Okur Mesajları |
Sayın Özgür Erdem; Türk devleti ele geçirilebilir. İktidar sahipleri ile iç ve dış yandaşları hainliğin zirvesinede ulaşabilir, bu da mümkün. Eğer ben yanlış bilmiyorsam, ki bu fikrimden dönmem, Türk devletini Türkler kurar Türkler yıkar. Sistem Türkü hor ve hakir görmeye başladığında Türk her zaman o sistemi birilerinin kafasına geçirmiştir. Dağda ovada stareji üreten çapsızlara karşın ne acıdır ki acziyetten öte zavallı idarecilerimiz bizleri bugün başka şeyler konuşmak varken kara kara düşündürür hale getirdiler. Son söz “daha ölmedik biz”... Ertuğrul Gazi, Kocaeli
Yaraslar karanlıkta yaşarlar; aydınlık yarasaların yaşayacağı ortam değildir. Onun için bu canlılar aydınlıktan korkarlar. Toplumun ileri giderek aydınlanmasından korkanlar aynı yarasalar gibi insanlığı karanlığa mahkum etmek isterler. Bu durumu sağlamak için en az iki kaynaktan beslenirler; bunlardan birincisi din, ikincisi ise etnik kimliktir. Her ikisi de insanların sonradan kazandığı unsurlar değildir. Kişinin dünyaya geldiği ailenin belirlediği özelliklerdir. Bence önemli olan insanın sonradan kazandığı kişiliktir. Örneğin; dürüstlük, insan sevgisi, yurtseverlik, emeğe saygı, antiemperyalist ve empatik olmak gibi birçok insani değeri sayabiliriz. Ancak; bu güzel özelliklerin kazanılmasının önündeki en büyük ve tehlikeli engel kapitalizmdir. Zaten kapitalizim için isminde de barındırdığı gibi en yüce değer kapital, yani para, yani madde başka bir üstün değer yoktur. Bunun altında sıraladığı hiçbir şeyin de değeri yoktur. Kapitalizmin sıraladığı herşey insanlığı sömürmek ve kandırmak üzerinedir. Şunu çok iyi bilmeliyiz; en yüce değer emektir. Emek yoksa hiçbir şey yoktur. Dünya da var olan herşey bilim ve beden emekçileri sayesinde gerçekleşmiştir. Bizden yarasa olmamız isteniyor ama inanıyorum; insanlık bunun karşısında duracaktır. Turgay Kab, Hatay
Dünyada hüküm sürmekte olan küresel kriz, liberal kapitalizmin ve Yeni Dünya Düzeni’nin çöküş sancılarıdır. Bu çöküşle birlikte NATO ve AB gibi yapılanmalar da tarih olabilecektir. Artık insanlığın kendine başka bir yol seçmesi gerekmektedir. Tabi Türkiye’nin de. İşe NATO, ABD ve AB ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmekle başlayabiliriz. Türk ulusu her güçlüğün üstesinden gelebilecek bilgelik ve sağduyuya sahiptir. Ancak, sorunların savaşmadan çözülmesinin olanaksız olduğu bir nirengi noktasına ulaşmış bulunuyoruz. Önce diplomatik yolları deneyen Atatürk, başka seçenek kalmayınca nasıl ki savaşarak sorunları çözmüşse, bizim de iç ve dış düşmanlarla savaşmaya hazır olmamız gerekir. Bu Türkiye’nin ikinci Kurtuluş Savaşı, Ortadoğu halklarının ise yabancı işgalcilerden arındırılma savaşı olacaktır. Ama öncelikle, Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyeti devrim ilkeleri doğrultusunda korumak ve Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü için savaşmaya hazır olmalıyız. Hulki Can, İstanbul
Sayın Gökçe Fırat; Ne diyelim solun namusu bu kadar ayaklar altına düşmüşse, ve bizler hala ortalıkta solcuyuz diye dolaşıyorsak... Tek kelimeyle kirlenmişiz demektir. Ve kirlenen her yürek, ancak kanla arınır. Ve kan akacaksa bu ülkede yeniden, yine maalesef ki o kan bizim kanımız olacak... Bizim... Kirlenmiş solcuların kanı... Kendimize hala solcu diyebiliyorsak... Ne acı ki hala solcuyuz diyebiliyoruz... Ne acı , ne acı... Artin Pentek, İstanbul
Sayın Yekta Güngör Özden; Sitenizi yaklaşık 2 aydır sürekli takip ediyorum. Yayınlarınızdan dolayı sizleri tebrik ediyorum. Sizin gibi gazeteler olmasa dünyada oynanan oyunlardan hiç haberimiz olmayacakmış. Teşekkürler TÜRKSOLU. Barış Coşkun, İstanbul
Sayın Serap Yeşiltuna; Peki, sol nasıl birleşir de iktidara gelir? CHP’nin sol olmadığını bildiğimiz halde neden ona oy vermeye mecbur kalıyoruz? Benim de sizden öğrenmek istediğim bu. Saygılarımla. Özen Canyoldaş, İzmir
Sayın Şener Üşümezsoy; Gerçekten haklısınız, çok güzel bir yazı. Türk nereye gittiyse oraya barış götürmüştür. Bu osmanlı gerçeğini, Bizans gerçeğini ilk defa sizden öğrendim. Ben de hep düşünürdüm niye Osmanlı diye. Niye Türk imparatorluğu değil diye. Size birşey sormak istiyorum. Biz bunu insanlara nasıl anlatacağız. Çünkü bu çok ince bir mesele. İnsanlar direk ırkçılığa götürüyor olayı. Halbuki bizim derdimiz bu değil. Lütfen başka bir yazınızda bunu anlatırsanız, insanlara bunları nasıl anlatabiliriz, bunların yolları nelerdir, bahsederseniz sevinirim. Teşekkürler. Latif Yenikomşu, Kahramanmaraş
Sayın Gökçe Fırat; Daha fazla şey yapmak istiyorum vatanım için. Lütfen bana ulaşın. Bilgilenmek, birlikte olmak ve bize ait olanı almak için buradayım. Teşekkürler... Meltem Bayram, İstanbul
Sayın Gökçe Fırat; Yazınız beni oldukça etkiledi. O yıllarda henuz dünyada bile yoktuk ama bizler bunları okuyunca etkileniyorsak, Deniz Gezmiş’in yolunda ilerliyorsak, yıllar sonra hayatlarını boşu boşuna vermediklerinin kanıtıdır bu. Sultan Koyun, İstanbul
Sayın Hüseyin Adıgüzel; Gerçekten halkın gözünü boyadığı için mi yoksa kendi içinden geçtiği için mi bunları yapıyor? PKK, ülke bütünlüğümüze yönelik yaptığı saldırılar sonucu otuz bin insanımızı öldürdüğü zaman neredeydi kabadayı Başbakan? Burada durup şöyle dememiz lazım; bu bizim Başbakanımz değil, peki kimin? Bunlara neden susuyor? Sena Durmaz, Çanakkale
Çok doğru evet. Türkiye’ye yeniden işgal planı tüm hızıyla devam ediyor. Lütfen yardımcı olunuz, Türk vatanı, Türk toprağı bir bütündür bölünemez. Toprak satışına dur diyelim. Bu vatan kolay alınmadı. Türk halkı uyan artık lütfen... Burcu Karademir, İstanbul
2009 Yerel seçimler öncesi CHP’nin ve CHP adaylarının ve aday adaylarının gerçek duruşlarına tanık olduğumuz son veriler tartışmaya değerdir. Ülkenin onca can alıcı temel sorunu orta yere serilmiş sahipsiz dururken, CHP’nin bu gerçek sorunlar üzerinden kendi politikalarını ve projelerini sunmak yerine, hangi siyasi manevralar yaparsam daha çok oy alabilirim yaklaşımı üzerinden, seçim stratejisi oluşturmaktadır. 2009 CHP’si, siyasal alandaki sıkışmışlığını ve tıkanıklığını solun evrensel değer ve ilklerinden beslenerek aşmak yerine, anti laik odak olarak tanımladığı AKP’nin argümanlarına sarılıyor. İşte bu nedenle 2009 yılın Baykallı CHP’si, tekrardan Kuran kurslarını açmak, devlet okullarında din derslerini zorunlu okutmak, Köy Enstitülerini kapatıp İmam Hatip Okulları açarak, laik Türkiye’nin yaratılması projesinden vazgeçen 1947’nin CHP’siyle buluşuyor. Böylece kendisini laiklikten ve sosyal demokrasiden yana olduğunu iddia eden, CHP’nin 1947 yılında yaptığı kurultayda komünizm tehdidine karşı, soysal ve siyasal çözülmeye karşı, İslam ahlakının öne çıkarılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın güçlendirilmesi ve din derslerinin tekrar okul müfredatlarına alınması yönündeki görüşleri ve kararları sonucu, Diyanet İşleri Başkanlığı 1961 yılından itibaren Sünni İslam ahlâkı üzerinde tek tip milli ahlak ve mili kültür inşa etmek amacıyla, demokratik olmayan bu yolla, topluma bir tür resmi ve ideolojik ahlak üniforması giydirmeyi güçlendirmiş ve Kuran kurslarına yolunu açmıştı. Bu nedenle Çarşaf açılımının ardından, sözde laik odak CHP, Kuran Kursu açılımını devreye sokuyor. CHP adaylarını ve Belediye Meclis Üyelerini belirlerken bu kriterlere dikkat ediyor ve eski siyasal İslamcıları, tarikat mensupları ve eski MHP’lileri tercih ediyor. Devletin dini değil, dinin devleti kontrol altına aldığı bir dönemde, sözde muhalefet CHP iktidar ortağı gibi çalışıyor. Solun ve sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini ayaklar altına alıyor. Baykal CHP’sinin, karşıtı olduğu gerici siyasal argümanların esiri haline gelmesini, salt toplumdaki dindarlaşma ve muhafazakârlaşmanın oylarını toplamak ve seçim popülizmi olarak değerlendirmek eksik kalır. Bu yaklaşım düpe düz CHP’nin sağcılaşmasıdır. Yani 1947’nin CHP ruhuyla buluşmasıdır. O ruh Köy Enstitülerini kapatıp, İmam Hatip ve İlahiyat fakültesi açan anti laik siyasi ruhtur. Solun ve sosyal demokratların siyasal alanda ve yerel yönetimlerdeki asli görevleri, yurttaşın bu dünyadaki sorunlarına çözüm bulmaktır. Siyaset insanı eşit ve mutlu kılmak için yapılır. Türkiye’de işsizlik oranı % 16’ları aşmışken, günde 1 dolar ile geçinenlerin sayısı 6 milyonun üzerindeyken, 25 milyon insan açlık sınırındayken, çeteler hukuk tanımaz kurallarla toplumsal barışı yok ederken, kent koşullarında yaşam bir işkence haline dönüşmüşken, CHP’nin çarşaf ve Kuran kursu açılımı tam anlamıyla rezil bir siyaset tarzıdır. Toplumun gündeminde olan ve her bireyin gündelik hayatını zehir eden sorunları unutturmak, pembe renklere bir Türkiye tarif etmek için, ulusalcı, dinci ve milliyetçi duygular kabartılmaya çalışılıyor. Makro siyasi söylemlerle ile kabartılan bu dindarlık duyguları siyaset üzerinde etkili olmaya başlıyor. Sol duyulu herkesin Baykallı CHP’yi yalnızlaştırmak için, siyasete soldan, demokrasiden, eşitlikte, barıştan, emekten ve çağdaşlık penceresinden bakması ve Türkiye’ye acil olarak yeni sol parti ihtiyacını dillendirmesi gerekir. A. Berham Şahbudak, Ankara
|