Kuzey Kore, Hillary Clinton’la
anladığı dilden konuşuyor
Kuzey Kore ile ABD arasında uzun süredir devam eden karşılıklı yumuşama, Barack Obama’nın ABD Başkanı olmasıyla birlikte yerini yeniden gerginliğe bıraktı. Gerginliğin nedeni ise ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ilk yurtdışı gezisini yaptığı Asya ülkelerinde Kuzey Kore yönetimini kışkırtan sözleri.
Asya gezisi kapsamındaki ilk durağı olan Japonya’da, ABD ile Kuzey Kore arasındaki ilişkilerin gelişmesinin Kuzey Kore yönetiminin nükleer programını sona erdirmesine bağlı olduğunun altını çizen Clinton buraya kadar bildik lafları yineledi. Daha sonra ise Washington yönetimi ile iyi ilişkiler kurulmasının şartı olarak da Kuzey Kore’den Güney Kore liderlerine hakaret edilmemesini koydu. Ondan sonra söylediklerini ise en iyi özetleyecek olan herhalde “Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı” atasözömüz. Sanki az önce hakaret edilmemesini iyi ilişkilerin şartı olarak öne süren kendisi değilmiş gibi Kuzey Kore liderini bir anda tiran olmakla, zorbalıkla, provakatif davranmakla suçlayıverdi ve Kuzey Kore’nin içişlerine müdahale ederek Devlet Başkanı Kim'in halefi konusunun ülkede belirsizliğe neden olduğunu söyledi.
Elbette ki Kuzey Kore yönetimi bunun altında kalacak değildi ve kalmadı. Hakaret öyle olmaz böyle olur dercesine, Clinton’un “Güney Kore liderlerine hakaret edilmemesini” emretmesinden yalnızca bir gün sonra Güney Kore Cumhurbaşkanı Li Myung-bak'ı da "hain" olmakla suçladı ve eğer bir savaş olacaksa buna mükemmel derecede hazır olduklarını bildirdi: “Lee Myung-Bak'ın hain borazanları Kore Halk Ordusunun bir çarpışmaya mükemmel biçimde hazır olduğunu hiç unutmamalıdır.” Nitekim Kuzey Kore Milli Uzay Komitesi de ABD’nin tüm uyarılarına karşın “Kwangmyongsong-2” adlı iletişim uydusunun önümüzdeki günlerde uzaya fırlatılacağını açıkladı. Bu denemenin başarılı olması, Kuzey Kore’nin ABD’yi vuracak kıtalararası füze üretebileceği anlamına geldiğinden dolayı ABD açısından son derece endişe verici.
Clinton herhalde daha ilk seferinde sert kayaya çarptığını anlamıştır. Bir adım bile geri atmayan Kuzey Kore, kendisine saldırıldığında ABD’nin anlayacağı diplomasi dilinden konuşuyor. Zaten ABD de bu dilden başkasını bir türlü anlamıyor. İşte Dışişleri dediğin böyle olur. Yeri gelir nota yollarsın, yeri gelir füze...
|
Irak’ta Kürtler
geçmişin bedelini ödemekten korkuyorlar
ABD askerlerinin Irak’tan çekilme hazırlıklarının yoğunlaştığı son dönemde Kürtleri artık Araplarla başbaşa kalacak olma gerçeğinin korkusu sarmış durumda. Daha önceleri ülkenin güneyinde görülen şiddet olayları yavaş yavaş bir zamanlar Kürtlerin güvenli olarak gördükleri kuzeye kaymış durumda. Bölgede, aralarında akrabalık bile olsa Kürtler ve Araplar arasındaki çatışmalar artık gitgide şiddetleniyor.
Independent gazetesinin yazarlarından Patrick Cockburn’e göre çatışmaların arkasındaki temel neden, çoğunluğunu Arapların oluşturduğu Irak ordusunun kuzeyde de egemenliğini yeniden artırma çabası. Her ne kadar şu an için işgal güçlerinin emrinde de olsa, çoğunluğunu Arapların oluşturduğu Irak ordusu ülkenin kuzeyinin Irak’tan kopmasına kesinlikle karşı. Dört yıl önce yapılan seçimleri boykot ederek katılmayan Araplar son yapılan seçimlere katılınca çatışmaların yoğunlaştığı Ninova bölgesindeki güç dengesi de artık Kürtler aleyhine değişti. Saddam Hüseyin’in 2003 yılında işgal güçleri tarafından devrilmesinden sonra Kürtlerin olağanüstü bir gayretle Musul’u Kürtleştirme çabalarına karşın son seçime katılan Araplar büyük bir farkla Kuzey Irak’ın merkezi sayılan Musul belediyesinin denetimini tekrar ellerine aldılar ve her alanda ağırlıklarını hissettiriyorlar.
Arapların Kürtlere duyduğu öfkenin temelinde ABD işgalinden Kürtlerin hiçbir zarar görmeyip bilakis kazançlı çıkmaları, adeta işgal güçlerinin kolluk kuvveti gibi davranmaları ve bağımsız bir devlet kurma hayaliyle Araplara karşı bir etnik temizlik harekatına girişmeleri yatıyor. Bugün ise olaylar Kürtlerin hiç ummadığı biçimde gelişme eğiliminde. Kürtler Ninova’da çoğunluğu ele geçiremedikleri gibi, artık bölgeden kaçmak zorunda olanlar da Kürtler. Ninova’nın Kürt kökenli Vali Yardımcısı Hasro Goran, “Kürt olmayan ordu birliklerinin tartışmalı topraklarda hareket etmeleri kabul edilemez.” dese bile görünen köy kılavuz istemiyor: Bölgede Kürtlerin egemenlik günleri sayılı. Tek soru ABD askerleri çekilip Araplarla Kürtlerin ne zaman başbaşa kalacağı. Bu bekleyiş ise fazla uzun sürmeyebilir. Çünkü Obama yönetimi 19 ay içinde Irak’taki askerleri Afganistan’a kaydırma planları yapıyor. “Gelmesinden korktuğumuz günleri yaşıyoruz. Amerikalılar giderken kendimizi bir kez daha izole edilmiş ve Bağdat’la karşı karşıya kalmış bir halde buluyoruz.” diyen bir Kürt, içinde bulundukları ruh halini çok iyi özetliyor.
|
Rio Karnavalı’nın
bu yılki mesajı AIDS’ti
Her yıl yüz binlerce Brezilyalıyı ve yabancı turisti ağırlayan Rio Karnavalı bu yıl da son derece coşkulu geçti. Küresel kriz nedeniyle önceki yıllara oranla yabancı turist sayısının az olduğu gözlenen karnaval yine birbirinden renkli ve ilginç görüntülere sahne oldu. 21 Şubat’ta Kral Momo’nun Rio de Janeiro kentinin sembolik anahtarını almasıyla başlayan karnavalda 5 gün boyunca insanlar yıl boyunca biriktirdikleri stresi de atma fırsatı buldular.
Rio Karnavalı dışarıdan bakıldığında her ne kadar yalnızca eğlenceye adanmış bir karnaval izlenimi verse de yine de insanlara bazı mesajlar vermeyi ihmal etmiyor. Geçtiğimiz yıllarda verilen mesajlar daha çok yoksulluk ile ilgiliydi. Bu yıl küresel ekonomik kriz nedeniyle herkes yoksulluk konusunda mesaj vermeye başlayınca, karnavalda bu yıl tüm dünyanın en büyük sağlık sorunlarından biri olan AIDS’e dikkat çekildi. Hatta Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva karnavala katılanlara bizzat kendisi prezervatif dağıttı. Fırsatı kaçırmayan Lula, milyonların izlediği bu karnaval sayesinde tüm dünyanın dikkatini kendilerinin de savaş açtığı AIDS’e çekmeyi başarmış oldu. Yani hem eğlenceyi hem işi bir arada yürüttü. Brezilya hükümeti AIDS’le mücadele kapsamında yıl sonuna kadar 1.2 milyar prezervatif dağıtmayı planlıyor. Beş gün süresince, yıl boyunca yaşadıkları tüm sıkıntıları üzerinden atmaya çalışacak sıradan Brezilyalılar umarız bu isteklerinde başarılı olur.
|
|
Slumdog Millionaire neyi sorguluyor?
81. Oscar ödülleri geçtiğimiz hafta ABD’nin Los Angeles kentindeki Kodak Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Geceye damgasını vuran film ise hiç kuşkusuz 10 dalda Oscar’a aday gösterilen, “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” de dahil olmak üzere toplam 8 dalda Oscar kazanan “Slumdog Millionaire” idi.
15 milyon dolar gibi Hollywood ölçütlerine göre son derece kısıtlı bir bütçeyle çevrilen film, “Kim 500 Milyar İster” adlı yarışmaya katılan Hintli Jamal’ın yaşamını konu alıyor. Jamal’ın yarışmaya katılmaktaki amacı ise para değil, yarışmayı hiç kaçırmadığını bildiği çocukluk aşkı Latika’ya bu yarışma sayesinde tekrar ulaşabilmek. Jamal yarışmada tüm soruları biliyor ve sorunlar bundan sonra başlıyor. Kenar mahallelerde yetişen birinin bu soruları bilmesine olanak olmadığını düşünen Hindistan polisi, gözaltına aldığı Jamal’a soruları çaldığını itiraf ettiriyor(!) ve bizler de yapılan işkenceler sırasında Jamal’ın yaşamından kesitler görüyoruz.
Danny Boyle ve Loveleen Tandan’ın yönetmenliğini yaptıkları film, çekildiği Hindistan’da da oldukça yankı buldu, daha doğrusunu söylemek gerekirse Hint halkının ikiye bölünmesine neden oldu. Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, film ekibine bir kutlama mesajı çekerek “Hindistan’ı çok gururlandırdılar.” dese de Hindistan film dolayısıyla ayağa kalkmış durumda. Filmi izleyince Hintlilerin neden bu kadar öfkelendikleri çok rahat anlıyoruz ama Hindistan Başbakanı’nın neden bu kadar gurur duyduğunu anlayamıyoruz. Çünkü film Hindistan açısından tıpkı bir “Geceyarısı Ekspresi” niteliği taşıyor. Her tarafta açlıktan kıvranan insanlar, herkese işkence yapan polisler, sokaklarda cirit atan küçük yaştaki fahişeler, her köşebaşında daha fazla acıma duygusu yaratabilmek için gözleri asitle kör edilmiş dilenci çocuklar, para için yapmayacağı pis iş olmayan Hintliler... Hindistan Başbakanı ülkesini bu kadar aşağılayan bu filmden nasıl bu kadar gurur duymuş gerçekten anlamak mümkün değil. ABD’de şu ana kadar 100 milyon dolar ciro yapan ve 160 ülkede gişe rekorları kıran filmin kahramanı olan ve kenar mahallelerde yaşayan Hintliler ise Başbakanları gibi düşünmüyor. “Yoksulluğun pornografisi” olarak nitelendirdikleri filme “Bizler gecekondu köpekleri değiliz.” diyerek karşı çıkan Hintliler ülkenin birçok yerinde yönetmenin maketini yaktı, filmin gösterildiği sinema salonlarının önünde protesto gösterisi düzenledi. “Hindistan’ın sefaletini satmak Batı’da iyi bir açılım yapmanın en iyi yolu.” diyerek filmin niçin Oscar kazandığını dile getiren bir Hindistanlı bizlere kendi halkını aşağılayarak ve soykırımcılıkla suçlayarak Nobel kazanan Orhan Pamuk’u anımsatmadı değil.
Film bir Batılı açısından bakıldığında kendi içlerindeki aşağılık duygularını tatmin etmek, Üçüncü Dünya insanlarının zaten doğuştan her türlü zulmü hak ettiğini kanıtlamak için tam biçilmiş kaftan. Batılılar bu tür filmlere her zaman hak ettiği değeri veriyor. The Hindu gazetesi K. Hariharan’ın da yazdığı gibi “Küresel mali krizin ağırlığı altında ezilmiş Batılı seyircilerin çoğu için Hindistan’ın en iğrenç yüzü hakkındaki bu peri masalı, bir tür eğlence boşalımı olmalı.”
Filmin yönetmenine gelince, gelen tepkilere nedense oldukça şaşırmış. Amacının Hintlileri kötülemek olmadığını, yalnızca var olan bir çarpıklığı dile getirmek olduğunu söylüyor. Güzel bir düşünce ama çarpık bir düzeni resmetmek için ABD yerine Hindistan’ı tercih etmenin en ufak tutarlı bir yanı yok. Söz konusu kokuşmuşluk olunca, hiçbir ülkede ABD kadar malzeme çıkmaz. Ve daha da önemlisi filmin yönetmeni Danny Boyle film boyunca bir yandan milyonlarca dolarlık gökdelenleri ve hemen yanıbaşındaki yoksulluğu dile getirirken her nedense bunun nedenine bir kez olsun değinmiyor. Tamam, Hindistan’da mutlu bir azınlık ve sefaletle boğuşan bir çoğunluk var ama bunun nedeni ne? 500 milyon Hindistanlı günde 1 dolarla sokaklarda yaşamaya çalışırken neden bazıları lüks içinde yaşıyor? Bunun sorumlusu kim ya da ne? Boyle da biliyor ki, bu can alıcı sorunun yanıtını filminde gösterse ve Hindistan’daki sefalet yerine bizzat düzenin kendisini sorgulasa Oscar onun için ancak bir düş olur. Yönetmenimize başka bir soru daha soralım: Madem var olan çarpıklıkları göstermek için böyle bir film çektin, peki neden şimdiye kadar 100 milyon dolardan fazla hasılat yapan bu filmin başrol oyuncusu Hintli çocuk emeğinin karşılığı olarak yalnızca 2.300 dolar aldı? Göstermeye çalıştığını söylediğin çarpıklık ile yaptıkların biraz olsun tezat oluşturmuyor mu? Bak, filmi çektiğin Dharavai’deki bir Hintli ne diyor: “Politikacılarımız 60 yıldır hiçbir şeyi değiştiremediler, sinemacılar mı değiştirecek? Gelirler filmi çeker ve parayı yaparlar. Biz bugün buradayız ve 60 yıl sonra da burada olacağız.” Evet, sen gerçek sorunu yani çarpıklığın sorumlusu olarak kapitalizmi dile getirmediğin sürece 60 yıl sonra da aynı filmin devamını çekebilirsin. O yüzden bu masallara kimse inanmıyor.
|
"Vadi El Diap"
Kürtleri gerdi
Yayınlandığı saatlerde tüm Türkiye’yi ekran başına toplayan, izlenme rekorları kıran Kurtlar Vadisi dizisi, “Kurtlar Vadisi Irak” adıyla sinamaya uyarlandığında yer yerinden oynamıştı. Son derece keskin bir dille ABD emperyalizmini yerden yere vuran, ABD ve Kürtler arasındaki yakın ilişkileri gözler önüne seren dizi Türkiye’de yükselen ABD karşıtlığının sembollerinden birisi olmuştu. Yapılan tüm uluslararası anketlerin de gösterdiği gibi Türk halkı doğal olarak ABD’ye karşıydı ama Kurtlar Vadisi Irak bu karşıtlığı daha da uç noktalara taşıyordu. ABD emperyalizmi, bu kez kendisinin sayısız kez beyin yıkama silahı olarak kullandığı medya kanalıyla vuruluyor, silah bu kez kendisine doğrultuluyordu. ABD ordusu, askerlerine, filmin gösterildiği sinemalardan uzak durması çağrısında bulunurken, hükümet nezdinde de filmin gösteriminin engellenmesi için baskı uyguluyordu. Film sinemalarda bugün dahi hâlâ kırılamayan seyirci rekoruna sahip.
Türk insanını ekran başına kilitleyen Kurtlar Vadisi dizisi geçtiğimiz hafta merkezi Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan “Abu Dabi” televizyonunda da “Vadi El Diap” adıyla yayınlanmaya başladı ve ilk bölümüyle birlikte bütün izlenme rekorlarını da altüst etti. Uydu aracılığıyla tüm Arap ülkelerinde izlenen dizinin Arapça dublajında “Polat Alemdar" Murad, "Elif" Raha olurken "Çakır" da Şakir oldu. Kurtlar Vadisi, Araplar tarafından o kadar beğenildi ki, bizdeki gibi haftada bir değil her gün yayınlanmasının yanı sıra, dizinin tekrar bölümleri de aynı gün kaçıranlar ya da tekrar izlemek isteyenler için gece saat 01.00’de tekrar yayınlanıyor. Dizi bu kadar popüler olunca rekabeti de birlikte getirdi. Abu Dabi TV dizinin ilk 55 bölümünü Sinegraf’tan satın almıştı; Mısır merkezli Arab Radio and Television kanalı da elini çabuk tutarak Pana Film’den dizinin diğer bölümlerini ve sinema filmini satın aldı.
Fakat dizinin yayına girmesiyle birlikte, vaktiyle ülkemizde yaşanan tartışmaların bir benzeri bu kez yurtdışında yaşanmaya başaladı. Dizi ABD emperyalizmini ve işbirlikçilerini eleştirdiği için tepkiler de yine bu çevrelerden geliyor. Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetimi, uydular aracılığıyla Kuzey Irak’ta da izlenen dizinin yayından kaldırılması için Irak Büyükelçiliği aracılığıyla Abu Dabi TV’ye resmi başvuruda bulunduklarını açıkladı. Bölgesel Kürt yönetiminin Kültür Bakanlığı sözcüsü Taman Şakir dizide Kürtlerin aşağılandığını, küçümseyici ithamlarda bulunulduğunu ve liderlerine hakaret edildiğini söyleyerek resmi girişimde bulunduklarını fakat henüz yanıt alamadıklarını söylüyor. KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Safin Dizayi ise uydudan yayın yaptığı için kanalı engelleyemedikleri söylüyor ve ilave ediyor: "Eğer Kuzey Irak'ta yayın yapan bir televizyon olmuş olsaydı ve yayınında bir problem bulunsaydı, gereken resmi girişimler yapılırdı." Resmi girişiminden neyi kasttetiğini zaten herkes anlamıştır.
Dizinin Türkiye’de olduğu gibi Arap ülkelerinde de bu kadar popüler olması her iki halkın da sorunlarının nedeninin aynı olmasından kaynaklanıyor. Tıpkı Türkler gibi Araplar da yaşadıkları tüm sıkıntılarının kaynağında ABD emperyalizmini ve işbirlikçilerini gördükleri için dizide kendilerinden bir parça buluyor ve diziyi kendi yaşamlarıyla özdeşleştiriyorlar. Kurtlar Vadisi bu yönüyle bir nevi bu sessiz çoğunluğun sesi oluyor. Gerek Türkiye’de gerek Arap ülkelerinde her ne kadar ABD işbirlikçisi hükümetler iktidarda olsalar da bu gerçek değişmiyor. ABD işbirlikçileri de her yerde aynı olduğundan diziye karşı çıkanlar, diziyi ırkçılıkla suçlayanlar hep aynı kesimler oluyor. Ama sormak lazım: Emperyalizminin ezmeye çalıştığı yüz milyonlarca Türk ve Arap halkı gerçekten ırkçı eğilimler taşıdığı için mi diziyi benimsiyor, yoksa dizide gösterildiği gibi bölgede Araplara ve Türklere düşman, emperyalizmin maşası olan işbirlikçi bir azınlık mı var?
|
|