02.03.2009/Sayı:226
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Onur Yaman

Devrim Kanunları
bütün kanunların üstündedir!

Cumhuriyet’in en önemli üç yasası

Emperyalizme karşı Mustafa Kemal önderliğinde verdiğimiz bağımsızlık mücadelesi sonrasında Türkiye Cumhuriyeti kuruluyordu. Cumhuriyetin kurulması bile başlıbaşına büyük bir devrimdi. Atatürk kurduğu halkçı-devletçi yapıyla bağımsızlığı temel alan bir millet iktisadı oluşturuluyordu. Bir yandan da “Devrim Kanunları” olarak adlandırılacak bir dizi kanun çıkartılıyordu. Bu kanunların esas amacı Türkiye’yi çağdaş ve uygar bir toplum haline getirmenin önünde engel olan Şeriat yasalarının kaldırılmasıdır.

Bundan tam 85 yıl önce 3 Mart 1924’te Cumhuriyet Devriminin belki de en önemli diyebileceğimiz üç yasası çıkarılacaktı.

1- “Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye’nin Türkiye Cumhuriyeti memalik-i hariciyesine çıkarılmasına dair kanun”la hilafete son verilecekti.

2- Şer’iye ve Evkaf Vekaleti ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti kaldırıldı. Bu bakanlıkların yerine Diyanet İşleri Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı kuruldu.

3- Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak eğitim ve öğretimde birlik sağlandı.

85 yıl önce çıkarılan bu kanunları yeniden hatırlamanın ve hatırlatmanın büyük önemi var.

85 yıl öncesinin gericiliği yeniden hortlatılıyor

“Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye’nin Türkiye Cumhuriyeti memalik-i hariciyesine çıkarılmasına dair kanun” tasarısı, Urfa milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve elli üç arkadaşı tarafından verilecek ve yasa haline getirilecekti.

85 yıl önce kaldırılan hilafet, bugün “Yeni Osmanlı” ve “Yeni Halife” kavramlarıyla Tayyip nezdinde tekrar ete kemiğe dönüştürülmeye çalışılıyor.

Atatürk, hilafetin kaldırılması sırasındaki tartışmalarda şunu söylüyordu:

“Baylar, açık ve kesin söylemeliyim ki, Müslüman halkı bir halife korkuluğu ile uğraştırmayı ve kandırmayı sürdürme çabasında bulunanlar, yalnız ve ancak, Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanıdırlar.”

Hilafet denen makamın ancak Türkiye düşmanlığı olacağını söylüyordu Atatürk. Günümüzün Cumhuriyet ve Türk karşıtları da “yeni hilafet” üzerinden Türkiye düşmanlığı yapmaya devam etmekteler.

Hilafetin kaldırılması sırasında çıkan tartışmalarda Afyonkarahisar Milletvekili İzzet Bey Cumhuriyetin korunması için Halifeliğin kaldırılmasının gerekliliğini şu sözlerle ortaya koyuyordu: “Biz özgürlüğe, Cumhuriyete, halkçılığa, milyonlarca insan kanı pahasına kavuştuk. Hâlâ bu kürsüden, halifeliğin kaldırılmasına karşı çıkanları gördükçe hayret ediyorum. Eğer biz Cumhuriyeti ilan ettikten sonra halifeliği bırakacak olursak, bir gün mutlaka saltanat (padişahlık) geri gelecektir. Çünkü tarihte, hükümetsiz Halife yoktur. Onun için bu yasa çok yerindedir. Hatta zamanı bile geçmiştir.”

Yani halifelik sadece basit bir makam değil Cumhuriyetin ortadan kaldırılması anlamını taşıyordu.

85 yıl önce son verdiğimiz halifelik önümüze İslâm dünyasının liderliği olarak süslenerek konulmakta.

Davos şovu sonrasında “Tayyip tüm İslâm âleminin başına geçsin yeni halife olsun” diyerek başlatılan tartışmanın, İslâm âleminin önderi olmak değil Cumhuriyeti ortadan kaldırmak olduğu o dönemin Atatürkçülerinin savunularına dahi bakarak görülebiliyoruz.

Bu noktada “yeni halife”liğe soyunacaklara karşı halifeliğin kaldırılmasına ilişkin kanunun ilk üç maddesini hatırlatmak önemlidir:

“1- Halifenin görevine son verilmiştir. Halifelik hükümet ve Cumhuriyetin anlam ve kavramı içinde esasen mevcut olduğundan, hilafet makamı kaldırılmıştır.

2- Görevinden alınan halife ve Osmanlı saltanatı kökeninden gelen erkek ve kadın tüm kişiler ve damatlar Türkiye Cumhuriyeti içinde oturmak hakkından sonsuza dek yasaklıdırlar. Bu soya bağlı kadınlardan doğmuş kimseler de, Osmanlı soyundan sayılırlar.

3- İkinci maddede belirtilen kişiler, bu yasanın yayımı tarihinden başlayarak en geç on gün içinde Türkiye Cumhuriyeti ülkesini terk etmek zorundadır.”

Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti’nin kaldırılması hakkındaki kanunlar laikliğe giden yolda önemli adımlardı.

Çıkarılan kanunla din devletten soyutlanıyordu. Din işleriyle görevli bir kurumun siyasetin içinde bulunması bundan sonra engelleniyordu.

Ayrıca Ordu da siyaset kurumunun dışında bırakılıyordu. 5 Şubat 1937’de çıkarılan Laiklik Yasası ile kesin çizgilere kavuşan din-devlet ilişkileri ve aynı zamanda ordu-devlet ilişkilerinin temelleri, 3 Mart 1924’te çıkarılan yasa ile sağlanıyordu.

Tevhid-i Tedrisata kim karşı?

Her devrim kendi kadrolarını ve kendi istediği insan tipini yaratmaya çalışır. Cumhuriyet Devrimi’nin de kendi kadro ve insan tipini yaratmak için attığı en büyük adımlardan birisi Tevhid-i Tedrisat yani Öğrenim Birliği Yasası’nın çıkarılmasıdır.

Saruhan Milletvekili Vasıf Bey ve elliyedi arkadaşı tarafından 2 Mart 1924’te verilen eğitimin birleştirilmesi yasa tasarısı 3 Mart 1924’te kanun olarak Meclis’te onanıyordu. Tasarının gerekçesi şu idi: “Bir ulusun bireyleri ancak bir eğitim görmelidir. İki türlü eğitim, bu ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu, düşünce, ve dayanışma amaçlarına tümden karşıdır.”

Öğrenim Birliği Yasası öncesinde iki başlı bir eğitim vardı. Eğitimin bir kısmı Milli Eğitim Bakanlığına bir kısmı mektep ve medreselerde Şer’iye ve Evkaf Vekâletine bağlıydı. Cumhuriyetin tavrı netti, eğitim tek ve milli olmalıydı. Öğrenim Birliği Kanunu ile kurum, kişi ve vakıf vb. oluşumların kontrolünde ve yönetiminde, farklı program ve yöntemler uygulanan eğitim kurumlarının tamamı Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.

Öğrenim Birliği Kanunu, Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre sonra çiğnenmeye başladı. Önce İmam Hatip Liselerinin kurulması ve bu liselerin haddinden fazla yaygınlaşması, sonrasında ise Türkiye’nin hemen her yerini saracak olan Kur’an Kurslarının açılması ile yasa delindi.

Atatürk eğer yaşasaydı belki de çok şaşırmazdı bu duruma. Nitekim Gençliğe Hitabe’sinde söylüyordu: “Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.” Devrimlerin karşı devrimle yok edilmeye çalışılabileceği hatta bu işin iktidardakilerin vatan hainliğine kadar gidebileceğine zaten yazıyordu.

Ancak çıkarılan yasaların ve yapılan devrimlerin karşısında sarıklı cübbeli Şeriatçıların değil günümüz CHP’lilerinin olduğunu görse şaşırır mıydı? Kim bilir...

CHP’nin Kocaeli Belediye Başkan Adayı Sefa Sirmen’in bir süre önce yaptığı “Belediye başkanlığını kazanırsam her mahalleye Kur’an Kursu açacağım” açıklamasını, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “Bizim Kocaeli belediyemiz, tıpkı bir bilgisayar kursu gibi, bir yabancı dil kursu gibi, hemşehrilerinin ihtiyaçlarına cevap vermek yaklaşımı içinde böyle bir proje oluşturmuştur. Bence doğru bir projedir” açıklamalarıyla desteklendi.

CHP yaptığı Kur’an Kursu açılımıyla:

1- Milli eğitimi bir kenara bırakarak iki başlılık yaratacak dini eğitimi savunuyor ve Öğrenim Birliği Yasası’nı deliyor.

2- Kurum olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın dışında belediyelerin de eğitim verebileceğini ortaya koyarak Öğrenim Birliği Yasası’nı ikinci kez hiçe sayıyor.

Milli eğitim, dini eğitim, ırki eğitim

Kur’an Kurslarını savunan CHP’li zevat, halka dinin tarikatlar değil belediyeler eliyle öğretilmesi tezini ortaya atarken dinini öğrenmek isteyen insanların tarikatlardan kurtarılmasını sağlayacağız gibi bir tezle önümüze çıkmakta. Aslında işin esası Vasıf Bey’in tasarı gerekçesinde ortaya koyduğu toplumu duygu, düşünce ve dayanışma bakımından birleştirecek milli bilinç oluşmasını engellemek. Siz ne amaçla açarsanız açın kurumun adı Kur’an kursudur. Kur’an kurslarında da milli bilince sahip çağdaş insanlar değil Şeriatçı kafalar yetişir.

Cumhuriyet milli bilinç ve milli bir ruh hali oluşturmak için herkese ayrıcalıksız ve eşit düzeyde bir eğitim verilmesi gerektiğinin farkındadır. Bu amaçla Öğrenim Birliği Yasası ile düzenlenen Milli Eğitim Temel Kanununun 4. Maddesi “Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet ve din ayrımı gösterilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınmaz” şeklindedir.

70 yıllık süreçte Şeriatçı dayatmalarla defalarca delinen Öğrenim Birliği Yasası bugün başka bir noktadan daha kırılmaya çalışılıyor: Irki eğitim. Milli bilinç ortadan kaldırılınca toplumsal çözülme din ve etnisite gibi kavramlar ortaya çıkmasıyla şekilleniyor.

Dini eğitimle parçalanan milli bilinç bugün anadilde eğitim, Kürtçe eğitim kampanyaları ile ikinci kez ortadan kaldırılmak isteniyor.

Açılan Kürt Enstitüleri ve üniversitelerde açılmak istenen Kürtçe, Ermenice gibi bölümlerle söz konusu yasa delinirken bir taraftan da bölünmenin önü açılıyor.

Devrim Kanunları bütün kanunların üstündedir

Madem ki bugün Halifelik tartışmaları ortalıkta dolaşmaktadır. Madem ki bugün devlet kurumları dini kurumlar haline getirilmeye çalışılmaktadır. Madem ki bugün eğitim kurumları Şeriatçı ve Kürtçü kadrolar oluşturmanın merkezi haline dönüştürülmeye çalışılıyor...

O zaman gün Cumhuriyet Devrimlerinin gericilik ve bölücülüğe karşı nasıl milli birlikteliği sağladığını, nasıl çağdaş bir Türk Milleti yaratmaya çalıştığını hatırlamanın ve hatırlatmanın günüdür.

Her ne kadar gericilik tarafından yok edilmeye çalışılsa da Atatürk’ün Devrim Kanunları için söylediğini hatırlamanın günüdür:

“Devrim Kanunları bütün kanunların üstündedir!”


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe