09.03.2009/Sayı:227
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövABD’nde oy avcılığı-4

Yeni Başkan Madison’la Virginia kökenlilerin yürütme üstündeki egemenlikleri sürmüş oluyordu. Onun ilk önemli işi İlişkiyi Yasaklama Yasası adında yeni bir yasayı Kongre’den geçirtmek oldu. Bu ad Amerikan tarihi ya da devlet yönetimi dersini alan Amerikalı çocukları bugün bile güldürmektedir. İlk bakışta cinsel anlamda algıladıkları bu yasa gerçekte Britanya ve Fransa ile ticaret ilişkilerini yasaklıyor, ama aynı yasağı öteki ülkelere uygulamıyordu. Amerikan çiftçisi Hollanda gibi yeni pazarlar buldu.

Ancak, bu yasa Britanya ile 1812’de bir savaşa ve yeni seçime yol açtı. Federalist Partinin ne yeni bir siyaseti vardı, ne de gücü kalmıştı. Bankacılık, ordu ve başkentte güçlü bir yönetim zaten kurulmuş, buna Cumhuriyetçiler de destek vermişlerdi. Ancak, zengin mülk sahipleri ile halk yığınları arasında kesin bir ayrım göze çarpıyordu. Varlıklılardan yana olan Federalisler 1812 seçimlerinde kendi adaylarını bile çıkarmayıp gene Cumhuriyetçi Partiden New York Belediye Başkanı DeWitt Clinton diye birini destekleyeceklerini açıkladılar. Madison yabancı bir ülkeyle savaş durumunda iktidarı desteklemek gerektiği çizgisini sürdürdü ve kazandı. Bu çizgiyle Afganistan ve Irak’ta savaş başlatmış olan George W. Bush’un 2004 seçimlerinde oyunu arttırması arasında bir koşutluk görülecektir. Madison 128, aynı partiden rakibi 89 oy aldılar. Bu olaydan sonra da Amerikan tarihinde savaş bir yandan sürerken, hiçbir başkan görevden düşürülmemiştir.

Monroe
Monroe

Adams

Adams

Başkan Monroe kendi adından türetilen ve “Monroe Doktrini” denen tarihsel kuramıyla bilinir. Bu kuram Amerika’dan başka her hangi bir devletin, kuzeyde Kanada’dan başlayarak Orta ve Güney Amerika’yı en aşağıda Patagonya’ya değin içine alan tüm Batı Yarı Küresine müdahalesini yasaklıyordu. Monroe bir yıl sonraki seçimlere katılmayınca, ortaya bu kez on yedi aday çıktı. İçlerinden J.Q. Adams daha önceki başkanlardan John Adams’ın oğluydu. 1812 Savaşını Amerika’yı kazandırarak sona erdirmiş olmakla öğünüyordu.
O da çok ufak boylu, ayrıca başı çıplak ve gözleri sürekli akıntılı kişi olarak çoğu gösterişli rakiplerinin yanında çekiciliği olmayan biriydi.

Ancak, bu seçim Federalistler’in de sonunu belirledi ve parti siyaset sahnesinden silinip gitti. Düşünceleri ise Amerikan yaşamına zaten geçirilmişti. Varlıklıların ve güçlülerin siyasi partisi olarak onların çıkarları doğrultusunda bir toplum yaratmış, aynı çizgiyi öteki partiye de onaylatmıştı. Öte yandan, ülke geniş toprak kazanımlarıyla büyüyor, ancak halkın beklentilerinin ne olacağı da henüz belli olmuyordu. Parti kapılarını kapadı.

Britanya ile savaş 1814’de Amerikan zaferiyle sona erdi. Buna karşın, Madison başkanın iki dönem görev yapması geleneğini bozmadı ve yerini Senato üyesi olmuş, Paris’te elçilik yapmış ve dışişleriyle savaş bakanlıklarına bakmış James Monroe’ya bıraktı. Dağınık Federalist küme gene bir aday çıkarmadı ve Rufus King adlı birinin adaylığını desteklemekle yetindi. King bile seçim daha sürerken “günümüz Federalistleri geçmişle yetinsinler” demişti. 183 oy Monroe’ya, 34 de King’e çıktı.

Geçen yıllar Kuzeyi nüfus yönünden büyütmüş, ekonomi ve siyasal varlık açısından da güçlendirmişti. Güney geriden geliyordu. Bu çelişki bir süre sonra Güney’in ayrılma girişimine ve İç Savaşa yol açacaktı. Bu durumda, Cumhuriyetçi Parti ve Monroe ülke yönetiminde rakipsiz kaldılar. O denli ki, bir sonraki seçime yalnız bu partiyle onun tek adayı Monroe katıldı. Böylece, Amerikan tarihinde bir başkan üçüncü kez rakipsiz aday oluyordu. Bir tek oy dışında, geri kalan tüm oyları aldı. Seçicilerden bir kişi tek oyunu Monroe’nun dışişlerine bakan sekreteri John Quincy Adams’a vermişti.

Başkan Monroe kendi adından türetilen ve “Monroe Doktrini” denen tarihsel kuramıyla bilinir. Bu kuram Amerika’dan başka her hangi bir devletin, kuzeyde Kanada’dan başlayarak Orta ve Güney Amerika’yı en aşağıda Patagonya’ya değin içine alan tüm Batı Yarı Küresine müdahalesini yasaklıyordu. Bu açıklama yaklaşık elli yıl önce kurulmuş olan ABD’nin kürenin yarısında egemen olduğunu ve bunu sürdürme kararlılığı içinde bulunduğunu kanıtlamaktadır.

Monroe’nun sekiz yılının önemli bir olayı 1819 iş yaşamı bunalımıdır. Bu olay sermayeci düzenin temellerini zorlayan ilk büyük sarsıntıdır. Gene bu dönemde Amerikan birliğine güneyde köleci bir birlikteş devlet olarak Missouri ve kuzeyde köleciliğin uygulanmadığı Maine katılmışlardı. O yıllardaki sınırları geniş olan Louisiana da özgür ve köleci diye ikiye ayrılıp birliğin iki başlı parçası oldu. Onları gene güneyde Florida’nın eklenmesi izledi.

Monroe bir yıl sonraki seçimlere katılmayınca, ortaya bu kez on yedi aday çıktı. Amerikan seçim biçimi kendi kendine değişiyordu. Örneğin, “New Orleans kahramanı” diye anılan, Yeni Dünya’nın gerçek yerli halkını öldürüp sağ kalanları da önüne katıp süren ve Batı’yı böylece yeni göçmen Amerikalılara açan General Andrew Jackson adaylığını koydu. Savaş Sekreteri John C. Calhoun, Maliye Sekreteri Willian Crawford, Dışişleri Sekreteri J.Q. Adams, Temsilciler Meclisi başkanlarından Henry Clay ve başkaları da. Bu arada, Tennessee Birlikteş Devleti başına şapka diye hayvan derisi geçiren ve yarım okur-yazar Davy Crokett’i de Kongre’ye yollamıştı.

İçlerinden J.Q. Adams daha önceki başkanlardan John Adams’ın oğluydu. 1812 Savaşını Amerika’yı kazandırarak sona erdirmiş olmakla öğünüyordu. O da çok ufak boylu, ayrıca başı çıplak ve gözleri sürekli akıntılı kişi olarak çoğu gösterişli rakiplerinin yanında çekiciliği olmayan biriydi. Örneğin, General Jackson İngilizleri New Orleans’da yenilgiye uğratmış, ulusal kahraman düzeyine çıkmış, yakışıklı biriydi. Fakat Adams generali gereksiz yere adam öldüren bir katil diye suçlamış, Clay’i alkolik ilân etmişti. Onlar da Adams için “babası oy karşılığında atamalar yapmış başkanın oğlu” söylencesini yaydılar.

Oy sayıldığında Jackson’un 99, Adams’ın 84, Crawford’un 41 ve Clay’in 37 kişinin desteğini aldıkları anlaşıldı. En çok oyu Jackson kazanmıştı, ama kimse çoğunluğu elde edememişti. Karar Temsilciler Meclisine geldi. Yarıştan çekilen Clay Adams’ı destekledi ve böylece Adams kazandı. Sıranın böyle değişmesi bugün de perde arkasında türlü dalaverelerin döndüğü biçiminde yorumlanmaktadır. Ailenin gelirleriyle Harvard’da ve Avrupa’da okumuş, dört Avrupa ülkesinde elçilik görevlerinde bulunmuştu, ama ülkede yaygın biçimde tanınmıyordu. Türlü pazarlıklarla kazanan Adams kendine destek olan Clay’e kabinede bir yer verdi. Dört yıl Adams ve ülke için tam bir başarısızlık süresiydi. Bu durumda, Virginia Senatörü John Randolph Clay’e seçimden çekilip ikinci sıradaki Adams’ı kazandırdığı için “hileci kumarbaz” deyince, bu hakaret tabanca düellosuna değin gitti. Ancak, ölen olmadı.

Başarısız dönemi izleyen bir sonraki seçimde Adams kazanacağa benzemiyordu. Zaten, Cumhuriyetçi Parti de bu beceriksizliğin ağırlığı altında ikiye bölünmüştü. Hâlâ Adams’ı tutanların bölüntüsü varlıklı tüccarı ve toprağı olan soyluları temsil ediyordu. Adams’ın karşısına geçen emekli general Andrew Jackson kendini Batı’ya yerleşmiş olan küçük çiftçiyi ve Doğu’nun az kazanlarını simgelediği inancındaydı. Bunlar kendilerine “Demokrat” adını taktılar. Sonraki yılların Demokrat Partisi bu bölüntüden ortaya çıkacaktır.

Altmış bir yaşına ulaşmış olan Jackson Beyaz Saray’a girme hakkının önceki seçimlerde kendinden çalınmış olduğu düşüncesindeydi. Dahası, kendini sıradan yurttaşın temsilcisi gibi görüyordu. Ondan önceki başkanların tümü paralı çevrelerdendi. Kendi ise, yoksul bir çiftçinin oğluydu. Küçükken öksüz kalmış, eriştiği bugünkü yere yetenekleri, yumruğu ve tabancalarıyla gelmişti. Hele Amerikan yerlileriyle ortak sınırların olduğu yörelerde adı korku saçıyordu. Beyninde düşünce adına ancak saçma sapan birtakım şeyler vardı. Ama bu yollardan bir servet edinmiş ve çok sayıda köle sahibi olmuştu.

J.Q. Adams gene öteki partiden aday oldu. Kazanma kararında olan Jackson rakibi Adams’ı yalnız zenginlerin sözcüsü olmakla değil, kralcı olmakla da suçluyor, “kutsal dinlenme günü” olan Pazar günlerinde ülkede dolaştığından, onun dinsiz olduğunu da yayıyordu. Adams yanlıları da Jackson’u basit sözcükleri bile doğru yazamayacak denli kültürsüz ve buyurgan kişilikli olmakla suçladılar. Hele “General Jackson’un 23-60 Yaşları Arasında Yaptıkları” başlıklı bir kitapçık onu kadınlara karşı saldırgan, kumar düşkünü, düellocu, kavgacı, horoz dövüşçüsü, köle tüccarı, alkolik, hırsız, yalancı ve aşırı şişman bir eşin kocası diye tanımlıyordu. Ayrıca, Jackson’un eşinin gerçekte “yabancı” bir kadın olduğunu da söyleyince, o da Adams’ı eşinin hizmetçisini Rus Çarı Birinci Aleksander’e sunmuş olmakla suçladı. Bu sırada, devletin egemenliği özellikle Batı yönünde genişliyor olmasına karşın, gerekli bayındırlık işleri üstüne bir tartışma yer almıyordu.

1828 oylaması çeşitli birlikteş devletlerde iki ay kadar sürdü. Seçicilerin temsil ettiği oylara göre, Jackson 650.000’e yakın oy almıştı; Adams ise 500.000’i biraz geçiyordu. Karşılıklı atışmaların yüzeyi öylesine düşüktü ki, sonuç belli olduğunda kazananı incelik gereği kutlama diye bir şey olmadı ve Adams ardılının göreve başlama törenine katılmadı. Babası da aynı şeyi yapmıştı.

Jackson’un seçilmesiyle onun sözüne inanıp onu sıradan yurttaşın temsilcisi gibi görenler birkaç yüz kilometre uzaktan gelip Saray Saray’ın çevresine doluştular. Birçoğu içeri girip dilediği gibi yiyip içti, kimi çini tabakları ve pahalı bardakları kırdı. Eşyaları kapışırken kavga edenler de oldu ve kadınlar saldırıya uğramamak için kaçıp saklanacak delik aradılar. Yeni seçilmiş Başkan Andrew Jackson da arka kapıdan sıvışarak uyumak için bir hana kendini zor attı.

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe