23.02.2009/Sayı:225
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Alvaro Colom ve Raul Castro

Guetamala Devlet Başkanı Alvaro Colom, geçtiğimiz hafta Küba’yla aralarındaki tarihi hesabı sona erdirdi.

Guetamala Küba’ya
tarihi hesabı kapattı

Latin Amerika’da işbirlikçi iktidarların birbiri ardına devrilmesiyle, Latin Amerika ülkeleri arasında başlayan işbirliği ve dayanışma rüzgarı hız kesmeden sürüyor. Bu dayanışma kimi zaman ABD işbirlikçisi hükümetler zamanında birbiri ile ikili ilişkiler kuramayan ülkelerin yıllar sonra tekrar bir araya gelmesi biçiminde olurken, kimi zaman da ABD emperyalizminin çıkarları için komşusuna saldıran bir ülkenin yıllar sonra yaptıklarından pişmanlık duyduğunu açıklaması şeklinde oluyor.

Geçtiğimiz hafta, geçmişte yaşananlardan dolayı özür dileyenlerden biri de Guatemala Devlet Başkanı Alvaro Colom’du. 14 Ocak 2008 tarihinde göreve başlamasının ardından komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurma gayretinde olan yeni başkan, geçtiğimiz hafta Küba Devlet Başkanı Raul Castro’nun resmi davetlisi olarak Küba’daydı. Ziyaretin amacı da tarihsel dostluk bağlarını geliştirmek olunca, geçmişten kalan bir hesabın kapatılması gerekiyordu.

Anımsanacağı gibi, 26 Temmuz Hareketi’nin başarıya ulaşıp Batista’yı devirmesi üzerine ABD, 1961 yılında yeni rejimi devirmek için “Domuzlar Körfezi” adıyla bilinen işgal girişiminde bulunmuştu. CIA’nın eğittiği 2.000 kadar işbirlikçi Kübalı göçmen, 17 Nisan 1961 tarihinde Domuzlar Körfezi (Playa Giron) bölgesine çıkartma yapmış fakat Küba Ordusu altı gün içinde tüm işgal güçlerini yenilgiye uğratmıştı.

İşin içine Guetamala’yı katan neden ise işgal girişimine katılan işbirlikçi Kübalıların CIA tarafından Guetemala topraklarında eğitilmiş olmalarıydı. Colom da bu nedenden dolayı Havana Üniversitesi’ndeki konuşmasında, “Cumhurbaşkanı, devletin başı ve Guatemala ordusunun başkomutanı olarak Küba’dan resmen özür dilemek istiyorum” diyerek geçmişte yapılan bir yanlıştan dolayı Küba halkından özür diledi. Colom ayrıca Küba halkına yakınlıklarını ve minnettarlıklarını da göstermek için Fidel Castro’ya verilen Quetzal Nişanı’nı iletmek üzere Raul Castro’ya takdim etti.

Colom’un Guetamala adına özür dilemesi elbette güzel bir şey ama Küba zaten Guetamala’ya yaptığı yardımlarla geçmişteki defterleri kapattığını çoktan göstermişti. Gerek sunduğu sağlık hizmetleri gerekse de tüm Latin Amerika ülkelerini saran eğitim programı “Evet Yapabilirim”i Guetemala’da da uygulamaya koyarak geçmişe saplanmadığını ve geleceğe baktığını göstermişti. Şimdi artık önemli olan emperyalizme karşı birlikte savaşmak. Asıl özür dilemesi gereken yerlerden ise hâlâ daha bir ses yok. Her ne kadar “Değişim” sloganıyla iktidara gelmiş olsalar da.


Pakistan'da Taliban'dan stratejik zaferPakistan’da Taliban’dan
stratejik zafer

Herkes Taliban güçlerinin ne zaman Afganistan’ın tamamında denetimi eline geçireceğini merak ederken, Pakistan yönetimi Taliban yönetiminin gücünü kabul etmek zorunda kaldı. Pakistan hükümeti bir dönem ülkenin en önde gelen turistik bölgelerinden biri olan Svat Vadisi’nde Taliban güçleri ile yapılan çatışmaları sona erdirmek için bölgede Şeriat yönetimi uygulanmasını kabul etti.

Aslında herkes bölgede böyle bir anlaşmanın yapılmasını bekliyordu. Çünkü Taliban saldırılarının başlamasının ardından bölgeden binlerce insan kaçmış ve Taliban bölgenin fiili yönetimini eline geçirmişti. Anlaşmanın açıklanmasının ardından Svat Vadisi’nde toplanan binlerce kişinin Taliban lehine gösteri yapması da gerçekte bölgede gücün kimin elinde olduğunu gösteriyor. Bölgesel hükümet uzun bir zamandır, bölgede süren çatışmaları sona erdirmek için Taliban güçleri ile görüşme halindeydi. Kuzeybatı bölgesinin yöneticisi komunudaki Amir Haydar Khan Hoti, varılan anlaşmanın Pakistan anayasasını ihlal anlamana gelmediğini, “halkın iradesinin bu yönde olduğunun anlaşılması” üzerine böyle bir anlaşma yaptıklarını söylüyor.

Pakistan yönetiminin bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi için öne sürdüğü tek şart ise bölgedeki çatışmaların sona ermesi. Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali Zerdari, anlaşmayı ancak bölgede şiddetin durması halinde onaylayacağını söylüyor. Ancak bölgeyi tanıyan Pakistanlı uzmanlar bu anlaşmanın değil şiddeti sona erdirmek, bölgede şiddeti daha da artıracağı ve Şeriatçı hareketlerin elini güçlendireceği konusunda hemfikir.

ABD son gelişmelerle birlikte Orta Asya’da iyice köşeye sıkışmış gibi görünüyor. Bir yanda bölgede Rusya egemenliğini yavaş yavaş hissetirirken, diğer taraftan Afganistan’da Taliban karşısında başarılı olamayan ABD şimdi de Pakistan hükümetinin yaptığı son anlaşmanın sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kalacak. Taliban’ın Pakistan’daki bu stratejik zaferi Afganistan için de örnek teşkil edeceğinden ABD’nin işi artık çok zor. Barack Obama her ne kadar önceliklerinin Afganistan olduğunu söyleyip ülkeye 17.000 yeni asker sevk edilmesine onay verse de görünen köy kılavuz istemiyor. ABD bu rauntta Orta Asya’da kaybetti.


Celal TalabaniIraklı Kürtlerde güven bunalımı

Irak geçtiğimiz hafta Irak Devlet Başkanı ve Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani’nin oğlu Kubat Talabani’ye yazdığı mektubun ortaya çıkması ile sarsıldı. Uzun süredir var olduğu hakkında spekülasyonlar yapılan mektubun geçtiğimiz günlerde ortaya çıkması ve içeriğinin kamuoyu tarafından öğrenilmesi KYB’de büyük bir çatlağa neden oldu.

İddialara göre, geçtiğimiz yıl geçirdiği kalp spazmının ardından tedavi görmek için Ürdün’e giden Celal Talabani, Ürdün’e gitmeden hemen önce bölgesel Kürt yönetiminin Washington temsilcisi olan oğlu Kubat Talabani’ye yazdığı mektupta, kendisine bir şey olması durumunda KYB’den hiç kimseye güvenmeyip Barzani’ye sığınmasını, aksi halde KYB’ye mensup bazı kişilerin aile üyelerini öldüreceğini söylüyordu.

İşte vasiyet niteliğindeki bu mektubun içeriğinin ortaya çıkması geçtiğimiz hafta KYB’de peşpeşe istifaları beraberinde getirdi. Başta KYB Genel Başkan Yardımcısı Kosrat Resul olmak üzere çoğu üst düzey partili KYB’den istifa ederken, parti de dağılmanın eşiğine geldi. Krizin altında yatan temel neden ise Talabani’nin parti yönetimini oğluna devrederek saltanatını sürdürme isteği. Talabani ailesinin bütün bireyleri bugün ya çok zengin olmuş durumda ya da üst düzey mevkilerde. Kosrat Resul ile, Celal Talabani’yi saltanat kurmakla suçlayarak partiden daha önce ayrılan Noşirvan Mustafa’nın başını çektiği muhalefet ise bu nedenle şimdiden yeni bir siyasi oluşumun düğmesine basmış durumdalar. 19 Mayıs’ta yapılacak bölgesel parlamento seçimleri öncesi görüleceği gibi hiçbir Kürt diğerine güvenmiyor. Ortada bu kadar büyük bir pasta varken kimse Talabani’nin pastayı tek başına yemesini kabullenmiyor.


Muntazar El ZeydiMuntazar El Zeydi:
“2006’dan beri
antrenman yapıyordum”

Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi tüm Iraklıların hislerine tercüman olup ABD’nin eski başkanı George W. Bush’a ayakkabı fırlattığında bir anda tüm dünyanın gözünde kahraman durumuna gelmişti. Zeydi’nin kahraman haline gelmesinin ardından ise hemen bilindik dezenformasyon numaraları devreye girmişti: “Zeydi, Bush’a ayakkabı fırlattığı için çok pişman ve Bush’tan özür diliyor”, “Zeydi başka bir ülkeye sığınma talebinde bulundu...”

Daha önce defalarca yazdığımız gibi, medyada çıkan her habere inanmamak gerekiyor. Nitekim geçtiğimiz hafta mahkemeye çıkarılan Zeydi’nin verdiği ifadeye bakacak olursak, hakkında çıkarılan söylentilerin gerçekle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Zeydi bırakın pişmanlık duymayı, dile getirdiği gerçekler ile de Bush’u suçlamayı sürdürdü: “O anda Bush’tan ve Bush’un ayaklarının altında Iraklıların kanından başka bir şey göremez oldum. Bu duruma tahammül edemedim ve ayakkabılarımı çıkarıp Bush’a fırlattım. Yaptığımdan pişman değilim. Bush Irak’ın misafiri değil. Bizde misafir, 3. günden sonra misafir olmaktan çıkar. Bush, 6 yıldır Irak’ta. Misafir değil, işgalcidir. Bush, Irak’ta 1 milyon dul kadın, 6 milyondan fazla yetim bıraktı. Kadınlarımız tecavüze uğradı, evlere gelişigüzel baskınlar düzenlendi, masum insanlar tutuklandı, camiler tahrip edildi ve yıkıldı.

Bütün bunlar karşısında Bush’un sırıtarak gülmesine dayanamadım ve halkıma saygınlığını geri kazandırmaya çalıştım. Bu eylemi Bush 2 yıl önce Amman’a gittiğinde gerçekleştirmek istedim ama olmadı. Ayakkabı fırlatma konusunda 2006’dan beri antrenman yapıyordum...”

Zeydi’nin mahkemeye verdiği ifade nere, gazetelerde yayınlanan “Zeydi pişman oldu” haberleri nere? Daha önce medyaya yansıyanların Zeydi’nin ifadesiyle en ufak bir benzerliği var mı? Muntazar El Zeydi’nin başka bir ülkeye sığınmak istediği yolundaki haberlerin sorulduğu kardeşi Meysem El Zeydi ise abisinin kendisine ne söylediğini anlatıyor: “Ben Irak’ta doğdum, Irak’ta yaşadım ve Irak’ta yaşamaya devam edeceğim. Ben bu eylemi Irak ve Iraklılar için yaptım.”

Doğru olan tek şey ise, işbirlikçi yönetimin güvenlik güçlerinin Zeydi’ye yaptıkları işkence. Mahkemeye çıkarılan Zeydi’nin ön dişlerinden birkaçının yerinde olmaması, yüzünde alnından burnuna kadar uzanan derin yara izi yapılan işkencenin en görünür kanıtları. Ama Zeydi kendisine yapılan tüm işkencelere karşın bir devrimci gibi doğru bildiklerini söylemekten çekinmiyor. Aslında madalya takılması gereken bir adam, iktidarda işbirlikçiler olduğu için şu anda hapishanede. Tek sevindirici olansa Irak’ta halen daha Saddam gibi insanların var olduğunu bilmek.


Ekvador ABD'li diplomatı sınırdışı etti

Rafael Correa’nın ardından bu kez de Ekvador Dışişleri Bakanı Fander Falconi ABD’li bir diplomatı sınırdışı etti.

Muz cumhuriyetinden
kabile cumhuriyetine
dışişleri dersi

Latin Amerika ülkelerindeki emperyalist ülkelerin diplomatları birbiri ardına sınırdışı edilmeye devam ediyor. Bundan birkaç yıl öncesinde hayal bile edilemeyecek olan bu durum artık neredeyse sıradan hale gelmiş durumda. Sözde değil özde dik duran başkanların iktidara gelmesiyle Latin Amerika ülkeleri ABD emperyalizmin işbirlikçisi oldukları dönemde kaybettikleri itibarı artık geri kazanıyorlar.

Geçtiğimiz hafta Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa’nın ABD gümrük ataşesi Armando Astorga’yı istenmeyen adam ilan ederek Ekvador’dan kovduğunu, diplomatın tası tarağı toplayarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını yazmıştık. Daha aradan bir hafta bile geçmeden bu kez Ekvador Dışişleri Bakanı Fander Falconi ülkenin içişlerine karışmakla suçladığı ABD Büyükelçiliği Birinci Sekreteri Mark Sullivan’ı istenmeyen adam ilan ederek ülkeyi 48 saat içinde terk etmesini istedi. Mark Sullivan da daha önce kovulan Astorga gibi ülkedeki polislere ilişkin emniyet politikalarına karışarak polisleri kendisi seçmek istemişti. Correa yönetimi böylece gerçekten bağımsız her ülkenin yapacağı gibi hiçbir koşulda içişlerine müdahale edilmesine izin vermeyeceklerini bir kez daha gösterdi. Correa yönetimi ayrıca 1999 yılında uyuşturucuyla mücadele kapsamında 10 yıllığına ABD’ye kiralanan Manta askeri deniz üssünü kapatmaya hazırlanıyor. Hükümet bu yıl süresi sona eren sözleşmeyi yenilemeyecekleri belirterek ABD’nin üssü boşaltmasını istiyor.

Correa işbaşına geldiğinde birçok insan onun artık ABD’nin safında olduğunu ve ABD ile iyi ilişkiler kuracağını iddia ediyordu. Fakat Correa şu ana kadar yaptığı icraatlar ile kendisi hakkında ortaya atılan bütün iddiaları çürütmeyi başardı. Muz cumhuriyeti diyerek birçok insanın küçümsediği bir ülke şimdi bakın tarihi boyunca kabile devleti olmamış bir ülkeye nasıl da yönetim dersi veriyor. Madem posta koyuyorsun, hiç olmazsa bu işi bari eline yüzüne bulaştırma.


ABD'de zencileri öldürenler beraat ederken, polis köpeği öldürenler ağır ceza alıyor

ABD’de zencileri öldürenler beraat ederken, polis köpeği öldürenler ağır ceza alıyor.

Zenci öldürmek mi,
yoksa köpek öldürmek mi daha büyük suç?

ABD’nin kurulu adalet düzeneğine gerçekten akıl sır ermiyor. Hepimiz az çok görünür bir neden yokken polislerin öldürdüğü ya da öldürsiye dövdüğü zencilerin haberlerini medyadan duymuşuzdur. Örneğin 1992 yılındaki meşhur Los Angeles ayaklanmasını yaşları müsait olanlar anımsarlar. O tarihte Rodney King adlı bir siyah, dört beyaz polis memuru tarafından öldüresiye dövülüp öldü diye bırakılır. Yapılan duruşmanın ardından dört polis memuru görevlerini yaptıkları gerekçesiyle beraat eder ve Los Angeles kenti siyahların ayaklanmasıyla üç gün boyunca tarihinin en büyük şiddet olaylarından birine tanık olur. İsyan ancak ordu birliklerinin kente konuşlandırılması ile sona erer.

İşte Los Angeles kentinin alev topuna dönmesine neden olan mahkemeler geçtiğimiz hafta ilginç bir karar daha imza attılar. Bu kez Cory Byron adındaki bir sivil, görevli polis memurunun ölümüne neden olduğu için 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mesele zencileri öldüren polislerin beraat edip, polis memurunu öldüren bir sivilin ceza alması değil. Çünkü buradaki polis memuru insan değil, bir köpek. Ve Cory Bryon köpeği bilinçli olarak da öldürmüyor.

Olay Cory Byron’ın alkollü olarak araç kullanırken polislere yakalanması ile başlıyor. Görevli polis memurları Byron’ı aracından indirdikten sonra Bryon kaçmaya başlıyor. Kovalamaca ancak Bryon’ın bir köprüde sıkıştırılması ile sona eriyor. Kaçacak hiçbir yeri kalmamasına karşın eğlenmek isteyen polislerden birisi köpeğini Byron’a saldırtıyor. Kolundan ısırılan Bryon can havliyle kendini köprüden aşağı atıyor. Tabii köpek de birlikte... 14 ay önceki bu olayda Bryon yaralanarak kurtulurken köpek çarpmanın şiddetiyle ölüyor. Ve geçtiğimiz hafta sonuçlanan mahkeme, Bryon’ı polis köpeğini öldürdüğü için 4 yıl hapse mahkum ediyor.

İşte ABD adaleti bu kadar garip. Eğer ikinci sınıf bir yurttaş kabul ediliyorsanız ABD adaleti karşısında hiçbir şansınız yok. Polis köpeği öldürmek bile, zenci öldürmekten çok daha hafif bir suç. Ne de olsa polisler var olan düzenin korunmasından sorumlu. Kim demiş ABD’de ırkçılığın kalktığını?



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranzı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe