Ekin Akkol |
Türk’ün kendi kaderini Bugün Vatan razı olacak 18 Mart 1915 sabahı gün ağarırken, o günün diğerlerinden farklı olacağı belliydi. Yüksek donanımlı İngiliz ve Fransız filoları Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’a ulaşarak oradan İtilaf devletlerinin son ortağı olan Rusya’ya askeri yardım götürmek için Gelibolu Yarımadası’nın kıyılarına kadar dayanmışlardı. Amaç sadece Rusya’ya yardım götürmek değildi elbette. Birinci emperyalistler arası paylaşım savaşı gereği, İstanbul’un işgal kuvvetlerinin eline geçmesi gerekiyordu. İşte emperyalistler arası savaşın ilkinin seyrini değiştirecek olan, hem denizde hem karada aylar sürecek Çanakkale Savaşı’nın önemi buradan gelmektedir. Bir milletin makûs talihini yenip yenememek arasında gidip geldiği o muhteşem mücadele. Bu muhteşem mücadele yüreklerimizde ve zihinlerimizde o günkü canlılığını hala korumaktadır. Biz Atatürkçüler için Çanakkale Zaferi’nin öncesinden ve sonrasından alınacak dersler, zaferi kutladığımız bugünlerde çok daha önemli olacaktır. Emperyalizmin klasik bir oyunu sömürgeleştirmek istediği ulusların önce tarihsel bilinçlerini yok etmektir. Tarihsel bilinçten yoksun bir milletin emperyalizme karşı savunma mekanizması ortadan kalkacaktır. Bunu göz önünde bulundurarak zaferin biraz öncesine gitmek gerekiyor sanırım. Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan o ana kadar, Türk milleti nasıl bir yönetim altındadır acaba? Baktığınızda göreceğiniz tek şey bugün Amerika’nın güdümüne girmenin iyi olacağını söyleyenlerin, o gün de farklı sömürgeci kuvvetlerin emrine girmeyi istiyor olmalarıdır. Zayıf Osmanlı Devleti’nin yönetiminde İttihatçıların etkisi hâkimdi. Meşrutiyetli yıllar sürüp giderken 1914 yılına gelinmiş ve Birinci emperyalistler arası paylaşım savaşı patlak vermişti. Paylaşılmak istenen Osmanlı toprakları olduğu için Osmanlı Devleti de savaşa dâhil edilmek isteniyordu. İttihatçı Enver ve Talat Paşa savaşa Almanya’nın yanında girilmesine karar verdiler. Almanların savaşı kazanacaklarını olan inanç yüksekti. Bundan dolayı ordu kumandan vekili Enver Paşa ordu kuvvetlerini Alman generalin kumandasına vermişti. Bir yandan Enver Paşa ordunun yönetimini Almanlara verirken diğer tarafta, Sofya’da Ataşemiliter olan Mutafa Kemal derhal vatan mücadelesini katılmak için görev istiyordu. 19. Tümen Kumandanlığı’na atanan Mustafa Kemal Alman General Liman Von Sanders’ın emri altında bir subay olarak görev yapmaya başlamıştı. Ancak o subay Alman yönetiminin altına girerek savaşmanın doğru olacağından şüphe duyuyordu. Mustafa Kemal orduyu Almanlara teslim eden bu İttihatçı kafayla uzun zamandır tartışıyordu zaten. Meşrutiyet ilan edilirken bile sıcak bakmamıştı duruma. Çünkü Mustafa Kemal için sorun yeni bir anayasanın hazırlanması ile çözülebilecek kadar basit değildi. Onun için önemli olan yaşanan gerici düzenden Türk milletini topyekün kurtarmaktı. Yani bir devrim gerekliydi. Mustafa Kemal kafasındaki bu devrim fikrini hiçbir ülkenin himayesi altında olmadan gerçekleştirmek istiyordu. Sonuçta Osmanlı’nın son dönemini görüyordu ve yapması gereken tek şey Türk’ü “hasta adam” olmaktan kurtarmaktı. Bağımsızlık fikri ile Gelibolu’da savaşa devam eden Mustafa Kemal için gerektiğinde ölmek var dönmek yoktur. Ölmek bu vatanın kurtuluşunu gerektirecektir belki ama dönmek kesinlikle hainlikle eşdeğerdedir. Böylesi net bir duruştan dolayı silahımız yok diyen askere, “süngünüz var, takın ve yere yatın.” emrini verecektir. Bu kararlılık ise bir savaşın kaderini değiştirecek niteliktedir. Mustafa Kemal’in parolası daha sonrası için de hep “ya istiklal ya ölüm” olacaktır. Bugün kimi Atatürkçüler için bu slogan çok sert gelmektedir. “Tamam, bağımsız bir ülke olmak hepimizin isteği ama ölmek neden?” denebilmektedir. Burada ölmek, bağımsızlık için tüm düzenini bozup hayatını mücadeleye adamaktır. Yani devrimci olabilmektir. Ama buna bile akıl dışılık olarak gören bazı Atatürkçülerimiz mevcuttur. Çünkü onların “akılcı” Atatürkçülükleri iyi bir mevki sahibi olup, o mevkide Atatürkçülüğü kullanarak mevcut düzenden nemalanmaktır. Ancak Çanakkale ruhunu taşıyan gerçek Atatürkçüler buna izin vermemelidir. Öncelikle yapmamız gereken safları sıklaştırırken, Atatürk takiyyecilerini aramızdan ayırmaktır. Bugün yeniden Milli Mücadele ruhuyla hareket eden genç devrimcilerin Mustafa Kemal’in Çanakkale pratiğinden alması gereken ikinci büyük dersin adı ise sorumluluktur. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı sırasında önemli bir karar alması gereken bir an gelecekti. İşgal kuvvetleri Conkbayırı’na saldırdılar. Buranın savunulması çok önemliydi. Çünkü eğer düşman Conkbayırı-Kocaçimen hattını aşarsa Kabatepe-Maydos hattına ilerleyecek, ordunun İstanbul’la bağını kesecek daha sonra ise Anafartalar denen bölgeye çıkarak burada bir üs oluşturacaktı. İşte tüm bu planları önceden tahmin eden Mustafa Kemal, yapılması gereken tek şeyin Anafartalar Grup Komutanlığı görevini üstlenmek olduğunu biliyordu. Mustafa Kemal ile Liman Von Sanders arasında geçen diyalog şöyledir: -Durumu nasıl gördüğümü çoktan size bildirmiştim. Şimdi alınabilecek tek bir tedbir kalmıştır. -O tedbir nedir? -Bütün komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur. -Çok gelmez mi? -Az gelir! Anafartalar Grup Komutanlığı’na atanan Mustafa Kemal daha sonra bu sorumluluğu üstlenmesi hakkında şöyle diyecektir: “Gerçi böyle bir sorumluluğu almak basit bir şey değildir. Fakat ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu yüklendim.” Mustafa Kemal’in devrimciliğinin nasıl olduğunun en yalın hali böyledir. Kısaca devrimci olmanın gereği önce vatan diyebilmektir. Vatansever olmanın yolu, onun için mücadele etmektir. Mücadeleye başlamak devrimci olmanın ilk adımıdır. İkinci adım ise bu mücadeleyi örgütlü bir güç haline getirmektir. Örgütlü bir mücadele içerisinde yapılması gereken önce disiplinli bir çalışma yürütmektir. Bugün Atatürkçülerin en büyük eksiği örgütlü bir mücadeleden yoksun olmaktır. Çünkü örgütlü bir mücadele beraberinde sorumluluğu da getirecektir. Daha fazla sorumluluk üstlenmek ise bizi kurtuluşa yaklaştıracak olandır. Çanakkale Zaferi’ni kutlarken dönüp tekrardan kendimizi sorgulamamız doğru olacaktır. Karşımızda vatanın bağımsızlığını düşünerek Anafartalar’da bütün kuvvetleri emri altına almayı göze alan bir Mustafa Kemal örneği durmaktadır. O halde biz devrimcilere düşen görev sınırlarımızı zorlamak, kendimize güvenerek mücadelede aldığımız bütün sorumlulukları yerine getirmek ve daha fazlası için her an harekete hazır bir şekilde beklemektir. Türk’ün kendi kaderini tayin etmesi ancak ve ancak buna bağlıdır.
|