02.03.2009/Sayı:226
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövABD’nde oy avcılığı-3

Washington’un iki dönem başkanlıktan sonra emekliye ayrılmasıyla, Federalist Partinin adaylığı iki kez başkan yardımcılığı yapmış olan altmış bir yaşındaki John Adams’a kalmıştı. O yıllarda da seçkinlerin ve paralıların çocuklarının eğitim gördüğü Harvard’ı bitirmişti. Sert kişiliği kiminde hayranlık uyandırmış, kimini de ona düşman yapmıştı. Amerika’da siyaset o günlerde de “oyun” önadını kazanmıştı. Ancak, Adams Federalistleri temsilen başkanlığa oynamakta kararlıydı. Öte yandan, bir süre dışişlerine bakan Jefferson 1793’de bu görevini bırakarak Monticello’ya çekilmişti; özellikle ona birkaç çocuk doğurmuş olan siyah derili kölesi Sally Hemings’le birlikteydi. Siyaseti “zamanı yararsız biçimde harcamak” diye tanımlamıştı, ama onun da gözü başkanlıktaydı.

Sonuçta bu ikisi ayrı ayrı partilerden aday oldular. Yıldırımsavarı bulan Benjamin Franklin’in torunu Cumhuriyetçiler’in gazetesi “Aurora”da Adams’ı “kralların, para babalarının adamı” diye tanıttı. Rakiplerine göre, Adams kalpten hâlâ İngiltere’ye bağlıydı. Eleştirilere bakılırsa, kendinden sonra koltuğa oğlu John Quincy Adams’ı geçirecek ve bir hanedan kuracaktı. Oğlu gerçekten sonra altıncı başkan oldu da. Öte yandan, hanedan görünümüne çağımızda en fazla baba ve oğul Bush’lar yaklaştılar. Jefferson’un yalnız kızları olduğundan ona hanedan kurma suçlamasını yönelten olmadı. Ancak, Federalistler Jefferson’u “tanrı tanımaz, anarşist, Fransız hayranı manyak” ve “pislik içinde yatıp kalkan çulsuzların adayı” diye tanımladılar. Jefferson güneyden Virginialı olduğu için kuzeyde New York’tan bir avukatı, Adams da kuzeyli olduğundan güneyden birini yardımcılığa aday olarak seçtiler.

Adams
Adams

Jefferson
Jefferson

Madison
Madison

Federalist Partinin adaylığı iki kez başkan yardımcılığı yapmış olan altmış bir yaşındaki John Adams’a kalmıştı. Jefferson 1793’de bu görevini bırakarak Monticello’ya çekilmişti; özellikle ona birkaç çocuk doğurmuş olan siyah derili kölesi Sally Hemings’le birlikteydi. Madison çok ufak tefek, üstelik kırk kilo kadardı. Türlü hastalıkları da yüzüne vuruyordu.

Hamilton’un Adams’a düşmanlığı sürdüğü için 138 seçiciden yalnız (diş geçiremediği Adams yerine) yardımcıya oy vermelerini özel olarak istedi. Böyle olsaydı, yardımcı başkan olacak, Hamilton da ülkeyi perde arkasından yönetecekti. Siyasette partiye bağlılık henüz yerleşmemişti. Bu 138 seçicinin yüzde 40’ı kendi partilerindeki adaylara bile oy vermediler. Kimi oy pusulalarına aday olmayanların bile adları yazılmıştı. Sonuçta, 71 oyla Adams seçildi; Jefferson’a 68 oy çıkmıştı. Bu durumda, başkan Federalistler’den, yardımcısı da Cumhuriyetçiler’den oluyordu.

Bu arada, federal başkent Washington, D.C.’ye taşındı. 1800 seçimleri Amerikan tarihinin en kirli seçimlerinden biridir. Önce, ayrı partilerden olan başkanla yardımcısı birbirinden nefret ediyorlardı. Ayrıca, bu seçimde başkan kendi yardımcısına karşı seçimlere katılmıştı.

