09.03.2009/Sayı:227
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Tuğrul Çelik

Chavez: “Bir gün bile
konuşmadan duramam”

Chavez Alo Başkan ProgramındaVenezüella’dan gelen haberler bizleri sevindirmeye devam ediyor. Ülkede en son yapılan seçimlerden de zaferle çıkan Chavez için emperyalist uşakları tarafından “Chavez tek adamlığa doğru gidiyor”, “Diktatör Chavez” gibi söylemler kullanıladursun; Chavez’in arkasındaki yoksul halk desteği tüm bu suçlamaları komik bir lakırdı haline getiriyor.

Tertip edilen darbe girişimlerine, emperyalizmin temsilcilerinin üretimi baltalama tehditlerine, ABD tarafından örgütlenen “Diktatör Chavez” suçlamalarına Chavez’in yanıtı herşeyde olduğu gibi içinde halkın ve ordunun olacağı bir şekilde oluyor.

En son gerçekleşen olay da ülkedeki gıda sektörü ile ilgili. Chavez orduya tüm pirinç işleme tesislerini kontrol altına alma talimatını vererek, yeni bir kamulaştırma öncesi dönemi başlatmış oldu. Zaten Chavez Bolivarcı sosyalizm yolunda ilerlerken engelleri ortadan kaldıracak önlemleri sırası geldikçe gerçekleştiriyor.

Duruma bu açıdan bakıldığında Chavez’in bu kararı almasının altında yatanın, son zamanlarda ülkede yaşanan tarım ürünlerinin fiyatları üzerindeki karmaşa olduğu açıkça görülüyor.

Chavez yaşanan bu sıkıntıdan emperyalizmin ülkedeki uzantıları olan özel şirketleri sorumlu tutuyor ve onlar üzerinde sıkı önlemler almaya devam ediyor. Tabi bu durum Amerika’nın epey canını sıkacağa benziyor. Çünkü Venezüella’daki pirinç işleme tesislerinin en büyüğü Amerikan Cargill firması. Chavez tarım bakanına Cargill’in elindeki pirinç işleme fabrikalarını devletleştirme talimatını da vermiş.

Chavez attığı adımlarla Bolivarcı sosyalizm yolunda ilerlerken, yaptığı her şeyi Haftalık “Alo Başkan” programıyla halkın karşısına bizzat geçip saatlerce anlatıyor ve onların sorularına cevap veriyor.

Chavez’e diktatör suçlamasında bulunanlar, onun bu konuşmalar sonucu boğazında meydana gelen rahatsızlıktan dolayı doktorunun yaptığı uyarıları duymamazlıktan geliyorlar. Doktorunun uyarılarına Chavez’in cevabı şöyle olmuş:

“Doktor bana konuşmamamı söyledi, ben de dinle arkadaş 'ne istiyorsan yapabilirsin fakat bu tedavi şeklini nasıl takip edebilirim' dedim. 3 gün boyunca konuşmadan durmak. Bir gün bile geçiremem.”

2007 yılında da İspanya kralı Chavez’e “kapa çeneni” demişti.

Görüyoruz ki, Chavez bir gün bile halkının karşısına geçip onlarla birlikte devrime devam etmekten geri kalamıyor.

Ve sanki emperyalizme meydan okuyor: Kolaysa susturun beni!

“Chavez’le devrime devam!”


Küba’da kabine değişikliği

Che, Fidel ve Raul birlikte

Che, Fidel ve Raul birlikte

İki yıldır Küba devlet başkanlığını yürüten Fidel Castro’nun kardeşi Raul Castro kabinede birtakım değişikliklere gitti.

Kabinenin on üyesinin değiştirildiği son düzenlemeyle birlikte, Dışişleri Bakanı Roque yerini yardımcısı Bruno Rodriguez’e, Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcılısı Carlos Lage de yerini General Jose Armado Ricardo Guerra’ya bıraktı. Bakanlar Kurulunun bir diğer Başkan Yardımcı olan Otto Rivero Tordes de görevini 1959’de Fidel, Raul ve Che ile devrimin ön saflarında yer alan Ramiro Valdez Menendez’e bıraktı.

Liste biraz daha uzayıp gidiyor. Yapılan değişiklik 1968’den beri yapılan ilk ciddi değişiklik olmakla birlikte, konuyu Radikal gazetesindeki gibi “Raul, Fidelcileri Küba yönetiminden uzaklaştırdı” şeklinde bir dezenformasyon örneği şeklinde vermek de tercih şekli. Bir de bunun tam da Obama’nın Küba’yla ilişkileri düzeltme sinyali verdiği zamana geldiği gibi bir cümleyle süsleyip vermekle amaç pek de gizlenemiyor.

Haber, tıpkı yıllardır yapılan “Fidel Castro öldü”, “Che de işkenceciymiş”, ya da “Che’yi Fidel öldürttü” gibi emperyalizmin sözcülüğünde yapılan haberler gibi.

Küba’da yaşanan tıpkı Fidel’le Raul arasında gerçekleşen görev değişikliği gibi bir şey. Ama bundan temenni haberleri çıkarılıyor. Yakında “Fidel’le Raul’ün arası açıldı” ya da “Küba sosyalizmden vazgeçiyormuş” haberlerini de duyarsanız şaşırmayın. Bu gidişle olur mu olur.

Che’nin Fidel’le her zaman birlikte olduğunu da; Raul’un da Fidel’in devrettiği görevi devam ettirdiğini tüm dünya gayet iyi biliyor.


Türk Cumhuriyetlerinde
Fethullahçılara baskın, türbana yasak

Fethullah GülenSovyetler’in yıkılmasından sonra Sovyet Birliği’nin egemenliği altındaki ve Türk Cumhuriyetleri’nin bulunduğu bölgeye ABD’nin yerleşmesi için Truva atı rolünü üstlenen Fethullah Gülen’in, Türk Okulları adıyla yürüttüğü faaliyetlere Özbekistan Devlet başkanı İslam Kerimov tarafından 2000 yılında yasaklama getirilmişti. Kerimov kedisine yönelik bir suikast girişiminde Fethullahçıların da yer aldığını açıklamış ve Özbekistan’da Türk okulları adı altında faaliyet yürüten Gülen’in tüm okullarını kapatmıştı.

Geçiğimiz hafta Fethulahçıların yoğun olarak faaliyet yürüttükleri Harezm ve Buhara gibi bölgelerde yapılan operasyonlarda 11 kişi “radikal islamcı ve pan-Türkist propaganda” yaptıkları iddiasıyla tutuklandı.

Özbek Ulusal Güvenlik Servisi tarafından hazırlanan ve devlet televizyonunda yayınlanan “Karanlığa Giden Işık” adlı belgeselde Nurculuğun ve Fethullah Gülen hareketinin tarihi gösterilmiş. Fethullahçılığın özellikle yatılı okullar aracılığıyla Şeriatçı fikirleri yaymaya çalıştığının ve bunun Özbek kültürüne tamamen yabancı olduğunun altı çizilmiş.

Özbekistan, ülkesinin güvenliği için başarılı bir iş gerçekleştirdiyse de halen başta Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan’da 70’ten fazla Gülen okulu faaliyet yürütüyor.

Fethullahçılar, Türkiye’de yıllardır yürüttüğü faliyetleri sonucu medyadan, devlet birimlerine kadar her alana sızmış ve kadrolaşmış durumda. En son olarak PKK’yla “kim daha Kürtçü” yarışına girdiler ve Ergenekon operasyonunun tetekçiliğini yürütüyorlar.

Türk dünyasından bir diğer haber de Kırgızistan’dan.

Kırgızistan hükümeti 4 Mart’ta çıkardığı bir kanunla tüm devlet dairelerinde ve okullarda türban takılmasını yasakladı.

Bazı dinci örgüt temsilcilerinin orta okullardaki öğrencilerin türban zorunluluğutalebinde bulunup baskı yapmalarının ardından böyle bir karar aldıklarını bildidi.

Kırgız Eğitim Bakanı Damira Kudaybergenova açıklamasında şöyle dedi:

“Kırgızistan medeni bir ülke. Dış merkezli radikal dini örgütler tarafından çocuklarımız üzerinde yoğun başkı yapılmakta. Çocuklarımız çağdaş eğitimle türban arasında seçime zorlanmakta. Bizim ülkemiz için yaptığımız seçim ortadadır. Biz çağdaş eğitimi seçiyoruz.”


Geronimo: “Beyaz olana karşı nefret”

Geronimo

Bugün Amerikan Temsilciler Meclisi, ölümünün yüzüncü yıldönümünde meşhur Apaçi lideri Geronimo’ya itibarını iade etti. Beyaz adam bir kez daha Geronimo’nun önünde diz çöktü ve ölümünün üzerinden geçen 100 yıl sonra onun itibarını geri vermek zorunda kaldı. Amerika bu iade-i itibarla geçmişindeki katliamcılığı ve köleciliği de kabul etmiş oldu.

Amerika’nın 1492’de keşfiyle birlikte Beyaz adamın katliamları da başlamış oluyordu. Keşfettiği yeni dünyada gördükleri zenginliklerden deliye dönen beyaz adamın Latin Amerika’da başlattığı talanın yanı sıra, bir başka katliam sayfası da kuzeyde açılmıştı.

Kuzeyde, “uğursuz yıl” 1776’da 13 koloni tarafından ABD kuruluyor ve hemen ardından iç sömürgeleştirme başlıyordu. İlk başlarda Avrupa’dan göçen bu koloniler, bir zaman sonra çıkarlar üzerinde tam egemenlik için batıdaki Britanya’ya karşı bir “bağımsızlık savaşı” verdiler. Ama bu “bağımsızlık savaşı”nın saklanan yanı ise Kızılderili katliamıydı.

Demokrasinin ilk belgesi diye yutturulmaya çalışılan 1776’daki ABD bağımsızlık metni, gerçekte ABD’nin katliamlarının “meşruiyet” belgesi olmuştur.

Kızılderili katliamı o kadar normal bir hale gelmiştir ki, Amerika’da yapılacak başkanlık seçimlerinde kullanılan seçim sloganları ve vaatlerinde bile Kızılderililerin topraklardan çıkarılacağı duyulabilyordu.

Beyaz adamın çıkar için karşı karşıya geldiği bu ekonomik savaşta esas zarar gören, toprakların geçek sahipleri olan Amerikan yerlileri oldular.

Tabi ki bu katliama karşı bir Kızılderili direnişi ortaya çıkacaktı ve topraklarını istila eden bu beyaz adama karşı vatan savunması verecek yerli halk her zaman bulunacaktı.

Öyle de oldu… İstilacı beyaz adama karşı yürütülen direnişte en büyük direnişi Kızılderililer içinde Apaçiler gösterdiler. Geronimo da bunlardan en sonuncusuydu, “Son Apaçi”ydi.

Günümüzde Yeni Meksika sınırları içinde kalan Goyathlay bölgesinde 1829’da Kızılderili bir baba ve beyaz bir anneden dünyaya gelen Geronimo, öldüğü tarih olan 17 Şubat 1909’da, Amerikalılara karşı direnen son apaçiydi. Geronimo bir Bedonkohe Apaçi yerlisiydi.

Şef Mankho’nun oğlu olan Geronimo’nun kendi dilindeki esas adı Gokhlayeh’ti . Ayrıca ona, ölene dek savaştığı İspanyollar Jerome; Meksikalı askerler de Geronimo diyorlardı.

Geronimo’nun doğduğu yıllarda Amerikalılar topraklarını iki kat gernişletmişlerdi bile. Çocukluğu ve gençliğinde beyazların Kızılderililere karşı yaptığı katliamları bizzat gören Geronimo, beyazlara kin duyarak yetişti ve babasının ölümünden sonra kabilesinin lideri oldu.

Liderliğinin başlangıcı, Amerikalı yerleşimcilerin ve Meksikalıların bölgeye akın etmeye başladıkları bir dönemdi.

İstilacı yerleşimciler kendilerine direnen Apaçileri gördükleri yende sorgusuz sualsiz öldürüyor, çocuklarını kaçırıp köle olarak kullanıyorlardı. Buna karşılık Apaçiler de sık sık Meksika’ya baskınlar düzenliyorlardı.

1858 yılı Geronimo için unutulmaz bir yıldı. Beyaz yerleşimcilerden bir kale komutanının sırf terfi etmek için bölgeye saldırması sonucu Geronimo’nun neredeyse tüm kabilesi katledildi. Katledilenler arasında Geronimo’nun annesi, eşi ve üç çocuğu da bulunuyordu.

Yakalandıktan sonra hayatı kaleme alınırken yaşadığı bu olayla ilgili şunları söylemişti:

“Herşeyi açıkça bildikleri halde şimdi diyorlar ki, ben kötü biriymişim. Hatta oradakilerin en kötüsüymüşüm. Ben ne yaptım ki? Ağaçların gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum.”

Gerçekten de beyaz adam topraklarına ayak basıncaya kadar sadece Geeronimo değil bütün Amerikan yerlileri aileleriyle birlikte yaşayıp gidiyorlardı.

O andan sonra Geronimo, “beyaz olan herkese karşı nefret” duymaya başlamış ve elinden geldiği kadar beyaz öldürmeye yemin etmişti. Geronimo’nun intikam yemini, onun kısa zamanda beyaz yerleşimciler arasında korku salan bir efsaneye dönüşmesine neden oldu.

Ancak 1860’larda güneyde savaştıkları İspanyol kökenli Meksikalıların yanında, kuzeyden gelen Amerikalıların etkisiyle güç dengesi yavaş yavaş Apaçiler aleyhinde değişmeye başlamıştı.

Siular, Cheyenneler, Comancheler ve Kiowalar gibi Kızılderililer beyaz adam karşısında yenilip topraklarını kaybetmeye ve yok olmaya başladılar. Direnişe devam eden ve beyaz adama en çok zararı veren Apaçiler, doğal olarak en büyük tehlike haline gelmişti.

1863’e gelindiğinde, Apaçilerin lideri olan Mangas Colorado beyazlar tarafından beyaz bayrak ve barış adı altında hileyle tutsak edilip öldürüldü. Bu olaydan sonra Apaçiler olanca güçleriyle savaşa girdiler. Bu savaşta öne çıkan iki savaşçı genç Apaçiden birisi Geronimo’ydu.

Mangas’ın yerine geçen Cochise’yle birlikte iki savaşçı lider Geronimo ve Victorio iki yıl boyunca silahlı beyazlara sadece ok ve yaylarıyla hatırı sayılır kayıplar verdirdiler.

Apaçi Geronimo, Kaskiyeh kasabasına koruyucu aziz olarak kabul ettikleri Saint Jerome’den adını alan Saint Jerome günü girmiş ve saldırı sonrası canlı hiç kimseyi bırakmamıştı. Geronimo adı bu olaydan sonra daha da yaygınlaşmış ve beyaz yerleşimciler arasında daha da korku salmaya başlamıştı.

Apaçilerin direnişi sürse de, dengesizlik sürekli artıyordu. Bir Apaçiye yüz beyaz karşılık geliyordu.

Savaşmaktan yorulan iki tarafın ataşkesi sonrası beş yıl oldukça sakın geçti. 1871’de savaşmayı bırakan ve beyazlarla anlaşan Apaçi lideri Eskiminzin, yerleşik hayata geçmeyi kabul etti.

Apaçi liderinden böyle bir tavizi koparan beyaz adama gün doğmuş oldu. Amerikan hükümeti çorak topraklar üzerinde yenleşim yeri adı altında hapishaneler kurup, Apaçileri oralarda toplamaya başladı.

1875’e gelindiğinde sözde barış havasında Kızılderililerin çoğu bu yerleşim yeri adı altında tutsak edilmişti. Barış havası yaşanırken, beyaz adamla dost olmamaya kararlı bir Apaçi lideri, yerleşim yerinden Meksika’ya kaçıp özgür bir yaşam sürmek istiyordu. Bu lider “beyaz olan her şeyden nefret eden” Geronimo’ydu.

Beyaz adamla uzlaşmayan Geronimo’nun üzerindeki baskı gün geçtikçe artıyordu. Göçebe hayat tarzını benimseyen Apaçiler için önemli bir yeri olan bufalolar bile sırf Apaçileri sindirmek için katlediliyordu.

1880’lerin başında Geronimo’nun kabilesi dışında Kızılderili kalmamış gibiydi. Neredeyse tüm Kızılderili kabileleri sindirilmiş ve yerleşim yerleri adı altında hapsedilmişti. Geronimo ve adamları ise ABD ve Meksika topraklarında özgürce at koşturmaya devam ediyorlardı.

Beyaz adam, Geronimo’yu yakalamak için yerleşim yerlerindeki Kızılderilileri katletmeyi bile denedi. Geronimo, onların yaşamaları için birkaç kez teslim olup yerleşim yerinde yaşamaya zorlarsa da, her seferinde bir yolunu bulup kaçmayı başarmıştı.

En son 1885’te yananda 35 savaşçı, 109 kadın, çocuk ve gençle kaçtığında 1894’e kadar yakalanamadı.

1894 yılında 24 savaşçısına karşılık 6500 kişilik bir ordu tarafından kovalanıyordu. Geronimo, beyaz adamın yerleşim yerinde giriştiği katliamdan dolayı, halkının zarar görmemesi için teslim oluyordu, yoksa 6500 kişilik ordu Geronimo’yu ve 24 adamını ele geçirememişti.

Geronimo teslim olduktan sonra Ford Sill’e savaş yerleştirildi. Geronimo bir savaş suçlusu olarak suçlanıp, hapsedildi. Hapiste, hayat hikayesini yazmak için sorulan sorulara “ne söylüyorsam onu yaz” karşılığını verecekti.

Ölmeden önce doğduğu topraklara gitme isteği reddedilen Son Apaçi Geronimo 17 Şubat 1909’da Oklahoma’da işkence yapılarak öldürüldü.

Öldükten sonra yerleşim bölgesinin arkasında bir yere gömüldü, ancak ertesi gün Geronimo mezarında değildi! Apaçilere göre Geronimo, kutsal topraklar olarak kabul ettikleri dumanlı dağlardadır.

Ülkesini istila etmek için gelen binlerce beyaz adama en son tek başına da kalsa yıllarca kafa tutan Geronimo, zaman zaman halkına zarar gelmemesi için teslim olmak zorunda kalmış, ama her defasında kaçıp savaşa devam etmiştir.

En son olarak da beyaz adam tarafından katledildikten sonra koyulduğu mezardan da kaçıp kurtulmuştur Geronimo.

Bugün Amerikan Temsilciler Meclisi, ölümünün yüzüncü yıldönümünde meşhur Apaçi lideri Geronimo’ya itibarını iade etti.

Beyaz adam bir kez daha Geronimo’nun önünde diz çöktü ve ölümünün üzerinden geçen 100 yıl sonra onun itibarını geri vermek zorunda kaldı.

Amerika bu iade-i itibarla geçmişindeki katliamcılığı ve köleciliği de kabul etmiş oldu.


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe