09.03.2009/Sayı:227
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Kaya Ataberk

Solda Cumhuriyetçilik, Ulusallık ve “Faşist” Sol

Darbeye karşı 70 milyon

ÖDP tayfası ve Taraf gazetesine bağlı Genç Siviller’in başını çektiği eylemler son günlerde artış gösterdi. İktidar desteğini de arkasına alan bu eylemlerde açıktan Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yapılmaktadır.

Sevr, Cumhuriyetin tasfiyesi ve sol

Cumhuriyet her şeyden önce sömürgeciliğin kurduğu uydu siyasal ve ekonomik yapıya yapılan müdahalenin adı olmuştu. Osmanlı’nın son birkaç yüzyılı sömürü ve Türk katliamıyla geçti. Bir taraftan Düyun-u Umumiye borçlarıyla simgelenen mali tutsaklık Türk halkını inletirken, diğer taraftan da Balkanla’da ve Kafkaslar’da başlayan sömürgecilerin ve ajanlarının yürüttüğü etnik temizlik politikası milyonlarca Türk’ün ölümüne neden olmuştu. Bu sömürgeci zulmün sona ermesi Cumhuriyetle gerçekleşti. Ancak Cumhuriyetin kurulması için de önce Ulusal Kurtuluş Savaşı verilmesi ve emperyalizme ilk ciddi yenilginin tattırılması gerekmişti. Solun antiemperyalizminin, radikal cumhuriyetçiliğiyle kopmaz bağlarının kurulması da bu şekilde olmuştu. AKP Amerikancılığının ve Kürt-İslam faşizminin, Cumhuriyeti tasfiye etme planının altında da Cumhuriyetin antiemperyalist özünün onların projelerinin önündeki en büyük engeli oluşturması yatmaktadır.

Ufuk Uras
Ufuk Uras

Murat Belge
Murat Belge

Bugün kendisini liberal sol olarak adlandıran Ufuk Uras, Murat Belge ve tüm Taraf çevresinin açıkça faşist olduğunu görmek önemlidir. AKP, PKK, ABD ve Fethullahçılarla beraber Cumhuriyetin tasfiyesine girişenler de bunlardır. Bu “sol” faşizmin teorisi de gene Taraf’çılara yaptırılmaktadır. Ufuk Uras’ın akıl hocaları da bunlardır. Faşizm kendisinden başka tüm akımları ezen ve yutan bir akımdır. Devrimci olmayan tüm siyasetler de faşizmin girdabına kapılıp yok olurlar.
Bugün Türkiye’de yaşanan Kürt-İslam faşizmi koşullarında yasadışı Marksist grupçuklardan, Ufuk Uras ve Taraf gibi ajan çevrelere, oradan da CHP’ye kadar geniş bir yelpaze bu faşizmin girdabında Kürtçülük ve Şeriatçılık yapıyor. Faşizme direnmek doğru yerde durmayı gerektiriyor. Bugün antiemperyalizmi ve Cumhuriyeti savunmayı başarabilen sol önemli bir tercihe doğru ilerliyor.

Cumhuriyetin tasfiye edilerek yerine bir Kürt-İslam hilafetinin kurulması planıyla Türkiye’nin bir Sevr sürecine yeniden sokularak bölünmesi eş güdümlü emperyalist saldırılardır. AKP ve PKK da bu iki planın ortak aktörleridir. Sevr planı, ABD Başkanı Wilson’un emperyalist “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” ilkesine dayandırılarak savunulmuştu. Wilson’un meşhur prensipleri başta Osmanlı olmak üzere o güne kadar tam boyunduruk altına alınamamış olan ülkelerin parçalanarak sömürgeleştirilmesini hedeflemekteydi. Buna karşılık Lenin de bir “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” ilkesi ortaya attı. Ancak Lenin, tutarlı bir antiemperyalist olarak ezilen ulusların, sömürgecilere karşı bağımsızlık adına kaderlerini tayin etmelerini öneriyordu. Rusya’da Bolşevikler devrim yaptığında emperyalistlerin Osmanlı’yı paylaştıkları gizli Sykes-Picot anlaşmasını dünyaya duyuran da Lenin oldu.