Adams’ın başkanlığında en önemli dış siyaset olayı Amerika’nın Fransa ile ilişkileriydi. Fransa Britanya ile savaşıyordu ve Amerika’nın Jay Antlaşmasına bağlı kalmasını bekliyordu. Amerika Fransa’nın düşmanı Britanya ile her hangi bir ticaret yapacak olursa, bunu bir savaş nedeni olarak kabul edecekti. Bundan ötürü, Fransız savaş gemileri ikide bir Amerikan ticaret gemilerini durdurup yüklerini denetliyor, yönlerini soruşturuyorlardı. Adams kendi ülkesinin savaş teknelerini güçlendirmek için Kongre’den para istediğinde Cumhuriyetçilerce “savaş kışkırtıcılığı” ile, Fransa’yla görüşmeyi denediğinde de Hamilton tarafından “yabancıyla işbirlikçi” olmakla suçlandı.

İç siyasetin en önemli konusu yönetimi ya da başkanı eleştirene para ve hapis cezası getiren Yabancılar ve Kargaşa Yasası çevresindeki olaylardı. Ağzını açan çok kişi cezayı yedi. Adams yönetiminin bu yasanın onaylanması ve uygulanışıyla Bağımsızlık Bildirisindeki düşüncelerden geri çark ettiğine kuşku yoktu. Washington başta olsaydı, belki o da aynı biçimde yönetecekti. Söz konusu bildiriden bugün ise adamakıllı geriye dönüldüğünden kuşku yoktur. O yılların muhalefeti bile bunları Anayasayı çiğnemek diye yorumlarken, kimileri de başkanı taşıyan arabanın bir gün devrilip içindekinin de öbür dünyaya gitmesine umut bağlamağa ve bunu böyle açıklamağa başladılar.

Dört yıl boyunca başkanla yardımcısı hemen hemen hiç konuşmadılar. Yeni seçimde Jefferson gene başkan adayı oldu. İlk işi Adams’a karşı gizlice James Callender diye bir yazarı kiralamaktı. Adams’ı “bilgiçlik taslayan, dev boyutunda ikiyüzlü kişi, erkek istenci ya da kadın duyarlılığı olmayan yarımşardan çift cinsli” olarak tanımladı ve hapis cezasını yedi. Böylece, Cumhuriyetçiler oy avcılığında kullanacak bir kurban yakalamış oldular. Federalistler de Jefferson’u avukatlık yaparken müşterilerini soyan, çevresinde İncil barındırmayan bir tanrı tanımaz, kurtuluş savaşının korkağı ve evinde köleleri olan siyah kadınlarla yatıp kalkan bir fırsatçı olarak nitelediler. Seçim çalışmaları sırasında halkın arasında Jefferson’un öldüğü ama bunun halktan saklandığı yalanını bile yaymaktan çekinmediler.

Her iki partinin adaylara karşı açtıkları kişiliğe ilişkin suçlama savaşı pek az rastlanan türdendi. Bunda gazetelerin gücü de yeni yeni anlaşılıyordu. Suçlamalar kimi zaman birinci sayfanın bütününü ya da elli sayfalık ekleri dolduruyordu. Kırk dört sayfalık bu kitapçıklardan birini Hamilton kendi partisinin adayı Adams’a karşı kaleme almıştı. Bu yayına bakarak kimileri Hamilton’un aklını yitirdiğine inandılar. Hamilton’a her iki parti de saldırdı. O denli ki, seçimlerden sonra siyasetten çekilmek zorunda kaldı. Ancak, Başkan Yardımcısı Aaron Burr için söyledikleri sonucu düelloya çağrıldı ve bu karşılaşmada öldürüldü. Hamilton’un babası bilinmediğinden, Adams da ona “hiçbir aktöre ilkesi olmayan bir piç” ya da “İskoçyalı bir gezici satıcının pis kanı” yakıştırması yapıyordu.

Adams ve yardımcısı için yazılanlar içinde tümü İngiltere’den getirilmiş olan metresleri de yer alıyordu. Yaygın söylentiye göre, Adams yardımcısını İngiltere’ye yollayıp ikisi kendine, ikisi de ona dört metres ısmarlamıştı. Adams bu yaymacayı işitince, “anlaşılan yardımcım dördünü de kendine saklamış” diye tepki gösterdi. Bu yakıştırmalardan yalnızca çok sonraki yılların Bill Clinton’la bağlantılı Monica’sı eksikti. Adams’a yönelik suçlamalardan biri de oğlunu Britanya Kralı Üçüncü George’un kızına verip ülkeyi anayurtla yeniden birleştirme savıydı. Jefferson için de “yarı yerli Hintli kanı” ve “beyazla zenci karışımı” gibi yakıştırmalar yapıldı. Öte yandan, her iki aday da seçicilere bol içkili partiler verdiler, su gibi alkol aktı.

Oy sandığı Kongre’de açıldığında, Cumhuriyetçi Parti adayları Jefferson ile Burr’ın her birinin 73’er oy aldıkları ortaya çıktı. Adams 65’de kalmıştı. Cumhuriyetçi Partiden her seçici her ikisine de oy verdiğinden, böylesine bir eşitlik doğmuş, çift oy düzeninin sakıncası da daha belirgin olmuştu. Anayasaya göre, çözüm Temsilciler Meclisi’nde bulunacaktı. Ne var ki, orada Federalistler çoğunluktaydı. Bu durumda, perde arkasında oyunlar başladı. Jefferson başkan olabilmek için karşısında olanlara gizlice sözler verdi. Hamilton’un kurduğu bankayı sürdürecek, ulusal borç için para bulacak ve kimi Federalistleri işten çıkarmayacaktı. “Jefferson olmasın da, kim olursa olsun!” diyenler içinde dört Kongre üyesinin yan çizmesiyle Jefferson başkan, Burr de yardımcısı oldu. Ancak, bundan böyle, başkan ve yardımcısı için ayrı ayrı oy verilecekti.

Jefferson seçim sırasında suçlandıklarından hiçbirini yaşama geçirmedi. Yani, ülkeyi tanrı tanımaz bir yola sokmadı, Fransız Devriminde görülen kanlı çatışmalara yol açmadı ve yükselen yeni tüccar sınıfın önünü kesmedi. Üstelik, güneyde Fransızlardan Louisiana denilen koca toprak parçasını (hektarı üç sentten) ucuza kapatarak ülke toprağını ikiye katladı. 1804’de Cumhuriyetçiler onu bir kez daha aday gösterdiler. Federalistler de Charles Pinckley adında yarı-sağır birinde karar kıldılar. Jefferson için gene dinsiz olduğu ve zenci köleleriyle yatıp kalktığı gibi saldırılar yinelendi. Ama 162 oy aldı ve rakibi 14’te kaldı.

Yeni dönemde bir İngiliz savaş gemisi bir Amerikan teknesine saldırıp yirmi bir kişiyi yaralayıp öldürünce, Kongre ülkenin tüm Avrupa ile ticaretini kesen Ambargo Yasasını geçirdi. Bu olayda zarar gören tarım ürününü dış pazarda satmak isteyen Amerikan çiftçisi oldu. Jefferson kahraman diye alkış beklerken, “cehennemlik hain” yaftasını yedi. Bu olaydan sonra emeklilik zamanının geldiğini düşünerek, yerine dışişlerine bakan James Madison’un adaylığını önerdi.

Madison çok ufak tefek, üstelik kırk kilo kadardı. Türlü hastalıkları da yüzüne vuruyordu. Eldeki tüm resimleri sanki biraz önce bir limon ısırmış kanısını uyandırıyordu. Ancak, zeki bir adamdı. Kendinden on yedi yaş küçük ve çok güzel eşi sanki o dönemin Jackie Kennedy’si gibiydi. Federalistler gene Pinckney’i öne sürdüler. Ufukta Britanya ile yeni bir savaş olasılığı göründüğünden, seçiciler iktidardaki partinin çevresinde toplandılar. Madison 122 oy aldı, öteki de 47. Ama yürütme erkinin başından ayrılan Jefferson ardılına giderayak bir iyilik yaptı. Ambargo Yasasını geçersiz kılan yeni bir yasayı imzalayarak Amerikan çiftçisini de yeni başkanı da rahata kavuşturdu.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe