İnan Kahramanoğlu |
Evrim gerçeği ve Darwin’in zaferi
Herakleitos’un “değişmeyen tek şey değişimdir” tespitinden beridir insanoğlu “değişim”in tartışılmaz bir gerçek olduğunu biliyor ve hem kendisinin hem de yaşamakta olduğu dünyanın geçirdiği ve geçireceği dönüşümü anlamaya ve açıklamaya çalışıyor. Ancak bu değişimden nasibini alamayarak bin yıllara meydan okuyan, değişime, bilime ve her türlü ilerlemeye karşı çıkan bir istisna var; yobaz ! Bilimin, felsefenin ve her türlü ilerlemenin tarihine bakın, orada yobazla ve onun yoz zihniyetiyle, dar kafasıyla karşılaşacaksınız. Yobaz, modern dünyanın bu en ilkel yaratığı, belki de dünyada evrim geçirmeyen tek canlıdır. Giyim kuşamıyla belki modern insana benzer ama tavır ve davranışlarıyla, örümcek bağlamış ve binlerce yıldır değişmeyen kıt zekasıyla tipik bir ilkel formdur aslında. Ve bu haliyle bilimsel bir incelemenin doğrudan nesnesidir. Nereden çıktı şimdi bu “yobaz” mı diyorsunuz, hemen söyleyelim. Konu malumunuz; AKP’nin imamlaştırma operasyonundan nasibini alan bir zamanların saygın bilim kurumu TÜBİTAK’ın “Bilim ve Teknik” dergisi tam baskı aşamasındayken tepeden gelen bir emirle baskıdan çekiliyor, on binlerce basılı nüshası çöpe atılıyor ve genel yayın yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman da görevden alınıyor. Görevden alma gerekçesine gelince; Bilim ve Teknik dergisi dünyadaki pek çok benzeri bilimsel dergi gibi 150. yılını dolduran Evrim Teorisi’nin babası Charles Darwin’in 200. yaşını kapağa taşıyor. UNESCO da bu anlamlı doğum günü dolayısıyla 2009 yılını “Darwin Yılı” olarak ilan etmiş ki, bir bilim dergisi için kaçırılmayacak bir fırsat. Ancak yobaz kafa burada devreye giriyor ve Darwin kapaktan çıkarıldığı gibi derginin iç sayfalarındaki 15 sayfalık ilgili bölüm de sansürleniyor. Kapak konusu da “Küresel İklim Değişiklikleri” olarak değiştiriliyor. Fethullahçı Zaman gazetesi ise tam bu noktada devreye girmiş ve bu olayda bile bir “darbe” izi bulmayı başarmış. Zaman’a göre derginin kapak konusu “Küresel İklim Değişiklikleri” olarak önceden belirlenmiş ama yayın yönetmeni Atakuman “bir hafta sonu darbesi ile” kapağa Darwin’i çıkartmış! Yuh artık demekten başka ne demeli. Sakın bu da Ergenekon’un hükümeti yıkmak için yaptırdığı bir provokasyon olmasın. Zamancılar, bunu da araştırın! Ayrıca, yeni kapağı pek yaratıcı bulmadığımızı da söyleyelim. Yıllardır Sızıntı gibi tarikat dergilerinde “Hıyarın çekirdeğindeki besmele”, “Kabaktaki mucize”, “Balığın pullarındaki Allah yazısı” gibi pek çok “müthiş” kapağa imza atan bir zihniyetten doğrusu daha iyisini beklerdik ama, demek ki düzeyleri tahminlerimizin de altındaymış. Elbette bu, işin şaka tarafı ama, konu şaka kaldırmayacak kadar ciddi. TÜBİTAK’ta yaşanan bu olay bilim çevrelerini ilgilendirir gibi görünse de aslında bugün ülkemizi yöneten gerici zihniyetin zihinsel kodlarını çözmek açısından oldukça önemli bir örnek ve bu nedenle dikkatle üzerinde durmayı gerektiriyor. Başta da söyledik, TÜBİTAK, AKP’nin iktidara gelişinin hemen ardından büyük bir “temizlik” operasyonuyla imamlaştırıldı ve en önemli yönetsel görevlere dinci kimliği ile tanınan isimler atandı. Bu tarihten beridir TÜBİTAK’ta sular durulmuyordu ama bu son durum yaşanan kadrolaşmanın hangi boyutlara vardığının en çarpıcı kanıtı. TÜBİTAK gibi bir bilim yuvasında durum buysa, devletin diğer kurumlarındaki vaziyeti varın siz düşünün. Tabii ülkemizi nasıl bir gelecek bekliyor, bunu da... Bu ani değişikliğin altında TÜBİTAK’ın başkan yardımcılığı koltuğunda oturan ve profesör titrine sahip bir ismin imzası var: Ömer Cebeci. Cebeci’nin “bilimsel” kariyerinde dikkati çeken en önemli nokta 1980-1989 yılları arasında Suudi Arabistan Kral Abdülaziz Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmış olması. AKP’liler TÜBİTAK’a model olarak Suudi Arabistan’ı seçmiş görünüyorlar ki, bu kafayla uzaya çıkmamız an meselesi! Ama bu model seçiminin sadece TÜBİTAK’ı kapsamadığı da ortada. Şeriatçılar Darwin’e neden saldırır? TÜBİTAK’ın bağlı olduğu Devlet Bakanı Prof. Mehmet Aydın gazetecilerin sansür olayı ile ilgili sorularına “Darwin’le ne kavgamız olur, adam ölmüş gitmiş” şeklinde bir yanıt vermiş. AKP’li TBMM Eğitim Komisyonu Başkanı ve eski YÖK Başkanı Prof. Mehmet Sağlam da aynı yöndeki sorulara “Ne var ya bunda” şeklinde benzer bir karşılık vermiş. Ne kadar güzel cevaplar bunlar! Ama dikkat edin, soru sorulan kişiler mahallenin imamı değiller. Her ikisi de profesör ünvanı taşıyorlar ve ülkenin bilim eğitiminin başındaki isimler. Aslında verilen cevapların sığlığı ile cevap sahiplerinin akademik kimlikleri arasındaki çelişki, Türkiye’nin nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Durum tek kelimeyle vahim, diyerek devam edelim. TÜBİTAK’ın uyguladığı sansür doğal olarak pek çok tepkiyi de beraberinde getirdi. Sansürü eleştiren pek çok kişinin ilk tepkisi ise ortaktı: “Bari TÜBİTAK’ın başına Adnan Hoca’yı geçirin de tam olsun.” Ama TÜBİTAK’ın başında bulunanların Adnan Hoca’yla yarışacak cinste oldukları verdikleri cevaplardan anlaşılıyor. Dolayısıyla, tepki gösterenler; telaşa mahâl yok, TÜBİTAK çoktan “emin” ellere teslim edilmiş bile! Adnan Hoca’nın da ismi geçti; biliyorsunuz, “Harun Yahya” ismiyle kitaplar yazan ama Türk insanının, daha çok, zengin ailelerin çocuklarını “kafalaması” ve meşhur “motor”larıyla tanıdığı bir isimdir kendisi. Bu kişi aynı zamanda Türkiye’de Darwin’in evrim teorisinin en azılı düşmanlarındandır. Demek ki Türkiye’de Darwin’in evrim teorisine karşı mücadeleyi üniversitelerin biyoloji kürsüleri değil, bir tarikatçı yürütmektedir. Ama biyoloji kürsülerindeki “bir kısım bilim adamlarımız” da Adnan Hoca’nın kitaplarını referans alarak eleştirmektedirler Darwin’i. “Türkiye’de neden bilim yapılamıyor” diyenlere sanırız en iyi cevap bu olsa gerek. Nasıl yapılsın ki! Tabii insanın aklına haklı olarak Adnan Hoca’nın Evrim teorisini çürütmek için nasıl bir eğitim aldığı sorusu geliyor; zira bildiğimiz kadarıyla Adnan Hoca’nın bırakın bir evrim biyologu olmasını, bilimin herhangi bir dalıyla ilgisi bile yok. Ama tabii buna ne gerek var. Şeriatçının, bilim dünyasının 150 yıldır tartıştığı ve hala aşamadığı bir bilimsel teoriyi çürütmesi için ona sadece küfretmesi yetiyor da artıyor bile. Peki, olacak gibi değil ama, Evrim teorisi çürütülünce yerine ne konacaktır. Tabii ki Şeriatçının cehaleti! Yaratılışçılar tam da bunu yapmaktadırlar; kendi tezlerini kanıtlamak yerine Darwin’in teorisini çürütmeye çalışmaktadırlar. Zira ellerinde kanıtlayacakları bilimsel bir teori değil, dinsel dogmalar ve bunların sözde bilimsel türevleri vardır sadece. Ama kıt bilgileriyle ikisine de yapmalarına imkan yoktur. Bu noktada Darwin’i bir “şeytan” ya da “Allahsız bir komünist” olarak suçlamak dışında bir yol da kalmamaktadır. Peki ama nedir bu Darwin düşmanlığı? Şeriatçılar niçin saldırmaktadırlar Darwin’e? Konunun hiç de Mehmet Aydın’ın “sığ” yanıtındaki gibi basit olmadığı ortada, zira Darwin öleli yüzyıldan fazla olmuş ama yalnız ülkemizde değil, dünyanın her yerinde gericilerin hedefi olmuş. Anlaşılıyor ki bundan sonra da olacak. O zaman bu sorunun cevabını vermek için “Darwin kimdir ve ne yapmıştır”, buna bakmak gerek. Yaratılış miti ve evrim gerçeği Darwin’e kadar insanoğlunun ve bilim dünyasının merak ettiği ve cevabının bulamadığı konuların başında yaşamın kökeni geliyordu. Her ne kadar milattan önceki dönemlere değin felsefe tarihinde yer etmiş pek çok filozof, evrim düşüncesinin öncülü olan fikirlerle bu gerçeği tanrı inancının dışında, materyalist yollardan açıklamaya girişmişlerse de, hiçbirisi Darwin’in evrim teorisiyle yaptığını başaramamıştır. Darwin’in bu kadar saldırıya maruz kalması da bundandır. Darwin gerçekten de bütün insanlık tarihini ve bilim tarihin alt-üst edecek derecede önemli bir teori atmıştır ortaya. Bu aynı zamanda o güne kadar gücünü koruyan yaratılış mitinin de tahtının sallanması anlamına gelmiştir. Evrim teorisinin ardından insanın türeyişi ile ilgili dinsel kaynaklı inanışlar mecburen gerilemiş ve dinsel dogmalar yerini bilimsel gerçeklere bırakmaya başlamıştır. Dolayısıyla ortada bir bilimsel tartışmadan çok daha fazlası vardır. Darwin belki sadece türlerin kökenini ve insanın türeyişini açıklamak için bir teori ortaya koymuştu ama geliştirdiği teori bütün insan toplumunun kaderini ve geleceğini değiştirecek bir gerçeğin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Teorisinin büyüklüğü biraz da buradan gelmektedir. Evrim: 150 yıldır yıkılmayan muzaffer teori Şeriatçılar ve onların bilimsel aklayıcıları bugün hala utanmadan evrim teorisinin çöktüğü propagandasını yapıyorlar ama durum bunun tam tersi. Darwin’in teorisi yıkılmak bir yana, her yeni buluşla daha da güçleniyor. Evrim teorisi 150 yıldır, bilimin muazzam ilerleyişi karşısında öneminden hiçbir şey kaybetmediği gibi her ilerlemeyle birlikte daha da güçlenen bir teoriye dönüştü. Darwin, teorisini geliştirdiğinde henüz DNA’nın keşfi dahil pek çok konuda bilim hala çok geriydi. Ancak bu alandaki her yeni bilimsel gelişme, en önemli kanıt olarak görülen fosil kalıntılarının tümü, aradan geçen zaman içinde sadece Darwin’i kanıtlamaya yaradı. Elbette Darwin, bilimin kıt imkanlarıyla bir teori geliştirmişti ve yeni bilgiler Darwin’in kimi tezlerini de yanlışladı, ama esas olarak teorisini güçlendirdi. Bu da evrim teorisine yönelik saldırıları azaltmak bir yana daha da arttırdı. Evrime yönelik bu teolojik/dinci saldırının kökeninde evrimi yok saymaya çalışan zihniyetin, bilimi de kendisi gibi dogmatik bir inanç sistemi olarak görmesi yatıyor. Oysa bilimin ve bilim adamının kendi yarattığı dogmalara inanmak gibi bir yöntemi olmadı, olamaz da. Aksine, bilimsel ilerleme her zaman bilimsel kuşku ile birlikte yürüdü ve bilimsel teorilerin aşılması da bu teorilerin yanlışlanması ve daha üstün teorilerin geliştirilmesiyle mümkün oldu. Darwin’in kendisi bile ortaya attığı teoriye bu gözle bakmış ve şöyle demişti: “Bana ne denli çekici gelirse gelsin, olguların ters düştüğü herhangi bir hipotezimden (ki her konuda hipotez geliştirmekten kendimi hiçbir zaman alamam) vazgeçebilmem için kafamı saplantılardan uzak tutma çabasından hiçbir zaman kaçınmadım.” Bu açıdan, bugün, evrim teorisi, bilimin çığır açan buluşlara imza attığı günümüzde bile hala türlerin kökenini ve yaşamın ipuçlarını ortaya koyan en gerçekçi teori durumundaysa, bunu sadece ve sadece gerçeği açıklamadaki gücüne ve doğruluğuna borçludur. Bilim elbette daha güçlü kanıtlar ortaya çıktığında kendi doğrularını sorgulamayı, hatta çoğu zaman tamamen değiştirmeyi de içerir. Bilim tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Ancak 150 yıllık süre Darwin’in evrim teorisinin sınanması için yeterince uzun bir süreçtir ve bundan sonrası için de Evrim teorisini yanlışlayacak bir yeni teorinin ortaya çıkması imkansız gibidir. Zira DNA ve genom araştırmalarında katedilen son gelişmeler dahil, 150 yıldır sürekli olarak sınanan ve her seferinde doğrulanan bir teori ile karşı karşıyayız. Bu nokta da yapacak tek şey bilim dünyasının yaptığı gibi Darwin’e şapka çıkarmak olabilir ancak. Dinci şarlatanlık ve bilimsel düşünce Şeriatçı kafa Darwin’e baktığında kendisi gibi bir bağnaz görür. Oysa Darwin, uzun yıllar süren araştırma ve gözlemleri sonunda ortaya mantıklı bir hipotez atan ve bu hipotezini doğrulamaya çalışan bir bilim adamıdır sadece. Darwin, bizim Şeriatçı kafanın zannettiğinin aksine, “Allah’ın olmadığını” kanıtlamaya çalışmış bir “zındık” filan da değildir. Tersine, 1831’de Beagle Plymouth’tan 5 yıl sürecek bir araştırma gezisi için denize açıldığında 22 yaşında genç bir doğabilimci olan Darwin’in tek amacı kiliseye girip rahip olmaktır. Bu araştırma yolculuğunu ise Yaradılış Kitabı’nı savunabileceği bir fırsat olarak görmektedir Darwin. Ancak gezide karşılaştığı her şey -karşılaştığı ilkel kabile insanlarından Galapagos Adaları’nın meşhur ispinozlarına, depremler ve volkanik patlamalardan And Dağları’nın 3600 metre yüksekliğinde bulunan deniz kabuğu fosillerine kadar- bu genç araştırmacının kaderini değiştirir ve insanın kökenine ilişkin bilinen her şeyi alt üst eden “Türlerin Kökeni” adlı yapıtının ortaya çıkışını sağlar. Darwin’in yapıtı 1859’da yayınlandığında en basit şekliyle canlı varlıkların “doğal seleksiyon” (doğal seçilim) aracılığıyla gelişimini ve çeşitli canlı türlerinin en ilkelden gelişmişe doğru evrimsel bir gelişimin sonucu olarak oluştuklarını ortaya koyuyordu. Darwin’e göre bu “doğal seleksiyon” sonucunda yaşam koşullarına en iyi uyum gösteren türler çeşitlenip dönüşmekte ve hayatta kalmaktaydılar. Böylelikle milyarlarca yıllık bir evrimin sonucunda bugün yaşadığımız dünya ve canlı türleri ortaya çıkmış oluyordu. Darwin insanını da hayvanlar kategorisine koymakta ve eski maymunlarla ortak bir atadan geldiğimizi söylemekteydi. İnsanın farklılığı ise atalarındaki toplumsal içgüdüleri ve akıl yetilerini mükemmelleştirerek yeni ve çok daha üstün özellikler kazanmasıydı. Bu açıklamalar aslında bilimde büyük devrimdi zira yaratıcı fikri ortadan kalkmakta ve doğanın bir “akıllı tasarım”la yaratıldığı inanışı çökertilmekteydi. Bilim ve materyalizm Evrim teorisinin devrimsel niteliğinin en önemli yanı da aslında buydu. Böylelikle materyalist düşün idealizme karşı büyük bir başarı kazanmış oluyordu. Ünlü Fransız filozofu Louis Althusser materyalist felsefenin gelişiminden bahsederken bilim ve felsefe arasında önemli bir bağlantıya işaret eder. Althusser’e göre felsefe her zaman bilimi izlemek zorundadır. Büyük teorik kıtalar vardır: Matematik ve fizik gibi. Bilimler işte bu teorik kıtaları keşfederek ilerlerler. Matematik kıtasını açan Eski Yunan düşünürleri olmuştur. Platon ve Aristotales bu bilimsel matematik kıtasının açılmasından sonra yeni bir felsefe yaratmışlardır. Aynı şekilde fizik kıtasını açan Galileo’dur. Galileo’dan sonradır ki Bacon’lar, Descartes’ler ortaya çıkabilmiştir. Kant’ın ortaya çıkışı ise ancak Newton fiziğinden sonra gerçekleşmiştir. Bu açıdan baktığımızda Darwin’in evrim teorisinin de aslında materyalist düşün açısından tam anlamıyla bir devrim niteliğinde olduğu görülecektir. Bu, dinsel dogmalara karşı bilimin, geriye karşı ilerinin zaferidir aynı zamanda. Tabii Darwin’e yönelik saldırının nedeni de böylelikle daha bir netleşmektedir. Darwin, gerici zihniyetin binlerce yıllık sahte dünyasını yerle bir etmektedir. Bu açıdan evrim teorisine karşı saldırılar aslında bir yıkıntının altında kalma telaşı ve korkusunun da yansımasıdır. Binlerce yıllık bir mit çökmekte ve bunun propagandacıları veryansın etmektedirler. AKP zihniyeti ile hesaplaşmadan... Dinsel inançlar elbette kişisel özgürlükler alanındadır ve buna kimse karışmaz. Ancak bilim söz konusu olduğunda din ve bilim arasına kesin bir ayırım koymak bir zorunluluktur. Bilim zaten bunu en doğru biçimde yapmaktadır. Dinci gericilikse bugün tam tersine yaparak bilim reddetme noktasına gelmiştir. Çünkü bilimsel her ilerleme kendi safsatalarının boyasını dökmektedir. Demek ki ileri ile gerinin kavgası bitmemiştir ve yaşadığımız binyılda da devam etmektedir. TÜBİTAK’ta yaşananlar da bu çerçevede, ülkemize giydirilmeye çalışılan deli gömleğinin, gericileştirme operasyonunun göstergelerinden birisidir sadece. Ve görünen o ki durum hiç de AKP’yi aklamaya çalışanların, “Merak etmeyin Türkiye geriye gitmez, Şeriat gelmez” diyenlerin söyledikleri gibi değil. Darwin nasılsa ortaya koyduğu teoriyle kesin zaferini çoktan ilan etti. Ancak bundan daha önemlisi bugün insanlığın, bilimin ve aydınlığın karanlıkla olan savaşını kazanmaktır. Bugün bu kavganın en şiddetli yaşandığı bir dönemeçten geçiyor ülkemiz. Türkiye’yi aydınlık bir ülke yapmanın, karanlıktan kurtarmanın yolu, geriye karşı ilerinin, dogmalara ve bağnazlıklara karşı bilimin yanında saf tutmakla mümkündür. Gericiliğin bugünkü temsilcisi AKP zihniyeti ile hesaplaşmadansa mümkün değildir.
|