16.03.2009/Sayı:228
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Söyleşi
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Rehber Murat Che’yi anlayamaz

Che GuevaraKüba Devrimi’nin iki önderi Fidel ve Che hakkında yapılan spekülasyonlar ve kara çalmalar bitmez. Küba’da devrimin gerçekleştirildiği 1 Ocak 1959 gününden itibaren Fidel ve Che hakkında çeşitli spektülasyonlar bizzat ABD’nin yönlendirmesi ile ortaya atılmış ve Küba Devrimi’ne karşı bir psikolojik savaş halini almıştır.

Özellikle Fidel’e karşı CIA’nın giriştiği altıyüz küsur suikast girişiminin başarısızlığa uğraması da ABD’yi iyiden iyiye çılgına çevirmiş ve Fidel’le ilgili yalan yanlış bir sürü iddia ortaya atarak Fidel’i karalamaya ve gözden düşürmeye çalışmıştır.

Bu çirkin propaganda sadece Fidel için yapılmaz. Küba Devrimi denince akla gelen ilk isim olan Che Guevara da bu psikolojik savaşta elden geldiğince yıpratılır. Geçtiğimiz aylarda Che’nin nasıl acımasız bir işkenceci olduğu yönünde çıkan haberler medyada yer almıştı. Elbetteki bu haberler de diğerleri gibi gerçeği yansıtmıyordu ama çamur at izi kalsın politikası gereği ABD bu tür haberleri yaymaktan hizbir zaman geri durmadı.

Che ile ilgili benzeri bir karalama çalışmasına istihbarat bülteni Taraf yazarı, eski sosyalist, şimdinin turist rehberi Murat Belge imza attı. Aylık Tempo dergisinde de yazarlık yapmaya başlayan Murat, Mart ayı sayısında Che üzrine bir yazı yazmış. Yazının başlığı, “Che neden horlamaz?” Yazının spotunda ise şu cümleler yer alıyor: “(...) ‘Arkadaş devrimi yaptık. Ben gerisinden anlamam. Siz devam edin. Bana eyvallah!’ niye yapıldı o devrim? Sonrası insanın dayanamayacağı kadar tatsız olabiliyorsa, kalmak ve öyle olmaması için mücadele etmek gerekmez mi? Yoksa bu imkansız mı?”

Aslında bu cümleler bile yazının karakteri ve Murat’ın varmak istediği nokta hakkında yeterli ipucu veriyor. Anlaşılan yeni moda Che’yi devrim kaçkını ilan etmek.

Murat’ın anlattığına göre Küba’da devrim gerçekleştirilmiş ve bir süre Ekonomi Bakanlığı yaptıktan sonra sıkılan Che başka ülke topraklarında devrimci maceraya devam etmiştir. Yani işin zor kısmı olan Sosyalizmi inşa döneminde yoldaşlarını yarı yolda bırakmıştır. Murat’a göre bunun pek çok sebebi olabilirmiş. Mesela bunlardan biri uzmanlaşma teorisi. Siz buna iş bölümü de diyebilirsiniz. Yani kimileri devrim yapar, kimileri de sosyalizmi inşa eder. Murat’a göre Che birinci gruptan olabilir. Bir diğer olasılık Che’nin Kübalı olmaması. Öyle ya Che Arjantinli. Devrim için Küba’ya gelen Che işi bitince başka bir ülkede devrim yapmak için yola çıktı. Sonuncu ve en akıl dışı olasılık ise Che’deki iktidar korkusu. Murat’a göre bugünün Küba’sında başarılı bir ekonomi yok. Şayet Che hala Ekonomi Bakanlığı yapıyor olsaydı bu başarısızlığın tek sorumlusu O olacaktı. “Bakan olarak başarısız olan Che, bugün olduğu şeylerin hiçbiri olamayacaktı.” diyor Murat.

Hayatında bir kez bile devrimci pratik içine girmeyen ama her nedense “Sosyalist” olarak bilinen Murat için oturduğu yerden Che hakkında atıp tutmak kolay. Bir kere Che açısından getirildiği görevin ne olduğunun hiçbir önemi yoktu. O, gerillayken de bakanken de aynı şeyi yapıyordu. Yani devrimcilik. Ve Che gibi bir devrimcinin devrimcilikten sıkılması diye bir şey olamaz. Eğer öyle olsaydı Küba’dan ayrıldıktan sonra da devrimciliğe devam etmezdi. Kaldı ki Che, Küba Devrimi’nin en zor zamanları olan ilk yıllarında pekçok değişik görev üstlenerek devrimin yerleşmesi ve sosyalizmin inşası çalışmalarında elinden geleni ardına koymamıştır. Eğer Che Murat’ın dediği gibi biri olsaydı daha 1 Ocak 1959’da “Hadi bana eyvallah.” derdi.

Che’nin başka ülkelerde devrim yapmaya çalışması da gayet doğaldı. Che Latin Amerika’nın birliğini savunuyordu ve hem Küba Devrimi’nin yaşaması hem de devrimci dalganın bir an önce diğer ezilen ülkelere de ulaşarak sistemden kopması ve emperyalizmi güçsüz düşürmesi O’nun stratejisinin temelini oluşturuyordu. O nedenle başka ülkelerde de devrimci kavgaya atılmak Che gibi bir devrimci için kaçınılmazdı. Ve Che, Küba Devrimi’nin artık O’na ihtiyacı olmadığını hissettiği anda Fidel’den izin istedi. Aslında Murat’ın bahsettiği iş bölümü bir anlamda Che ile Fidel arasında kendiliğinden oluşmuştu diyebiliriz. Fidel, devrimin lideri olarak Küba’da sosyalizmin inşasına yoğunlaşırken Che de devrimi diğer Latin Amerika ülkelerine yaymak gibi bir misyon üstlendi. Nitekim Che, Fidel’e veda mektubunda bu durumu şöyle belirtiyordu: “Fidel, dünyanın başka ülkeleri benim mütevazi çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkan vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi.”

Gerçi Murat gibi kah Avrupalılara İstanbul’da turist rehberliği yapan kah Fethullahçıların kuyruğunda ta Erbillere kadar gidip Kürtçülük oynayan birine Che’nin devrimciliğini anlatmanın bir anlamı yok. Aslında Che’nin devrimciliğini de anlatmanın gereği yok. Che ortaya koyduğu pratikle ve ölümünden kırk yıl sonra bile hala tüm dünyada devrimciliğin tek sembolü olmasıyla zaten kendini kanıtlamış durumda.

Ve Fidel, Che’ye maceracı diyenleri şöyle eleştiriyordu: “Che’ye maceracı diyenler, Bolivya’ya gitmesini hata görenler sahte devrimci şarlatanlardır.”

Che devrim kaçkınıymış ha! Hadi oradan sende. Murat’a tavsiyemiz eğer Che’yi eleştirecekse kanserden ölmeden önce devrimci bir pratiğin içine girsin sonra konuşsun.


Bunlar da AKP’nin klonlanmış kıtaları

Bunlar da AKP’nin klonlanmış kıtalarıÖnceki yıl düzenlenen Cumhuriyet Mitingleri ile ilgili olarak Tayyip “bindirilmiş kıtalar” yakıştırmasında bulunmuştu hatırlarsanız. AKP’nin geçtiğimiz haftasonu Manisa’da düzenlediği mitingden basına yansıyan fotoğraflar AKP’nin topladığı kalabalığın bindirilmiş bile olmadığını ortaya koydu. Fotoğraflara dikkatle bakıldığında aynı insan kümelerinin alanın farklı yerlerine serpiştirildiği apaçık görülüyordu. Basit bir photoshop hilesiyle çoğaltılan insan kümeleri alana o kadar acemi bir şekilde yerleştirilmişti ki, fotoğrafta hile olmadığını görmek için kör olmak gerekir.

AKP’nin photoshop hilesinin medyaya yansımasıyla birlikte foyası da meydana çıkınca Tayyip yine medyaya çattı. Manisa mitinginin ertesi günü düzenlenen Aydın mitinginde konuşan Tayyip, “Hortumu kesilenler bağırıyor. Niye bu CHP yandaşı medya bağırıyor? Bak, ne diyor? ‘Photoshop yapılıyormuş.’ Konuşmaya başladık, şu ana geldik. Belli bir süreden sonra kopmalar, dağılmalar oluyor. O yandaş medya oraları çekmeye başlıyor. Sahnenin arkasında boşluklar varsa, onları alsınlar, ortaya çıkarsınlar. Burayı göstermezler. Yahu neyi çekerseniz çekin, benim milletim burada. Oynadığınız o fotoğraflarla bir yere varamayacaksınız.” dedi.

Tayyip medyaya çattı çatmasına ama AKP Manisa İl Başkanlığı konu ile ilgili yaptığı açıklamada photoshop hilesini doğruladı. AKP Manisa İl Başkanı Mustafa Uyumaz, “(Miting alanında photoshop ayarı) haberlerinde yer alan bu fotoğrafın, AK Parti Manisa İl Başkanlığı’nda basın işlerinden sorumlu arkadaşımız Hilmi Özyılmaz tarafından bilgimiz dışında servis edildiği anlaşılmıştır. Yapılan incelemelerde fotoğraflarda miting alanının sol kenarında küçük bir alanda, bilgisayar düzenlemesi yapıldığı tespit edilmiş, bu konu basın işlerinden sorumlu olan arkadaşımız tarafından kabul edilmiştir. Basın sorumlumuz, meydanı kalabalık göstermek değil, meydanın bir bütün olarak gösterilmesi amacıyla fotoğrafları birleştirdiğini ifade etmişse de ortaya böyle bir görüntü çıkmıştır. Yapılan art niyetli olmayan teknik bir hatadır.” şeklinde konuştu.

Bu arada sonraki günlerde photoshoplu resimleri basına servis eden AKP Manisa İl Başkanlığı Basın İşleri Sorumlusu Hilmi Özyılmaz’ın partinin yetkili organları tarafından görevden alındığı ortaya çıktı.


Tayyip Mersin’de çiftçi yine nezarette

Tayyip Mersin’de çiftçi yine nezaretteTarih 12 Şubat 2006’yı gösterdiğinde partisinin Merkez İlçe Kongresi için Mersin’e giden Tayyip, kongrenin yapıldığı salonda “Çiftçinin hali ne olacak? Hangi yüzle geliyor buraya.” diye bağıran bir çiftçinin protestosuyla karşılaşmıştı. Tayyip’in yanına çağırdığı ve adı Mustafa Kemal Öncel olan çiftçi ile arasında şöyle bir diyalog geçmişti:

Tayyip: Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma.

Kemal Öncel: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen bana hakaret etmeyin.

Tayyip: Artistlik yapma.

Kemal Öncel: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.

Tayyip: İyi bir sanatçısın.

Kemal Öncel: Tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?

Tayyip: Lan terbiyesizlik yapma.

Kemal Öncel: Lan mı?

Tayyip: Evet.

Kemal Öncel: Lan mı? Canın sağ olsun.

Tayyip: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?

Kemal Öncel: Ne zaman?

Tayyip: Şimdi.

Kemal Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.

Tayyip: Hadi ananı al git buradan.

Öncel, bu diyaloğun bitmesinin ardından polisler tarafından götürülürken de şunları söylemişti:

“Lan diye hitap etme. Ayıp be! ‘Sayın Başbakan’ diye hitap ettim, ‘lan’ diye hitap etti. Benim karşıma çıkacak güce sahip değil, hangi yüzle geldi buraya? Benim adım Mustafa Kemal Öncel.”

O günden sonra çiftçi Mustafa Kemal Öncel’in kaderi değişti. Tayyip ne zaman Mersin’e gelse Kemal Öncel, Tayyip geldiği gün sabahtan gözaltına alınıp akşam bırakılır oldu. Birkaç kez yinelenen olayın sonuncusu geçtiğimiz hafta yaşandı. Seçim mitingi için Tayyip Mersin’e geldi, Kemal Öncel’e de nezarethane yolu gözüktü. Böyle bir olay dünyanın hiçbir yerinde görülmüş duyulmuş değil ama söz konusu Tayyip ve Kürt-İslâm faşizmi olunca olmaz olmaz dememek lazım.

Tayyip’in geldiği gün sabah saatlerinde hasta annesini ziyaret etmek için evinden çıkan Öncel, annesinin evinin yakınlarında minibüsten iner inmez polisler tarafından gözaltına alındı ve akşam saatlerinde serbest bırakıldı. Yoğun eleştirilere neden olan Kemal Öncel’in gözaltına alınmasına AKP cephesinden ilginç bir açıklama geldi. AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün’ün yaptığı açıklamaya göre Öncel’in gözaltına alınması kendisinin can güvenliğini sağlamak içinmiş. Bir diğer ilginç açıklama ise Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve Mersin Milletvekili Zafer Üskül’den geldi. Üskül, polise Kemal Öncel’in başvurduğunu iddia ederek, “Olay, kişiyi alıp herhangi bir yere götürme şeklinde değil. Polis gitmiyor. Kişi bunalmış; ya tesadüfen ya da bilerek polislerin oturduğu kahveye geliyor. Sohbet ediyorlar. ‘Olay olmasın, ben gazetecilerle muhatap olmak istemiyorum’ diyor. Daha önceden tanıdığı bir emniyet amiri varmış. Polisler ‘Gidip çay içelim’ deyince kalkıp onun yanına gidiyorlar. Çay, kahve içip tavla oynuyorlar. Sonra da basınla görüşmeyecek şekilde evine bırakılıyor” dedi. Üskül’ün yaptığı açıklama pek inandırıcı gelmezken Öncel de basın mensuplarına yaptığı açıklamada Tayyip’in Mersin’e her gelişinde tüm gün gözaltında kalmaktan bıktığını belirtti. Konu ile ilgili savcılığın soruşturma başlattığı da gelen bilgiler arasında.


AKP’liler protesto manyağı oldu

Halil İbrahim AkkuzuYaklaşan seçimler dolayısıyla meydanlara inen AKP’liler her gittikleri yerde protesto gösterilerdiyle karşılanıyorlar. Geçtiğimiz hafta başta Tayyip olmak üzere seçim çalışması için halkın içine inen bakan ve milletvekilleri vatandaşın yoğun tepkisiyle karşılaşırken bazı AKP’liler ilginç tepkiler gösterdiler.

Önceki hafta Başbakanlığın önünde başına ve göğsüne birer tabanca dayayıp intihar girişiminde bulunan bir emekli polis vatandaş, başbakanlık korumalarının çabaları sonucu intihar girişiminden vazgeçmişti.

Geçtiğimiz haftasonu miting için Mersin’e giden Tayyip konuşmasını yaptığı sırada bir vatandaş miting alanındaki elektrik direğine çıkarak intihar girişiminde bulundu. İşsiz olduğu için intihar etmek istediğini söyleyen Halil İbrahim Akkuzu isimli vatandaş, isteklerinin yazılı olduğu bir kağıdı polislerde verdi. Daha sonra başbakanlık korumalarının ve görevli polislerin müdahalesi ile engellenen Akkuzu, Mersin’de heyecan yarattı. Bu sırada konuşmasına devam eden Tayyip, meraklı kalabalığı “Bizim arkadaşlarımız böyle durumlara alışkındır. Merak etmeyin.” demiş. Doğru söze ne denir ki?

Yine Mersin’de bu kez Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen protestoların hedefi oldu. Seçim bölgesi Mersin’de çalışmalarda bulunan Tüzmen geçtiğimiz haftasonu aynı gün içinde iki vatandaşın protestosuna maruz kaldı. Esnaf ziyareti yapan Tüzmen, “Bu ülkeyi batırdınız.” diye bağıran bir vatandaşın yanına giderek icraatlarını anlatmaya başladı. Tüzmen’in şunu yaptık, bunu yaptık diye anlattıklarını dinlemeyen vatandaş “Evet, çaldınız.” diye karkşılık verdi. Bunun üzerine Tüzmen vatandaşa “Bugün alkollüsün, sonra görüşelim.” dedi. Aynı gün yeni işten çıkarılan bir liman işçisinin protestosuyla da karşılaşan Tüzmen zor bir gün geçirdi.

Vatandaşın protestosuna maruz kalan AKP’lilerden biri de Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan oldu. Bilecik’in Bozüyük ilçesinde esnaf ziyaretinde bulunan Çağlayan, tokalaşmak için elini uzattığı bir esnaftan hiç beklemediği bir tepki aldı. Çağlayan’ın elini uzattığı esnaf elini uzatmayarak Çağlayan’ın elini havada bıraktı. Öfkeli esnaf kendisine “İyi günler.” diyen Çağlayan’a “Bu zamana kadar neredeydiniz? Siz ancak seçim zamanları gelir, oy istersiniz.” sözleriyle karşılık verdi. Şaşıran Çağlayan daha sonra vatandaşa “Boşver sen ne yapacaksın. Sen niye elini uzatmıyorsun?” diye çıkıştı. Elini cebinden çıkarmayan vatandaş da Çağlayan’ı kaale almayarak arkasını dönüp gitti.

Tayyip her ne kadar “Hamdolsun teğet geçti.” dediyse de ekonomik kriz kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Kriz yükü altında ezilen vatandaş da hırsını AKP’den çıkaracak gibi. En azından son birkaç günlük gelişmeler böyle gösteriyor. Böyle giderse AKP’lilerin insan içine çıkacak yüzleri kalmayacak.


Sebo’nun siyasi körlüğü

Yeniçağ’ın Ankara temsilcisi Sabahattin Önkibar, geçtiğimiz günlerde yerel seçimlere yönelik bir strateji yazısı yayımladı. Söz konusu yazıda birbirinden ilginç yönlendirmeler var. Ulusalcıların kulağı delik yazarı Önkibar’ın dikkat çekici önerileri ise şunlar:

1- AKP ile din ve laiklik üzerinden muhalefet edilmemeli ki çok şükür bugün bu yapılmıyor.

2- AKP’nin küresel baronlara ve Haçlı ittifakına teslimiyeti dillendirilmeli, ancak bunu ağırlıkla Saadet Partisi yapmalı ya da Saadet’in bu yöndeki görüşleri gazete ve TV’lere yansıtılmalı. Saadet’in alacağı her oy AKP’den kopma demektir. Dolayısı ile milli olduğu tarih önünde tescillenen SP’ye açıktan destek olunmalıdır.

3- Seçim gündemi ana tema olarak işsizlik ve pahallığa taşınmalı ve AKP’nin tedbir almadığı tezi ajite edilerek işlenmelidir.

4- Bu bağlamda AKP’nin yakınlarını zengin etmesi ve yolsuzluklar ortaya konmalıdır.

5- AKP’nin istismarcılığı dillendirilmeli. Mesela Irak’ta katledilen 1 milyon Müslüman’a neden kayıtsız kaldığı sorulmalı. Bu şekilde Gazze oyunu tamamen bozulacaktır.

6- Medya AKP’lilerin halktan gördüğü tepkileri yansıtmalı, ekonomik kaos tablosunu toplumun dikkatine sunmalıdır.

7- Muhalefet 30 Mart sabahında zam sağanağının başlayacağını dillendirerek doların 2 lirayı aşacağını söylemelidir. 1994 Nisan’ındaki kaos ile bu durum örneklenmelidir.

8- AKP’nin ANAP misali sonunun geldiği ve devrinin bittiği imajı verilmeli ve seçmene ceza kesmesi önerilmelidir.

Maaşallah! gazetesinin akıl küpü mübarek! Bu ulusalcılarda bir Saadet Partisi sempatisi var anlayamadım gitti. Bu furya Cumhuriyet gazetesinde de var. seçimler yaklaştıkça çarşaf çarşaf Saadet propagandası alıp yürüyor. Güya Atatürkçülere, milliyetçilere yol gösteren Önkibar da bu kervana katılmış. E tabi Önkibar’dan sol bir seçenek önermesini beklemiyoruz ama buna benzer önerileri 22 Temmuz öncesinde de yapmıştı ve tutmadığı görüldü. E o zaman siyasi körlükte ısrarın Türkiye’ye ne faydası var Sebo?



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe