09.03.2009/Sayı:227
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Yunus Yılmaz

DTP ve AKP bölmeye devam ediyor

AKP, DTP’ ye cesaret veriyor

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, grup toplantısında yapmış olduğu Kürtçe konuşmasını Anadil gününe denk getirmiş ve büyük tartışmalara neden olmuştu. Yapılan eleştirilere DTP’liler cevap vermeye çalışınca da, grup toplantısında yapmış oldukları bölücü eyleme, yeni bölücü söylemler katarak, bölücü eylemlerini devam ettirmelerine olanak sağlanmış olundu maalesef.

İşin komik yanı DTP’nin onca bölücü söz ve eylemlerine demokrasi adıyla taviz verenlerin, birden DTP’yi bölücülükle ve suç işlemekle suçlamaya çalışmaları olmuştur. Buna en iyi örnek ise Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın basına yapmış olduğu ilk açıklamasıdır. Açıklamasında “cezai yaptırım yok” demiş. Sonrasında ise çark etmiş. Bu bile AKP’nin yapılan bölücü söz ve eylemlere karşı ne kadar duyarsız olduğunu veyahut en az onlar kadar Kürtçü, bölücü olduğunu gösterir.

AKP’nin bölücülüğe zemin oluşturması doğal olarak DTP’yi haklı kılmaz. Ama verilen tavizlerden de cesaret aldıkları da bir gerçek. Zaten DTP’nin Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir “Dilimizi kabul ettiler. Yakında topraklarımızı da kabul edecekler. Bu halk özgür olmadan iktidar değiliz. Biz kefenin yarısını yırttık yarısı kaldı” diyerek, verilen tavizlerden cesaret aldıklarını ilan ediyordu. Bu nedenle kabahatin büyüğü AKP’dedir. AKP’nin bu konu hakkında eleştiride bulunmaya hiç mi hiç hakkı yoktur.

AKP’nin bölücülük konusundaki tavizlerinden cesaret alan DTP’li Emine Ayna’da son olarak “Biz, dilimizi kullanmak için ne Erdoğan’dan ne Genelkurmay Başkanı’ndan izin alırız. Kimliğimizi ve dilimizi kullanmak için ne AKP’nin siyasetine, ne de Genelkurmay’ın icazetine ihtiyacımız yok” diyor.

Görüldüğü gibi devlet eliyle Kürtçe yayını onaylayanlar bile DTP’nin hışmına uğruyor. Malesef bu tarz gelişmeler de giderek artacaktır. Osman Baydemir’in de ifade ettiği gibi Kürt dilinin kabul edilmesiyle “kefenin yarısı yırtılmıştır”, böylece Kürtçüler büyük bir aşama kaydetmiştir.

Mecliste mevcut olan partilerin, Kürtçe yayına izin vermekle bölücülerin eline koz verdiğini bir an olsun anlamış olduklarını farz edelim. Şimdi hangi parti cesaret edebilir devlet eliyle Kürtçe yayının yasaklanmasına? AKP de zaten bunu bilerek hareket etmekte ve gelen eleştirileri de bu gerçekten hareket ederek bertaraf etmektedir. Devlet eliyle Kürtçe yayına karşı çıkanların ayrıca baskıcı ve statükoculukla suçlanacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Defalarca yazıp çizdik, sözde demokratik tavizler vererek bölücülüğü engelleyemezsiniz. Her bir sonraki aşamada daha fazla taviz vererek ülkeyi bölünme noktasına getirirsiniz diye. AKP en başından beri sözde bu ülkenin birliğinden yanaymış gibi davranıp, ülkenin bölünmesinde önemli bir aşamanın kaydedilmesine neden olmuştur.

Alt kimlik-üst kimlik tartışmaları, “30’a yakın etnik unsur var” gibi söylemler. Hele hele Türk kimliğini sözde Kürt kimliği ile denk tutup alt kimlik noktasına getirmek sonrasında ise sözde üst kimlik olan “Türkiyelilik” ile bir arada tutma çabası da tam bir faciaya ya yol açmıştır.

Tabii bu tavizlerden cesaret alan DTP’liler de bölücü söylemlerine devam ediyor. DTP’li Emine Ayna yine son olarak Anayasa’nın ilk üç maddesinin dahi değiştirilmesi gerektiğini ileri sürmüş. Gerekçe olarak da, “Anayasa sadece Türkleri temsil ediyor. Ben Kürdüm. Arap’ı temsil etmiyor o Anayasada Arap yok. Çerkez yok. Laz yok. Boşuna meydanlara çıkıp kardeşiz kardeşiz demeyin; o Anayasa Türk’tür. Bu yüzden o Anayasa tümden değişmelidir. Siz ilk üç maddenin dışında hangi değişikliği yaparsanız yapın gelir ilk üç maddeye takılır” diyor.

Ya gördünüz mü, sözde Kürt kimliğinin tanınması yolunda sözde dil konusunda verdiğiniz taviz, Anayasaya dayandığı gibi değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen ilk üç maddenin değişmesinin arzu edilmesine kadar gelir. Gerçi AKP’ nin de Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen ilk üç maddesinin değişmesini arzu etmekte olduğundan kimsenin şüphesi olmasın. Bakarsınız AKP ile DTP Türkiye’de rejimin ve üniterliğin değiştirilmesi ve dönüştürülmesi için yeni Anayasa hazırlanmasında kafa kafaya verir. Verir mi verir!..

Bu pervasızca açıklamalara DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis de “Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için tek çözümünün olmazsa olmaz olduğunu söylüyorum. Devlet TRT 6’yı bize sunarken, TRT Şeş için mücadele eden Kürt dinamikleri yani PKK’yı yani, PKK’nın lideri ‘sayın Öcalan’ı’ muhatap almazsınız bu sorun çözülmez” demiş.

Bu sözler kimi muhatap alınarak söyleniyor. Tabi ki AKP’ye söyleniyor. PKK’yı ve Öcalan’ı da dikkate alın deniliyor. AKP, muhatabını dikkate alır mı bilemeyiz, ama AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna bazı cezaevi incelemelerinin görüşülmesi sırasında komisyona İmralı’ya da gidilmesi önerisinde bulunmuş. Bu bile aralarında aslında kayıkçı kavgasının olduğunu, özde PKK tabanına oynayarak, Kürt gruplarının desteğini kimin alacağının kavgasının olduğunu gösteriyor.

Yine AKP Diyarbakır milletvekili Abdurrahman Kurt “ Bizim kimliğimizi ve kültürümüzü inkar ettiler. Önce bunu bize teslim edin. Biz ırkçı ve milliyetçi değiliz… Bir Türk neyse bir Kürt de o kadardır. Önce bunu teslim edin. Bu sorun inkar ve asimilasyon ile çözülemez” diyor.

AKP’li Abdurrahman Kurt, “Bir Türk neyse bir Kürt de o kadardır” diyor. Yani Türk ile Kürt eşitlenmeli diyor. Tabii bunun olması için Emine Ayna’nın da belirttiği gibi Anayasanın ilk üç maddenin değişmesi gerekiyor. Ne tesadüf ki Tayyip’ de, yerel seçimlerden sonra yeni Anayasayı yürürlüğe sokmak için çalışmalara başlanacağını söylüyor. Hazırlanması planlanan Anayasanın da Kürt-İslam anayasası olacağından kimsenin şüphesi olmasın.

DTP’nin bölücü söylemleri, AKP ile benzerlik gösteriyor

Kaldı ki Tayyip eskiden, “ Bu anayasa ırkçıdır… Bir Kürdü, Türk aleyhine konuşturmuyor. Bir Türk, Kürdün aleyhine konuşuyor…” diyordu. Siyasal İslamcılıktan gelen Kürt-İslamcılar ile bugünün DTP’li Kürt-İslamcıları arasında söylemlere baktığımızda hep bir benzerlik görüyoruz. Tayyip’in bundan yaklaşık 16-17 yıl önce hazırladığı “Kürt Raporu”na bakmak bile bunun için yeterlidir. Tayyip o raporda “ Biz siyasi parti olarak resmi ideolojiyi sorgulamalıyız. Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvuru yöntemi artık iflas etmiştir. Devlet terörünü de kınamalıyız. PKK ile devlet çatışmasında devlet safında görünmemeliyiz. Bunun için devletin PKK’yı bölücü, terörist ve ayrılıkçı olarak nitelendiren söyleminden uzak durmalıyız” diyordu.

Belki bu sözlerin başında isim vermemiş olsaydık bu raporun PKK ve PKK’ya sempati ile bakanlarca yazıldığı sanılacaktı, ama bu rapor Başbakanlığı işgal eden Tayyip’e ait maalesef. Tayyip bugün iktidarda değil de, muhalefette olsaydı bu söylemini devam ettirirdi hiç kuşkunuz olmasın. Hatta bu konuda muhalefette olmasına bile gerek yok, iktidarda iken sarf etmiş olduğu sözler için PKK terör örgütü başı Öcalan “Başbakan’ın kavramları bana ait” diyordu. (Hürriyet, 06.12.2005) Tayyip’in söylemleri ile Apo’nun söylemleri bir ise, aslında pek söylenecek bir şey yok.

Evet, Tayyip, dün “…devletin PKK’yı bölücü, terörist ve ayrılıkçı olarak nitelendiren söylemlerinden uzak durmalıyız” diyordu. DTP’li Ahmet Türk de “PKK’yı terör örgütü kabul etsinler diyorlar. Biz, birileri istiyor diye öyle bir açıklama yapmayız” diyordu. Aynı şekilde DTP’li Bengi Yıldız da PKK’nın terör örgütü olan ilan edilmesi konusunda “ Biz kendimize küfretmeyiz, halkımıza hakaret edemeyiz” diyordu. Şimdi Tayyip’in eskiden söylediği ile bugün Ahmet Türk’ün ve diğer DTP’lilerin söyledikleri arasında bir fark var mı? Yok. Peki, bu zihniyetteki biri bölücülükle, terörle mücadele edebilir mi? Kaldı ki DTP’ye bölücülük yapmaya müsait ortam yaratan Tayyip ve partisi.

Ayrıca Tayyip yaklaşık olarak 16 yıl önce hazırlatmış olduğu raporda yine “Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvuru yöntemi artık iflas etmiştir” diyor. Ne tesadüf ki bunun bir benzerlerini de DTP’liler söylüyor. Örneğin DTP’li Aysel Tuğluk bir konuşmasında “Cumhuriyetin elit sınıfı ve kurucu ideolojisi, kendilerini bu tasfiyenin üzerinde muktedir kılarak bir ulus devlet geliştirdiler… Bugünün konjonktürüyle kesin olan bir şey var ki, uygulanması mümkün olmayan bu neo-ittihatçı politikalar artık iflas etmiştir. Ne Seyit Abdulkadir’in ve Şeyh Said’in idamı; ne Said-i Nursi’nin sürgünü ne de Kürtlerin tehciri gibi çok ciddi yönelimler bir sonuç vermemiştir… Ulus devlet zihniyetine dayanan Cumhuriyet, artık Kürtlerle ve İslamcılarla ilişkisini demokratik ve evrensel değerler üzerinden güncellemeli ve yeniden kurmalıdır” diyor.

Aysel Tuğluk, Kürtçülüğün yanında dini söylemler kullanıyor. Ve bu nedenle İslamcı söylemleri bile AKP ile benzerlik gösteriyor.

Hatta, “Şeyh Said’in torunu Bedri Fırat, DTP’nin yeni parti meclis üyesi oluyordu” (Hürriyet, 10.11.2007) bu bile DTP’nin Kürt-İslamcı tarihi köklerinden kopmadığının en büyük delilidir.

Yine daha önceki konuşmalarında Aysel Tuğluk, Sosyalist Enternasyonal’de yapmış olduğu konuşmada da “…Kürtlerin kendi kimliğini, kültürünü ve dilini koruma altına alacak yasal ve anayasal düzenlemeler yapmalarını istiyoruz” diyerek bu düşüncesini açık açık söylüyordu. Bunun bir benzerini de şimdiki AKP’liler söylemiyor mu?

Kuzey Irak’a operasyon düzenlenmesi gündeme geldiğinde tüm DTP’liler buna karşı çıkmıştı. Hatta DTP Diyarbakır İl başkanı İbrahim Aydoğdu “Kerkük’e yapılan bir saldırıyı Diyarbakır’a yapılmış kabul ederiz” diyerek tehdit ediyordu. AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’da, “…Tezkere kararı geldiğinde, AB’nin, ABD’nin İran’ın tepkileri konuşulurken, ülke içinde de tepkiler olabilir. Buna karar verenler iç politika açısından da hesap yapmalı” diyerek, DTP’li İbrahim Aydoğdu gibi konuşuyordu.

AKP’li Nihat Ergün de: “ Bugün ulus devleti ve üniter devleti korumak adına, insanlarımızın etnik alt kimliklerinin inkar edilip, görmezden gelindiği, ana dillerinin konuşulmasının ve öğrenilmesinin, şarkıların, türkülerin söylenmesinin, kendi dilinde televizyon seyretmenin, gazete okumanın, çocuğuna özgürce isim koymanın yasaklandığı bir Türkiye’de değiliz. Bu tür yasakların ulus devleti, üniter devleti, milletin ve devletin bütünlüğünü tehdit ettiğini biliyoruz” demişti.

Başta yine bunu söyleyenin AKP’li olduğunu yazmasaydık bunu bir DTP’linin söylediğini zannederdiniz ama maalesef bunu bir AKP’li söylüyor.

Bu zihniyetteki AKP’lilerde sonrasında DTP’ye karşı olduğu izlenimi vermeye çalışıyorlar.

Sormazlar mı adama DTP’nin neyine karşısın diye?

En az onlar kadar Cumhuriyet dönemi Kürt politikasına söveceksin sonrasında DTP’yi eleştirmeye kalkacaksınız.

Ne kadar yırtınsanız da bir gerçeği değiştiremeyeceksiniz?

Ha AKP, ha DTP, ha PKK

Üçü de aynı kapıya çıkıyor.

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe