Ekin Akkol |
Medya diktatörü Aydın Doğan’ın demokratlığına kim inanır!
Dr. Frankeştayn ölecek mi? Geçtiğimiz haftanın ana gündem maddelerinden biri de Doğan Yayın Holding’e Maliye Bakanlığı tarafından kesilen 826 milyon liralık “astronomik” ceza oldu. Maliye Bakanlığı tarafından kesilen cezanın nedeni, DYH (Doğan Yayın Holding)’nin Axel Springer adlı Alman firmasına Doğan Televizyonun %25’lik hisse satışında yapılan usulsüzlük ve vergi kaçakçılığı olarak açıklandı. Cezanın kesilmesinin ertesi günü birçok gazetenin manşeti bu olayla ilgili başlıklarla doluydu. Tabii DYH’ye bağlı gazeteler genel olarak cezanın haksızlığından bahsederken, geriye kalan Şeriatçı medya da kendi argümanlarıyla Aydın Doğan’a saldırdı. TÜRKSOLU olarak gelişmeleri takip ederken, kimin haklı kimin haksız olduğundan öte bugünlere nasıl gelindi, biraz bunu tartışmak gerektiğini düşündük. Geçen Eylül ayında hazırladığımız bir sayımızda “Frankeştayn’ı Siz Yarattınız” kapağıyla çıkmıştık. Frankeştayn’ı yaratanlar arasında Doğan Medya’yı başa koymuştuk. Özellikle AKP’nin 2002 seçimlerini kazanmasından bugünlere kadar -aradaki çatlakları saymazsak- geçen sürede Doğan Medya Tayyip’e tam destek oldu. Bu çok sesli koronun borazanlığını da tabii ki Hürriyet gazetesi ve “emektar” Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök üstlendi. Hürriyet gazetesi son kesilen cezadan sonra “Adalet, Eşitlik, ve Hakkaniyet istiyoruz” diyerek faşizm karşısında ağlarken, AKP’nin ilk seçim zaferinden sonra attıkları manşetleri bir hayli unutmuş haldeydiler. Doğan Medya’nın tüm gazeteleri ve köşe yazarları AKP’nin gelişini büyük bir sevinçle karşılarken, TÜRKSOLU olarak 3. Meşrutiyet döneminin başladığını yazmıştık. Yeni bir baskı rejimi Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi kuruluyordu. Bunun ilk sinyalini Uzan operasyonunda görmüştük. Ancak TÜSİAD ve iş çevreleri AKP’ye güvenoyu vermişti. Sermaye için herşey yolundaydı. Aynısı Doğan grubu için de geçerliydi. Bundan dolayı AKP’nin ve Tayyip’in tüm icraatlarını destekleyen Doğan Medya, yarattıkları Frankeştayn’ın farkına varamadı. 2002’den 2007’ye doğru geçen beş yıllık sürede Tayyip baskılarını sürekli arttırdı. Ancak bu baskılar henüz Doğan Medya’ya ulaşmamıştı. Bundan dolayı gerek Hürriyet yazarları olsun gerekse Aydın Doğan’a bağlı diğer gazeteler AKP’ye muhalif olmaktan ısrarla kaçındılar. Hatta destekleri öyle bir noktaya varmıştı ki, Aydın Doğan’ın sadık “sözcüsü” Ertuğrul Özkök’ün kalbi Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Tayyip’le bir atmış. O dönem yazdığı köşe yazısında şöyle seslenmiş okuyuculara: “Şu tabloyu da düşünün. Çankaya’da Erdoğan’ın sözünden çıkmayacak bir Cumhurbaşkanı. Tam karşısında Başbakanlık Konutu’nda öfkelenmiş, bilenmiş bir Erdoğan. Türkiye bu iki felaket senaryosuna mecbur mu? O yüzden diyorum ki, bırakın Erdoğan kararını özgürce, hiçbir baskı altında kalmadan versin. Çankaya’ya çıksa da bu rahatlıkla, vazgeçse de bu rahatlıkla hissetsin kendini. Emin olun, bu hepimiz için en iyi psikolojik yönetim olacaktır.” O günlerde açıktan Tayyipçilik yapan Bay Ertuğrul bugün ise Tayyip’e adaleti hatırlatmakla uğraşıyor. AKP birinci dönem iktidarında Aydın Doğan’la uğraşmamıştı. Şimdi daha da radikalleşen Tayyip istikrar tazeleyip yoluna devam etmektedir.
İkinci dönem iktidara geldikten sonra Aydın Doğan tam gaz desteğe devam ederken, geçen sene yaşanan POAŞ krizinden sonra işin renginin beyaz demokrasi değil yeşil faşizm olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamış, yaşanan rejimi Hitler Almanya’sına benzetmişti. Bugüne dönecek olursak ikinci şoku yaşayan Aydın Doğan son ceza olayı ile birlikte işin büyük bir hesaplaşma olduğunu anlamış durumdadır. Yani Frankeştayn, yaratıcısını yok etmek için son bir hamle yapmış ve sonucu almak için beklemektedir. Hiçbiriniz masum değilsiniz! Kesilen ceza bir haftadır tartışılırken gündeme yeni gelişmeler eklendi. Son olaysa internet ortamına düşen bir ses kaydı ile ilgiliydi. Bant kaydında sesi duyulanlardan biri DYH Başkan Yardımcısı Soner Gedik, diğeri ise Gelir İdaresi Başkanı Mehmet Akif Ulusoy. Daha önce POAŞ davasında Maliye Bakanlığı ile masaya oturup, vergi cezasını indiren DYH, bu sefer eşeği sağlam kazığa bağlamak istemiş. Çünkü bu kez kesilecek cezanın indirilme şansı yok ve vergi kaçakcılığından dolayı hapis cezası uygulanabilir. Böyle bir riski göze almak istemeyen Aydın Doğan, holdingin başkan yardımcısını devreye sokmuş ve önceden pazarlık masasına oturtmuş. Soner Gedik konuşma boyunca Ulusoy’la Maliye Bakanlığının denetimleri ve verilecek cezalar hakkında pazarlık yapıyor. Özellikle 2003-2004 yılları arasındaki dönemi incelememeleri gerektiğini söylüyor. Ses kaydı bu şekilde devam edip sonlanırken, asıl tartışma konusunu DYH başlattı. Ses kaydının gerçek olduğunu kaydeden DYH, bunun bir suç olduğunu vurguladı. Telefon dinlemek suçtur, bu doğru. Peki Aydın Doğan karşı tarafı suçlarken kendisi ne kadar masum bir bakalım. AKP iktidara geldikten sonra, Uzan grubu üzerine kararlılıkla gitmiş ve kendisinin karşısında mualif kimse kalmaması için ciddi çaba sarfetmişti. Çünkü Cem Uzan’ın Genç Parti’si 2002 seçimlerinde belki baraj altında kalmıştı ama AKP için ilerde büyük bir tehlike olabilirdi. AKP’nin Uzan gurubunu bitirme operasyonunu sürdürürken Hürriyet gazetesi de yayınları ile destek vermişti o dönem. Operasyon uzun zaman aldı. 2002’den 2005’e kadar geçen sürede Uzanlar’ın tüm mal varlığına el koyuldu. Uzan ailesinin üyeleri hakkında açılan davalar sebebiyle Cem Uzan’ın abisi ve babası aranmaktaydı. İşte bu noktada Hürriyet sürece müdahil oldu ve Cem Uzan’ın babası ve kardeşiyle olan telefon görüşmeleri tek tek yayınladı. Yıl 2005’in Ocak ayıydı. Evet şu an Uzanlar ortada yoklar. Ve Aydın Doğan bağırıyor telefon dinlemek suçtur diye. Uzan’lar yok ama biz söyleyelim. Senin yaptığın suç değil de gerçekleri otaya çıkarmak mı? Bugün suç dedikleri telefon dinlemelerini zamanın da Uzan’lar aleyhinde kullanan Aydın Doğan için her şey gayet normaldi. Çünkü işler planladığı gibi gidiyordu. Medya içerisinde kurmak istediği tekelin ilk halkası Uzanların bitirilmesi ile tamamlanmış oluyordu. Aydın Doğan kendi tekelini kurdu! Aydın Doğan tekelleşme yolunda emin adımlarla ilerlerken bir diğer büyük medya grubuna TMSF tarafından el konuldu. Dinç Bilgin’den ATV ve Sabah grubunu satın alan Turgay Ciner’in kısa süre sonra tüm hakları TMSF tarafından elinden alındı. AKP’nin bu hamlesini ellerini ovuşturarak bekleyen Doğan Medya fırsat bu fırsat deyip harekete geçti. Tabii burada görev Bay Ertuğrul’a düştü yine. Bakın o dönem neler yazmış kızının bile tenezzül edip okumadığı köşesinden: “TMSF açık açık ilan ediyor. Ortada “hile” var. “Muvazaa” var. Beyler bunların her ikisi de ticarette ağır suç. Bir de devletin alacağı 800 milyon dolar var. Bu hile yüzünden bunun sadece 300 milyon dolarını alabilecekti. Şimdi oyun ortaya çıktı. TMSF’yi, kendine en yakın medya grubuna el konmasına ses çıkarmayan, “Gereği neyse yapın” diyen hükümeti alkışlamak, tebrik etmek yerine, “Niye el koydunuz” diye soranlara hayretle bakıyoruz.” Hani kraldan fazla kralcı olmak deyimi vardır, bu deyim tam da Bay Ertuğrul’a göre aslında. DYH, TMSF’nin ATV ve Sabah grubuna el koymasını Bay Ertuğrul kalemiyle yorumluyordu kısaca. Zaten Aydın Doğan’ın gazeteleri genel olarak da diğer gazetelerin aksine durumu sıradan bir olay olarak değerlendirip AKP’nin bu uygulamasına ses çıkartmamıştı. Sonuçta ikinci halka da tamamlanmış oluyordu. Bilmem hatırlar mısınız Aydın Doğan bu “büyük” başarıyı bir fasıl tertip ederek eğlenceli bir şekilde kutlamıştı. Doğan Medya kiminle mücadele edebilir ki? Ya şimdi peki? Aydın Doğan fasıl düzenlemeye devam ediyor. Ancak bu sefer eğlenmek için değil stres atmak için. Çünkü Tayyip, Doğan’ı sıkıştırıyor. Faşistin başkasına karşı uygulamalarına alkış tutan Aydın Doğan şimdi gerçekle yüzleşmekte. Ve şu soru ortaya çıkıyor. Aydın Doğan Faşiste boyun mu eğecek yoksa mücadele mi edecek? Şunu biliyoruz ki, faşizmle mücadele edemeyeceği kesin. Çünkü sermayenin mücadelesi faşizmle değil olsa olsa devrimcilerle olur. Örneğin sermaye faşiste sağduyu çağrısı yapar. Devrimcilere ise söylediği şeyse şudur: Böyle Atatürkçülük mü olur? Devrimciler dünyaya antiemperyalist olarak bakarlar. Emperyalizme karşı mücadele eden tüm mazlum halkların yanındadır. Amerikan işgalinde Saddam’ı savunur, Irak’ın bütünlüğü herşeyden önemlidir. Sermaye ise “Saddamcı Atatürkçüler” deyip, Amerikan mezalimine göz yumar. Sermaye o kadar Amerikan yanlısıdır, Cem Uzan’ın Amerika’yı dolandırmasına o kadar üzülür ki, hesap yine başımıza kalacak diye hayıflanıp durur. Bir kere “Helal Olsun” bile diyemez, demez. Çünkü sermaye, hesabının faşistle ortak olduğunu düşünür, faşizme ses çıkarmaz. Devrimciler hayata antiemperyalist bakmaya devam eder. Irak’ta yaşadığını kendi vatanında da yaşanacağını düşünür. Çizgi net olduğu için öngörü yapması kolaydır. Tabii öngörü yaparken de tedbir almak gerektiğini bilir ve ona göre hareket eder. Devrimciler antiemperyalist olduğu için tek hareket noktasını milliyetçilik olarak belirler. Ülke gerçeklerini yazmaya başlar. Tarih bilinci sağlamdır. İşbirlikçi ile vatanseveri birbirinden ayırır. Ve der ki; “Kürt Sorunu yok Kürt istilası var”. Bunu bir kampanyaya çevirir ve yine der ki; “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum param PKK’ya gitmiyor”. Bunları duyan sermaye çıldırır. Sermayenin vatanı olmadığı gibi ulusal kültür, bölünmez bütünlük, konuşulan dil onun için önemli değildir. Onun için hep var, tek olan paradır. Devrimciler ulusal kurtuluş savaşı verirken sermaye işi kürt kebap krizine çevirir. Çünkü onun derdi beslendiği pazarı kaybetmemektir. Devrimciler Atatürkçü, milliyetçi, solcu fikirleri yazdığı bir gazete çıkarır. Adı TÜRKSOLU’dur. Sermaye ise kendi alanında tekel olmuştur artık. Yeşil sermaye dışında gidilecek tek adres DYH’dır. DYH bir karteldir, elinin altında kontrol ettiği bir çok şirket vardır. Bunlardan biri de dağıtım şirketidir. Sermayenin mücadelesi burada başlar. Kontrol ettiği dağıtım şirketi ile devrimcilere ambargo uygular, gazetelerini dağıttırmaz. O dev kartel küçük hesapların peşine düşer. Çünkü bilmektedir; eğer devrimciler faşizmi yıkıp iktidarı alırsa sermaye düzeni diye bir şey kalmayacaktır aynı zamanda. O yüzden sermaye devrimcilere savaş açar, faşiste ise ortak akıl önerir. Ancak devrimcilerde yılmaz ve yazmaya devam eder: “Bir genel seçim sonrası Uzan’lar gitti alkışladınız, bir genel seçim öncesi Ciner gitti alkışladınız, önümüzde yerel seçimler var alkışlamaya hazırlanıyoruz haberiniz olsun...”
|