Türkiye’de 1920’lerden 1980’lere kadar da solun çeşitli kesimleri arasında Cumhuriyetçilik ve emperyalizme karşı tavır ortak bir yaklaşım olarak kaldı. Atatürkçü, Ulusal sosyalist kesimlerden Marksist-Leninist etkili hareketlere kadar neredeyse tüm sol bölücülükten uzak ve belli oranlarda ulusal tavırlar aldı. 1980 sonrasında ise solda hem Atatürkçülüğe yanlış bakış hem de sosyalizmden uzaklaşma olarak ortaya çıkan aşınma etkili oldu. Artık Türkiye’de de kendisini liberal sol olarak tanımlayan bir akım vardı.

Bu sol olmayan “sol”un altın çağı ise AKP faşizminin Türkiye’nin siyaset sahnesine hakim olmaya başlamasıyla doğdu. Cumhuriyete, Atatürkçülüğe düşmanlık, Kürtçülüğe destek gibi tüm kritik noktalarda kritik ihanet tavırlarını alan bu sol esas olarak son bir buçuk yıllık süreçte tamamen AKP faşizminin bir bileşeni olarak davrandı. Başını Taraf gazetesi çevresinde kümelenen Amerikancıların ve ÖDP’nin devrik genel başkanı Ufuk Uras’ın çektiği kesim aslında enternasyonal Marksist kesimlerin içinden çıkmıştı. Ancak varılan noktada bu Marksist kesimlerin de AKP’nin kuyruğundaki “sol” karşısında bir çatlama yaşadıklarını ve ciddi bir tartışmanın ortaya çıktığını gördük.

Temel mesele ortadaydı. Türkiye ABD çıkarları doğrultusunda parçalanırken ve Cumhuriyet rejimi tasfiye edilirken sol ne tavır alacaktı?

Antiemperyalizm denen mihenk taşı

Dünya emperyalizm çağını yaşadığını en ciddi anlamda belki de I. Dünya Savaşı yıllarında hissetmişti. Aslında sömürgecilik olgusu yüzyıllardır devam ediyordu ama dünyanın tümünün bu bela tarafından kuşatılması da bu yıllarda oldu. Bu yıllar aynı zamanda emperyalizme karşı gelişen Ulusal Kurtuluş Savaşlarının ve sosyalizmin Avrupa’nın değil ezilen dünyanın meselesi olduğunun ortaya çıkmasına neden oldu. Atatürk, Galiyev ve Lenin aralarındaki farklara karşın dünyaya emperyalizme karşı mücadele penceresinden bakmışlardı. Onlardan sonra gelen tüm sol; artık temel argüman olarak antiemperyalizmi alacaktı. Sol antiemperyalizmi mihenk taşı olarak aldığı sürece az çok doğru bir stratejide davranmayı başarmıştı. Ancak Marksizmin içerdiği enternasyonal eğilim çoğu zaman antiemperyalizmle çatışıyordu. Bu zaman zaman Batı işçi sınıfıyla ittifak yanılgısı olarak kendini gösterse de Türkiye özelinde esas sıkıntı bölücülük karşısında tavır alamamakla ortaya çıktı. Yıllarca enternasyonal Marksist hareketler ulusların kaderini tayin hakkı adına Kürt bölücülüğünün savunulabilir olduğunu ileri sürdüler. Diğer taraftan da Atatürkçülüğün ve milliyetçiliğin burjuva olarak tanımlanması bu noktada alınan tavırları da bulandırdı. Uzun süre Marksist solun farklı fraksiyonları bu yanlışta birleştiler. Ancak AKP faşizminin toptan bir tasfiyeye yönelmesi ve Kürtlerin ABD’nin safında açıkça yer almaları, Marksist solun antiemperyalizmiyle, enternasyonalizmini tekrar karşı karşıya getirdi. Bu noktadan itibaren Ufuk Uras ve çevresi, SDP, EMEP, ESP gibi Kürtçü gruplar AKP’nin ve PKK’nın yanında yer almayı koşulsuz devam ettirirken; solculuğun en temel mihenk taşının emperyalizme, işbirlikçilerine karşı çıkmak olduğunu hatırlayanlar farklı bir tavır aldılar. Bu durum da geçen yıldan beri Marksist sol içinde ciddi bir çatlama yaratmış durumda. Bu çatlama son günlerde de derinleşerek sürüyor.

Bu süreç içerisinde AKP’nin kuyruğuna takılan solu eleştiren ve bunları Sorosçulukla suçlayacak kadar doğruları söyleyen kesimler oluştu. Yakın zamanlara kadar “sosyalist Türkiye, sosyalist Kürdistan” sloganını kullanan ve PKK’nın partileriyle seçim ittifakına gidebilen TKP bugün “Cumhuriyeti korumak”tan, ardından da “Cumhuriyeti sosyalizmle taçlandırmak” söz edebiliyor. “Burjuva Cumhuriyetin yıkılması” yerine bu tarz bir dönüşüm söylemi değişimin önemli göstergesi.

Gene son yıllarda TKP’nin vurguladığı yurtseverlik, eski dostları tarafından milliyetçilikle suçlanmalarına neden oluyor. TKP bazı noktalarda açık konuşmaktan kaçınsa da durduğu zeminde ciddi bir fark oluştu.

Halkın Kurtuluş Partisi ise daha ileri adımları atmış durumda. Ergenekon’la ilgili olarak: “Hedef genelde ulusalcı, yurtsever ve laik güçlerin saf dışı edilmesidir. Özelde de Ordu’nun, devrimci geleneğe sahip vatansever, laik, tam bağımsızlıkçı ve Mustafa Kemalci kesiminin korkutulması, sindirilmesi ve çökertilmesidir… Çünkü Ordu’daki bu güç Ortaçağcı gidişin ve Yeni Sevr’in önündeki en büyük engeldir, Mustafa Kemal ilkelerini savunduğu için en büyük engeldir” diyebilmektedir.

Görülmektedir ki AKP’nin yarattığı süreç Marksist solun bir kısmının çizgisini daha ulusal ve antiemperyalist çizgiye kaydırmıştır. ÖDP ise farklı çalkantılarla meşgul…

ÖDP’de Ufuk Uras çatlaması

ÖDP’de son genel başkan değişikliğiyle açığa çıkan çatlamanın ilk habercisi aslında Taraf ve Birgün gazeteleri arasında çıkan kavgaydı. Taraf, Birgün’ü ve eski Dev-Yolcuları AKP’ye yeterince destek olmamakla suçlarken, ÖDP’nin o zamanki başkanı Ufuk Uras partili arkadaşlarının değil Taraf’ın, AKP’nin, DTP’nin kısacası ABD’nin yanında tavır almayı yeğlemişti.

Ufuk Uras’ın kraldan daha kralcı tavrı en sonunda Birgün’cüleri de pes ettirdi ve ÖDP’de Ufuk Uras başkanlıktan düşürüldü, yerine Hayri Kozanoğlu getirildi.

Bu ekip de yine liberal sol bir tarzın içindedir. ÖDP’nin Kozanoğlu ile beraber geldiği noktanın çok ileri bir nokta olmadığı söylenebilir ama gene de AKP faşizminin sol kanadını oluşturmakla görevli Uras’la aralarında çıkan ayrışmanın da önemini tespit etmeliyiz.

ÖDP, kurulduğu andan itibaren bırakın antiemperyalizmi, klasik Marksist sol söylemin de arkasında durmamış bir partidir. Avrupa solunda ortaya çıkan liberalleşmenin ve Yeşiller tarzı politikaların etkisi altındadır. Bu yapısıyla da aslında yıllardır sol kavramının Türkiye’de yaşadığı aşınmanın da önemli bir etkeni olmuştur. Sosyalizm, işçi sınıfı, devrim gibi kavramlar yerine ötekiler, azınlık hakları, eşcinsellerin savunulması vardır ÖDP’de.

Ancak, Ufuk Uras’ın son dönemde milletvekilliğiyle beraber tamamen Kürt-İslam faşizminin dümen suyuna girmesi ÖDP’nin liberal solcularının bile “nereye gidiyoruz?” diye sormasına neden oldu. ÖDP’nin eski kusurlarını taşımaktaki ısrarı ideolojik sapmalarının derinliğinden ileri geliyor. Fakat Ufuk Uras ve Taraf’ın ne olduğuna, bu çatlamanın ne anlama geldiğine de yakından bakmak gerekiyor…

Ufuk Uras ve Taraf: Liberal mi faşist mi?

ÖDP ve Hayri Kozanoğlu, liberal solu reddetmiş değil. Aksine bunun akademik bir kavram olduğunu ve piyasa düzeninin ortadan kaldırılmasının zararlı olabileceğini savunuyorlar. Bu da AB sol partilerinin Türkiye uzantısı olmak anlamına geliyor. Ancak bu kesim, Ufuk Uras’ı liberal solu yanlış anlamakla eleştiriyorlar. Onlar açısından Uras ve grubu sol ama antiemperyalist değil. Ulusal solun ise emperyalizme karşı ama kapitalizmle sorunu olmayan bir anlayış olduğunu iddia ediyorlar. Buradan da anlaşılabileceği gibi ÖDP, kapitalizm ve emperyalizmin aynı şey olduğunu kavramaktan çok uzak olduğundan, ulusallığı burjuva olarak görüyorlar. Böylece de kapitalizme karşı olamayacağını savunuyorlar ancak kendilerinin liberal piyasacılığının asıl kapitalizm savunusu olduğunu örtemiyorlar.

Bu işin liberal solla ilgili boyutu. Ancak bugün kendisini liberal sol olarak adlandıran Ufuk Uras, Murat Belge ve tüm Taraf çevresinin açıkça faşist olduğunu görmek önemlidir. AKP, PKK, ABD ve Fethullahçılarla beraber Cumhuriyetin tasfiyesine girişenler de bunlardır. Bu “sol” faşizmin teorisi de gene Taraf’çılara yaptırılmaktadır. Ufuk Uras’ın akıl hocaları da bunlardır.

Taraf yazarı Murat Aksoy bu fikirleri ifade edenlerden biri… Uras, Ayhan Bilgen, Hasan Bülent Kahraman gibilerle AKP yanlısı bir sol partinin kurulmasını alttan alta örgütleyen gene Aksoy olmuştur. Ona göre artık sol sosyalizmin ideolojik şartlanmasından kurtulmalı, tanımını değiştirmelidir. Burada yeni bir fikir yaratmanın peşinde olduklarını iddia ediyor ama aslında yıllar öncesinin artık kabak tadı veren İdris Küçükömer tezlerini tekrarlıyor. Bu tezlerde solun düşmanı olarak sadece devlet gündeme gelir. Emperyalizm ya da kapitalist sömürü yoktur, sadece insanların bir kısmını mağdur eden devlet vardır. Devlet rant yaratır ve onu dağıtır. Bu ranttan pay alanlar da laik-Türklerdir. Buradan da devletçilik düşmanı sağ partilerin aslında sol olduğu noktasına varılır.

Murat Aksoy’a göre AKP soldadır ve desteklenmelidir:

“Sol adına salt AKP karşısında konumlanmak uğruna sosyal adalet, sosyal demokrat politika ve söylemlere karşı çıkmak anlamsız bir çabadır. Sağ içinde cereyan eden siyasi alanda ey­lem ve sonuçlar bağlamında AKP’nin daha solda durduğu açıktır… AKP’nin mevcut sosyal politikalarını devam ettirmesi, hatta geliştirip yaygınlaştırması, açık biçimde aynı siyasi hedefleri olan bir sol partiyi neredeyse gereksiz hale getirmektedir”.

İşte sol faşizmin ideolojisi böyle şekillenmektedir. AKP faşizmi kendisine kitle yaratmak için kömür-bulgur dağıtır, bunun adı sol sosyal politika olur. Buna karşı çıkmak da yanlıştır, sol partiye falan da gerek yoktur, sol lazımsa onu da zaten AKP yapmaktadır! Faşizmin bu kadar açık savunulmasına da pes denilir…

Solculuk da zaten mağdur edilenleri savunmaktır: “Geldiğimiz noktada sol için temsil salt sınıf düzlemini aşmakta ve ‘mağduriyet/dışlanma/ötekileşme’ üzerinde bir temsil denenmek durumundadır”. Murat Aksoy, bu mağdurları da “Kürtler, İslami kimliği olanlar” diye tanımlar. Yani Kürt-İslam sentezi sol adına böyle savunulmaktadır.

AKP’nin her ihtiyacı karşıladığını savunan ve Kürt-İslam faşizmine muhalefet etmeyi bile eleştiren bir faşist “sol” böylece karşımızdadır. Bu noktada Ufuk Uras önemli bir piyon olarak devrededir.

Solu Kürt-İslamcılaştırmak ve CHP açılımları

Ufuk Uras da aynı tezleri yaklaşık olarak aynı şekilde savunmaktadır. Ona göre de sol artık sadece Kürtleri değil, İslami kesimleri de bünyesine almalıdır. Esas ötekileştirilenler Kürtler ve muhafazakarlardır, demek ki bunları savunmak hatta bunları gerçek solcu saymak da faşist “sol”un temel düsturu olmalıdır. Ufuk Uras; “Cihangir Camii’nin müezzini gelip benimle konuştuğu ve takdirlerini sunduğu zaman hoşnut oluyorum. Çünkü muhafazakar, dindar bir insana kendimi sevdirebilmişim. Onunla konuşurken onunla iletişim kurabileceğim bir dil tutturuyorum” demektedir.

Ya da PKK oylarıyla meclise girmesiyle ilgili olarak; “İlginç bir şekilde son seçim deneyimizde, 1. bölgede Şafii gelenekten gelenlerle, Kürt siyasi hareketinde de benzer bir şey var... Erdemli kamil insanın olmazsa olmaz koşulunu, haksızlıklara, mağduriyetlere karşı olmak diye ifade ederken karşılıklı etkileşip, hem öğreniyor, hem öğretiyoruz”.

Uras’ın burada yaptığı Kürt-İslam sentezinin aklanmasının da ötesinde, solun bu faşizmin içinde erimesine çalışmaktır. Zaten yıllardır solculuk Türk ve laiklerin tekelinde değil midir? Demek ki burada da ötekileştirmeyi yıkmak, solun kadrolarını Kürtlerden ve İslamcılardan seçmek gerekmektedir!

ÖDP’deki çatlamanın ardından Taraf gazetesi Ufuk Uras’a mealen “Artık ÖDP’den de kurtuldun, elin boşa çıktı. Gel bu işin başına geç” çağrısı yapmıştı. Böyle bir Kürt-İslam faşisti “sol” parti ihtimali hala var. Ne de olsa bu da bir ihtiyaçtır. ABD, AKP faşizmine “sol”dan katılacak bir destek parti isterse onu da kurdurur. Bu da faşizmin daha da güçlenmesini sağlayacaktır. Ama CHP’nin Kürt, çarşaf, tarikat açılımlarını düşündüğümüzde bu haliyle CHP’nin o ihtiyacı zaten karşıladığı ortadadır. ABD, yeni bir partiye gerek duymayıp CHP’nin bu haliyle de yetinebilir.

Sola düşen…

Faşizm kendisinden başka tüm akımları ezen ve yutan bir akımdır. Devrimci olmayan tüm siyasetler de faşizmin girdabına kapılıp yok olurlar. Bugün Türkiye’de yaşanan Kürt-İslam faşizmi koşullarında yasadışı Marksist grupçuklardan, Ufuk Uras ve Taraf gibi ajan çevrelere, oradan da CHP’ye kadar geniş bir yelpaze bu faşizmin girdabında Kürtçülük ve Şeriatçılık yapıyor.

Faşizme direnmek doğru yerde durmayı gerektiriyor. Bugün antiemperyalizmi ve Cumhuriyeti savunmayı başarabilen sol önemli bir tercihe doğru ilerliyor.

Ya atılan doğru adımlar devam ettirilecek ve ulusal bir sol anlayışa ulaşılarak ilerlenilecek ya da yeniden enternasyonalizm adına önce Kürtçülüğün bir aşama sonrasında da Şeriatçılığın yanına düşülecek.

Antiemperyalizm ve antikapitalizm için Türk sosyalizminde, Atatürk programında birleşmek sola düşendir.

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe