye başlayacak olması ve Barzani’nin bunu durdurma çabaları. Ne de olsa İngiltere aradan çekilince Araplar ve Türkmenler ile aralarındaki mesafe iyice kapanmış olacak. Ama bakalım tüm bu yaptığınız zulümlerden sonra Arap ve Türkmen kardeşleriniz sizinle yaşamak isteyecekler mi?


Radikal’in mumu yatsıya kadar yanar

 

Fidel ve Raul Castro
Fidel ve Raul Castro

Geçtigimiz haftaki Dünya köşesinde Tuğrul Çelik arkadaşımız Küba’daki kabine değişikliğinden bahsetmiş ve bir kez daha komplo teorilerinin ortalığı sardığını yazmıştı. Her demokratik ülkede gayet sıradan bir olay sayılan bir kabine değişikliği Küba’da gerçekleşince her nedense Radikal gazetesi olayı komplo teorileri ile açıklamaya çalışmıştı. Radikal’e göre güya Fidel ve Raul arasında sorunlar varmış da, yetkileri eline geçiren Raul, Fidel’cileri yönetimden birer birer uzaklaştırıyormuş.

Hani aslında Radikal’in yazdıklarını hiç kaale almamak gerekiyor ya. Ne de olsa defalarca ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilen bu dezenformasyonlardan artık millete gına geldi ama işin içinde deli ve taş ilişkisi de var.

Yılların devrimci deneyimine sahip olan Fidel Castro da bu durumu düşünmüş olmalı ki, 3 Mart tarihli yazısında bu komplo teorisini de tarihin çöplüğüne gömdü. “Bakanlar Kurulu’nda Sağlıklı Bir Değişim” başlıklı makalesinde Castro bazılarının “Fidel’in adamlarının yerine Raul’un adamları geçti” söylentileri yaydığını, oysa yerlerine yenileri gelenlerin zaten parti ve diğer yoldaşlar tarafından atandığından kendi adamları gibi bir durumun söz konusu olmadığını söylüyor. Üstelik yeni atananlar herhangi bir kural olmamasına karşın bizzat gidip Fidel Castro’nun da fikirlerini ve öğütlerini almışlar. Üstelik görevden alınanlardan Carlos Lage ve Felipe Perez Roque geçtiğimiz hafta yaptıkları açıklamayla yapılan değişimin son derece adil olduğunu, hatalarından ders çıkartarak bundan böyle devrim çok daha sıkı çalışacaklarını söylediler.

İşte böylece Radikal’in mumu da ancak bir hafta yanmış oldu. Radikal’in bir türlü anlayamadığı gerçek, sosyalist ülkelerde mevkinin lidere yakınlığa göre değil liyakate ve yeteneğe göre verildiği. Yani öyle bizdeki gibi dayısı olanları güzel mevkilere getirip, dayısıyla arası bozulunca görevden almıyorlar. Hani Küba kapitalist olsa Radikal yazdıklarında haklı olabilirdi ama sosyalist Küba için Radikal’in yazdıklarının hiçbir anlamı yok. Belki Radikal yazarları biraz daha sosyalizmin ne demek olduğunu araştırsalar iyi olur.


Morales’ten koka yaprağı çıkışı

Evo MoralesAvusturya’nın başkenti Viyana’da toplanan BM Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu toplantısına Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales damgasını vurdu. Komisyon’un 53 üyesinin gözleri önünde, 1961 yılında uyuşturucu sınıfına sokularak yasaklanan koka yaprağını çiğneyen Morales bu anlamsız yasağın kaldırılmasını istedi.

MÖ 3000 yılından günümüze değin kokanın yetiştirildiğini söyleyen Morales, koka yaprağının Ant bölgesinde yaşayanlar için artık kültürel bir kimlik haline geldiğini belirterek Antlarda 10 milyon insanın koka yaprağı çiğnediğini belirtti.

Toplantıya katılan Avusturya Adalet Bakanı’na hitaben, “Bu çiğnediğim uyuşturucuysa, beni içeri atmalısınız” diyen Morales koka yaprağının kokain demek olmadığını, bağımlılık yapmadığını ve sağlığa zararlığı olmadığını belirterek hem Bolivya’nın lideri hem de bir koka üreticisi olarak koka yaprağını savunmak zorunda olduğunu söyledi.

Toplantıya katılanların Morales’in bu çıkışı karşısında oldukça şaşırdıklarını tahmin etmek zor değil. Ama Morales bu, her fırsatta her durumda kendi halkının ekonomik çıkarlarını savunmadan duramıyor. Morales’in bu yaptığı bazılarına şov gibi geliyor olabilir ama koka yaprağının Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu’nda savunulmasından daha iyi ne dikkat çekebilirdi ki? Bizim pastalarımıza, böreklerimize kattığımız haşhaş neyse, koka yaprağı da Bolivya halkı için o. Morales kendi halkı için en iyisini yapmaya devam ediyor. Darısı bizim başımıza...


Muntazar El Zeydi’nin cezası belli oldu

Muntazar El ZeydiABD eski Başkanı George W. Bush’un 14 Aralık 2008 tarihinde Irak’a yaptığı ziyaret sırasında düzenlediği basın toplantısında Bush’a ayakkabı fırlatarak ezilenlerin kahramanı olan Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi’ye işbirlikçi mahkemenin verdiği ceza geçtiğimiz hafta belli oldu. Bağdat’ta çok sıkı korunan Yeşil Bölge’deki Bağdat Ceza Mahkemesi’nde yapılan üçüncü duruşmanın sonunda El Zeydi’ye yabancı bir lidere saldırıda bulunmak suçundan 3 yıl hapis cezası verildi.

30 yaşındaki Muntazar El Zeydi duruşma sırasında yaptığı eylemin ülkesini işgal edenlere karşı gayet doğal bir yanıt olduğunu ve bu yüzden dolayı suçsuz olduğunu söyleyerek beraatini istedi. Zeydi savunmasında ayrıca Bush’un habersiz olarak Irak’a geldiğini ve bu yüzden ziyaretinin resmi sayılamayacağını söyledi. Fakat mahkemenin formaliteden yapıldığı o kadar belliydi ki, üç yargıçtan oluşan mahkemenin karar vermesi 5 dakika bile sürmedi. Evet, yargıçlar savunmayı dinledikten yalnızca 5 dakika sonra El Zeydi’ye verilen cezayı açıkladılar.

Verilecek ceza nasıl sürpriz olmadıysa, kararın okunmasının ardından Muntazar El Zeydi’nin gösterdiği tepki de hiç sürpriz olmadı. El Zeydi, gülerek ve işbirlikçileri tüm mahkeme safhası boyunca aşağılayarak ölüme giden Saddam Hüseyin gibi mağrur bir şekilde “Çok yaşa Irak!” diye bağırdı ve Irak halkı için yaptıklarının bedelini ödemekten çekinmeyeceğini gösterdi.

İşgal güçlerinin kuklası Irak mahkemeleri geçtiğimiz hafta yalnızca El Zeydi’yi mahkum etmedi. ABD emperyalizmine karşı yakalanıncaya kadar Irak’ı savunan Saddam Hüseyin’in iki üvey kardeşini de idama mahkum etti. İçişleri eski Bakanı Vatban İbrahim El Hasan ile Kamu Güvenliği eski Müdürü Sabavi İbrahim, 1992 yılında 42 tüccarın idam edilmesiyle ilgili görülen davanın sonunda idama mahkum edildi. Tüccarlar 1992 yılında Körfez Savaşı sürerken ve Irak BM ambargosu altındayken karaborsacılık yaparak ülkede gıda sıkıntısına ve fiyatlarının yükselmesine neden olmuşlardı. Halkın temel gereksinim maddelerini bile bulmakta zorlandığı savaş şartlarını kendi çıkarları için kullanarak Irak halkını açlığa mahkum eden tüccarları Saddam rejimi affetmemiş ve yapılan mahkeme sonucu idam kararı çıkmıştı. Yani Saddam Hüseyin’in kardeşleri de yalnızca Irak halkının çıkarlarını düşünerek hareket etmenin bedelini şimdi tıpkı Saddam gibi idam edilerek ödeyecekler.

Aynı davada “insanlığa karşı suç işlemekten!” suçlu bulunan Irak’ın eski Başbakan Birinci Yardımcısı Tarık Aziz ve Ali Hasan El Mecid ise 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. El Mecid daha önceki yargılamalarından da 3 kez idam cezası almıştı.

Kukla Irak yönetimi ABD’nin istekleri doğrultusunda, ABD işgali sırasında işgale karşı çıkan Iraklı yurtseverleri bir bir ölüme mahkum etmeyi sürdürüyor. Fakat görünen köy kılavuz istemiyor. Direnişçilerin biri idam edilirken, idam edilen bir kişinin yerini onlarcası alıyor. Günü geldiğinde hesap verme sırası işbirlikçilere geldiğinde fark edecekler ki, geride kendilerini koruyacak ne bir ABD kalmış ne de AB. Tarih bunun en açık tanığı.


Pakistan’da Zerdari Müşerref’i aratıyor

Pakistan eski lideri Pervez Müşerref’in, kendisini devirmeye çalışmakla suçladıktan sonra aralarında Yüksek Mahkeme Başyargıcı olmak üzere Yüksek Mahkeme üyesi altmış yargıcın görevine son vermesiyle ilgili sıkıntı bir türlü sona eremiyor. Yargıçların görevden alınmasının ardından Pakistan karışmış ve ülkenin birçok büyük kentinde yapılan Müşerref karşıtı protesto gösterileri sonucu Pervez Müşerref koltuğunu bırakmak zorunda kalmıştı.

Yapılan seçimleri, suikast sonucu öldürülen Benazir Butto’nun eşi Asıf Ali Zerdari kazanmış ve Pakistan Müslüman Birliği lideri Navaz Şerif ile birlikte koalisyon hükümeti kurmuştu. Seçim kampanyasını yargıçların göreve iade edilmesi üzerine kuran Şerif, aradan geçen zamanda yargıçlar görevlerine iade edilmeyince Ağustos 2008’de koalisyondan çekilmişti.

Gerçi Zerdari de seçimlerden önce, yargıçların göreve iadesinin, başyargıcın görev süresini ve yetkilerini sınırlayacak bir reform paketi ile kabul edeceğini açıklamış olsa da, aradan geçen bir yıl içinde yargıçların göreve hâlâ iade edilmemesi Zerdari’nin bu sözünü unuttuğunu gösteriyor.

Yüksek Mahkeme’nin geçtiğimiz haftalarda Pakistan Müslüman Birliği lideri Nevaz Şerif’i seçimlere katılmaktan men etmesi ise bütün bunların üzerine tuz ekmiş oldu. Navaz Şerif’in başını çektiği muhalefet ve hukukçular, Yüksek Mahkeme’nin bu kararı Zerdari’nin isteğiyle aldığını gerekçe göstererek, 4 gün sürecek bir protesto yürüyüşünün hazırlıklarına başladılar.

Fakat daha fazla demokrasi vaadiyle iktidara gelen Asıf Ali Zerdari’nin bu yürüyüşe tepkisi fazla uzun sürmedi. “Orman kanunlarının istikrarsızlığa yol açmasına izin veremeyiz” diyen hükümet ülkenin en büyük iki vilayeti olan Pencap ve Sind’deki kitlesel siyasi toplantıları şiddet olaylarına yol açma olasılığını gerekçe gösterilerek yasakladı. Yürüyüşün etkisini kırmak için hükümet binalarının çevresine onlarca polis yerleştirildi. Muhalefet ise hükümetin koyduğu bu yasağa karşın ülkenin birçok kentinden başkent İslamabad’a doğru “uzun yürüyüş”e başlayınca Pakistan bir kez daha karıştı ve polis güç kullanarak yüzlerce protestocuyu gözaltına aldı.

Asıf Ali Zerdari böylece Müşerref’ten boşalan yeri çok iyi şekilde doldurduğunu gösteriyor. General Müşerref bu protesto gösterileri sonucu görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Aynı durumun Zerdari’nin de başına gelmesi uzak bir olasılık değil. Hem hükümet hem muhalefet bu protesto gösterilerine odaklanmışken ABD’nin insansız uçakları fütursuzca Pakistan’da insan avını sürdürüyor. Sadece geçtiğimiz hafta tek bir saldırıda 14 kişi ABD füzelerinin kurbanı oldu. Ülkedeki bu karışıklıktan en fazla mennun olan herhalde Müşerref’in yerine Zerdari’yi başa getiren ABD. Çünkü şu sıralar kimse ondan hesap sormayı düşünmüyor.


Hoop... Yanlış yere soktun...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe