02.03.2009/Sayı:226
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Tzipi Livni
Livni

Serdar Turgut
Serdar Turgut

Tuğba Özay
Tuğba Özay

Livni konuştu Türkiye karıştı

Bildiğiniz gibi İsrail’de Şubat ayının başında yapılan seçimlerde Tzipi Livni’nin başında olduğu Kadima birinci parti olarak çıktı. Ancak Tayyip’in hasmı Peres hükümeti kurma görevini Netanyahu’ya verdi. Bu mevzular Yavuz Selim’in alanına girdiği için daha fazla girmekden esas konumuza gelelim.

Geçtiğimiz hafta Livni’nin 14 yıl önce verdiği bir röportajın ordu tarafından sansürlenmemiş hali yayınlandı. Röportajın en çok tartışıyan kısmı ise Livni’nin “İsrail için biriyle yatar mısın?” sorusuna verdiği cevaptı. Ajanlık yaptığı süre zarfında kimsenin kendisinden böyle bir şey istemediğini belirten Livni, “Eğer bana ülkem için biriyle yatağa girip girmediğimi soruyorsunuz cevabım hayır. Ama böyle bir şey istenseydi, nasıl bir cevap vereceğimi bilemezdim.” demiş.

Livni’nin sözleri İsrail’den çok Türkiye’de tartışma yarattı. Günlerce köşe yazarları konu üzerine fikir beyan ettiler ve yine pek çok ünlü isim de konu ile ilgili yorum yapmadan duramadı. Şimdi o yorumlara kısaca bir göz atalım.

Sabah gazetesinin Günaydın ekinde yazan Ayşe Özyılmazel 19 Şubat tarihinde yazdığı yazıda tartışmaya balıklama atlarken Türkiye’deki tartışmaları da farkında olmadan ateşlemiş oldu. Özyılmazel yazısında ülkesi için birini öldürebiliyorsa pekala başka biriyle de gözü kapalı yatabileceğini belirtti.

Özyılmazel’in görüş bildirmesinin hemen ardından ise ünlü simalar birbiri ardına görüş bildirmeye başladılar. Görüş bildirenler arasında ilginç çıkışlarda bulunanlar da olmadı değil. Mesela ünlü manken Tuğba Özay, konu ile ilgili kendisine sorulan soruya, “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım. Ülkem için canımı ve kanımı veririm. Böyle bir durumda kendini düşünmek olmaz.” şeklinde cevap vermiş. İlgi çeken çıkışlardan birini oyuncu Yeliz Yeşilmen yapmış. Dizilerdeki aptal sarışın tiplemelerinden tanıdığımız Yeşilmen ülkem için yatağa girerim ama birşey vermem diye özetlenebilecek sözler sarfetmiş. Kendini ailenin en zeki kızı zanneden Yeşilmen bu akılla çok yaşamaz zannımca.

Yazar Pınar Kür, yatak olayı ile ilgili kesin görüş belirtmemekle birlikte adam öldürmenin yatağa girmekten daha kötü olduğunu söyleyerek bir anlamda yatağa yeşil ışık yakmış. Yazar Güler Kazmacı da önemli olanın yatmak yatmamak değil becerikli olmak olduğunu belirtirken başka biriyle yatan kadının becerikli olamadığı taktirde yattığıyla kalacağının altını çizmiş. Gazeteci Sevim Gözay ise herhangi bir kadının yüzüne gözüne bulaştırmadan bu işlerin altından kalkmasının zor olacağını ileri sürdü.

Bu tartışma sadece ünlü simalar arasında değil köşe yazarları arasında da ilgi gördü. Konu ile ilgili ilk yazılardan birini Radikal’den Oral abi yazdı. Oral abi yazısında “Vatanın daha barışçı, insan haklarına saygılı ve demokratik bir vatan haline gelmesini sağlamak için yatağa girmek gerekebilir mi peki?

Gerekse de gerekmese de, daha güzel olan seçenek bu gibi görünüyor.” diyerek bir bakıma erkekliği kurtarmış oldu. Çünkü bütün yazı boyunca konu hakkında kem küm edip duran Oral abi yukarıdaki son cümleleriyle konuya açıklık getirmiş oldu.

Mevzu yatak/cinsellik olunca gözlerimiz Serdar Turgut’u aramaya başlamıştı ki kendisi bizi fazla bekletmeyerek yazıyı patlattı. Serdar Turgut yazısına bir serzenişle başlamış. Bu soruyu neden kadınlara soruyorlar ki, sanki vatanını düşünen bir tek kadınlar diyerek mevzuya girmiş. Davos sonrası ilişkilerin düzelmesi için Livni ile bile birlikte olabileceğini söyleyen Turgut, kendince bir liste bile yapmış.

Mesela Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis ile bazı sorunları çözebileceğini belirtiyor. Kanada konusunda vatan haini damgasını yemeye hazır; çünkü Kanadalıları çok sıkıcı buluyor. Amerika ile ilişkilere ise hiçbir şekilde karışmayacakmış. Karışmayacağı bir diğer ülke ise Rusya. “Putin’in karısı Sharapova olsaydı bile Türkiye-Rusya ilişkilerine müdahale etmeyi düşünmezdim. Çünkü adamın tipi bozuk, kötü bakıyor. O mutlaka töre cinayetine filan da inanıyordur.” demiş. Mesela Fransa ile ilişkileri de Carla Bruni üzerinden düzeltmeye çalışacakmış. Bu arada Tuğba Özay’ın çıkışından sonra iç meselelere eğilme konusunu da düşünmeye başladığını belirten Turgut, “Tuğba Özay’la ikimiz birden vatan için kendimizi feda etsek inanın çözemeyeceğimiz mesele yoktur.” demiş.

Son iki haftanın en çok tartışma yaratan konularından biri ile ilgili olarak tartışmaya katılan tarafların görüşleri kısaca böyle. Biz de bu tartışmayı sizlere aktarmakla yetinmiş olalım.


Ufuk UrasUfuk’un yeni meşgalesi

Partisini ikiye böldükten sonra genel başkanlık koltuğundan da olan ÖDP’nin devrik lideri Ufuk Uras, Meclis’teki toplantılarda yaptığı ilginç çıkışlarla gündeme gelmeye devam ediyor. Özellikle son dönemde Fethullahçılarla yaptığı dirsek temasıyla adından söz ettiren Ufuk, son olarak TBMM’de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nda değişiklik getiren tasarı görüşülürken kürsüden yaptığı konuşma ile gündeme geldi. Ufuk’un yeni merakı ise cami halıları. Evet evet yanlış okumadınız cami halıları. Meclis’teki “tek sosyalist”imiz, memleketin başka derdi kalmamış gibi camilerdeki halılara kafayı takmış ve cami halılarının akibetini sorgulamış. Geçtiğimiz hafta gazetelere yansıyan haberlere göre Meclis’te Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nda değişiklik getiren tasarı görüşülürken söz alan Ufuk, “Camilerimizdeki değerli, tarihi, otantik halılara baktığınızda, nasıl bir envanteri tutuluyor diye incelediğinizde, sayı üzerinden yapılan değerlendirmenin ilmik, tür, iplik cinsi vesair gibi ayrıntılı kriterlerle yapılmadığını görüyoruz. Örneğin eski halıların yerini halıflekslerin aldığını gördüğünüzde sadece sayı üzerinden envanter tutmanın yeterli olmadığını görüyoruz. Buna Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da dikkatini çekmek istiyorum. Sayı üzerinden envanter tutulunca yanıltıcı bir görüntü ortaya çıkıyor. Bu değerlerin korunması için daha özenli, ayrıntılı bir envanter sistemi oluşturulmalı.” demiş. Anlaşılan Ufuk cemaatle namaza da başladı. Yoksa nereden bilecek camilerdeki halıarın yerini halıflekslerin aldığını.

Ufuk’un konuşmasını gördüğümüzde “hey büyük Allah’ım ne günlere kaldık.” demeden edemedik. Sanki memlekete faşizm gelmiyormuş, Türkiye bölünmenin eşiğine gelmemiş de tek derdimiz cami halılarının envanterinin nasıl tutulduğuymuş. Adam Türkiye ve dünya gündeminden o kadar kopuk ki, AKP’lilerin bile aklına gelmeyen konularda görüş beyan edebiliyor. Dincilere yalakalığın bu kadarına da pes diyoruz. Siyaset hayatına atıldığından beri Kürtçülerin ve Ermenicilerin aktivistliğinden başka bir şey yapmayan Ufuk, son çıkışlarıyla birlikte dümeni dincilere doğru kırmaya başladı.

Ufuk’un bu konuşması daha önce yaptığı Meclis lokantası ile ilgili açıklamasıyla birlikte siyaset oscarı almaya aday olabilir. Hatırlarsanız 22 Temmuz seçimlerinden sonra Meclis’e giren Ufuk Ufras’ın Meclis’te şikayet ettiği ilk şey, Meclis lokantasında getirilen biraların sıcak olmasıydı. Çay gibi bira içmek zorunda kaldığını belirten Ufuk, o günlerde de yaptığı açıklamayla hepimizi şaşırtmıştı.


Şeyh Sait

15 Nisan 1925’te yakalanan Şeyh Sait
(ortadaki sakallı), Diyarbakır’a götürülürken.

Şeyh Sait’in torunları

DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, geçtiğimiz hafta diyanbakır’ın dicle ilçesinde yaptığı konuşmada “Hepimiz Şeyh Sait’in torunlarıyız.” dedi. Geçtiğimiz günlerde DTP’nin Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde aday tanıtımı ve seçim bürosunun açılışı yapıldı. DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Parti Meclisi Üyesi Besime Konca, İl Başkanı Ali Şimşek, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Dicle Belediye Başkanı Abdullah Akengin, Dicle Belediye Başkan adayı Mustafa Uyguner, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, Dicle Kaygısız Beldesi Belediye Başkanı adayı Mehmet Salık Dicle’de seçim bürosu açılışına katıldı.

Açılışta konuşma yapan Emine Ayna, Dicle’nin Şeyh Said’in memleketi olduğunu hatırlatarak “Sadece Dicleliler Şeyh Said’in torunu değildir, bütün Kürtler Şeyh Said’in torunlarıdır. Çünkü o yola çıkarken Kürtler için çıktı, hak dedi, hukuk dedi. Kimse Şeyh Said’in adını kullanarak oy istemeye kalkmasın.” dedi.

Peki Emine Ayna’nın pek övünerek “torunlarıyız” dediği Şeyh Sait kim? Nakşibendi Şeyhi olan Sait, 1925 yılında çıkarılan İngiliz destekli Şeyh Sait ayaklanmasının elebaşıdır. Tarihin her döneminde olduğu gibi 1925 yılında da baş emperyalistin desteği olmaksızın kafalarını kaldıramayan bu güruh, çıkardıkları isyanla Musul ve Kerkük gibi Türk illerinin Misak-ı Milli dışında kalmasına sebep olmuşlardır. Emperyalizmin maşası olmak bunlar için övünülecek birşey olmalı ki, Emine Ayna bugün iftiharla “torunlarıyız” demektedir.

Başka ne gibi marifetleri var bu adamın. Yakalandıktan sonra bülbül gibi ötmesi. Mesela iki cümlsinden biri “Beni bu duruma kader sürükledi.”dir. Bunlar öyle karaktersizdirler ki, daha yakalandıkları anda ağlamaya ve itirafa başlarlar. Mesela bunlardan biri de Kürtlerin önderlerinden Dersim isyanı elebaşısı Seyit Rıza’dır. Seyit Rıza, idamından hemen önce ağlamaya başlayarak “Ben Türk’üm. Türk Milletine isyan etmedim.” diye yalvarmaya başlar (Sözde Kürt önderlerinin sorguda verdikleri birbirlerini suçlayan ve kaderin oyununa geldiklerini belirten ifadeleri için bakınız Serap Yeşiltuna, Atatürk ve Kürtler, İleri Yayınları).

Peki, Seyit Rıza’nın yalvarması size bir şey hatırlattı mı? Bana 1999 yılının şubat ayını hatırlattı. Kürtlerin sözde önderi Apo da yakalanıp Türkiye’ye getirilirken “Benim annem de Türk’tür. Türkiye Cumhuriyetine hizmet etmek istiyorum” diye yalvarmaya başlamıştı.

Aslında Emine Ayna’nın söyledikleri tamamen doğru. Amerikan işbirlikçisi Kürtlerin torunları olmakla övüneceği kişi olsa olsa ingiliz uşağı Şeyh Sait olabilirdi ancak. Ne diyelim, bizler Atatürk gibi bir öndere sahip olduğumuz için övünürüz; Kürtler ise Şeyh Sait gibi bir işbirlikçinin torunları oldukları için. Her millet layık olduğu önderin peşinden gider. Kimi adını tarihe emperyalizmi yenen millet olarak yazdırır; kimi de emperyalizmin uşağı diye.


Ali İhsan Öztürk (en sağdaki) helva dağıtırken
Ali İhsan Öztürk (en sağdaki) helva dağıtırken

AKP'nin dağıttığı ampulü inceleyen Kürt vatandaş
AKP’nin dağıttığı ampulü inceleyen
bir Kürt vatandaş

Memleketimden
insan manzaraları

Bu hafta yurdumuzun iki ilinden ilginç iki haberle karşınızdayız.

İlk haberimiz Kayseri’den. İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mizrahi’nin Türkiye’yi suçlayan açıklamalarına tepki sadece Genelkurmay ve Dışişlerinden gelmedi. Geçtiğimiz günlerde Kayseri’de bir grup öğretmen, Mizrahi’nin sözlerine tepki olarak ilginç bir protesto eylemi gerçekleştirdiler. Türk-Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Ali İhsan Öztürk’ün liderlik ettiği grup, Kayseri’de Hitler ruhuna helva dağıttı. Eylemde basın mensuplarına bir açıklamada bulunan Öztürk, “Dün bir rüya gördüm. Rüyamda Hitler Bey ‘sizler beni hep başkalarının gözü ile tanıdınız. Haydi, ben kötü şeyler yapmış olabilirim. Ancak Fransa’nın Cezayir’de, Çin’in Doğu Türkistan’da, Yankilerin Amerika’da, Rusların Kafkaslar’da, Ermenilerin Karabağ’da, Amerika’nın Irak’ta yaptıkları karşısında benimki devede kulak kalır. Bunlar yaptıkları her katliamda kasıtlı olarak benim adımı öne sürüp kendilerini masum göstermeye çalıştılar. Sizler de bu propagandaya kandınız ve günahımı aldınız. Sizlere hakkımı helal etmiyorum. Kayseri Cumhuriyet Meydanı’nda ruhuma helva dağıtırsanız, hakkımı helal edebilirim” şeklinde konuştu.

Öztürk, konuşmasının ardından Cumhuriyet Meydanı’nda halka helva dağıttı. Vatandaşlar helva dağıtımına yoğun ilgi gösterirken, bazı vatandaşlar da Ali İhsan Öztürk’ün babası ruhuna helva dağıttığını zannettip yediler. Kimi vatandaşlar ise helvanın Adolf Hitler için dağıtıldığını duyunca yemekten vazgeçti.

Bu eylem Ali İhsan Öztürk’ün ilk eylemi değil. Daha önce de birbirinden ilginç eylemlere imza atan Öztürk’ün gerçekleştirdiği eylemlerden biri “ayağını yorganına göre uzatma tekniği.” Geçtiğimiz yılın son günlerinde düzenlenen eyleme sebep olan olay ise Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın kredi kartı kullananlara “ayağınızı yorganınıza göre uzatın.” demesi. Memurlardan birini karın üzerine yatıran Öztürk, getirilen yorganı memurun üzrine örterek ayağını yorganına göre nasıl uzatması gerektiğini uygulamalı olarak göstermiş.

Ali İhsan Öztürk, Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyareti sonrasında da “Türk Milletini rencide ettiği için” Gül aleyhine 350 Yeni Kuruş’luk manevi tazminat davası açmıştı.

Mesela Öztürk’ün çok konuşulan eylemlerinden biri de, Türkiye ziyareti sonrasında “Kalbimin yarısı Türkiye’de kaldı” şeklinde beyanat veren Papa 16. Benedictus’a yarım sığır kalbi göndermek olmuş.

Öztürk, öğretmenlere yönelik zeytin yeme, deveye hendek atlatma, ağızla kuş tutma, yakın dövüş ve savunma, bit pazarından ucuz kıyafet alma gibi kurslar açarak da adından sıkça söz ettirmiş.

İkinci haberimiz ise Ağrı’nın Patnos ilçesinden. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından enerji verimliliği projesi kapsamında dağıtılan tasarruflu ampullerin içinde ‘dinleme cihazı var’ dedikodusu, tedirginliğe neden olmuş.

Bazı kişilerin ‘Devlet evimizi dinleyecek’ diyerek öğrenciler aracılığı ile dağıtılan tasarruflu ampulleri almak istemediğini belirten Ağrı’nın Patnos İlçesi Milli Eğitim Müdürü Salih Eskin, “Ampulü kırarak vatandaşlara içinde dinleme cihazı olmadığını göstermeye çalıştım” demiş.

İlçede 30 bine yakın ampul dağıttıklarını söyleyen İlçe Milli Eğitim Müdürü Salih Eskin, ‘ampullerde dinleme cihazı var’ dedikodusu nedeniyle birçok kişinin ampulleri kırdığını belirtti. Vatandaşlara böyle birşeyin olmadığını anlatmaya çalıştığını ifade eden Müdür Eskin, “Bazı vatandaşlar dedikodu ve iddialar üzerine telaşa kapılıp ampulleri kırmışlar. Ben de kendilerine bunun sadece enerji tasarrufu için yapılan bir uygulama olduğunu anlattım. Gerçekten başka amacı olmayan uygulamadır. ‘Her yıl Milli Eğitim Bakanlığı nasıl bedava kitap, kırtasiye dağıtıyor ise Enerji Bakanlığı da ampul dağıttı’ diyorum. Okullarda öğretmenlerin bu durumu iyi anlatmaları gerekir. Kullanılması halinde ampuller yüzde 50 enerji tasarrufu sağlayacak. Herkesin aldığı ampulleri kullanmasını istiyorum.” diye konuşmuş.

Bu olay ilk değil. Benzer bir olay daha önce Şırnak’ın Cizre ilçesinde ortaya çıkmıştı. Cizre’de dağıtılan ampullerde dinleme cizahı bulunduğu iddiaları üzerine halk verilen ampullerin binlercesini kırıp atmıştı. Şırnak Esnaf ve Sanaatkarlar Odası Başkanı Süleyman Seven valilikten ampullerde dinleme cihazı olduğu iddialarını araştırmasını istemişti.

Yani bu durumu nasıl açıklamak gerekir inanın bilemiyoruz. AKP tutsun seçim rüşveti olarak beleşten binlerce ampul dağıtsın (Hem de Unakıtan’ın kızının ürettiği ampulleri) sonra da delinin biri kuyuya bir taş atsın “içinde dinleme cihazı var.” diye, vatandaş da tutsun bütün ampulleri kırsın. Bu nasıl bir anlayıştır, bu insanların kafası nasıl çalışıyor gerçekten anlamak mümkün değil.


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe